30 Haziran'01
Sayı: 15


  Kızıl Bayrak'tan
  Konya Tatbikatı aynasından yansıyanlar
  ABD-İsrail-Türkiye ittifakı...
  Ek vergiler krizin yeni taksididir..
  Fazilet Partisi kapatıldı
  Sivasın katili sermaye devletidir
  Kamu emekçileri hareketi
  Sınıf hareketi
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/9
  PKK-DÇS: Teslimiyet ve tasfiye süreci derinleştiriliyor
  Otadoğu
  Kapitalizmin kadın sağlığına genel etkileri
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
  Müzik ve politik mücadele
  Politik çıkmaza doğru sürüklenen ÖDP
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Küresel kapitalist saldırının sonuçları ve emperyalist zirvelerin gösterdikleri...

 Kitleselleşen öfke korkuları büyütüyor

Uluslararası sermaye kurumlarının ve emperyalist zirvelerin şahsında kapitalist soygun düzenine karşı büyük kitlesel öfke patlamaları ve militan sokak çatışmaları yaşanıyor. Dünya kapitalistlerinin birlik ve egemenlik zirvelerinin tümü şiddetli protestoların hedefi oluyor. Ve bu bir gelenek, dahası kitleler tarafından meşru bir hak olarak algılanıp yerleşmiş bulunuyor. Bu sayede soyguncuların zirveleri tam bir rezalete dönüşüyor. Aynı kitle protestoları dünya emperyalizminin başı olan ABD başkanının gittiği her yerde patlak veriyor. Anti-emperyalist bilinç ve öfke gelişiyor.

Seattle’dan Göteborg’a büyüyen korku

Seatle, Washington, Prag, Nice, Davos ve son olarak Göteborg zirveleri, dünya kapitalist sisteminin etkin bir popüler teşhiri ve suçlaması olup sarsıcı etkiler yaratmıştır. Daha da önemlisi, kapitalistlerin insanlığın gelecek umudunu ‘89 çöküşünün enkazları altına gömme inancına, “Kapitalizme hayır, sosyalizme evet!” şiarıyla bir darbe olmuştur. Birçok etken birarada düşünüldüğünde ve bunlara kapitalist saldırı politikalarına karşı gelişen işçi-emekçi hareketi ve emperyalist kurumlara karşı yükselen militan kitle eylemleri eklendiğinde, emperyalist şeflerin kendi deyimleriyle durum “ürkütücü” (bu, şu aşamada abartılı bir ifade) oluyor. Bütün bu gelişmeleri emperyalist burjuvazi dikkatle izliyor, değerlendirip sonuçlar çıkarıyor, önlemler alıp politikalar saptıyor. Sermayenin soygun ve talan üzeri kurulu birlik ve kurumlarının zirvelerini hedefleyen ve haydutlar takımına “halk hareketi” korkusunu yaşatan kitle gösterileri, burjuva şiddetini de kapsayan somut politikalara konu oluyor. Zirvelerin ve delegelerin güvenliği artık her zirve toplantısının önemli gündem maddesi haline geliyor. Bir sonraki zirvede gösterilerin nasıl önleneceği, özel olarak oluşturulmuş kurumlar tarafından aylar, hatta bir yıl öncesinde tartışılıyor. Zirvelerin aılacağı ülkelerde ise hükümetler kaygı ve endişe içerisinde militarist güçleri harekete geçirerek olayları önleme telaşına düşüyor, adeta kabus yaşıyorlar. Bu yılın başında Uluslararası Ekonomik Forum’un İsviçre’nin Davos kentindeki toplantısı aynı kabus içerisinde gerçekleşti. Aylar öncesi tatbikatlar başladı, toplantıda birkaç gün önce otoyollar ve tren istasyonları kapatıldı, bir hafta bouna televizyonlarda tehditler savrulup toplum terörize edildi. Aynı durumu Göteborg protestolarının arkasından İtalya yaşıyor.

