30 Haziran'01
Sayı: 15


  Kızıl Bayrak'tan
  Konya Tatbikatı aynasından yansıyanlar
  ABD-İsrail-Türkiye ittifakı...
  Ek vergiler krizin yeni taksididir..
  Fazilet Partisi kapatıldı
  Sivasın katili sermaye devletidir
  Kamu emekçileri hareketi
  Sınıf hareketi
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/9
  PKK-DÇS: Teslimiyet ve tasfiye süreci derinleştiriliyor
  Otadoğu
  Kapitalizmin kadın sağlığına genel etkileri
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
  Müzik ve politik mücadele
  Politik çıkmaza doğru sürüklenen ÖDP
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları:

Teslimiyet ve tasfiye süreci derinleştiriliyor...


İmralı Partisi yönetenleri, "Hamle" olarak tanımladıkları kampanyalarla iki yılı aşkın bir süredir içinde bulundukları teslimiyet ve tasfiye sürecini derinleştiriyorlar. "İkinci barış hamlesi", "yeniden savaşı tartışıyoruz" blöfü ile halkımızın bastırılamayan ulusal özlemleri ve istemlerini saptırmaya, alttan alta süren rahatsızlıkları yatıştırmaya çaba göstermektedirler. Bu çabaları, esas olarak iki yılı aşkın bir süredir geliştirilen ulusal ve toplumsal bilinç, ruh ve bellek katliamını derinleştirme stratejisinin güncel uygulamaları oluyor...

Bir süredir uyguladıkları "Kimlik bildirimi" kampanyası, özünde bastırılamayan ve bastırılması da mümkün olmayan ulusal bilinç ve ulusal istemleri saptırmaya, halkımızın birikmiş enerjisini ve özünü boşaltmaya dönük bir çabadan başka bir şey değildir. Yüzeyden bir gözlemle bakıldığında, "Kimlik bildirimi" kampanyasının Kürtleri yeni bir mevziiye taşıyacağı varsayılabilir. Ama gerçeklik böyle değildir. Bir kez, bu kampanyayı yürütenlerin azami hedeflerine bakmak gerekir. Bunun için "21. Yüzyıl Manifestosu" olarak kabul edilen İmralı savunmalarına ve 7. Kongre’de kabul edilen programa bakılabilir. Bu programatik ve stratejik doğrultuda, Kürtleri birkaç kültürel kırıntıyla uyutup ulusal imha sürecini meşrulaştırmaktan, Kürtlerin defterini nihai olarak dürmekten başka bir hedefin olmadığı rhatlıkla anlaşılacaktır. Daha da önemlisi, bu kampanyayı yönetenlerin gerçekten özgür ve bağımsız, kendilerine ait bir iradeleri var mı? Soruları uzatmak mümkün, ama bu kadarı yeterlidir.

Halkımız, gerçek yurtseverler ve devrimciler izlenen taktiklerin, uygulanan kampanyaların öncelikle hangi hedeflere bağlandığını sorgulamak durumundadırlar. "Kimlik bildirimi" Kürtlerin özgürlük ve bağımsızlık hedeflerine, Kürtlerin kendi kaderlerini kendisi belirleme perspektifine otursaydı, taktik bir anlam kazanabilirdi. Ama teslimiyet ve tasfiye çizgisine oturan ve ne kadar cilalı adlar altında gizlenirse gizlensin atılan adım ve yapılan kampanyaların, teslimiyet ve tasfiyeciliği gizleyip meşrulaştırmaktan ve derinleştirmekten başka bir anlamının olmayacağını bilmek durumundayız.

Unutulmasın ki düşüncede, iradede, siyasal duruşunda amacını, bağımsızlığını ve özgürlüğünü yitiren halkları ve onların temsilcilerini hiç kimse ciddiye almaz, politik bir özne olarak değerlendirmez. Güç ve saygınlık, politik bir ağırlık olmak, her şeyden önce bağlanan amaç ve hedeften kaynaklanır. Özgürlük ve bağımsızlık hedeflerini, iradelerini İmralı sularında boğduranların herhangi bir itibarları, ciddiyetleri ve ağırlıkları olabilir mi? Düşmanın karşısında diz çökenlerin, bütün değerleri pişmanlık yasası ya da ceza indirimi yasasına trampa etmeye hazır olanların dost ve düşman nezdinde herhangi ağırlıkları olabilir mi? Son iki yılı aşkın bir süredir yaşananlara bir bakılsın. Ama yaratılan sanal dünyadan, yalan ve demagojiyle karartılan dünyadan çıkılarak bakılırsa, görülecektir ki,30 yıllık birikime, bunca mücadele ve savaşın ortaya çıkardığı değerlere, teslimiyet ve tasfiyeciliğe rağmen saptırılan, ama bastırılamayan milyonların istem ve duyarlılıklarına rağmen İmralı çizgisine bağlanan ulusal kurtuluş hareketinin hiçbir politik ağırlığı ve etkisi yok. Dost ve düşman nezdinde utanç verici bir teslimiyet ve tasfiyeciliğe bağlanmış, içi boşalmış, enkaza dönüşt¨rülmüş, iç çürüme sürecinde hızla ilerleyen bir hareket niteliğindedir. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu politikasında İmralı Partisi’nin etkilediği, olumlu anlamda önayak olduğu, ağırlığını hissettirdiği tek bir siyasal gelişme var mı?

