7 Temmuz'01
Sayı: 16


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçileri hareketinde yeni dönem
  "Sosyal patlama"lara karşı ehlileştirilmiş dinsel gericilik
  Belgelenen devletin katliamcı kimliğidir!
  "Faşist devlet, bir gün mutlaka bunun hesabını verecektir!"
  Ölüm Orucu Direnişi 261. günüde sürüyor
  Sınıf hareketi
  Satılmış sendika ağaları hesap verecek
  Sümerbank işçileriyle dayanışmayı yükseltelim!..
  Dönemsel durum ve partinin sorumlulukları
  2 Temmuz anma etkinlikleri
  Gençlik
  Yugoslavya'yı yöneten uşak takımı Milosevic'i kredi karşılığı sattı
   Uluslararası hareket
  Direnişçilerin kaleminden
  Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Yugoslavya’yı yöneten uşak takımı Miloseviç’i kredi karşılığı sattı...

Emperyalist haydutluk ve ulusal onursuzluk


Engin Yılmaz

Yugoslavya eski devlet başkanı Slobodan Miloseviç Belgrad rejimi tarafından adeta açık artırımla emperyalistlere satıldı. Uşak hükümet Miloseviç’i, aylarca ülkesine bomba yağdıran, en modern silahlarla yıkım kusan, Yugoslavya’yı bir harabeye dönüştürerek büyük bir insan ve çevre felakatine yol açan saldırgan NATO’ya teslim etti. Apar topar Hollanda yetkililerine teslim edilen Miloseviç, Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’nde yargılanmak üzere, şu an Sehvenihgen Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

Dolar karşılığı ulusal onuru satanlar

Emperyalizmin bir kurumu olan Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi (USSM), Miloseviç hakkında, Bosna-Hersek ve Kosova savaşlarında işlenen “insanlık suçları” gerekçeleriyle, ‘99 yılında tutuklama kararı çıkarmıştı. Emperyalizmin doğrudan desteğiyle iktidardan alınan Miloseviç, kendi ülkesinde önce “Devlet olanaklarını kendi çıkarları için kullandığı ve yolsuzluklara karıştığı” iddiasıyla tutuklandı. Ardından Yugoslavya parlamentosunun itirazına, Anayasa Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına ve tüm siyasi partilerin karşı çıkmasına rağmen, Sırp Başbakanı Cinciç tarafından “önemli olan uluslararası hukuktur” denilerek emperyalistlere teslim edildi. Emperyalizmin ajanı Cinciç, “uluslararası hukuk” adına kendi ülkesinin anayasasını kabaca çiğneyerek, ülkesinin ve ulusun onurunu emperyalistlerin yakları altına serdi. Tek başına bu olay bile, ülkedeki gerçek iktidar sahibinin ABD olduğunu, Cinciçler’in iplerinin de onların elinde bulunduğunu göstermeye yeter.

Miloseviç’in teslim edilmesini ihanet olarak niteleyen Yugoslavya halkı protesto gösterileri düzenledi. Yugoslavya Başbakanı Ziziç istifa etti. Ziziç, “Belgrad yönetiminin USSM ile işbirliğini” istifa gerekçesi olarak gösterdi. Yugoslavya Federasyonu’nu oluşturan cumhuriyetlerden Karadağ’ın koalisyon ortağı ve Sosyalist Parti’nin lideri Ziziç’in istifasıyla hükümetin düşme tehlikesi var ve ülke bir karışıklık içinde bulunuyor.

“Kreditörler Konferansı” ve Miloseviç’in pazarlanması

Yugoslavya’nın yeniden yapılanmasını ve bu ülkeye verilecek krediyi görüşen “Uluslararası Kreditörler Konferansı” Miloseviç’in teslim edilmesinin hemen öncesinde Brüksel’de toplandı. ABD konferansa katılacağını duyurmuş ve Miloseviç teslim edilmeden, bu konferansta Yugoslavya’ya kayda değer bir kredinin çıkmayacağını açıklamıştı. Böylece konferansın gündemi ve verilecek kredinin bedeli açıklık kazanmış, Miloseviç’in teslimi ön pazarlıklarla karara bağlanmıştı. Nitekim Miloseviç Konferans’tan yalnızca bir gün önce batılı emperyalistlere teslim edildi. Belgrad yönetimi böylece 1.3 milyar dolar yardımı hak etmiş oldu. Uşaklığa karşılık bir ilk ödüllendirme idi bu.