Göteborg’daki protestolar, 20-22 Temmuz’da G-8 zirvesinin yapılacağı İtalya’yı fazlasıyla korkutmuş bulunuyor. Bu, zirveyi okyanusa taşıyacak türden bir korku. İtalya bir panik havası içersinde. Göteborg’dan İtalya’ya dönen Başbakan Berlusconi ürküntüsünü dile getirerek “Seattle eylemcilerinin olası olaylarından biz değil, geçmişteki hükümet sorumlu tutulacaktır” açıklamasında bulunuyor. Böylesine riskli bir organizasyonun İtalya’da yapılmasını kabul eden eski hükümeti suçluyor. Yeniden oluşan “Komünistler”in lideri ise, İtalya hükümetinin bu zirvenin üstesinde gelemeyeceğini, olayları engellemenin mümkün olamayacağını iddia ederek, “yüzlerine gözlerine bulaştıracaklarına iptal etsinler” diye sızlanıyor. Göteborg dönüşünde İçişleri Bakanı’yla görüşen Başbakan, zirvenin yapılacağı Cenova kentinin böyle bir zirveyi kaldıramayacağını ve bunun bir açık denizde yapılmasını, Bush ve Chirac gibi devlet başkanlarının ise kendi ülkelerinin uçak gemilerinde kalmasını önerdi.

İtalya hükümeti zirvenin ve delegelerin güvenliği için 20 bin polis, 15 helikopter, 4 uçak, 7 gemi, 400 itfaiye eri, 400 sağlık personali ve 100 ambulans seferber edecek ve yaz tatilleri izni kaldırılacak. Tren istasyonları, otoyollar ve bazı havaalanları kapatılacak vb. Bütün bunlar yeterli görülmüyor olacak ki, bazı yabancı gazetelerde uluslararası düzeyde başka değişik çözüm yollarının tartışıldığı haberi yer aldı. Bütün bu seferberlik, duyulan korkunun ne düzeyde olduğunun somut bir ifadesi. Hazırlık tam bir savaş haline göredir ve emekçi kitlelere karşıdır. Bunun ne ölçüde etkili olacağını ise hep birlikte göreceğiz.

Göteborg’daki olaylardan dolayı korkuya kapılan kurumlardan biri de Dünya Bankası’dır. Dünya Bankası, Göteborg protestolarına işaret ederek, sonbaharda Barselona’da yapılması planlanan yıllık toplantıyı kanlı olaylara neden olabileceği gerekçesiyle iptal etti. Dünya Bankası sözcüsü Caroline Anstey toplantının internet üzerinden yapılacağını ve küreselleşme karşıtlarının da internet üzerinde tartışmalara katılabileceğini açıkladı.

Dünyanın egemenlerinin, emekçilerin ve halkların katillerinin korkuları yersiz değildir ve bu giderek büyüyecektir.


Küreselleşme karşıtı eylemlerin
yarattığı sonuçlar

Saldırı politikalarını örgütleyen ve yöneten emperyalist birlik ve kurumlara karşı Seattle, Washington, Prag, Nice, Davos ve Göteborg’da peşpeşe gerçekleşen militan kitle protestolarının dünya çapında yarattığı yankının temel önemde bazı sonuçları şunlar:

Birincisi; kitlelerin kapitalizme karşı duyduğu öfkenin önünü açmada bir işlevi oluyor, işçi-emekçi hareketine yeni bir ivme kazandırıyor, mücadele eden emekçi yığınlara güç ve moral aşılıyor.

İkincisi; kitle hareketinin kendiliğinden düzeyinin ortaya çıkardığı sonuçlar olan zirve karşıtı protestolar, katılan kitlelerin kendilerini doğrudan kapitalizm karşıtı olarak ifade etmeleri ve bunun artık doğallığında da böyle algılanıp tanımlanması, kapitalizme karşı mücadeleye meşru bir zemin kazandırıyor.

Üçüncüsü; sözkonusu protestolar kapitalist dünyanın tek merkezden yürüttüğü saldırı politikasına karşı bütün ülkelerde mücadele eden emekçi kitlelerin mücadelesinin toplamını ifade ediyor. Mücadeleye enternasyonal bir ruh ve eğilim kazandırmanın yolunu açıyor. Devrimci önderlik ve örgütlenmeden yoksunluk koşullarında bile emekçi hareketinin kendiliğinden böylesi eğilimler ve dinamikler üretmesi, enternasyonal devrimci mücadelenin olanaklarını ortaya koyuyor.

