14 Nisan'01
Sayı: 04


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf ve kitle hareketini boğmaya dönük kirli planları boşa çıkaralım!
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Zafer et ve tırnakla sökülüp alınacaktır!
  Geçmiş deneyimlerin ışığında 1 Mayıs'a hazırlık...
  İşçi sınıfının ögütlü-birleşik mücadelesi tayin edicidir
  Ya mücadele ya yozlaşma
  Kitle eylemine etkin müdahale nasıl ele alınmalıdır?
  Taban inisiyatifinde yeni adım: "Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi"
  Düzenin krizi'ne liberal sol reçeteler/3
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/1
  Gençlik
  Esnaf eylemleri...
  İşçi sağlığı ve iş güvenliği
  Yurtdışında Ölüm Orucu Direnişi ile dayanışma etkinlikleri
  Ölüm Orucu Direnişi 25. haftasında!
  Mücadele Postası

  Bütün yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

“Kazanmak boynumuzun borcu artık...”

“Bedeli ne olursa olsun kazanmalıyız!”


Muharrem Kurşun
(ÖO direnişçisi/TKİP tutsağı)

Cengiz şehit düştükten sonra bir-iki gün içinde tüm Ölüm Oruçcuları apar topar hastaneye getirildik. Şunu açıkça söylemek gerekiyor; ayaklarımıza vurulan, işkenceden başka hiçbir mantığı ve açıklaması olmayan kelepçeleri dışında tutarsak, hastanenin koşulları, cezaevi koşullarına oranla çok daha “insani”, daha “iyi”, ama hiçbirimiz hastanede kalmak istemiyoruz. Çünkü buraya getirilişimiz, burada tutuluşumuz bir politikanın sonucudur. Zorla müdahale politikasının bir sonucu olarak burada tutuluyoruz. Henüz bilincini yitirmeyene müdahale gibi bir uygulama yok. Ancak bilinci kapanana müdahale ediliyor. Ve bu “insancıl” söylemlerle teorize ediliyor. Alakası yok. “Hayata dönüş” operasyonuyla 28 canımızı katleden, hala pek çoğumuzu sessiz imhayla katletmeye çalışan, kısacası son iki-üç yılonlarca devrimci tutsağın kanına giren, katleden, sakat bırakan hükümet bakanının bizim yaşamımızı önemsemesi üzerine söylediği her söze, bırakın çocukları, kargalar bile acı acı güler.

Peki neden bu “yaşatma” uğraşı? Ölümlerin önüne geçerek, Cengiz’in şehit düşmesiyle yaşadığı köşeye sıkışmışlığını daha da derinleştirmek istemiyor. Evet, yeni şehitler suskunluk fesadını çığlığa, haykırışa dönüştürecek. Bu öyle bir çığlık olacaktır ki, krizin tüm faturası yüklenen açlık ve sefalet içindeki işçiyi-emekçiyi de saracak güç ve canlılıktadır. O halde ölümlerin önüne geçmek sistem için yaşamsal önemdedir.

Bu müdahalenin bir diğer nedeni ise sakat bırakma politikasıdır. Bilinci yitirme aşamasına gelen bir Ölüm Oruçcusu’na müdahale etmek onu yaşama döndürür belki, ama şu veya bu oranda sakatlıklarla... Kaldı ki burada bilinci açılan her Ölüm Oruçcusu, serumu kolundan çekip atacak. Yine bilincini yitirirse, yeniden takacaklar. Sök, tak, sök, tak... Bu ağır sakatlıklara yolaçar. Öyle ki, pek çok insanın ölümü yeğleyeceği sakatlıklara... Devrimci tutsakların devrime hizmet edemeyecek bir biçimde sakat kalmaları, muhakkak ki sistemin işine geliyor.