Hayır, yok! Ama tersi gelişmelerde İmralı tasfiyeciliğinin etken olduğu sayısız gelişme sayılabilir. İşte zindan katliamı, TC’nin özel savaş faşizmini her cephede derinleştirme, güçlendirme, bunu yasal dayanaklara kavuşturma çabaları, bir tür darbe niteliğinde olan Kemal Derviş operasyonu ve ardından geliştirilen 12 Eylül günlerini aratır hale getiren, onu çok çok aşan politikalar, uygulamalar... Bütün bunların bu kadar rahat ve engelsiz, pervasızlık düzeyinde yol almasında, gerçekleştirilmesinde partimizin, devrimimizin tasfiye edilmesinin çok önemli bir rolü vardır. Devrimin ve partimizin tasfiye edilmesi, dahası devlet ve politikalarına yedeklenmesi TC’nin işini son derece kolaylaştırmış, bu onulmaz kriz ortamında onu soluklandırmış, önünü açmıştır. Yoksa bu kadar rahat zindan katliamını gerçekleştirebilirler miydi, ekonomik ve siyasal politikalarda bu kada pervasız olabilirler miydi?

Bütün bu soruları sormak ve yanıtlarının içinde bulunulan sanal dünyadan çıkarak yanıtlamak gerekir. Elbette sözümüz, yüreği Kürdistan için, yüreği, özgürlük ve bağımsızlık için atan gerçek devrimci ve yurtseverleredir, sözümüz Kürdistan emekçilerinedir, devrimimizin gerçek yükünü omuzlayan ve bütün değerlerimizin gerçek yaratıcısı işçi ve emekçileredir. Yoksa sırtımızda habis bir ura dönüşen, hiçbir emek ve çabanın sahibi olmayan Kürt orta ve egemen siyaset esnafına değildir!

İmralı Partisi yönetenleri, "İkinci Barış Hamlesi"ni başlattıklarını ilan ettiler ve bu çerçevede bir dizi etkinlik örgütlediler. Peki "Birinci Barış Hamlesi"nin muhasebesini yaptılar mı, bunun sonuçlarını halkımıza açıkladılar mı? Hangi başarılar elde ettiler, hangi gelişmelere önayak oldular, sözü edilen bu "İkinci"si hangi başarıların üzerinde yürütülüyor? Daha da önemlisi bütün bu etkinlikler Kürtleri nereye taşımayı hedefliyor, bu adımlar hangi stratejik hedefe oturuyor? Bu soruların nesnel bir yanıtı verilmeden söylenecek ve yapılacak hiçbir şeyin hiçbir anlamı ve değeri olmayacaktır. Tek bir anlamı olabilir: Üstü cilalı laflar altında gizlenilen kampanyalar halkımızın bilincini çarpıtmak, daha doğrusu bilinç, bellek ve ruh katliamı sürecini derinleştirmek, enerjisini boşa akıtmak, oyalamak, böylece teslimiet ve tasfiye sürecini nihai sonucuna götürmek! Şimdi yapılan budur...

"Birinci Barış Hamlesi"nde ne yaptılar, hangi adımları attılar? Kısacası hatırlayalım: İki teslimiyet grubunu TC’ye güven vermek için teslim ettiler. Devlet, eğer bu teslimiyetçi adıma pişmanlık ya da ceza indirimi ile karşılık verseydi, bütün partililer ve gerillanın izleyeceği yol bu olurdu; Öcalan, bunu sayısız kez tekrarladı, bugün de aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor... 7. Kongre, teslimiyet ve tasfiyeciliğin resmileştirilmesi, devrimci çizgide ısrar eden gerçek partililere karşı akıl almaz saldırı kampanyalarının gerçekleştirilmesi, sürekli tekrarlanan af dilenciliği... İşte İmralı Partisi yönetenlerinin ilk "Barış hamlesi"nin çok genel bir özeti...

