14 Nisan'01
Sayı: 04


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf ve kitle hareketini boğmaya dönük kirli planları boşa çıkaralım!
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Zafer et ve tırnakla sökülüp alınacaktır!
  Geçmiş deneyimlerin ışığında 1 Mayıs'a hazırlık...
  İşçi sınıfının ögütlü-birleşik mücadelesi tayin edicidir
  Ya mücadele ya yozlaşma
  Kitle eylemine etkin müdahale nasıl ele alınmalıdır?
  Taban inisiyatifinde yeni adım: "Anadolu Yakası İşç-Emekçi Platformu Girişimi"
  Düzenin krizi'ne liberal sol reçeteler/3
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/1
  Gençlik
  Esnaf eylemleri...
  İşçi sağlığı ve iş güvenliği
  Yurtdışında Ölüm Orucu Direnişi ile dayanışma etkinlikleri
  Ölüm Orucu Direnişi 25. haftasında!
  Mücadele Postası

  Bütün yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

İşçi ve emekçilerin geleceği uğruna ölümsüzleşen bedenler,
tarihe eşsiz bir direnişi kaydediyorlar...

Zafer et ve tırnakla sökülüp alınacaktır!

Katliam, işkence, zorla tedavi işkencesi ile bitirilemeyen Ölüm Orucu Direnişi, artık ardarda gelen şehitlerle beraber yeni bir evreye ulaşmış bulunuyor. Cengiz Soydaş’la yürüyen şehitler kervanı her gün gelen yeni şehitlerle zafere adım adım ilerliyor. Onlarca direnişçi her yeni gün bu kervana katılmak için sıra bekliyor. Bir tarih yazılıyor. Ölüme meydan okuyan bedenler gün gün erirken, tarihe eşsiz bir direnişi kaydediyorlar. Durmak yok, boyun eğmek asla, bedenler namluda zulmün burçları dövülüyor.

Devrimci tutsaklar, direnişin uzun bir maraton olduğunun bilinciyle bu direnişe başladılar. Günler aylar geçti, mevsimler devrildi. Katliamlar, işkenceler, zorla tedavi işkencesi, suskunluk fesadı kâr etmedi. F tipleri kızıla kesti, direniş bitirilemedi. Maraton artık finişe vardı. Artık her yeni gün yeni şehitlerle ip göğüsleniyor.

Devrimci tutsaklar, artık geri dönülemez bir noktaya varmış bulunuyorlar. Ya zafer kazanılacak, hücreler parçalanacak, ya da şehitler kervanı her gün büyüyerek yoluna devam edecek. Direnişçiler bu gerçeği defalarca gösterdiler. Bu öyle bir gerçektir ki, ne yalan ne demagoji ve ne de işkence ve katliamlarla karartılamamıştır. Bugün faşist devlet bu gerçek karşısında çaresizdir. Acz ve çaresizlik içerisinde direniş tarafından ezilmektedir.

Devrimci tutsaklar büyük bir tarihsel sorumlulukla hareket etmektedirler. Bu tarihsel sorumluluk, hem devrimci, komünist hareketin geleceği ve hem de aynı anlama gelmek üzere işçi ve emekçilerin geleceği içindir. Ki bugün ezilen yığınlar üzerine bir karabasan gibi çökmüş bulunan düzene karşı bu direniş geleceğin ve umudun sembolü olmuştur. Nice devrimcinin hayatına malolmuş ve daha da olsa bile, barbarlık düzenine karşı yitirilen her can geleceğe atılmış bir adımdır.