Dördüncüsü; kitlelerin “Kapitalizm öldürür kapitalizmi öldürün!”, “Vahşi kapitalizmi parçalayın!” sloganlarında somut ifadesini bulan anti-kapitalist uyanışı, sosyalizmin bir alternatif olmasını kolaylaştırıyor. “Kapitalizme hayır, sosyalizme evet!” sloganı buna işaret ediyor. Bunun ise giderek bir örgüt ve önderlik ihtiyacının bilinçlerde oluşmasına katkısı olacaktır.

Burjuva demokrasisinin gerçek
yüzü açığa çıkıyor

Zirve karşıtı protesto dalgaları şahsında ortaya çıkan bir başka önemli olgu ise şudur. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük çığırtkanlığı yapan burjuvazi, kitle mücadelesinin gelişme ve sertleşme eğilimi gösterdiği koşullarda şiddete başvurmaktan çekinmeyeceğini, demokratik hak ve özgürlükleri bir kenara iteceğini göstermiştir. Protestolar karşısında polisin sergilediği vahşi tutum, burjuva demokrasisinin ikiyüzlülüğüne ve onun gerici özüne tutulan bir ayna işlevi görmüştür. İsveç polisinin “plastik mermimiz yoktu” gibi gülünç bir gerekçeyle göstericilerin üzerine kurşun sıkması, bunun somut örneği olmuştur. Bu durum kitlelerde burjuva demokrasisini sorgulama bilincini geliştirecektir.

İşçi-emekçi hareketinin ve emperyalist zirveler vesilesiyle yükselen protesto dalgalarının ne ifade ettiği, hangi dinamikler taşıdığı ve ne türden sonuçlara yolaçacağını elbette emperyalist burjuvazi de kendi cephesinde değerlendiriyor, politikalar saptayıp önlemler alıyor. Kendi icraatlarının sürekli mücadele dinamikleri ürettiğinin, emekçi kitleleri mücadeleye ittiğinin bilincinde olan burjuvazi militarist aygıtlarını sürekli güçlendiriyor. Sertleşme eğilimi gösteren kitle hareketi karşısında şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Burjuvazi kendi şiddetini işçi-emekçi hareketinin gelişme düzeyine ve alacağı biçimlere paralel olarak devreye sokacaktır. Henüz kendiliğinden gelişen, devrimci bir örgüt ve önderlikten yoksun olan kitlesel protestolar karşısına polis terörüyle çıkılıyor ve gerekti&urren;inde insanlar kurşunlanıyorsa, geleceğin politik kitle eylemleri karşısında emperyalist burjuvazinin nasıl davranacağı sır değildir.

Tam da bundan dolayı kapitalizm işçi ve emekçilerin devrimci şiddetine hedef olmaktan kurtulamayacaktır.

Kapitalizm gücünün doruğunda görünmesine rağmen iflas etmiştir ve büyük sıkıntılar içindedir. Bu sıkıntının yakın tarihte Meksika’da nasıl gündeme geldiği, Asya ülkelerinde nasıl yayıldığı, Rusya’da nasıl patladığı ve kapitalist dünya sistemini nasıl etkilediği görüldü. Kapitalist kriz dünyanın her tarafında kendisini değişik yoğunlukta hissettiriyor. Kapitalist sömürü sistemi için umut kalmadığı gibi ilerleme imkanı da tükenmiştir. Bu aşamada onun insanlık düşmanı barbar yüzü daha açık görülür hale gelecektir.

Emperyalist küreselleşmenin sosyal yıkım saldırıları dünya genelinde işçi sınıfı, emekçi kitleler ve ezilen halklar için yaşamı cehenneme çeviren sonuçlar üretiyor. Bu sonuçlara karşı her tarafta değişik biçim ve yoğunlukta işçi-emekçi eylemleri gelişiyor. İşçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri devrimci önderlikten ve örgütlenmeden yoksun olma temel zaafını yaşamasına rağmen emperyalist küreselleşmeye karşı öfke ve tepkilerini eylemli olarak ortaya koyuyorlar.

Kitlelerdeki anti-kapitalist uyanış sosyalizm özlemini ve seçeneğini harekete geçirecek, bu giderek devrimci bir örgüt ve önderlik arayışını güçlendirecektir. Bu zeminde yeni dönemin devrimci örgüt ve partileri de filizlenecektir.