Cinciç, Miloseviç’in emperyalistlere teslim edilmesini, “Sırbistan’ın geleceği ve demokratik yapılanması yolunda atılmış önemli ve zorunlu bir adım” olarak açıklıyor ve ekliyor: “Eğer biz onu teslim etmeseydik devlet ve millet olarak batardık.” Miloseviç’in teslim edilmesiyle devlet ve millet olarak batmaktan kurtulduklarına Yugoslavya halkını inandırmak isteyen bu zavallı piyon, alınan paralarla ülkenin düze çıkacağını iddia ediyor. Oysa alınan paralar dediği verilen borçlardan başka bir şey değildir. Balkanlar’da emperyalizmin köleleştirici egemenliğini güçlendirme işlevi görecek bu borçların geri ödenmesi, her yerde olduğu gibi Yugoslavya’ya da halkların sırtına ağır bir yük olarak bindirilecektir.

Emperyalistler kendi köleleştirici egemenliklerine karşı herhangi bir itiraz ve pürüz kabul etmiyorlar. Bununla karşılaştığı ülkelere karşı her türden kaba saldırı ve müdahalelerde bulunuyorlar. Bazen paranın gücüyle bazen de emperyalist savaş makinası kullanılarak, bu ülkelere boyun eğdirmek için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar.

Emperyalist saldırganlığa kılıflar

Emperyalist koalisyon tarafından şeytan, katil ve diktatör ilan edilen Miloseviç, Bosna-Hersek ve Kosova savaşlarında yaşanan trajedinin suçlusu, etnik temizliğin ve cinayetlerin sorumlusu olarak gösteriliyor ve “insanlık” adına savaş suçlusu olarak yargılanıp cezalandırılması isteniyor. Tabii insanlığın erdemlerini savunmak, mazlumları canilerden kurtarmak da emperyalistlere kalıyor.

Aynı emperyalistler en modern savaş makinelerini Yugoslavya halkına kusarken, Yugoslavya’ya üzerine aylarca füze yağdırıp ülkeyi yerle bir ederken, pek çok insanın yaşamına ve milyonlarcasının yerlerini yurtlarını terk etmesine neden olurken de gerekçeleri aynıydı. Bütün bunlar emperyalistlere göre “Balkanlar’da barışı tesis etmek ve Kosovalı Arnavutların ulusal haklarını güvencelemek” adına yapılmıştı. Ruanda’da milyonlarca insan aynı ulvi amaçlar için katliamdan geçirilmişti. Son birkaç yıldır benzer bir insan soykırımı Kongo’da yaşanıyor.

Burjuva gerici Sırp yönetiminin “Büyük Sırbistan” üzerine şovenizmi körüklediği, öteki Yugoslavya halklarına baskı uyguladığı, özellikle de Kosovalı Arnavutları temel ulusal haklarından yoksun bıraktığı ve onları sistematik bir baskıya tabi tuttuğu bir gerçektir. Bunların sorumluluğunun Sırp burjuvazisine, onun politik temsilcilerine ait olduğu da bir gerçektir. Bu çerçevede Miloseviç’in suçlu olduğu ve yaşanan insanlık dramında sorumluluk taşıdığı da doğrudur.

Ama bütün bunların ardında, asıl suçlu ve kışkırtıcılar olarak ABD’li ve Avrupa’lı emperyalistlerin durduğu da bir başka temel gerçektir. Bütün bir emperyalist koalisyon; Balkanlar’ı bölüp parçalayarak, onlarca yıl kardeşçe ilişkiler içinde yaşayan halkları birbirine boğazlatarak ve bunu işgal güçlerini Balkanlar’a yerleştirmenin vesilesi haline getirerek, en büyük insanlık suçunu işlemiştir. Balkanlar’ı yakıp yıkmanın, ulusları birbirine kırdırmanın ve yaşanan katliamların bütün bir sorumluluğu, herkesten önce doğrudan emperyalistlere aittir.

Halkları köleleştiren, ulusları temel ulusal haklarından yoksun bırakıp kendi egemenliği altına alan emperyalistlerin Miloseviç’i yargılama gerekçesi tümüyle ikiyüzlüdür. Gerçek neden, emperyalistlerin Balkanlar’daki egemenlik ihtiyacı ve Balkanlar’da yürütülen savaşın dünya halkları nezdinde haklı gösterilme çabasıdır. Emperyalist köleliğin Balkanlar’da koşulsuzca tesis edilmesine sorun çıkaran Miloseviç, uysal bir uşak olmadığı için cezalandırılmalıydı, yapılan budur.

