30 Haziran'01
Sayı: 15


  Kızıl Bayrak'tan
  Konya Tatbikatı aynasından yansıyanlar
  ABD-İsrail-Türkiye ittifakı...
  Ek vergiler krizin yeni taksididir..
  Fazilet Partisi kapatıldı
  Sivasın katili sermaye devletidir
  Kamu emekçileri hareketi
  Sınıf hareketi
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/9
  PKK-DÇS: Teslimiyet ve tasfiye süreci derinleştiriliyor
  Otadoğu
  Kapitalizmin kadın sağlığına genel etkileri
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
  Müzik ve politik mücadele
  Politik çıkmaza doğru sürüklenen ÖDP
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Politik çıkmaza doğru sürüklenen ÖDP

PM Bunalımı Derinleştiriyor
Politik, örgütsel ve hukuksal açıdan değerlendirildiğinde son PM kararları, bunalımı, partinin özgün karakterini koruyarak aşmak bakımından bir olanak sunmamakta; tersine, çözümsüzlüğe doğru sürüklenişi hızlandırmaktadır. Bu karar ertesinde, Partimizin İstanbul ve İzmir İl örgütlerinde ortaya çıkan, şiddet kullanmanın eşiğine varan gerilimler, Genel Merkeze egemen olan anlayışın doğuracağı sakıncaları görebilmek için başkaca bir kanıt gerektirmemektedir.

Politik Çıkmaz
Bu karar, partimizde daha çok SEP konusundaki hükmü nedeniyle, parti-içi demokrasinin çiğnenişi bağlamında tartışılmakla birlikte, en az bunun kadar, politik yönelimi konu alan 1. Maddesiyle de önemlidir. Çünkü bu kararla, partiye egemen olan yöneliş; program, tüzük, konferans kararları ve yerleşmiş teamüllerden partiyi uzaklaştırarak; ÖDP’yi hızla bir politik çıkmaza doğru sürüklemektedir.
Kararda denmektedir ki: “PM İkinci Büyük Konferans/Kongre ve 5 Mayıs 2001 tarihli 6. Olağan PM kararlarından hareketle, “sosyal demokratlardan sosyalistlere tüm solun, tüm ezilenlerin ve toplumsal muhalefet örgütlerinin neo liberalizmin tahribatına karşı ve özgürlükçü, demokratik bir Türkiye için alternatif bir program doğrultusunda ortak mücadelesini örerek”, Genel Başkan ve MYK tarafından yürütülmekte olan bir tür gökkuşağı oluşturulması yönündeki çalışmaların sürdürülmesi ve ihtiyaç duyulan girişimlerde bulunulması hususunda MYK’yı görevlendirir.”
Konferans kararı, özgürlük ve demokrasi talepleriyle emeğin kurtuluşu mücadelesi arasındaki zorunlu bağları somutlaştırmamasına karşın “ortak mücadele örme” görevini, “Emek egemen bir demokrasi doğrultusunda, ufkunu burjuva temsili demokrasisi ile sınırlamadan, doğrudan demokrasinin özelliklerini geliştirme yönünde, söz, yetki ve kararın halkta olacağı devrimci bir demokrasi perspektifiyle” sürdürme ön-koşuluna bağlamıştır.
Öte yandan konferans kararları, bu ortak mücadelenin “aşağıdan yukarıya örülmesi”, “somut ve belirgin taleplerle oluşturulan bir mücadele hattı geliştirilmesi” yoluyla gerçekleştirmesi gereğinin altını çizmektedir.
Oysa, “bir tür gökkuşağı oluşturulması”ndan neyin murat edildiği hala meçhuldür. Üstelik “gökkuşağı” politik bir kavramı ifade etmeyen, anlamı ve içeriği belirsiz, kişiye göre değişebilen edebi bir tasvirden ibarettir.
Bu kararla birlikte ÖDP, 1. Konferans öncesinde parti içine sindirmeyeceğini açıkça ortaya koyduğu için gündemden kaldırılan “Özgürlükçü Demokratik Cumhuriyet” zorlamasına bir kez daha uğratılmaktadır,
Genel Başkan ve Başkanlık Kurulu’nun herhangi bir kurul kararı ve bir siyasal plan olmaksızın CHP ve CHP’den ayrılanlarla kuralsız, usulsüz, “yukarıdan” ve “perde arkasından” giriştikleri görüşmelere yasallık kazandırılmak istendiği apaçıktır. Ama böylece, “aşağıdan”, “toplumsal mücadele” alanından beslenmeyen “görüşmeler” yoluyla “ortak mücadele örülebileceği” yolunda bir yanılsama da yaratılmış olmaktadır.
Partimizin ittifak gereksinimini, programatik hedefi olan “emekçilerin iktidarı” perspektifi yerine, “temsili demokrasi” çerçevesinde yukarıdan “seçim ittifakları” ile sınırlayan ve partimizin tarihsel amacı olan “sosyalizm”in gereklerinden türetilmiş bir talepler dizgesinden de yoksun olarak girişilen bu ilişkilerin, ÖDP’nin siyasal kişiliğini aşındıracağı açıktır.
En az bunun kadar önemli bir başka nokta da partinin temel kabullerinin çarpıtılması ve eğilip bükülmesiyle girilen bu yönelimin, ÖDP’nin iç bunalımını daha da derinleştirecek olmasıdır.
Emrivakilerle tutulmuş olan bu yola, bir oldu bitti ile girmeyi kabullenen PM böylece, partimizin program hedeflerinin gerçekleştirilmesinin önüne bizzat kendisini koymuş olmaktadır.
(Ertuğrul Kürkçü’nün “Sekterizme ve Tasfiyeciliğe Hayır!” başlıklı açıklamasından alınmıştır... Başlık Kızıl Bayrak tarafından konulmuştur...)




“Özgürlükçü” ÖDP’de tırmanan zorbalık!..


Bir süredir Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde süregiden gerginlik en sonunda, İzmir’de bazı parti üyelerine yönelik saldırıyla tehlikeli bir şekilde tırmanmış bulunuyor.

İzmir’de bir grup parti üyesinin toplantı yapmasını Ufuk Uras, Oğuzhan Müftüoğlu yanlısı bir grup şiddete başvurarak önlemeye çalışmıştır.

Aşağıda imzaları yazılı ÖDP MYK üyeleri şu anda halen sürmekte olan gerginliği gidermek amacıyla Ufuk Uras’a aşağıdaki uyarı metnini göndermişlerdir. 18.6.2001

ÖDP/Sosyalist Eylem Platformu
Enformasyon Bürosu

Ufuk Uras’a,
Parti Danışma Meclisi’nde ve Parti Meclisi’nde ÖDP/SEP’i “yasaklama”, bütün ÖDP/SEP’li ilçe yöneticilerini “görevden alma” ve bütün bunların büyük konferansı ÖDP/SEP’siz yapmaya yetmeyeceği gerçeğinden hareketle de tüm ÖDP/SEP’li büyük konferans delege ve üyelerini “Parti’den ihraç etme” yolunda aldığınız kararlarla, partide bilerek son derecede tehlikeli bir provokasyon ortamı yarattınız.

Şimdi, şu anda (18 Haziran 2001 Pazartesi, saat 20.20) kışkırtmalarınızın ilk sonucu İzmir’de alınmıştır. Militanlarınızın, üyelik haklarını kullanarak toplantı yapmak isteyen bir grup parti üyesine kaba güçle müdahalede bulunması üzerine, ÖSP yönetici grubunun “göze aldığı” istenmeyen bir çatışma meydana gelmiştir. PM’de bir üyenin ÖDP/SEP üyelerini “dövüp, atma önerisi” hayata geçirilmeye başlanmıştır.

Ya duruma müdahale edin, militanlarınızı çekin, üyelerin toplantı özgürlüğünü tanıyın ve en kısa zamanda ÖDP/SEP’le ilgili kararı ve tasfiye planını ortadan kaldırın ya da hemen bir, en geç iki hafta içinde Büyük Konferans’ı toplayarak, bu ihtilafın politik olarak çözümüne fırsat verin.

Bunun dışında devrimcinin devrimciye karşı uyguladığı her şiddet yeltenişinden sizler sorumlu olacaksınız./18.6.2001

Gülseren Pusatlıoğlu, Hakan Öztürk, Veysi Sarısözen,
Günay Kubilay, Mustafa Kahya, Yaşar Tarakçı.
(Metnin başlığı Kızıl Bayrak tarafından konulmuştur...
)




İşkence sistematik olarak
devam ediyor!..


“26 Haziran Birleşmiş Milletler İşkence Mağdurları ile Dayanışma Günü”

26 Haziran “Birleşmiş Milletler İşkence Mağdurları ile Dayanışma Günü”dür.
İşkencenin ve işkence mağdurlarının tartışılacağı bugün de, hala Türkiye’de işkence sistematik olarak devam ediyor.

Her ne kadar devlet yetkilileri tarafından, işkence olayları “münferit” birkaç olay gibi gösterilmeye çalışılsa da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Türkiye aleyhine verilen kararlardaki artış dahi gerçeği ortaya koymaktadır.

Türkiye, işkenceyi önlemeyi amaçlayan birçok uluslararası sözleşmeyi imzaladığı gibi, CMUK 135/A Maddesi de işkenceyi “yasak bir sorgu yöntemi” saymaktadır. Ancak, yazılı hukuk ile uygulama arasındaki fark çok açıktır. İşkence, yazılı hukuk ile yasaklanmış olmasına karşın sistematik olarak uygulanmaktadır.

İşkence uygulayanlar yargılanmamakta, yargılananlar ise yeterli biçimde cezalandırılmamaktadır.

Ayrıca önemli bir sorun da “işkencenin belgelenmesi”dir. Türkiye’de halen resmi bilirkişilik kurumu geçerlidir. Yargı organları, tüm bağımsız hekim raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından onayını istemektedirler. Oysa ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da görüldüğü gibi, işkencenin belgelenmesinde, bağımsız hekim raporları esas alınmalıdır.

Bizler insan hakları savunucuları olarak, işkenceye karşı mücadelemizi sürdürürken, tüm toplumu işkenceye karşı tavır almaya çağırıyoruz.

İHD İstanbul Şubesi
25 Haziran 2001





 Her yer Bergama hepimiz Bergamalıyız!..


Başbakanlığın, TÜBİTAK’ın Bergama-Ovacık Altın Madeni için hazırlamış olduğu rapora dayanarak, İlgili kurumlara altıncı şirkete, işletme izninin verilebileceğine dair emirlerinin iptali istemiyle, İzmir 1. İdare Mahkemesine açılan dava sonuçlanmış ve Başbakanlık emri iptal edilmiştir .

 “Böceklerin, çiceklerin, kuşların, kuzuların, ağaçların avukatı”; Senih Özay’a ve onun şahsında, yıllardır yürüttükleri hukuk mücadelesi ile Bergamalı köylülelerin direnişine desteklerini kararlılıkla sürdüren Hukukçu dostlara yürekten sevgiler, saygılar.

 Bilimsel, çevresel, kamusal ve hukuksal olarak defalarca mahkum edilmiş olan, Bu mahkeme kararıyla, Bergama altın madeni için, hazırladığı raporla yeniden işletme izninin verilmesini sağlayan TÜBİTAK da mahkum edilmiştir. Bu karar aynı zamanda TÜBİTAK’ın bir bilim kuruluşu değil, ulusötesi sermayenin ucuz memurları olduğunu da teşhir etmiştir.

 Mücadele yine bitmedi, bitmeyecek. Ulusötesi sermaye, Türkiye topraklarını siyanür havuzuna çevirmede, bir eşik olarak görülen Bergama’dan, Kaymaz’dan, Artvin’den, Gümüşhane’den, Eşme’den, Bayramiç’den içeri sokulamayacaktır.

Türkiyenin 600 ayrı noktasında arama ve işletme ruhsatı almış oldukları madenlerin, hisse senetleri, uluslararası borsalarda, ticaretini yapacak kadar kendine güvenen bu şirketlere, 600 ayrı yöreyi Bergamalaştırarak yanıt verilecektir. O kağıtları onlara yedireceğiz. (...)

Her Yer Bergama Hepimiz Bergamalıyız!..

KİMDAKSİ
Kimya Madenciliğine Karşı Sivil İnisiyatif