Mevsimleri geride bırakan irade savaşımızın en şiddetli evresindeyiz artık. Burada ihanet ile direniş daha bir içiçe. İhanet çatal-kaşık sesini duyabileceğimiz denli yakınımızda yaşanıyor. İradeye, kararlılığa yönelik çok ince saldırılar sürüyor. Öte yandan, sistemin hala süren “kararlılık” gösterisi yine aynı saldırının bir parçasıdır. Buna kimi tutsak yakınlarının duygusallıkla da olsa hasımlarımıza hizmet eden tutumunu da eklemek gerekiyor.

Herşeye rağmen bütün bu politikaları boşa çıkaracağız. Ne ihanet kuşatmalarının çamurunda kirleneceğiz, ne de sakat kalmaktan korkacağız. Bedel sakat kalmaksa, biz bu bedeli ödeyeceğiz. Ama Cengiz’in yolunda yürümeye, Cengiz olmaya var gücümüzle çalışacak ve başaracağız. Nihayetinde herşey iradede bitiyor ve devrimci irade bugüne dek hiç yenilmedi.

Dışarda ise devletin bu rezil ve sinsi sakat bırakma politikası üzerinde ısrarla duran bir taktik tutum izlemek gerekiyor. Gerekirse ölsünler, ama ölümden beter biçimde sakat kalmasınlar, vurgusuna oturan bir politika geliştirilmelidir. Cengiz’le sessizlik fesadı yırtıldı, bugün bu politikayı geliştirebilmenin olanakları var. Giderek daha da artacak. Bunu azami düzeyde değerlendirmeliyiz.

Kazanmak boynumuzun borcu artık... Bedeli ne olursa olsun kazanmalıyız! Kazanacağız da!..Kimsenin bunda kuşkusu olmasın. Bizler Habip ve Ümit’ten devraldığımız bayrağımızı, zafer ülkesinin en güzel yerine dikeceğimize ant içmiştik, şimdi andımızı cisimleştirme zamanıdır. Moral ve coşkumuz buna yetecek, artacak güçtedir. Eriyen her hücremizi moral-coşku ve kararlılığımızı çoğaltmada değerlendiriyoruz.

Kazanacağız!..




“Süreç daha ağır bedelleri gerektiriyor”


Muharrem Kurşun
(Ölüm Orucu direnişçisi/TKİP tutsağı)

Canım, can yoldaşım;

Mektubunu gazeteden okudum... Başlığı okuyunca bir tuhaf oldum zaten. Duygulandım. Yazdıkların çok hoşuma gitti. Her satırı kavgayı soluttu bana. Bir Ölüm Oruçcusu’nun can yoldaşı işte böyle olmalı dedim kendi kendime, gururlandım. Hep böyle olacaksın değil mi sevdiğim. Buna tüm kalbimle inanıyorum.

Bugün buraya getirileli yedinci gün oluyor. Bir haftayı doldurduk neredeyse. Durumum hala -tırnak içinde- “iyi”. Sen geldiğinde daha kötüydüm. Su-tuz-şekeri kesmiştik o gün. Ertesi gün yeniden almaya başladık. Ben yeniden “toparlandım”. Gerçi hareket etmek daha bir zorlaştı ve giderek zorlaşıyor. Ama yine de fena sayılmam! Su-tuz ve şeker alımında pek bir sorun yok; kafi miktarda alıyorum. Yazık ki (yazık ki!) sigarada biraz azalma var. Yine de formum fena sayılmaz!

Kısaca sağlık raporum böyle.

Hala “iyi” olmak canımı sıkmıyor değil hani. Süreç öngördüğümüz gibi daha ağır bedelleri gerektiriyor. İlla ki yeni şehitler gerekiyor. Cengiz, ilk mermimiz olarak susku fesadını kırdı, üzerimize serilen ölü toprağını savurup attı. Yani zafer için ilk adımı attı. Yenileri gerekiyor. Bu koşulda “iyi” olmak, sürecin biraz daha uzaması ya da başka Cengizleri kıskanacağım anlamına geliyor. Ne diyebilirim ki sevdiğim, mektubunda da yazmışsın, beni büyük oranda anlıyorsun. Hissettiklerimi belli oranda hissediyorsun. Fazla söze gerek var mı?

