30 Haziran'01
Sayı: 15


  Kızıl Bayrak'tan
  Konya Tatbikatı aynasından yansıyanlar
  ABD-İsrail-Türkiye ittifakı...
  Ek vergiler krizin yeni taksididir..
  Fazilet Partisi kapatıldı
  Sivasın katili sermaye devletidir
  Kamu emekçileri hareketi
  Sınıf hareketi
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/9
  PKK-DÇS: Teslimiyet ve tasfiye süreci derinleştiriliyor
  Otadoğu
  Kapitalizmin kadın sağlığına genel etkileri
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
  Müzik ve politik mücadele
  Politik çıkmaza doğru sürüklenen ÖDP
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Fazilet Partisi kapatıldı...

Terbiye edilmiş islami gericilik
yeni görevler için hazırlanıyor!


Fazilet Partisi kapatıldı. Uzun süredir düzen cephesinde iç siyasal istikrarı bozmasından korkulan kapatma kararı, uygun formülün bulunmasıyla yürürlüğe konuldu. Böylece hem 28 Şubat’ın stratejik planının güncel gerekleri yerine getirilmiş oldu, hem de düzenin iç siyasal istikrarı korundu. Bununla da kalınmadı, düzenin siyasal alternatifsizlik tablosunu değiştirecek bazı adımlar atıldı. Tüm bunlarla beraber denilebilir ki, 28 Şubat’ın gerçek hedef ve yönelimleri, bu son gelişmelerle birlikte açık bir biçimde kendisini ortaya koydu.

28 Şubat’la başlatılan
terbiye operasyonu

28 Şubat’la beraber ordu komutasında tüm düzen güçleri RP üzerinden bir harekata girişmişlerdi. Yıllardır düzenin emekçi kitleleri afyonlamanın bir aracı olarak kullandığı islami gericilik hedefe çakıldı. O dönem RP yöneticileri kendilerine çevrilen bu oklar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Öyle ya, şimdiye kadar düzenin ihtiyaçları doğrultusunda ne gerekiyorsa onu yerine getirmişler, bizzat düzen tarafından büyütülüp semirtilmişlerdi.

Önce bu durumu geçici gördüler, ama adım adım tuttukları mevzilerden sökülüp atıldıklarında durumun ciddiyetini anladılar. Kendilerini orduya ve düzene kanıtlamak için uğraştılar, ama nafile! Önce keskin konuşanları birer ikişer yurtdışına kaçtılar, arkasından RP kapatıldı.

Düzen, 28 Şubat’la beraber stratejik bir yeniden yapılandırma programını yürürlüğe koymuş, siyasi planda kendisini tahkim etmeye girişmişti. Bunun için kendi çocuklarını boğazlamaktan çekinmiyordu. RP bu açıdan en işlevli olanıydı. Öyle ki, tüm tahkimat harekatı laik-anti laik ekseninde yürütüldü. Kirli ve kanlı operasyonların üstü de böylece örtüldü. Ezilen yığınların bilinci dumura uğratıldı. Toplumsal mücadele dinamikleri düzenin potasına akıtıldı.

Terbiye operasyonu ve “ılımlı
İslam seçeneği”

Elbette bu operasyonların bir yönü RP üzerinden islami gericiliği terbiye etmekti. Hem Türk devletinin Ortadoğu’da Amerikan-İsrail güdümünde oynayacağı yeni rol için, hem de rejimi sıkıntıya sokan islami akımların denetlenebilmesi için bu gerekliydi.

RP’nin terbiyesi, esasında düzenin yeni siyasal koşullarda islami gericiliği yeniden tahkimi anlamına geliyordu. Tüm düzen partilerinin tekleştiği bir durumda, seçeneksiz kalan yığınlara sosyal taleplerden soyutlanmış bir ılımlı İslam seçeneği sunulmalıydı. Ki böylece düzen dışı mücadele dinamiklerinin önü alınabilsin.

Bu ihtiyaç Ortadoğu düzleminde Amerikan planıyla da örtüşüyor, böylelikle uluslararası bir anlam kazanıyordu. Ilımlı islam Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki egemenliğini sağlamlaştırması açısından özel bir politik yönelimdi. Radikal islami gericiliğin Ortadoğu’da anti-Amerikancı söylemle potasına akıttığı toplumsal mücadele dinamikleriyle bir güç olarak çıktığı koşullarda, ılımlı islam Ortadoğu halklarına da bir siyasal seçenek olarak sunuluyordu. Bu açıdan RP’yi terbiye operasyonu, ya da daha genelde 28 Şubat süreci, bizzat Amerika’nın denetimi ve güdümünde sürdürülüyordu.

RP’yi terbiye operasyonu, Ortadoğu’daki radikal islami akımlarla söylem ve kültürel planda benzerlikler gösteren tüm güçler safdışı bırakılarak, düzenin ve ABD’nin siyasal yönelimleriyle uyumlu güçlerin ortaya çıkarılmasına kadar sürmeliydi. Nitekim “gelenekçiler-yenilikçiler” ayrışması bu planın gereklerine uygun biçimde körüklendi. Düzenin ve ABD’nin ılımlı islam seçeneğini temsil edebilecek güçler olarak “Yenilikçiler”, ABD görevlilerinin yönlendirmesiyle boy göstermeye başladılar. “Yenilikçiler”in başını çekenler bizzat generallerle görüşüp yeni yönelimlerine net bir biçim kazandırdılar. Nitekim bu burjuva medyada da açıktan ifade edilmeye başlandı. Bu arada düzen kurumları, burjuva medyanın görevli kalemleri, “Gelenekçiler”e karşı “Yenilikçiler”den yana saf tuttular. İşte FP’nin kapatılması süreci, tam da bu plana somut ifade kazandırmanın bir yolu olarak gündemleştirildi.

21 Şubat kriziyle hızlanan operasyon

FP’nin kapatılması kararı burjuva hukukunun bu kez en üst düzeyden ayaklar altına alınmasının bir örneği oldu. Elbette bu, düzenin ve onun efendilerinin ihtiyaçları uyarınca yapıldı. Bu nedenle 12 Eylül hukuku bile bir kenara atıldı.

FP davası kendi seyrinde yavaş bir biçimde sürerken, 21 Şubat krizi sonrasında hızlandırıldı. Bunun kendi içerisinde bir anlamı vardı. 21 Şubat sonrasında burjuva siyaset sahnesinde kendisini açıkça hissettiren siyasal alternatifsizlik, düzen cephesinden adımları atılmakta olan planı zamanından önce gerçekleştirmeye zorladı. Ezilen yığınların düzen kurum ve partilerinden beklentilerinin kalmadığı bir siyasal ortamda, İslam soslu terbiye edilmiş yeni siyasal oluşumun da artık önü açılmalıydı. FP’nin kapatılmasıyla bu hayata geçirilmiş oldu. Böylece sosyal söylemlerinden kopmuş liberal bir islami parti için geri sayım başladı.

Tam da bundan dolayı, FP’nin kapatılması, düzen cephesinden demokrasi vaazları ve sahte gözyaşlarıyla karşılandı. 28 Şubat’ın medyadaki memurları dahi karardan duydukları üzüntüyü ifade eden yazılar yazdılar. Tabii bunlar geçmişten ders çıkarılarak düzenle uyumlu ılımlı bir islami partinin yaratılması yolundaki çağrılarla birleştirildi. “Yenilikçiler” ayrı bir parti kurma yönünde teşvik edilip parlatıldı.

Ezilen yığınları düzene bağlamak için
terbiye edilmiş gericilik devreye sokuluyor

FP’nin kapatılması, düzenin yeni dönemde islami gericiliği, ezilen yığınları aldatmak için yine devreye sokacağını göstermektedir. Geçmişte olduğu gibi, islami gericiliği, seçeneksiz yığınları düzene bağlamanın bir aracı olarak kullanmayı planlamaktadır.

Düzen hiçbir zaman dini gericilik silahından vazgeçemez. Bir toplumsal devrim korkusuyla onu hep düzenin ihtiyaçları doğrultusunda kullanır. Bu ülkede islami gericilik her dönem etkili bir silahı olarak kullanılmıştır. 28 Şubat süreci bu kullanmanın yeni bir biçimi olmuştur. Rejim 28 Şubat’la beraber bu silahını yetkinleştirip, yeni dönem ihtiyaçlarına uyarlamıştır. Önümüzdeki dönemde de yeni dönemin görevlerini yükleyerek siyaset sahnesine sürecektir.