30 Haziran'01
Sayı: 15


  Kızıl Bayrak'tan
  Konya Tatbikatı aynasından yansıyanlar
  ABD-İsrail-Türkiye ittifakı...
  Ek vergiler krizin yeni taksididir..
  Fazilet Partisi kapatıldı
  Sivasın katili sermaye devletidir
  Kamu emekçileri hareketi
  Sınıf hareketi
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/9
  PKK-DÇS: Teslimiyet ve tasfiye süreci derinleştiriliyor
  Otadoğu
  Kapitalizmin kadın sağlığına genel etkileri
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
  Müzik ve politik mücadele
  Politik çıkmaza doğru sürüklenen ÖDP
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kapitalizmin kadın sağlığına
genel etkileri

D. Ümit

Kapitalist sistemde toplumun çoğunluğu çalışıp ürettiği, asalak bir azınlık da bunun sömürüsüyle yaşadığı için; çoğunluğa açlık, sefalet ve sağlıksız yaşam koşulları, küçük bir azınlığa ise sağlıklı ve sefahat içinde bir yaşam düşmektedir.

Kâr üzerine kurulu bu düzende herşey satılıktır. Herşeye parayla ve paran kadar sahip olabilirsin.

Böylesi bir sömürü düzeninde emekçi kadınların yaşadığı sorunlar çok daha katmerlidir. Çünkü, emeklerinin sömürüsü yanında, kadın olmaktan kaynaklı baskı ve sömürüyü de yaşamaktadırlar. Bu ikili sömürünün yanında, Türkiye’de Kürt kadınları bir de ulusal kimliklerinden dolayı ezilmektedirler.

Sağlığı kısaca; “bedence, ruhça ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hali” olarak tanımlayabiliriz. Ve kadın sağlığından bahsederken, kadınların yaşamlarını geçirdikleri ev ve işyeri ortam ve koşullarını, içinde yaşanılan toplum düzeni ve ilişkilerini de gözetmek durumundayız.

Kapitalist düzenin kâr mantığı içerisinde, sağlık tanımında bahsi geçen “bedence” iyilik halinin, parası olan için geçerli olduğu bir gerçektir. Örneğin, kadınların sağlık hizmetine en çok ihtiyaç duydukları doğal nedenler gebelik, doğum ve sonrası bakımdır. Ülkemiz koşullarında, doğumların ölümlerle sonuçlanabilmesi ve bunun üçte ikisinin önlenebilir olması, ayrıca anne ve çocuk ölümlerinin genellikle Türkiye Kürdistan’ında görülmesi, sistemin sağlığa bakışını özetlemektedir.

Emekçi kadının “ruhça ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hali”nin yine kapitalist düzen koşullarında mümkün olmadığı ortadadır. Örneğin, yaşamını ev sınırları içinde geçirmek durumunda bırakılan ev kadınları, kendilerini üretebilecekleri alanlardan yoksun oluşları, ekonomik sıkıntılar ve tüm bunların getireceği sosyal yaşamdan uzaklık nedeniyle, “ruhça tam bir iyilik hali”nden de uzaklaştırılmaktadır. Öte yandan, geleneksel yargılar hala etkinliğini sürdürmekte, kadınların ezilip baskı altında tutulmasında önemli bir rol oynamaktadır. Çoğu kadının yaşamı üzerine bile söz hakkı yokken, bu kadınların sosyal yaşamlarından ne ölçüde bahsedilebilir?

Kadınların yaşadığı bu sorunlara, kadının çalışma yaşamına geçmesiyle birlikte yenileri eklenmektedir. Çalışan kadın evdeki “görevlerini” de aksatmamak zorundadır.

Yanısıra kadınlar bir de işyerlerinde çalışma koşullarının yolaçtığı sorunları yaşamaktadırlar. Günde 10 saati aşan çalışma saatleri, zorunlu mesailer, sigorta hakkının gaspı vb.’nin “olağan” olduğu kapitalist işletmeleri ve sefalet ücretlerini düşünürsek, kapitalist düzende işçinin “bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” mümkün değildir. Bu koşullar altında, açlık sınırında da olsa “yaşamını” devam ettirmek zorunda olan işçiler, bir de iş kazaları ve meslek hastalıkları riskleriyle karşı karşıyadırlar.

Her işkolunun kendine özgü meslek hastalığı riski bulunmaktadır. Kadın işçiler, en yoğun istihdam edildikleri işkollarından tekstilde dokumadan kaynaklı tozlar veya gürültüden kaynaklı sağlık problemleri, büro ve ticaret işkolunda varis, kadın emeğinin yoğun kullanıldığı tarımda ilaçların ve doğal ortamın etkileri, kimyasal maddelerin kullanıldığı işyerlerinde kanser riski, vb. çeşitli sağlık problemleriyle yüz yüzedirler. Kapitalist düzenin kâr mantığıyla hamilelik döneminde bile kadın işçiler bu koşullar altında çalıştırılır. Kapitalist hamile işçiye doğum izni vermek yerine ise işten atmayı tercih eder.

Kimyasal maddelerin kullanıldığı işyerlerinde çalışan hamile işçiler, düşük ve erken doğum yapma gibi sorunlarla, emziren kadınlar ise çocuklarına süt yoluyla kimyasal madde verme gibi risklerle karşı karşıyadırlar.

Yanısıra, işyerlerinde kullanılan makine, araç ve gereçlerin bakımı yapılmadığından veya aşırı yoğun çalıştırılmanın getirdiği yorgunluk ve uykusuzluğa bağlı dikkat azalmasından dolayı birçok iş kazası olabilmektedir. Ayrıca yemek verilen işyerlerinde yemek ve içme sularından zehirlenmelere bağlı sağlık problemleri çokça yaşanmaktadır.