Hastaneye getirilmemiz vesilesiyle kucaklaşabildik. Bu çok iyi oldu. Alnımdan öpmeni çok istiyordum. Nihayet bu da oldu. En çok buna sevindim.

Biraz yorgunum. Az sonra yatar uyurum. İlk fırsatta yanına gelirim. Şimdilik vedalaşırken hasretle kucaklayıp, öpüyorum ve seni çok seviyorum.

31 Mart Cumartesi /sabah

Hala mide bulandırıyor dökülmeler. Hele ki yakın dökülmeler. Zaten bizi hastaneye getirmelerinin asıl amacı da bu. Buna oynuyorlar. Bu oyuna gelen zayıf unsurlar çıkmıyor değil. Çıkacak da. Ama nihayetinde bu oyunu da boşa çıkaracağız.

Moralimden, coşkumdan hiçbir şey yitirmiş değilim. Habipler’in emanetini hala büyük bir onurla taşıyorum ve zafere götüreceğim. Hele canım, can yoldaşım, sen yanımda olduktan sonra. Kuşkun olmasın gülüm, zafer halayına duracağız. Seni çok seviyorum.

İşte öyle!
Sabahki yazdıklarım canını sıkmasın gülüm. Olur böyle şeyler. Biliyor musun, yanımda kalan bir vatandaş vardı. 3-4 gün önce ben bırakıyorum dedi, (...) davası tutsağı. Yanımda bu dördüncü. Alıştım artık neredeyse! Bu da benim talih(sizliğ)im! Hiçbir şey coşkumdan bir şey yitirmiyor. İki kutup yıldızım var! Partim ve sen... Yolumu ikisine bakarak belirliyor ve tereddüt etmeden ilerliyorum. Ama ödenecek bedel daha da ağırlaşıyor gibi. Bu bir olgu artık. Sana güveniyorum sevdiğim.

Diğer mektubu “arkadaşlara” yazdım, verirsin. Duygularımı yazdım sadece (...)

Seni çok seviyorum.

Sevdiğin Muharrem




Gül yüzlü sabahların harcı


Duvar ötesi gülüşler

eriyordu hücre hücre...

Okyanusa düşen tek damla...

Damlalar billurlaşıyordu

özgürlüğü müjdeleyen

bedenlerde...

Oysa gül dalında

yaşamak vardı;

şimdi değil ama,
sal
tanatsız sabahlarda.

İşte bu yüzden

bedenlerle karılıyordu

gül yüzlü

sabahların harcı...

Rahime Henden
7 Nisan 2001




ÖO direnişçisi Resul Ayaz’a mektup...

Bu düzeni kökünden yıkmak dışında
bir alternatif yok!


Resul yoldaşa...

Torbalı dersem kim olduğumu sanırım çıkarırsın. Gece, sabaha dek süren tartışmalarımızı unuttuğunu sanmıyorum. Bizde kaldığın son gün sanırım bir işim vardı, evden erken çıkmıştım. Seni son görüşüm bu oldu. Sonra çeşitli vesilelerle haberini aldım. En son olarak da tutsak düşüşünün ve Ölüm Orucu Direnişi’ndeki yiğit tavrının...

Gazetedeki yazıların ve şiirlerin beni derinden etkiledi. Hatırlıyor musun, sana dağda ve ateş altındayken bazen, “kim için bu mücadele, birileri barlarda Çav Bella ve içki eşliğinde vatan kurtarırken bu benim yaptığım ‘salaklık mı ola’” diye düşündüğümü söylemiştim.

Yoldaş; hayatın düalistik bir tezahürü bu, düşman sadece fiziki varlığı ile karşımıza dikilmiyor, asıl tehlikelisi düşünce planımıza sızan pislikler... Süslü laflara, kalın ciltler dolduran heybetli tezlere ne gerek var? Bu sistem tırnak ucu kadar bir yanı ile seni cezbediyorsa, mutlu ediyorsa dur! Savaşma ve karşıya geç. Tersi ise, başka alternatifin yok. Bu düzeni kökünden YIKACAKSIN! Yani savaşacaksın.

Bunu sana yazmıyorum. Sen zaten öyle yapıyorsun. Bu yazdığım aslında bana, bize... Bu ülkede “ben bedel ödedim” demek kadar iğrenç bir tavır olamaz, olmamalı. Her an, her saat bedel ödemeye ve ödetmeye hazır olmalıyız. Tersini yapıp da kendine komünist diyen alçaktır. Kaybedeceğimiz altı üstü lağım, kazanacağımız çocuklarımızın neşeli taylar gibi koşturacağı bir VATAN!

Yoldaş, kendine iyi bak! Bilirsin, 25 yıllık siyasal yaşantımda hiç mesnetsiz laf etmedim; bu alçakların kıçına tekmeyi basacağımız an geldi. Seninle o gün kucaklaşacağız. Yine çömelip ekmek, zeytin ve çay eşliğinde sohbetler edeceğiz.

SENİ VE MÜCADELENİ SEVİYORUM!
En içten devrimci selamlarımla...

Bir SY Kızıl Bayrak okuru/Kayseri




“Hiçbir zaman Kızıl Bayrağımızı
teslim etmeyeceğiz!”


Ortaokul 3. sınıf öğrencisi Ceren’den
yoldaşı Ölüm Orucu direnişçisi HAYDAR BARAN’a...


Devrim...
Devrim nedir bilir misiniz arkadaşlar,
Tabii ki bilemezsiniz.
Siz ezilmeye alışmışsınız da ondan
Devrim nedir bilir misin arkadaş
Ne bileceksin
Sen bu bozuk düzende yaşamaya alışmışsın da ondan
Bir bakın etrafına arkadaş
Devrimin ne demek olduğunu bilen var mı?
Onlar da bilemezler
Çünkü onlar da alışmış artık,
Bu bozuk düzende yaşamaya, ezilmeye...
Bir de bu kapitalist ülke yerine
Sosyalist ülkeyi kurmaya çalışanlara sor.
Onlar hiç tereddütsüz bilirler,
Onlar bu düzenden bıkanlar, ezilmeyi hazmedemeyenler
Onlar bu ülke uğruna canlarını feda edenler,
Binlerce Ümitler, Habipler...
(...)
Şiir kadar güzel yoldaşım;
Faşizme hiçbir zaman
KIZIL BAYRAĞIMIZI teslim etmeyeceğiz.
O bayrağı beraber zafere ulaştıracağız.

Ceren




Önce yakamozlar düşer


(Direnişçilere, ölümsüzleşenlere...)

Gökyüzüne bulutlu gecelerde bakanlar
Kapalı havayı yıldız tutulması sanır.
O an ki şafaktır,
kararan gözlerin koyuluğunda
mezarlık sakinleri sarar kentleri.
Bu yüzden
ıslıksız dolaşmazlar sokakları,
Yine de,
önce yakamozlar düşer kuşatmalarda.
Arkalarında erişilmez bir aydınlık gizlidir.

Derinlerde mayalanan
hep aynı kasırgadır durmadan.
mevsimini bulur mutlak
ve bulutları katıp önüne
süpürerek gelir gökyüzünü.
Usul usul süzülür ağırlıklar
Artık herşey aşkları kadar berraktır.

Durulmak için duru bir gelecek arayan
ışıl ışıl bir yakınlıktır bu.
Er amansız girdapları dağıtan bir lodos.

Ve kan çekilir damardan.
Vücuda sızmak üzre,
serumlara sıvar ihanet.
Lakin, kuruyan ırmak yatakları
ancak kendi akışını kabul edebilir.
Yoksa, gürül gürül o çağlayan ses
hiçbir vakit bulamaz ahengini.
Damar reddeder serumu.

Her aydınlığın gölgeleri vardır.
Ama şafak batımsız bir güneşe yazgılıdır ki
elbet yutacaktır bütün karartıları.
Onlarsa hala
gölgelerinin uzunluğuna aldanırlar.

Eylül



İslam Cumhuriyeti ile Yurtsever Birlik’in
ortak cinayeti yanıtsız kalmayacaktır!

Kemal Mohammadiyan’la birlikte
üç kişi daha idam edildi


Dün yayınlanan bildiride cani İslam Cumhuriyeti’nin Merivan’ın siyasal eylemcilerinden Kemal Mohammadiyan’ı idam ettiğini duyurmuştuk. Son alınan bilgilerle Kemal Mohammadiyan ile birlikte ne yazık ki üç kişinin daha idam edildiğini öğrendik. İdam edilen ikinci kişi Cavanrud kenti sakinlerinden Bahtiyar’dır. İdam edilen öteki iki kişinin adları henüz elimize ulaşmadı.

Kemal Mohammadiyan 1994-95 yılları arasında hapisteydi ve 15 yıla mahkum edilmişti. Hapishaneden kaçtıktan sonra Irak Kürdistanı’na sığındı. Irak Kürdistanı’nda iki yıl önce Talabani önderliğinde işbirlikçi Yurtsever Birlik tararfından tutuklanıp Serdeşt bölgesinde İslam Cumhuriyeti’ne teslim edildi. Kemal 13 gün önce Senendec kentinde 3 kişiyle birlikte idam edildi.

Son bilgilere göre Kemal’in cenazesi halen ailesine teslim edilmiş değildir. Dünden beri Merivan’ın Çaharbağ camiinde Kemal için anma töreni yapılmakta bir çok kişi halen burada toplanmaktadır.

Özgürlükçü insanlar! İnsancı, ilerici kişi ve hareketler!

Cani İslam Cumhuriyeti yılın son Çarşambası kutlamaları ve Nowruz’daki halkın geniş hareketiyle köşeye sıkıştırıldı. Bu rejimin devrilmesine susamış halk onu daha da geri püskürtmek ve güçsüzleştirmek yolunda önemli adımlar atmıştır. Kudurgan İslam rejimi insanların gözünü korkutmak ve onları ürkütmek için son idamları gerçekleştirmiştir. Bu son olaylarda tutuklananlardan çok sayıda kişinin tutukluluk hallerinin sürmesi ve işkence edildiği koşullarda yapılmıştır. Rejimin bu canice eylemlerini etkisizleştirmek için mücadelenizi genişletin. Gösterilerinizde, eylemlerinizde son olayların tutukluların derhal serbest bırakılmalarını isteyin. Yurtsever Birlik ile İslam Cumhuriyeti’nin ortak cinayetini deşifre edip mahkum edin.

İran Komünist İşçi Partisi yurt içi ve yurt dışındaki özgürlükçü insanları ve ilerici kişi ve hareketleri çeşitli, geniş çaplı protesto hareketlerinde bulunmaya çağırıyor.

Kahrolsun İslam Cumhuriyeti
Yaşasın Sosyalist Cumhuriyet

İran KİP/Kürdistan Komitesi
1 Nisan 2001

e-mail: r_hoseinzadeh@yahoo.com
tel: +46 739 855 837




Mamak Ölüm Orucuyla Dayanışma Komitesi’nin etkinlikleri sürüyor


26. haftasına giren Ölüm Orucu Direnişi’nde, devrimci tutsakların içeride zorla tedavi işkencesine ve her türlü baskıya karşı güsterdikleri kararlılığı dışarıya taşıyabilmek için sürdürdüğümüz çalışmalara devam ediyoruz.