"İkincisi" olarak tanımlanan "hamle" ile de, daha çok yurtsever kitlenin enerjisini boşaltmaya, yatıştırmaya ve bunun üzerinden devlete mesaj vermeye çalışmaktadırlar. Düşmanlarına şunu demeye getirmeye çalışıyorlar: "Biz, bize denilen her şeyi yaptık, yapmaya da hazırız, istediğimiz bu sistem içinde bazı kırıntılarla kabul edilmek!" Evet, koparılan bu kadar gürültünün altında yatan yalın gerçekliğin en özlü ifadesi bundan başka bir şey değildir! İmralı Partisi’nin kendisini bu sisteme kabul ettirmek için bugüne dek vermediği bir şey kalmadı. Ama bu emperyalist ve sömürgeci sistem buna rağmen onlara değer verip kabul etmek yerine, içten içe çürütme politikasını esas alıyor. Düşman tarihsel rövanşını böyle almak istiyor.

Kürt halkı, gerçek yurtseverler ve devrimciler kendi kendilerini kandırmayı, avutmayı bir kenara bırakıp içinde bulundukları gerçeklikle yüzleşmelidirler! Herkes çok iyi biliyor ki, ortada "barış süreci" diye bir şey yok. Halkımızın mahkum edildiği süreç, tarihte eşi benzeri olmayan utanç verici bir teslimiyet ve tasfiye sürecidir. "Birlik" adına bu utanç verici teslimiyet ve tasfiyeciliğe boyun eğmek, aslında salt devrim ve yurtseverlik değerlerini değil, insanın kendi özsaygısını yitirmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, "Kimlik bildirimi" adı altında ulusal ve toplumsal enerji boşa akıtılacağına, bilinç ve ruh katliamına güç verileceğine, öncelikle kendine ve kaderine gerçek anlamda sahip çıkmanın çabası içinde olmak gerekiyor. Unutulmasın ki Kürt halkı bu sisteme sığmaz, İmralı teslimyet ve tasfiyeciliğinin de bunu tam anlamıyla gerçekleştirmesi mümkün değildir.

Öcalan, İmralı’da dövünüyor: "Benim çizgimi tam anlayamıyorsunuz, uygulamıyorsunuz." Bu çırpınışların, yılların birikimi ve bilinciyle sokaklara dökülen yüzbinlerin içinde bulundukları ikili, paradoksal durumla var olan bağlantısını görmek durumundayız. Her şeye rağmen, tüm saptırma ve içini boşaltma çabalarına rağmen halkımız ulusal istemlerinden vazgeçmiyor, vazgeçmesi de mümkün değildir. Teslimiyetçi ve tasfiyeci bir program doğrultusunda da olsa yüzbinlerin ulusal istemlerini dile getirmesi, TC’yi ürkütüyor, Kürt halkının taşıdığı devrimci potansiyeli anlatıyor, bu potansiyelin denetlenemez nitelikte olduğunu gösteriyor... Öcalan’ın "beni anlamıyor ve uygulamıyorsunuz" derken anlatmak istedikleri bunlardır.

Teslimiyet ve tasfiyeci çizgiyi gizleme, "barış süreci" olarak yutturma olanakları da giderek daralıyor. Bu nedenle "yeniden savaşma olasılığını tartışıyoruz" demagojisine sarılmak durumunda kaldılar. Katledilen gerillalar, parçalanan gerilla cesetleri, en sıradan yasal çalışmanın bile boğdurulması, teslimiyet ve tasfiyeci çizgiyi deşifre ediyor, yalanlarını açığa çıkarıyor. Katledilen ve cesetleri paramparça edilen gerillanın kanında elbette İmralı çizgisinin sorumluluğu belirleyicidir. Bu sorumluluk alttan alta sorgulanıyor. İşte İmralı Partisi yönetenleri bu sorgulamayı ve yaygınlaşmasını önlemek için yeniden "Savaşırız ha!.." demagojisine ve içi boş blöfüne sarılmak durumunda kalıyorlar. Bu ayrı bir değerlendirme konusudur, ayrı bir açıklamada değerlendireceğiz.

Evet, teslimiyet ve tasfiye süreci sahte kampanyalarla derinleştirilmeye çalışılıyor, tarihsel birikim ve değerlerimiz her gün daha da yok ediliyor. Gerçek PKK’lilerin, devrimci ve yurtseverlerin bu gerçekliği görmesi, her türlü bireysel kaygı ve endişeyi bir yana bırakarak davalarına, kendilerine, onurlarına sahip çıkmaları gerekiyor. Beklemek, ölümdür, ölüme seyirci kalmaktır. Buna hangi insani vicdan seyirci kalabilir ki?

Kahrolsun teslimiyet ve tasfiyecilik!
Yaşasın partimizin devrimci çizgisinde ısrar direnişimiz!

26 Haziran 2001
PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları