ARSIVANA SAYFA
 
18 Kasım '00
SAYI: 43
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Faşist rejim devrimci irade karşısında yenilmeye mahkumdur!
İMF-TÜSİAD bütçesine karşı işçi-emekçi barikatı!
Sermayeye kıyak, emekçiye koyu sefalet ve dayak
AB’ye bağlanan boş umutlar gene hüsran yarattı
KHK saldırısı püskürtülmelidir!
11 Kasım eylemi ve kamu emekçilerine yönelik güncel saldırı
Direne direne kazanacağız!
Kirli af oyunu değil, devrimci tutsaklara özgürlük!
Yaşamı yeniden varetmek mücadeleden geçiyor!
Kimya Teknik işçilerine mektup
Direnişteki EXSA işçilerine mektup
Fazla mesailer ve moral yozlaşma
Formasyon hakkını gaspettirmeyeceğiz
Teslim olmak onurlu bir yaşamdan sürülmektir
TAYAD’ın “Hapishaneler Gerçeği...” Kurultayı
Hücre saldırısı ve devrimci direniş
Hücrelere karşı sendikalardan ve DKÖ’lerden basın açıklaması
SAG’la dayanışma bildirileri
SAG direnişi, F tipi cezaevleri ve devlet provokasyonları
Her yerde SAG-ÖO direnişinin sesi olacağız!
Zindan direnişi kampanyamız devam ediyor!
Liberal işçi politikacılığı sendikal ihanete ortak oluyor
Almanya’da büyüyen anti-faşist duyarlılık
ABD seçimleri fiyaskosu
Ulucanlar Zindanı’nda Parti’mizin kuruluş yıldönümünü kutladık
“Kurtlar arasında çıplak”
PKK tutsaklarına açık mektup
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
ABD seçimleri fiyaskosu...

Seçim skandalından çıkarılabilecek bazı sonuçlar


Amerikan başkanlık seçimleri her geçen gün biraz daha içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Bir demokrasi ülkesi olarak sunulan Amerika’da 1787’den kalma bir seçim sistemiyle sonuçlandırılmaya çalışılan ve artık bir fiyasko ya da komedyaya dönüşen başkanlık seçimleri, 7 Kasım’dan bu yana oyların tekrar tekrar sayılmasıyla devam ediyor. Öyle görünüyor ki kesin sonuçlar 17 Kasım’dan önce açıklanamayacak.

Seçimlere birçok yerden itirazlar gelirken skandalların da ardı arkası kesilmiyor. Amerikan başkanlık seçim sistemi birçok eyalette farklılık gösteriyor, ancak ortak olan husus, her eyalet için bellirli bir sayı olarak belirlenen seçici delegelerin başkanı seçmesi kuralıdır. Bu delegelerin nasıl seçildiği ise eyaletten eyalete değişiyor. Başkanı bu seçilmiş delegeler seçtiği için, “Demokrat Gore”un toplam oy sayısı “Cumhuriyetçi Bush”tan fazla olmasına rağmen Bush başkanlık koltuğuna oturabilir. Bu seçim sistemine itirazlar bir yana Florida’daki oy sayımı defalarca yineleniyor ve her seferinde farklı bir sonuç çıkıyor. Bu sayımlar sırasında Miami’de bir otelde bulunan oy sandığı, yollarını şaşırarak(!) Danimarka’ya giden oy pusulaları vb. gibi hiç de “münferit” olmayan olaylarsa, artık seçimlerin ciddiyetini iyice sulandırıyor.

Boyunduruğu altındaki ülkelerdeki seçimlere “demokrasi ve adalet” “katmak” için gözlemci gönderen ABD’ye şimdi tüm dünya gülüyor. Küba seçimleri için ABD’ye gözlemci göndermeyi önerirken; Azerbaycan devlet başkanı, ''Azerbaycan, ABD demokrasisinin geleceğinden kaygı duyuyor!'' diye açıklama yapabiliyor. Bu arada Amerikan ve dünya basını “En iyisi Beyaz Saray’da Clinton kalsın!” manşetini atabiliyor. Amerikancı başbakanımız Ecevit ise, biraz erken davranarak “Başkan Bush”u tebrik edenler arasında yer alıyor. Seçimlerin sonuçlanmadığı kendisine söylenince de, “Bizim için hiç farketmez!” diyebiliyor! Doğru ya efendi-uşak ilişkisinde değişen bir şey olmayacak, ABD uşakları için “giden ağam gelen paşam”! Amerikan halkı ise dünya halkları kadar rahat gülemiyor. Birçok eyalette binlerce Amerikalı’nın katıldığı “halka güvenin”, “ne istiyoruz; demokrasi, ne zaman; şimdi!” sloganlarının atıldığı eylemler yapılıyor.

Aslında Amerikan emekçi halkının seçimlere karşı olan tutumu, oynayan “demokrasi ve hukuk” oyununun çok da onları ilgilendirmediğini gösteriyor. Toplam seçmen sayısının %50’si bile sandıklara gitmiyor. Çünkü, emekçi halkın gelir durumu, bir önceki seçimlere nazaran daha da kötüleşmiştir. Yıllık geliri 50 bin doların altında olan Amerikalılar’ın oranı ‘94’teki seçimlerde %63 iken, 2000’de %47’e düşmüştür. Bu toplumda artan servet sefalet kutuplaşmasının bir yansıması oluyor.

Görünen o ki seçimler için ne harcanan 11 Milyar dolar, ne onca televizyon şovu, ne “görkemli mitingler”, ne de “dürüst ve güvenilir tam bir Amerikan ailesi” pozları, emekçi halkın seçimlere ilgisini artırabilmiş değil.
Zaten, ABD seçim sistemi tamamen emekçi halkın inisiyatifini yok sayıp, engelleyen bir sistem. ABD seçimlerinde, politikalar değil kişiler ve bu kişilerin üzerine kurulmuş şovlar yarışıyor. Amerikan halkı, televizyonunun başında kendisine sunulmuş bir tüketim nesnesini izler gibi, bu seçimlerden uzak, edilgen ve güdümlü konumdadır

Son gelişmelerden sonra, daha önce ifade edilen Bush ve Gore arasında bir fark olmadığı gerçeğine biraz da kuşkuyla bakılarak birkaç soru yöneltilebilinir. Bu kuşkuları yoketmek açısından bu soruları biz soralım ve yanıtlamaya çalışalım: Madem sermaye için Bush ya da Gore’un başkan olması esasa ilişkin bir şeyi değiştirmiyor, aynı sermaye zedelenen ABD “demokrasisinin” itibarına, yığınla skandala ve spekülatif sermayenin bu “istikrarsız” tablodan ürküp farklı yatırım bölgelerine kaçabileceği gerçeğine neden göz yumuyor? Neden taraflardan biri uslu uslu bir kenara çekilmiyor da, “kaybetmeyi sindiremeyen mızıkçı çocuklar” gibi durmadan süreci uzatan çabalara girişiyor?

Her iki tarafı da destekleyen, (“destekleyen” aslında yanlış seçilmiş bir kelime, doğrusu “yönlendiren” olmalı) sermaye grupları açısından durum gerçekten can sıkıcı olsa da, her iki taraf da bu seçimi kendi kuklasının kazanmasını istiyor. Ve bu, şimdi oluşan bu tabloda kimsenin kolay kolay pes etmemesini beraberinde getiriyor. Kısa vadedeki çıkarlar bu çarpışmayı bu denli -krizlere yolaçabileceği gerçeği bilinerek- kızıştırabiliyor. Evet başkan kim olursa olsun “kaybeden taraf” belki de varlığını olduğu gibi sürdürecek. Ama kazanan taraf çok farklı avantajlara ve olanaklara sahip olacak. Paylaşılamayan bu fırsat ve olanaklardır.

Bir diğer soru; bu karmaşa ve nispeten ABD’nin siyasi itibarını ve dolayısıyla hegemonyasını bir parça olsun zayıflatacak olan bu durum, ne gibi iktisadi ve siyasi sonuçlar doğurabilir? Bu soruya verilecek yanıt bu yazının sınırlarını fazlasıyla aşıyor olsa da birkaç şey kısaca ifade edilebilinir.

Çin’de yayımlanan bir gazetede ifade edildiği gibi, yeni başkan kim olursa olsun, ABD emperyalizmi artık haritasını tam olarak bilemediği bir denize açılacak. Emperyalist YDD kandırmacası iflas edeli çok oldu. Dünyanın her tarafı, ABD’nin arka bahçesi de dahil olmak üzere, toplumsal-sınıfsal çatışmalara, yer yer kitlesel ayaklanmalara sanhe oluyor. Hayalet, komünizmin hayaleti bir kez dehe dünyanın üzerinde hızla dolanmaya başlıyor. Bununla beraber artık dünya arenasında daha çok ekonomik ve daha az fakat yavaş yavaş kuvvetlenerek süren siyasi bir kutuplaşmadan bahsedebiliyoruz. ABD-AB-Japonya -bu liste için belki henüz erken olabilir ama, buna bir Çin ve bir Rusya da eklenebilir- arasında kıyasıya bir ekonomik savaş/rekabet gelişiyor. Oluşan yeni kutuplaşmalara ABD emperyalizminin müdahalesi ise, seçimlerle birlikte kendisini iyice hissettiren sıkışmışlığı gösteriyor ki, artık eskisi gibi olmayacak.

Emperyalist-kapitalist sistem için zaman giderek daralıyor, emekçi halkın öfkesi yıkıntıların ardından yeniden parlıyor. “Emperyalist küreselleşmeye devrimci proleteryanın yanıtı devrimci enternasyonalizm, çözümü dünya devrimi ve sosyalizmdir. (...) Engeller ve sorunlar kadar, onların aşılması ve çözümü de uluslararasılaşmıştır. Uluslararası devrimci sınıf mücadelesinin gerektirdiği her düzeyde örgütlenmeler, bugün her zamankinden daha fazla gerekli ve nesnel açıdan olnaklıdır.(TKİP Programı, 1. Bölüm, Madde 26).


N. Nehir





Muz cumhuriyetinden görüntüler


ABD'de geçen Salı başlayan seçim komedisi, her geçen gün daha da karmaşıklaşarak bir vodvil halinde devam etmekte. Yaşananlar tamamen faydasız değil. Siyasi olaylara ilgisizliğiyle tanınan Amerikan toplumu, seçimlerin Florida'da kilitlenmesiyle, yıllardır ilk kez kafalarını dizi filmler ve eğlence programlarından kaldırarak, haber kanallarına çevirdiler. Bu seçim keşmekeşi sayesinde Amerikalılar yıllardır ilk defa evlerinde, iş yerlerinde, lokantalarda siyaset konuşuyor.

Siyaset, Monica Lewinsky skandalında olduğu gibi yine televizyon kanallarında yayınlanan tüm komedi programlarının bir numaralı konusu. Ama tabii hiçbir komedi programı, Florida'da yaşanan komediden daha eğlenceli değil. Al Gore ve George W. Bush, tüm danışmanları, avukatları, oy simsarları ve medya uzmanlarını Florida'ya göndererek, bu haftaki son düelloya hazırlanmakta. Yaşananlar demokrasi ya da anayasal hukuk tartışması değil; iki güç odağı arasındaki iktidar mücadelesi. "Baba" filminde, Corleone ailesinin mafya aileleri arasındaki ölüm kalım mücadelesine hazırlanışını hatırlayın. (...) Bu arada Florida ve yaşlıların yaşadığı Palm Beach kasabasında mafya usulü seçim hileleri devam etmekte. (...)

Tabii bu arada Amerikalıların hâlâ tartışmamakta direndiği bu son düelloyu kim kazanırsa kazansın, kesin olan önümüzdeki dört yıl boyunca ABD Başkanı'nın ciddi bir meşruiyet krizi yaşayacağı, ülkenin yarısı tarafından seçimi hileyle kazanmış sayılacağı! ABD'liler dünyanın dört bir yanında demokrasi ve insan hakları dersi verirken, sık sık unuttukları, kendi ülkelerinin ne ölçüde yaralı ve bölünmüş olduğu. (...)

(Aslı Aydıntaşbaş, Yenibinyıl, 14 Kasım ‘00)