Ezilenin ezene karşı başkaldırı günü Newroz’da, Sincan’da şehit düşen Cengiz Soydaş’ı andık. Bu amaçla Şirintepe’de bir eylem yaparak, “Newroz isyandır” yazan bir pankart açtık.

Ardından Mamak’ta direnişin sürdüğünü anlatan ev konuşmaları yapmaya devam ettik. Emekçilerin yoğun oturduğu mahallede sürekli ev sohbetleri yapmaya çalıştık. Düzen medyasının yansıtmadığı Ölüm Orucu Direnişi’ni gündemlerinden düşürmedik. İçerideki ve dışarıdaki saldırların bütünlüğünü kuran konuşmalarımız emekçilerin bugün henüz sokağa çıkmalarını sağlayamasa da, direnişin haklılığını ve meşruluğunu anlatmak işlevi görüyor.

Krizin faturasının işçi emekçilerin sırtına her geçen gün daha da yüklendiği bu günlerde Emek Platformu’nun 14’ündeki eylemine çağrı yapan komite imzalı bildirileri ise Ege Mahallesi’nde dağıttık.

170. gününde Adil Kaplan ve Bülent Çoban’ın şehit düşmesinin ardından Şirintepe’nin en işlek bölgesinde 15 kişilik bir eylem yaptık. “Ölüm Orucu Direnişi ruhuyla hücreleri yıkalım” şiarıyla pankart açtık. Lastik yakıp, slogan atarak yolu 15 dakika kestiğimiz eylemi, direnişi selamlayan bir konuşma yaparak bitirdik.

Devrimci tutsakların bedenlerini ölüme yatırarak yıkmaya çalıştıkları hücre duvarlarının, direnişin kararlılığı ve gücüyle yıkılacağı günlerin ve zafere olan inancımız ve tüm gücümüzle direnişin ateşini dışarıda yakmaya devam edeceğiz.

Yaşasın direniş, yaşasın zafer!

Mamak ÖODK’dan bir devrimci




Yıldız Teknik Üniversitesi’nde dağıtılan bildiri...

Ölümlere izin vermeyelim!


19 Aralık katliamından sonra hücrelere konulan devrimci tutsaklar Ölüm Orucu Direnişi’ni sürdürüyorlar. Ölüm Orucu Direnişi bugün 170. gününde, iki kişi daha ölümsüzleşti.

Edrine F tipinden Adil Kaplan ve Kandıra F tipinden Bülent Çoban 7 Nisan Cumartesi günü şehit düştüler. Onlar ölümleriyle devletin yalan hükümdarlığını tuz-buz ettiler. Daha dün Ölüm Orucu’na kirli dillerini uzatanlar, Ölüm Orucu sahteymiş diyenler, onlar örgüt baskısındalar diyenler, kendilerini yaktılar diyenler, Ölüm Orucu Direnişi’nin tokatını suratlarına yediler.

19 Aralık’ta 28, hücrelerde ise bugüne kadar 3 kişiyi katleden devlet Ölüm Orucu Direnişi’nin karşısında diz çökecektir. Çünkü iradenin ve inancın karşısında hiçbir güç duramaz.

Bugün hücrelerde onlarca insanda zorla müdahale sonucu hafıza kaybı ve kalıcı sakatlar oluşturulmuştur. Yüzlerce insan da hastanelerde ve hücrelerde ölüm sınırındadır. Toplu ölümler kapıda. Devrimci tutsaklar taleplerinden vazgeçmediler. En demokratik ve insani haklar için ölümü göze alan bu insanlar karşısında devlet kirli yüzünü bir kez daha göstermiştir. Bir avuç asalağa hizmet eden ve gazetecilik etiğini paramparça eden basın ise hergün bütün haberleri çarpıtmaktadır.

Öğrenci Arkadaş;

Dün devrimci öğrencilere kalkan coplar, bugün tıpkı öğrenciler gibi en haklı talepleri ortaya koyan esnafa kalkmaktadır. Ve sen susmaya devam ettikçe sıranın sana gelmesini beklemekten başka yapacak bir şeyin olmayacak.

Bugün bu ülkede askere, polise ve hürelere bütçe aktarıp insanları yoksulluğa sürükleyenler, banka hortumlayanlar krizin asıl sorumlularıdır. Ve şu anda krizin bedelini bize ödetmeye çalışmaktadırlar.

Devrimci tutsakların sesine kulak verelim, Ölüm Orucu Direnişçileri’nin taleplerini taleplerimiz yapalım.

İçerde dışarıda hücreleri parçala!
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Devrim şehitleri ölümsüzdür!

Hücre ve Tecrit Karşıtı Öğrenciler




“Devrimci tutukluların taleplerini sahipleniyor
ve tüm duyarlı kamuoyunu bu talepleri sahiplenmeye
çağırıyoruz...”



Kamuoyuna

İçerde ve dışarda hücreleştirme saldırısı tüm şiddetiyle devam ediyor.

Bu saldırı, rejimin krizi ve kendini “yeniden yapılandırma” sürecinin yaratmış olduğu toplumsal tecrit ve yıkım politikasıdır. Bu saldırı hepimizedir.

Bizler düzenin yıkım ve tecrit politikalarına izin vermemek için devrimci tutukluların taleplerini sahipleniyor ve tüm duyarlı kamuoyunu bu talepleri sahiplenmeye çağırıyoruz.

F Tipleri Kapatılsın!
Zorla Müdahale İşkencesine ve Yeni Ölümlere İzin Vermeyelim!
İM(F) Tipi Yaşama Hayır!

Eğitim-Sen 4 No’lu Şube Üyeleri:
Aynur Gürsoy, Cevahir Özdoğan, Serdar Başkonuş, Emel İşcan, Umut Yaman, Nilüfer Aksu, Sebati Kamalı, Barış Deniz, Feyyaz Balcı, Emine Özdin, Yıldız Ülkügüder, Recep Demirbaşer, Yasemin Kandaş, Elif Çalkam, Metin Kılıç, Olcay Engürlü, Zafer Ergül, Şükrü Ağcagül, Şafak Özdoğan, Nazihe Aytaç, Mustafa Torun, Ertun Coşan, Umut Sülün, Samet Sülün, Nihat Sustam, Cafer Polat, Döne Gevher, Süleyman Yılmaz, Metin Doğruel, Recai Özdemir, İzzet Kılıç, Gülabi Kılıç, Mehmet Çetin, Yüksel Sarıkaya, Ayşe Sarı, Hüseyin Gümrük, Dağıstan Birtek, İbrahim Yıldırım, Aliye Karataş, Tunay Çetiner, Emirali Mollaoğlu, İsmail Hardal, Ünal Salcı, Adil Taşatan, Bülent Korkut, Hasan Yoldaş.
12 Nisan ‘01 tarihli Evrensel Gazetesi’nde yayınlanmıştır




Yeni ölümler istemiyoruz!


Tabut, işte biziz içinde yatan...
Biziz boğulup gizlenen...
Ömrünün en katıksız coşkularını haykırırken...
Biziz duyguları tabutlanan...

Onlar,
İnsanca bir yaşam için, işkenceye, tecrite karşı oldukları için,
Demokrasi istedikleri için,

BEDENLERİNİ ÖLÜME YATIRDILAR!...

Gün, haklı talepleri uğruna Ölüm Orucuna yatan tutukluların etrafında kenetlenme günüdür...
-Devrimci tutukluların talepleri kabul edilmeli,
-Yeni ölümler olmadan çözüm için adım atılmalı,
-Tutuklu ve hükümlülerle derhal görüşmeler başlatılmalıdır.
Ölümlere durduralım!

Eğitim Sen İstanbul 5 No’lu
Şubesi’nden devrimci emekçiler
31 Mart ‘01 tarihli Evrensel Gazetesi’nde yayınlanmıştır