Güney Kore’de grevler üçüncü haftasında


Güney Kore’de yükselen grev dalgası üçüncü haftasında. Değişik sektörlerde çalışan 50 bin işçi, işten atılmaların durdurulması, daha fazla ücret ve çalışma süresinin düşürülmesi talepleriyle greve gitmişti.

25 bin işçinin katılımı ile grev sürüyor. Grevin baştaki kitleselliğiyle sürememesinin bazı nedenleri var. Bunlardan biri G. Kore’de TİS görüşmeleri tüm sektörü değil tek tek işletmeleri kapsıyor. Taleplerde uzlaşma sağlanınca, bu işyeri grev cephesinden çekiliyor. Diğer bir etken ise, tüm ülkede Kore Demokratik Sendikalar Konfederasyonu’nda (KCTU) örgütlü sendikaların ve işçilerin maruz kaldığı yoğun saldırılar.

İnşaat sektöründe çalışan işçiler özellikle ‘98 yılında yaşanan krizden sonra, haftada 70 saat ve sözleşmeli olarak çalıştırılmaktaydı. 10 Nisan’da Seul’de, çimento karan arabaları kullanan işçiler, sendikalarının tanınması, fazla mesailerin ödenmesi ve Pazar gününün tatil günü olması talepleri ile greve gittiler. 19 Haziran günü 1900 polis 300 inşaat işçisinin grevin bitirmek için vahşice saldırdı. İşçilerin tümü gözaltına alındı.

Yine ülkenin en büyük kimya fabrikasında işçiler daha fazla ücret talebi ile greve gitmiş, işyerini işgal etmişlerdi. 14 Haziran’da polis bu işgal eylemine de azgınca saldırmış, grevi kırmıştı. Bir gün sonra ise Korean Air Yines uçak şirketinde çalışan pilotların iki gündür devam eden grevi kırıldı. Sendika çalışanları ve KAL sendikası başkanı tutuklandı.

Nobel barış ödüllü başbakan Kim Dae-Jung’un 3.5 yıllık iktidarı sürecinde 552 sendikacı tutuklanarak cezaevine kondu. Grevler yasadışı ilan edildi. Sadece son bir hafta içinde 120 sendikacı tutuklandı. 49 sendikacı ise yeraltına geçmek zorunda kaldı.

Güney Kore’de işçi sınıfı militan mücadeleci bir geleneğe sahip. Aynı şekilde işçi sınıfının toplumun diğer ezilen kesimlerinin desteğini alması, dayanışmacı eylemleri de bir gelenek. 22 Haziran günü Liman kenti Ulsan’da 3.500 işçi ve öğrenci Kim Dae-Jung hükümetine karşı bir gösteri düzenledi. Bu gösteri de polisin saldısına uğradı. İşçiler ve öğrenciler geceyi polisle saatlerce çatışarak geçirdi.



Arjantin’de işlevsiz “sakinleştirme ilacı”!

Devlet terörüne rağmen
kitle eylemleri yayılıyor

Birbuçuk yıl önce yapılan seçimleri orta sol birliği Alianza kazanmıştı. Alianza Başkanı Fernando de la Rua’yı seçen Arjantin halkı, bugün dramatik bir durumla karşı karşıya.

Mart ayında yaşanan büyük ekonomik kriz koalisyon hükümetini düşürdü. Eski Cumhurbaşkanı Carlos Menem’in ise illegal silah ticareti yaptığı için parlamentoya girişi yasaklandı. Arjantin şimdi sosyal patlama tehlikesiyle karşı karşıya.

Arjantin’in kuzeyinde 10 bin nüfuslu bir şehir olan General Mosconi’de, işsizlerin yaptığı cadde işgali esnasında, kızının mezarını ziyaret eden bir metal işçisi polisler tarafından sıkılan kurşunlardan dolayı yaşamını yitirdi. Polisin bu saldırısı sonucu onlarca gösterici yaralandı, bir gösterici de arbedede ezilerek yaşamını yitirdi.

Devletin azgın saldırılarına rağmen Arjantin’in kuzeyinde protesto eylemleri dalga dalga yayılıyor.