Diktatörlüklerin ve katliamların
gerisinde emperyalistler var

Miloseviç Yugoslavya bünyesindeki öteki halklara karşı suç işlediği iddiasıyla emperyalistler tarafından yargılanmak isteniyor. Ama aynı emperyalistler, Kürt halkına kan kusturan, temel haklarını tanımak bir yana, hala varlığını bile kabul etmeyen Türk devlet yöneticilerine tam destek veriyorlar. Şili’de 20 yıl boyunca halka kan kusturan Pinochet’nin arkasında bizzat ABD emperyalizmi vardı. General Suharto Endenozya’da yüzbinlerce insanı katlederken emperyalistlerin tam desteğine sahipti, dahası bu işi onların özel teşvikiyle yapmıştı. Samoza’dan Markos’a ve Mobuto’ya kadar Latin Amerika’nın, Asya’nın, Afrika’nın kanlı diktatörleri ve diktatörlükleri üzerinden bu örnekler sayısız ölçüde çoğaltılabilir. Bütün bu kanlı diktatörlük rejimlerinin arkasında şimdi demokrasi ve insan hakları havarisi kesilen aynı emperyalist g&uul;çler vardı.

Tüm diktatörlükleri işbaşına getiren, katliamları bizzat yöneten, ülkeleri harabeye çeviren ve ulusları köleleştiren emperyalistlerin kendisidir. Savaşın da, haksızlıkların da, cinayet ve katliamların da sorumlusu ve suçlusu, bir kural olarak her zaman onlardır. Bunların Miloseviç’i insanlık suçu işlediği gerekçesiyle yargılamaları tam bir arsızlık örneğidir. Hergün insanlık suçu işleyenlerin Miloseviç hakkındaki gerekçeleri ikiyüzlülük örneğidir.

***

Miloseviç, mahkemeyi meşru görmediğini ve tanımadığını açıklayarak, “Yanlış adam yakaladınız. Doğru adres NATO’dur. Suçlu arıyorsanız oraya gidin” diyerek, bir bakıma savunmasının içeriğini tanımlamış ve emperyalistlere “savaş” açacağını ilan etmiş bulunuyor. Bir zamanlar kendisine ve rejimine koltuk çıkan batılı emperyalistlerin kendisini yargılamaları karşısında ipliklerini pazara çıkaracağı mesajını da veriyor. Miloseviç, kendi iktidarı sırasında gizli anlaşmalarla rejimine destek veren İngiltere ve ABD’nin stratejik rolünü ortaya koyacağını açıklıyor ve savunmasını NATO’nun suçlaması üzerine oturtacağını söylüyor.




Dünyaya korku salmak ve NATO’nun işlediği
savaş suçunu aklamak istiyorlar...

“Miloseviç davası”nın anlamı ve hedefleri


Aylan Güneş

“Bu mahkeme, bu iddianame sahtedir...”, “Bu organ yasadışıdır...”, “NATO’nun Yugoslavya’daki cinayetlerini haklı çıkarmak içindir...” Slobodan Miloseviç’in 28 Haziran’da bir gece operasyonuyla getirildiği ve 3 Temmuz günü çıkarıldığı Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki (USSM) ilk sözleri bunlar oldu.

5 Ekim tarihine değin Yugoslavya başbakanı olan Miloseviç, 1 Nisan 2001’de, Amerikan ültimatomunun bitmesine yalnızca birkaç saat kala, yolsuzluk ve görevini kötüye kullanmaktan tutuklanarak cezaevine kondu.

Sırp hükümetinin ABD ültimatomuna boyun eğerek Miloseviç’i tutuklaması, NATO devletlerinde sevinç çığlıkları ile karşılandı. Almanya Dışişleri Bakanı Fischer, Miloseviç’in tutuklanışını selamlarken, Avrupa’da sosyalizmin son kalesinin devrildiğini hezeyan içinde haykırıyordu.

ABD Başbakanı Bush, söz verdiği milyonluk yardımı kabul etti. Amerikan Dışişleri Bakanı Powell, Belgrad hükümetinden USSM ile tam bir birlik içinde çalışmasını ve Miloseviç’i Lahey’e teslim etmesini, aksi takdirde, Washington’un uluslararası kreditörler toplantısında yeni krediler bekleyen Yugoslavya hükümetine destek vermeyeceğini açıkladı. Yugoslavya üzerindeki tehditkar baskının devam edeceği sinyali verildi. O günden beri Washington, Berlin, Londra ve NATO’nun, Uluslararası Adalet Divanı’nın Miloseviç’in iadesini talep etmediği gün geçmedi.

NATO ve ABD emperyalizminin bu talebine boyun eğen Sırp hükümeti, 28 Haziran’da, Yugoslavya Anayasa Mahkemesi’nin kararını da kabaca ihlal ederek ve Yugoslav halkının onurunu ayaklar altına alarak, Miloseviç’i emperyalistlere teslim etti.

Uşak Cinciç hükümeti, NATO ve AB’nin kreditörler konferansı sonuçlanmadan ihraç ettiği bu “meta” için gerekli şekilde ödüllendirildi. Emperyalistler toplantının sonunda 1.3 milyar dolar yardım verilmesini karara bağladılar.

Miloseviç’in Den Haag’a götürüldüğünün duyulması üzerine binlerce kişi Belgrad sokaklarında protesto gösterileri gerçekleştirdi. Göstericiler Sırp hükümetini hain ilan ederek istifaya çağırdılar. Miloseviç’in iadesi hükümette de krize yol açtı ve koalisyon çöktü.

Savaş suçu işleyenler davacı koltuğunda

Aslında sorun Miloseviç’in kişiliği değil, sorun Miloseviç’in suçluluğu veya suçsuzluğu da değil. Sorun “Miloseviç davası”nın kendisidir. Yoksa, Miloseviç’in suçu, Yugoslavya’yı parçalayarak onyıllardır birarada yaşayan kardeş halklar arasına düşmanlık tohumları eken, onları birbirine kırdırtan, en temel ulusal haklara saldıranların suçunun yanında nedir ki! Yugoslavya’yı parçalayan, küçülen Yugoslavya’nın üzerine, tam 78 gün boyunca, tüm ikinci dünya savaşında atılan bomba kadar bomba yağdıran, bu ülkeye yıkım ve ölüm saçanların yanında, Miloseviç’in suçunun büyüklüğü nedir ki!

ABD ve NATO, Miloseviç’in USSM’ye teslimini Mayıs ‘99’da talep etmişlerdi. Belgrad’ta bir hastane üzerine NATO füzelerinin bombalarını bırakmalarından kısa bir süre sonra ve maden işçileri kenti Aleksinac’in şehir merkezinin bombalanmasından kısa bir süre önce... Yani, sayısız savaş suçu işleyenler, elleri Yugoslav halkının binlerce evladının kanına bulaşanlar, eski Yugoslavya başbakanına karşı insanlık suçu işlemekten dava açıyorlar. Bu tecavüzcülerin tecavüz edilen hakkında dava açmalarına benziyor.

Miloseviç’in savaş ve insanlık suçu işlediği için mahkeme önüne çıkarılmasını talep edenlerin başını çekenler, dünyayı egemenlikleri altına alacak politikalar güderek savaşlar yapanlardır. Vietnam’da 8 yıl süren bir imha savaşında “hareket eden her yere ateş” emri veren, özellikle de askeri helikopterlerden otomatik silahlarla taranarak milyonlarca Viatnamlı’nın katledilmesinin başlıca sorumlularından olan Amerika Savunma Bakanı Robert McNamara bugün üniversitede dersler veriyor. Şili’deki faşist darbenin arkasındaki isim olan Henry Kissinger, dolgun ücretler karşılığında, diktatörlerle nasıl ticaret yapılmalı konusunda tavsiyelerde bulunan saygın devlet adamı rolünde dolaşıyor ortalıkta.

Miloseviç herhangi tarafsız bir mahkeme önüne de çıkartılmıyor. NATO’nun baskısı ile kurulan, personel ve mali olarak NATO tarafından beslenen tamamen güdümlü bir mahkemede yargılanıyor. 16 Mayıs ‘99 tarihindeki saldırılar esnasında, NATO sözcüsü Jamie Shea’nın yaptığı açıklama hala hatırlardadır: “NATO USSM’in kız kardeşidir. Mahkeme NATO ülkelerinin parasıyla donandı. Para verenlerin çoğunluğunu biz oluşturuyoruz...”

Baskıcı emperyalist politika

Baskı ve tehdit emperyalist politikaların başında gelir. Bu politikalar Hitler faşizminin yıkılışından bu yana Avrupa’nın hiçbir yerinde, Yugoslavya ve Sırbistan’a uygulanan acımasızlıkla uygulanmadı. Emperyalistlerin Balkan savaşından sonra da baskıcı politikaları ve ekonomik yaptırımları sürdü. Miloseviç yönetimi yıkılana, yerine emperyalizmin piyonu “demokratik muhalefet” geçiriline kadar... Emperyalistler tüm bu isteklerinde başarılı olunca, artık sıra Miloseviç’in teslimine geldi.

Yugoslavya’nın para musluğunun kapatılması tehditi, bu ülkenin 11 milyar dolarlık toplam borcunun bir sonucuydu. 30 Mayıs’ta Sırp Başbakanı Zoran Cinciç, “Eğer bu yasa (Miloseviç’in iadesi) kabul edilmezse, kreditörler konferansında borçların ertelenmesi ve düşürülmesi ile ilgili bir kriz yaşanabilir” dedi. Cinciç bununla Yugoslavya’nın çok ciddi bir ekonomik-mali krize düşeceğini vurguluyordu. Birkaç gün sonra İspanyol El Mundo dergisine verdiği bir demeçte, Yugoslavya’nın Miloseviç’i iade edeceğini, zira ihtiyaç duyduğu ekonomik yardımı kaybetme lüksüne sahip olmadığını söyledi. 13 Haziran’da ise, “İşbirliği içinde çalışmamanın bedeli, ülkenin yokolması demektir” açıklamasını yaptı.

Oysa ekonomik imkanların baskı aracı olarak politik taleplerle birleştirilmesi, geçerli uluslararası hukuk kuralları içinde bile meşru sayılmıyor ve yasaklanıyor. ABD’nin mali yardımı açık açık Miloseviç’in iadesine bağlaması ve süre tanıması, geçerli uluslararası hukuk kurallarının bile en kaba ve küstah biçimde ayaklar altına alınmasından başka bir şey değildir.

ABD’nin dünya polisliği ve
NATO’nun savaş suçu

Diğer bir sorun ise, dünyanın emperyalist jandarması ABD’nin ve NATO’nun korku ve tehdit politikasıdır. Emperyalistler Miloseviç’in iadesini, elbette insan hakları savunucuları ya da demokrasi havarileri olduklarından dolayı bu denli ısrarla istemiyorlar. Onların asıl sorunu, kendilerine itaat etmeyenlerin cezalandırılması ve bunun emsal olarak kullanılmasıdır. Kapitalizmin en kirli ürünlerinden olan mafyada bir kural vardır; birisi haracını ödemiyorsa, mafya şefi mutlaka inandırıcılığını sağlamalıdır. Aksi halde başkaları da itaatsizliğe eğilim duyabilirler. Clinton ve ortaklarının hedefi de buydu. Yeni dünya düzeninde herkes dünya jandarmasından yeterince korkmalı ki, düzen sağlanabilsin ve engel çıkarılmasın.

Miloseviç’e yapılanlar yalnızca emperyalizmin gücünü kanıtlama amacına yönelik değildir. NATO burada başka amaçlar da güdüyor. Kendilerinin uluslararası hukuku çiğnedikleri saldırı savaşı, tüm medya yalanlarına ve manipülasyonlara karşın, tüm dünyada büyük bir öfke yarattı. Savaş hazırlıklarıyla ilgili gerçekler su yüzüne çıktıkça ve insanlık dışı savaşı yönetenlerin yalanları çöktükçe, bu emperyalist yıkım savaşını savunmak daha da zorlaştı.

Balkan savaşına bağlı olarak NATO, bugün tüm propaganda aygıtlarına rağmen, çırılçıplak ortada. Miloseviç’in Den Haag’da süren göstermelik davasının mahkumiyetle sonuçlanması, NATO’yu temize çıkaracak ve Balkan savaşı meşrulaşacak. Yapılan hesap, güdülen amaç aynı zamanda bu. Miloseviç’in insan hakları ihlallerinden sorumlu bulunması, böylece NATO’nun “insan hakları için” haklı bir savaş sürdürdüğü yalanına dayanak yapılacak.

Miloseviç hücreye kapatılırken, onun şahsında kapatılmak istenen gerçekte Yugoslav halkının kendisidir. Bu halkın özgürlüğe olan özlemidir. Yugoslav halkı kendisini bu esaretten kurtaracak, özgürleşecektir. Er ya da geç, ama mutlaka. Tarih bunun tanığıdır.