Direniş başladığı dönemde barbarlık düzenine karşı devrimcilerin ördükleri bir barikat olma özelliğine sahipti. Bu barikatın arkasında tutsak aileleri, devrimciler ve ilerici çevreler vardı. Direniş her türlü bedel ödenerek bugünlere getirildi. Zaman zaman direniş barikatı yalnız bırakıldı. Bu durumda ön saflarda ödenen bedeller de görülmemiş ölçüde arttı. F tipi tabutluklarda yalnız başlarına olsalar da, devrimci tutsaklar taşıdıkları bu büyük tarihsel sorumlulukla direnişi bugüne getirdiler. Bugün artık düzene karşı örülen mücadele barikatları genişliyor. Açlığa ve yokluğa mahkum edilenler mücadele saflarındaki yerlerini alıyorlar. Yalnızlaşan artık barbarlık düzenidir. Düzene karşı açılmış direniş mevzileri henüz birleştirilmemiş olsa da, devrimci tutsakların direniş çizgi, tutulması ve birleşilmesi gereken tek imci çıkış yolu ve bir ışık olarak yanmaktadır ezilenlerin önünde. İzlenilmesi gereken yol, devrimci tutsakların bedenleriyle ördükleri direniş yoludur. İzlenilmesi gereken yol, büyük bedeller pahasına direnmek ve asla boyun eğmemektir. İzlenilmesi gereken yol, devrimin ve sosyalizmin yoludur.

Tüm devrimci güçler büyük bir tarihsel sorumlulukla yüzyüzedir!

Zindanlarda şehit düşen devrimciler, üzerlerindeki tarihsel sorumluluğun gereğini yerine getiriyorlar. Eğer bugün Türkiye devrimci hareketi dünya çapında büyük bir saygınlığa erişmiş ve ilgiyle izleniyorsa, bu tam da büyük bedellere rağmen direnen tutsakların eseri olmuştur. Faşist sermaye devleti tüm güç ve olanaklarını seferber ederek bu topraklarda devrimi bir daha kolay kolay ayağa kalkamayacak biçimde ezmek istiyordu. Ama bugün faşist sermaye devletinin bu ezme harekatı ödenen bedellerle boşa çıkarılmıştır. Dahası devrim artık bu topraklarda yeniden güncelleştirilmiştir.

Emperyalist-kapitalist düzen dünyanın birçok bölgesinde ezilenlerin öfkesiyle karşılanıyor. Düzenin yıkımı karşısında sadece son birkaç yılda dünyanın birçok köşesinde ezilenler isyana giriştiler. Ancak devrimci bir önderlikten yoksun oluşları nedeniyle gerici kanallara akıtılıp önleri kesildi. Bugün bu topraklarda, düzenin dayanılmaz yıkım ve acılarıyla yüzyüze olan ezilenlerin öfkesi sokaklara taşıyor. İsyan ve başkaldırının ilk işaretleri görülüyor. Barbarlık düzeninin sahipleri bu öfkeyi bastırabilmek için karanlık bir takım hesaplar ve planlar yapıyorlar. Toplumsal öfkenin bastırılması ve gerici kanallara akıtılması için devrimci öncüyle birleşmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar. Hele hele devrimci hareketin zindanlarda yükselttiği direniş barikatları ile toplumsal mücadele barikatlarının aynı tarihsel dönem içinde ortaya çıkmış olması, düzenin bu hesapları daha kapsamlı ve incelikli olarak devreye sokmasını zorunlu kılıyor. Çünkü isyan ruhuyla alanları dolduran ezilen yığınlar, dünyanın çeşitli bölgelerinde aynı paralelde gelişen hareketlenmelerin sahip olmadığı bir şansa sahiptirler. Zindanlarda yükselen direniş ateşi, devrim davasına güç ve toplumsal bir etki alanı yaratmış bulunuyor. Düzene karşı mücadele barikatlarını &ul;ren toplumsal yığınlar, düzene karşı mücadelede sınanmış ve ölümüne direnen bir devrimci hareketin varlığıyla yüzyüzedirler. Süreç aynı tarihsel dönem içerisinde birbirin koşullayarak ve etkileyerek ortaya çıkmış bulunan bu iki hareketi birleştirebilmek ve düzene karşı devrimci bir başkaldırıyı örgütleme sorumluluğunu yakıcı kılmaktadır. Bu tarihsel bir sorumluluk demektir. Bu sorumluluğun gereklrii yerine getirmek devrimcilerin ve komünistlerin omuzlarındadır.

Sözkonusu tarihsel sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek, devrimin ve sosyalizmin şiarlarını ezilen yığınlar içerisinde güncelleşmekle olur. Devrimci tutsakların direnişi toplumsal bir sahiplenme ile karşılanarak olur. Düşen her devrimci tutsak binlerle karşılanarak olur. Devrimci tutsakların direniş ruhunu kuşanarak zulmün karşısına dikilmekle olur.