Kapitalizmin gelişme sürecinde kadınlar yine son derece ağır çalışma koşullarında azgın bir sömürüyü yaşamak durumunda kalmışlardır. Bunu daha “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” başlıklı eserinde ayrıntılı ve çarpıcı örneklerle ortaya koyan Engels, sağlıksız ve uzun süreli fabrika çalışmasının kadın sağlığı üzerindeki etkileri konusunda şunları söylemektedir:

“Fabrika işinin kadın vücuduna etkisi tümüyle kendine özgüdür. Uzun çalışma, zamanın yolaçtığı biçim bozulmaları kadınlarda çok daha ciddi olmaktadır. Kısmen yanlış oturuşun ve leğen kemiğinin kendi gelişiminin, kısmen de omurganın alt kesiminin eğrilmesinin yolaçtığı kalça çarpılmaları bu nedenlerden ötürü sık sık görülmektedir. (...) Kadın fabrika işçilerinin öbür kadınlardan daha güç doğum yaptıklarına, sık sık da çocuk düşürdüklerine birçok ebe ve doğum yardımcısı tanıklık etmektedir. Bu yetmiyormuş gibi, bütün fabrika işlerindeki kadınlar topluca genel zafiyet çekmekte ve gebe iken, doğum saatine kadar fabrikalarda çalışmaktadırlar, çalışmayı daha önce bırakırlarsa yerlerinin kapılmasından ve işlerine son verilmesinden ve ücretlerini yitirmektenkorkmaktadırlar. Ertesi sabah doğum yapan kadınların akşam hala çalıştıkları sık sık görülmektedir. Fabrikalarda makinelerin arasında doğurmaları bile hiç de seyrek görülen bir durum değildir.” (Marks-Engels-Lenin, Kadın ve Aile, Sol Yayınları, 3. baskı, s.31)

Aradan geçen bunca yılda yaşanan teknolojik gelişmeye karşın, kadın işçilerin yine sağlıksız çalışma ortamlarında azgın bir sömürüyü yaşamak zorunda kalmaları, hamilelik ve doğum dönemlerinde kadın sağlığına dönük koruyucu önlemlerin alınmaması, kapitalizmin aşırı kâr üzerine dayalı bir sistem olmasından kaynaklanmaktadır.

***

Kapitalist düzende krizden en çok etkilenenler yine kadınlardır. Kriz koşullarında kapitalistler, kâr oranlarını kaybetmemek için, öncelikle kadın işçileri işten atmaktadırlar. Ya da ücretlerden ve diğer sosyal haklardan kısma yoluna gitmektedirler. Bunun nedenleri arasında, geleneksel ataerkil yargılar nedeniyle eğitimde ve sosyal yaşamda hep daha geride bırakılan kadınların zaten vasıfsız işlerde çalışıyor olmaları, yine geleneksel etkenlerle kadının hak gasplarına karşı koyma olanaklarının sınırlılığı, bu nedenle sömürüye katlanmaları gibi etkenler sayılabilir.

Ev işleri/idaresi kadının görevi olduğu için, krizin derinleştirdiği yoksulluk koşullarında, kadınların geçim sıkıntısı nedeniyle yaşadıkları sorunlar artmaktadır. Kadın sürekli tasarruf yapmak, en temel ihtiyaçlarından, yaşamını biraz olsun kolaylaştıracak, ev köleliğini biraz olsun hafifletecek olanaklardan vazgeçmek zorunda kalmaktadır. Bu koşullarda kadınlar “ruhça ve sosyal bakımdan” büyük bir tahribat yaşamaktadırlar.

Bir araştırmaya göre, kriz nedeniyle ilk elden kısıntıya gidilen, satın alınması duran ürünler bulaşık makinesi ve diğer beyaz eşyalar, elektronik, giyim, mobilya vb.’dir. Öyle ya, gündelik yaşam için gerekli olan bu ürünler işçi ve emekçilerin neyine!

Yine aynı araştırmaya göre, tasarrufa gidilen hizmetler, sinema, tiyatro, eğlence vb.’dir. Ama aynı kriz günlerinde burjuva medyaya bakın, işçi ve emekçilerin azgın sömürüsü sayesinde semirdikçe semiren bir avuç asalağın nasıl bir safahat içinde yaşadığının görüntüleriyle doludur.

Kriz koşullarının yolaçtığı aşırı yoksulluk, stres, dengesiz beslenme vb.’nin beden, ruh ve sosyal yaşam üzerine etkileri ise yine aynı araştırmaya göre şöyle: Özellikle kadınlarda verem hastalığında artış, depresyon, stres; geçim sıkıntısı, işsizlik vb. yüzünden genelde erkeklerde alkolizm, kadınlarda ilaç tüketimi gibi bağımlılıklar... Ve nihayetinde çözümü intiharda bulanlar...

Krizin faturasını işçiler ve emekçiler yaşamlarıyla ödüyorken, aynı günlerde Sabancı kalkıp “kriz bizim kâr oranlarımızı etkilemedi” deme arsızlığını gösterebiliyor. Kapitalist düzene karşı mücadele etmediğimiz sürece, biz işçiler ve emekçiler yoksulluk ve ölüm biriktirirken, kapitalistler de zenginlik biriktirecekler!

Sağlıklı ve onurlu bir yaşam ve çocuklarımızın geleceği için mücadeleyi yükseltmek dışında bir seçeneğimiz yoktur.