Muhafazakar Parti (Partido Justicialista) lideri Juan Carlos Romero’yu suçlayan Cumhurbaşkanı Fernando de la Rua, sosyal ve ekonomik sorunlara müdahalede yetersiz kalan bölge hükümetinin politik sorumluluğu taşıması gerektiğini söylüyor. Romero’nun bu eleştirilere yanıtı ise, devlet bütçesinin dağılımında eşitsiz davranıldığı, bunun tek gerekçesinin ise Salta’da muhalif bir partinin hükümette olması.

Partilerin iç çatışmasından bağımsız olarak, General Mosconi’de, bir seneden kısa bir zaman diliminde üç ayrı sokak işgali yaşandı.

Kasım 2000’de bir işçi vurularak yaşamını yitirmişti. O zaman de la Rua işsizlere yardım sözü vermişti. Ancak yeni açılan işyerlerinde saat ücretleri son derece düşük. Bu, verilen ücretin ancak “sakinleştirme hapı” olacağını gösteriyor.

İçişleri yetkilileri, sol grupların etkin bir hareketlilik içinde olduklarını ve Salta halkını etki altına aldıkları söylüyorlar. Sol grupların kitleler üzerindeki etkisinin kırılamaması ve eylemlerin büyümesi korkusu şimdiden hükümeti sarmış bulunuyor.

De la Rua’nın durumu düzeltmek için yeni bir stratejiye ihtiyacı var. Hükümetin mantığına göre iki seçenek var; ya “sakinleştirme hapı” ya da zor kullanmak. Anlaşıldığı kadarıyla Cumhurbaşkanı ikinci seçeneği tercih etmiş bulunuyor.




Polisin ateş açması sonucu göstericilerden 3’ü öldü, 13’ü yaralandı... Göstericiler resmi araçları ateşe verdiler...

apua Yeni Gine’de İMF’ye karşı gösteriler

Papua Yeni Gine’de hükümetin ekonomik reformlarını protesto gösterileri düzenleyen öğrencilere polis ateş açtı. 25 Haziran Pazartesi günü meydana gelen eylemde polisin kurşunladığı 3 kişi öldü, 13 kişi de yaralandı.

Papua Yeni Gine’de hükümet kamu işletmelerini özelleştirerek bu işletmelerin kontrolünü yabancı emperyalist şirketlere bırakma planını uyguluyor. Buna dayalı politikalar, başta öğrenciler olmak üzere birçok çalışanın öfkesine neden oldu.

5 gündür süren eylemlerde öğrencilerin çoğunlukta olduğu bildiriliyor. Eylem boyunca şehir merkezinin en işlek caddeleri trafiğe kapatıldı, devlet binalarının önüne barikat kuruldu. Salı günü polis aniden protestoculara gaz bombaları ve otomatik silahlarla ateş açtı. Bu olayın ardından protestocular da onlarca resmi aracı yakarak, eylemlerini sertleştirdiler.

Port Moresby General Hospital’da çalışan bir doktor, açıklamasında, gösterilerde 3 kişinin öldüğünü ve birçok ağır yaralının olduğunu belirtti. Resmi yetkililer ise açıklama yapmaktan kaçındı.

Öğrenciler, eylemleriyle Dünya Bankası ve onun yerli uşaklarını kendi ülkelerinden atmayı hedeflediklerini açıkladılar.



Cezayir’de öfke dalgası
büyümeye devam ediyor

Cezayir’de Berberi bir gencin Nisan ayı içinde polis karakolunda öldürülmesi ile başlayan öfke kabarması onbinlerden yüzbinlere büyüyerek sürüyor. 21 Haziran günü demokrasi için ve işsizliğe karşı yapılan yürüyüşe 1 milyon civarında emekçi katıldı. Bu eylem, kaptan olarak batan gemisini terketmeyeceğini ve istifa etmeyeceğini açıklayan ABD uşağı Bouteflika hükümetini oldukça telaşa düşürmüş olmalı ki, aynı gün başkentte yürüyüş ve gösteri yasağı kondu.

Bu yasağın halk kitleleri arasında hiç de dikkate alınmadığı görülüyor. Tizi Ouzou’da biraraya gelen Berberi örgütlerinin hükümetin yasağını görmezlikten gelmesi ve 5 Temmuz’da büyük bir yeni yürüyüş çağrısı yapması da bunun bir göstergesi.