Ana-babalar düşen çocuklarının davasını davası bilmeli,
mücadele barikatlarında yerlerini almalı!

Katliam öncesinde direnişin dışarıdaki en temel gücü ailelerdi. Çocuklarımızın talepleri taleplerimizdir diyen aileler, polis copu, gözaltılar, işkenceler karşısında direndiler, yetmedi bedenlerini açlığa yatırdılar. Onlar tutsakların onuru ve gururuydular. Devlet terörü karşısında sinmiş oldukları kovuklarda yaşayanlar onlardan can ve azim buldular. Sokaklarda direniş barikatları onların öncülüğünde kuruldu, faşist devletin karşısına dikildi. Tam da bundan dolayı faşist devletin ilk hedefi aileler oldu. Çocuklarının canını önlerine sundular. Katillerin dilinde, çocuklarınızı yaşatmak için direnişi bitirmeye katkı sunun sözleri eksik olmadı. Ailelerin cevabı net oldu; F tipi tabutluklarda kişiliksizleştirilerek öleceklerine, direnerek ölsünler. Ama katliam aileler cephesinde de gedikler açtı. Çocuklarımızın davası davamızdır diyenler tutuklandılar, terörle yüzy&uul;ze kaldılar. Geriye kalanlar çocuklarını yaşatmak adına direnişin karşısına geçtiler. Toplum çapında estirilen boğucu terörle yalnız kalmak bunun en temel nedeniydi. Sokakları doldurup, direnişi büyüterek faşist devlete karşı set olanlar, F tipi tabutlukların önünde görüş beklemeye başladılar. Ama bu bekleyiş artık hastane önlerine taşınmış bulunuyor ve artık beklenen çocuklarının cansız bedenleri oluyor. Hastane kapılarından &ccedl;ıkan ölü bedenler gözyaşlarıyla karşılanıyor.

Bekleyiş yeni ölümlerin önüne geçemiyor, çünkü faşist devlet sessizlik içerisinde devrimcilerin kırımını istiyor. Buna izin vermeyecek olanlar başta ailelerdir. Tam da bu nedenle beklemek ve gözyaşları arasında sessizliğe gömülmek çocuklarımızın ölümüne seyirci kalmak demektir. Çocuklarımızın ölümlerine seyirci kalmamak için öfkemizi katillere yöneltelim, sokak sokak direniş bayrağını yükseltelim. Düşen her canı çocuğumuz bildiğimiz gibi, çocuğumuzun davasını kendi davamız bilelim. Artık her ana, her baba, her kardeş birer Gülsuman olmalıdır.

Birbiri ardına düşen devrimci tutsaklar,
ilericiliği-demokratlığı sınıyorlar!

Katliam öncesinde direnişin toplum çapında yarattığı sarsıcı etkiyle, tavır alan ya da almak zorunda kalanlar katliamla beraber susturulmuşlardı. Yanısıra ikircikli bir biçimde sözde direnişin yanında yer alanlar devlet zoru karşısında direnişin karşısına geçmişlerdi. Devlet şefkatiyle hayatlar kurtulmuş, cezaevlerine hakim olunmuştu. Böylelikle direnişin kendisi olduğu kadar, katliam da gerçek bir ayrışma ve sınanma oldu. Dahası, katliam öncesinde direnişin yanında yeralan sözde aydın ve ilericilerin maskeleri yırtılıp atıldı. Bunlara şimdi diyecek sözümüz yok. Halihazırda içine düştükleri bataklıkta çırpınıp duruyorlar. Safları bugün tam anlamıyla nettir. Peki ya geri duruşlarının nedenini devlet baskısına ve zora bağlayanlar....

Direnişçilerin peşpeşe ölümü kucakladığı bir süreçte artık sınananlar bunlar oluyor.

Artık susmanın, sessiz kalmanın gerekçesi yoktur. Çünkü artık ilericilik, demokratlık bedel istiyor. Eğer onlarca tutsak ölüme giderken susuluyorsa, burada ne ilericilik, ne de demokratlık kalır. Susmak sadece sokaklara çıkmamak değildir. Daha dün sessiz kalmalarının nedeni olarak faşist devletin sokakları kapaması olarak gösterenler, ölümler karşısında kapalı salonlarında bir basın açıklamasını dahi çok görmektedirler. Böyleleri için ilericilik-demokratlık bir yafta işlevi taşımaktadır. Direnişin zaferiyle, içinde yüzdükleri bataklıkta çıkmamak üzere boğulacaklardır.

Zafer et ve tırnakla sökülüp alınacaktır

Direniş, sık sık tekrarlanageldiği gibi “et ve tırnakla” zafere ulaştırılacaktır. Devrimci tutsaklar bugün bu gerçeği doğruluyorlar. Zafer kaçınılmazdır, bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Katliam sonrasında yapılan değerlendirmelerde, devrimci tutsakların ortaya koydukları direniş ile ‘71’in devrimci geleneği arasında bir paralellik kuruluyordu. Direnişin toplumsal bellekte yarattığı izlerin ve yarattığı kazanımların tarihsel ölçekte görülebileceği ifade ediliyordu. Bugün bu değerlendirmeler şehit düşen her devrimciyle beraber daha güçlü bir maddi zemin kazanmış durumdadır. Halihazırda ezilen yığınların başkaldırı ruhuyla sokaklara taşındığı düşünülürse, direnişin tüm bu sonuçları çok da uzak olmayan bir gelecekte ete-kemiğe bürünecektir. Bu anlamıyla zafer kazanılmıştır. Sermaye devleti zaferimizin ağırlığı altında ezilecek, işçiler ve emekçiler devrimci tutsakların canlarıyla korudukları kurtuluş bayrağını düzenin burçlarına dikeceklerdir.




Ölüm Orucu Direnişi yeni şehitlerle sürüyor!
Direnişin 170. gününde Adil Kaplan ve Bülent Çoban şehit düştüler!.

Artık her dakika yeni bir ölüm demektir!
Suskun kalmayalım, yeni ölümlere
izin vermeyelim!

19 Aralık’ta katledildiler. Öldüresiye işkencelerden geçirilip F tipi tabutluklara kapatıldılar. Yetmedi. Direnişin dışarıdaki sesi, soluğu analar, devrimciler, ilerici kurum ve kişiler azgın bir terörden geçirilip susturuldular. Direniş aylarca F tipi tabutluklarda sürdü. Baskı ve terörle örülen ölüm sessizliği altında devam etti. Genç devrimci bedenler eridiler, ancak inanç hep diriydi, zulmün önünde asla baş eğmedi. Duymayan, görmeyen hücre duvarları, umudun ve özgürlüğün haykırışıyla ezildi. Ama direnişin çığlığı sağır kulaklara, körleşmiş yüreklere ulaşamadı! Sessizlik sürdü, ölüm F tipi tabutluklarda kol gezdi.

Devrimci tutsakların F tipi tabutluklara kapatılmasını yıkım programı için şart koşanlar, katliamla beraber şen şakrak, yeni yıla girdiler. Artık umutla bakıyorlardı geleceğe! Devrimcilerin cesetleri çiğnenerek örülen bu mutluluk tablosu eşliğinde, işçilerin ve emekçilerin cesetlerini çiğnemeye başladılar.

Hücrelerde dolaşan ölüm artık emekçilerin yaşamları üzerine bir karabasan gibi çökmüş bulunuyor. İMF’nin yeni yıkım paketleri, zamlar, vurgunlar birbirini izliyor. Artık içeride-dışarıda, her yerde duvarlar örülüyor. Düzen ölüm kusuyor. Sessizlik ve suskunlukla devrimci tutsaklar ölüme terkediliyor. Çünkü istiyorlar ki, düzenin karanlığına ve yıkıma karşı özgürlük ve insanca bir dünya umudu sokaklara taşınmasın, zindana çevrilen yaşamlar, devrimci tutsakların inancını ve umudunu görmesinler.

Onlar, sessizlik ve suskunluk duvarlarını ördükçe yeni ölümler birbirini izliyor. Dün Cengiz Soydaş, bugün Adil Kaplan ve Bülent Çoban...

Yarın bu ölümler katlanarak sürecek, onlarca tutsak yaşamını yitiricek. Ama her ölen tutsakla gerçekte ölen insanlık olacak. Açlığa, sefalete, ölüme terkedilmiş milyonlarca emekçi olacak. Binlerce çocuğun yaşama gözlerini açmadan yitip gidişi olacak.

Artık “Yeter!” demeliyiz! Sessizliğe, suskunluğa “Yeter!” demeliyiz! Devrimci tutsakların katledilmelerine, insanca yaşamlarımızın zindan edilmesine, çocuklarımızın açlıktan, sefaletten ölüme terkedilmesine “Yeter!” demeliyiz!

Sermayenin faşist devletine, İMF programlarına, polis copuna, katliamlara karşı sokaklara çıkalım! Öfkemizi haykıralım!

F tipi tabutluklar kapatılsın!
İçeride dışarıda hücreleri parçala!
Sermayenin kölelik zincirlerini, hücre duvarlarını yıkalım!
Yeni ölümlere izin vermeyelim!

SY Kızıl Bayrak

İki şehit verildikten hemen sonra Ankara’da SY Kızıl Bayrak imzasıyla dağıtılan bildirinin metnidir.




Ölüm Orucu Direnişi yeni şehitlerle sürüyor!
Direnişin 170. gününde Adil Kaplan ve Bülent Çoban şehit düştüler!.

Sessiz kalmak katliamlara
onay vermektir!

Ölüm Orucu Direnişi’nin 176. günündeyiz. Dokuz direnişçi şehitler kervanına katıldı. Yüzlerce tutsak ise ölüm sınırını aşmış durumda. Geçen her dakika yeni ölüm haberlerine gebe. Kitlesel ölümler kapıda.

Ölümlerin sorumlusu sermaye iktidarı ve onun faşist devletidir. Önce mücadelenin en önünde yeralan devrimci güçleri ezilen emekçi kesimlerden yalıtmak, devrimci tutsakları teslim almak için imha saldırısına giriştiler. Ardından yükselen zindan direnişlerini sessizlik fesadıyla boğmaya çalıştılar. Zindan direnişlerine dışarıdan destek veren, yükselen mücadeleyi söndürmek için tutsak yakınları ve duyarlı kamuoyunun üzerine en azgın terörü kustular. Ölümler sürerken bile, alçakça açıklamalarıyla, direnişçilerin meşru taleplerini kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Açıktan bu katliamın sorumluluğunu üstlendiler.

Tüm bunlara rağmen zindan direnişçileri kararlılığından bir şey yitirmediler. Tersine her geçen gün direniş ve zafere inançları güçleniyor.

Zindanlara dönük saldırılar, devletin tüm toplumsal muhalefeti zapturap altına almak için giriştiği topyekûn saldırının en yakıcı halkasıdır. Bu halka kırılmazsa arkası tüm vahşeti ile gelecektir. İçinde bulunduğumuz dönemde en acil görev, tüm güç ve olanakları zindan saldırısını püskürtmek için birleştirmektir.

Zindan direnişçilerinin çok daha ağır bedeller ödemesine seyirci kalmayacaksak, zaferin hükmünü sokaklar verecektir! İşçiler, emekçiler ezilen tüm kesimler tepkilerini kitlesel bir tarzda ortaya koymadığı sürece, sermayenin faşist devleti ölümlerin artmasına seyirci kalacaktır.
Buna izin vermeyelim! Düzenin yasallığına takılmadan hemen, harekete geçirebileceğimiz tüm kitleleri sokağa, alanlara taşıyalım. Mücadele içerisinde kazandığımız tüm mevzileri, elimizdeki tüm olanakları, tüm güçlerimizi devletin saldırılarına karşı sokakta karşı koymak için harekete geçelim!

Devrim davası yenilmez! Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!

SY Kızıl Bayrak
12 Nisan 2001




kısa kısa
haberler....

Sessiz kalmak katliamlara onay vermektir!


* İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi cezaevleriyle ilgili hazırladığı ikinci raporu 6 Nisan günü basın açıklamasıyla kamuoyuna sundu. İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, “Katliam Dosyası-2” raporunun F tipi cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini içerdiğini belirtti. Daha sonra İHD önünde 5 dakikalık sessiz oturma eylemi yapıldı.

* İHD İstanbul Şubesi tarafından başlatılan “Kardeş tutuklu kampanyası”na katılım 8 Nisan Pazar günü de sürdü. Yapılan yazılı açıklamada, Adalet Bakanı H. Sami Türk’ün “Yeni ölüm oruçlarında bir kişi ölürse istifa ederim” sözlerine değinilerek, üç kişinin öldüğü belirtildi.

* Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi yaptığı yazılı açıklamada, “zorla tıbbi müdahale” yönteminin ölümleri engellemediği gibi, sağ kalma olasılığı bulunanları da sakat bırakmaktan başka bir işlev taşımadığını vurguladı.

* İHD Adana Şubesi dernek binası önünde F tipi cezaevleri ve Ölüm Oruçları’na ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Şube başkanı verilen sözlerin tutulmasını istedi.

* Peru’da ‘92 yılından bu yana tecrit koşullarında tutulan Aydınlık Yol Lideri Abiel Guzman’a Özgürlük Komitesi Almanya Grubu’nun Türkiye’deki F tipi cezaevlerine ilişkin topladıkları 7 bin imza, İHD İstanbul Şubesi tarafından Sirkeci Postanesi’nden gönderildi. Yapılmak istenen basın açıklamasına izin verilmedi.

* 11 Nisan Çarşamba günü İHD İstanbul Şubesi tarafından sessiz oturma eylemi gerçekleştirildi. Eyleme 200 kişi katıldı.

Hücre Karşıtı Platform’un 7 Nisan eylemi:

Ölüm Orucu Direnişi’nin ikinci şehidi Adil Kaplan’ın şehit düştüğü günün ertesinde Hücre Karşıtı Platform oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylem sırasında Bülent Çoban’ın şehit düştüğü haberi henüz ulaşmamıştı.

Yaklaşık 100 kişinin katıldığı eylemin ardından Platform’un basın metni okundu. Oturma eylemi sırasında şu an Ölüm Orucu direnişçisi olan Banu Yıldırım’ın bir şiiri okundu. Basın açıklamasında yaşanmakta olan gelişmeler anlatıldı. Platform’un basın açıklamalarında daha önce görev alan Mert Zengin’in tutuklanması protesto edildi. Saygı duruşuyla başlayan eylem sloganlarla bitirildi.

İHD İzmir Şubesi’nin faks eylemi:

Ölüm Oruçlarında şehit düşenlerin artmasıyla, İHD İzmir Şubesi tarafından 9 Nisan Pazar günü faks çekme eylemi yapıldı. İHD yönetim kurulu üyesi Mihriban Dilşen’in faks metnini okuduğu eylem Cumhuriyet Postanesinde saat 12.30’da gerçekleşti.




Nergiz Gülmez’in cenaze törenine 600 kişi katıldı...

“Devrim şehitleri ölümsüzdür!”

Devrimci tutsakların cezaevlerinde başlattığı Ölüm Orucu Direnişi 170’li günlere girerken, ardarda şehitler veriliyor. Cengiz Soydaş, Adil Kaplan, Bülent Çoban, Gülsüman Ada Dönmez, Fatma Ersoy, Nergiz Gülmez, Tuncay Günel, Abdullah Bozdağ ve Celal Alpay, bu şanlı direnişi daha da güçlendirerek şehitler kervanına katıldılar.

TKP/ML dava tutsağı olan ve 5,5 yıl önce tutsak düşen 1970 doğumlu Nergiz Dönmez, Kartal F Tipi Cezaevi’nden Kartal Eğitim-Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Zorla müdahaleyi protesto etmek için su, tuz ve şekeri de kesen Nergiz Gülmez Ölüm Orucu’nun 125. gününde şehit düştü.

Gülmez’in cenazesi 12 Nisan günü, devletin tüm baskısına rağmen, ailesinin ve avukatlarının kararlı duruşuyla Sarıgazi Cemevi’ne getirildi. Burada yoğun alkışlarla karşılandı ve cenaze yıkanırken Cemevi’nin bahçesinde marşlar söylendi. Yıkama işlemi bittikten sonra tabut kızıl bayrakla sarıldı ve kızıl karanfillerle süslenerek bahçeye çıkarıldı. Burada aile namaz kıldı ve alkışlarla uğurlandı. Partizan, TUYAB, İHD İstanbul Şubesi ve Sincan F Tipi Cezaevi’nden abisi ve yoldaşı Ali Gülmez adına gönderilen çelenklerle birlikte otobüslere binilerek Sarıgazi Mezarlığı’na gidildi.

Jandarma Cemevi’nden itibaren yoğun güvenlik önlemi almıştı ve bunu mezarlıkta da sürdürdü. Mezarlığa gelindiğinde otobüslerden inilerek döviz ve resimlerle Nergiz Gülmez’in cenazesinin arkasında bir kortej oluşturuldu. Yaklaşık 600 kişilik kitle gür bir şekilde “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Nergiz Gülmez ölümsüzdür!”, “İçerde-dışarda hücreleri parçala!”, “Yaşasın siper yoldaşlığı!” sloganlarını atarak yürüyüşe geçti.

Mezara gelindiğinde, Nergiz Gülmez nezdinde tüm devrim şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ardından hücre saldırısını, Ölüm Oruçlarını ve Gülmez’in özgeçmişini içeren bir konuşma yapıldı. Grup Güneşe Türkü’nün marşlarıyla Gülmez ölümsüzlüğe uğurlandı. Son olarak Partizan andı içildi ve parti sloganı atılarak tören bitirildi.

Yine sloganlarla mezarlıktan çıkıldı ve aileyle birlikte kitle otobüslerle mezarlıktan ayrıldı.

Zaferi şehitlerimizle kazanacağız!
Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!

SY Kızıl Bayrak/İstanbul




Ölüm Orucu Direnişi yeni şehitlerle sürüyor!
Direnişin 170. gününde Adil Kaplan ve Bülent Çoban şehit düştüler!.

ÖO direnişini dışarda sürdüren
Gülsüman Dönmez 147. gününde şehit düştü

Ölüm Orucu direnişine destek amacıyla TAYAD’lı ailelerin dışarıda sürdürdüğü Ölüm Orucu’nun eyleminin 147. gününde, direnişçi Gülsüman Dönmez şehit düştü.

Gülsüman Dönmez, 10 Nisan Salı günü Gazi Cemevi’nde yapılan törenin ardından Cebeci Mezarlığı’nda 19 Aralık şehitlerinin yanına defnedildi.

Kitle öğle saatlerinde Cemevi’nde toplanmaya başladı. Daha sonra dışarı çıkılıp halaylar çekildi, marşlar söylendi. Cemevi önünde ve yürüyüş esnasında sık sık, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Kahramanlar ölmez, halk yenilmez!”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “ Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!”, “Anaların öfkesi hesap soracak!”, “Devrimci irade teslim alınamaz!”, “Faşizmi döktüğü kanda boğacağız!”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!”, “Devrime meşale bizim kadınlarımız!”, “Tutsaklara kalkan elleri kıracağız!” sloganları atıldı.

Saat 17:45’te Cemevi önünden başlayan yürüyüşte “Kahramanlar ölmez, halk yenilmez!”, “Ölüm Orucu direnişçisi Gülsüman Dönmez ölümsüzdür!” pankartları taşındı.

Yarım saat yüründükten sonra, yaklaşık 300 kişi arabalara binerek mezarlığa gitti. Burada tüm devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Ardından Gülsüman Dönmez ile birlikte Ölüm Orucuna yatan Himmet Ekinci bir konuşma yaparak Gülsüman Dönmez’i anlattı. Devletin F tipi saldırısı ile neyi amaçladığını ve bu saldırıya karşı dışarıdaki görev ve sorumluklarımızı hatırlattı. Alkış ve sloganların ardından Gülsüman Dönmez’in çok sevdiği “Hoşçakalın dostlarım benim” marşı okunarak sloganlarla anma bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul




İHD İstanbul Şubesi’nin Acil Durum Raporu’ndan...

F tipi cezaevi can almaya devam ediyor!

(...)
19 Aralık operasyonu ve F Tipi Cezaevi uygulamalarına karşı başlatılan Ölüm Orucu bugüne kadar, Cengiz Soydaş, Bülent Çoban, Adil Kaplan, Fatma Ersoy, Nergiz Gülmez, Tuncay Günel, Celal Alpay ve Abdullah Bozdağ adlı tutukluların yanı sıra ölüm orucunda bulunan kardeşine destek amacıyla ölüm orucuna yatan tutuklu yakını Gülsüman Ada Dönmez yaşamlarını yitirdiler.

Adalet Bakanı, bir ölüm olura istifa ederim diyen Adalet Bakanı 9 insanın ölmesine rağmen hala adalet Bakanı, ve suskunluğunu sürdürüyor.

Gücü eli kolu bağlı olarak cezaevlerinde tutuklu bulunan insanlara yeten, toplu katliamlardan sorumlu İçişleri Bakanın Saadettin Tantan, hala Bakan.

Baskılar devam ettikçe, tutuklularla insani temelde görüşmeler başlamazsa eğer ve kör inada devam ederse ölü sayısı yüzlerce ifade ediliyor olacak.

Ey insanlık bu vahşete daha ne kadar seyirci kalacaksınız?

Tüm dünyanın gözleri önünde bir katliam yaşanıyor... Herkes suskun.... Herkes seyirci....

Hergün birkaç ananın yüreğine kor düşmekte... Çocuklar babasız, analar-babalar oğulsuz, arkadaşlar dostsuz kalmaya devam ediyor. F Tipi Yoketme evlerinden hergün tutukluların cansız bedenleri çıkıyor.

Bu vahşete seyirsi kalan herkes en az Adalet ve İçişleri Bakanı kadar suçludur.

Bu vahşeti bir kez daha kınıyoruz.

Evet, Sayın Tantan ve Türk, verdiğiniz sözlerin hiçbirini tutmadınız! Cezaevlerini ölüm yuvalarına çevirmeye ve susmaya devam ediyorsunuz. Suskunluk suçun kabulüdür.

Bu ülkenin insan hakları savunucusu ve onurlu insanları olarak; İzlediğiniz yaşama hakkını hiçe sayan intikamcı insan hakları düşmanı politikalar ve kör inadınızdan derhal vazgeçmenizi, cezaevlerinde uygulanan tecridin kaldırılmasını ve ölümlerin durdurulmasını ve derhal kamuoyundan sebep olduğunuz ölümler nedeniyle özür dileyip istifa etmenizi istiyoruz.

İHD İstanbul Şubesi
12 Nisan 2001




Taksim-Tünel eylemi...

“Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”


7 Nisan’da, TKP(ML) davası tutsağı Adil Kaplan Ölüm Orucu Direnişi’nin 170. gününde, DHKP-C davası tutsağı Bülent Çoban ise 160. gününde şehit düştüler.

8 Nisan Pazar günü ölümleri protesto etmek amacıyla tutsak yakınları Taksim-Tünel’de bir eylem gerçekleştirdiler. Eyleme yaklaşık 150 kişi katıldı. Eylemde “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” sloganları atıldı. Faşist sermaye devletinin kolluk güçlerinin müdahalesi katılımı engellemeye dönüktü. Kısa sürede eylem bitirilmeye çalışıldı.

Tünel önünden dağılmaya başlayan kitle gruplar halinde ara sokaklardan tekrar İstiklal Caddesi’ne yöneldi. İlk saldırı Galatasaray Lisesi civarında gerçekleşti. Sloganlarla ayrı sokaklarda yürüyen gruplar İstiklal Caddesi’ne ulaştığında polisin saldısıyla karşılaştı. Grupların birleşememesi polisin müdahalesini kolaylaştırdı. Buradaki grup çembere alınarak gözaltına alındı. Cadde boyunca slogan atan gruplara saldırılar sürdü. Saldırı sonucu yaklaşık 25 kişi gözaltına alındı.

Eylem sonrası tutsak aileleri, İnsan Hakları Derneği’nin başlattığı “Kardeş tutuklu kampanyası” çerçevesinde gerçekleştirilecek açıklama için dernek binasına gelerek, bu etkinliğe katıldılar. Eylem atılan sloganlarla sona erdirildi. Buraya ulaşabilen 100 kişilik grup, “Kardeş tutuklu kampanyası”na destek vermek için dernek binasına girdi.

Ölümlerin peş peşe geldiği bir dönemde katılım beklenin altındaydı. Ancak 19 Aralık katliamını protesto eylemleri sonrasında Taksim’de gerçekleştirilen bir eylem olması nedeniyle önem taşıyordu.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul