ARSIVANA SAYFA
 
18 Kasım '00
SAYI: 43
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Faşist rejim devrimci irade karşısında yenilmeye mahkumdur!
İMF-TÜSİAD bütçesine karşı işçi-emekçi barikatı!
Sermayeye kıyak, emekçiye koyu sefalet ve dayak
AB’ye bağlanan boş umutlar gene hüsran yarattı
KHK saldırısı püskürtülmelidir!
11 Kasım eylemi ve kamu emekçilerine yönelik güncel saldırı
Direne direne kazanacağız!
Kirli af oyunu değil, devrimci tutsaklara özgürlük!
Yaşamı yeniden varetmek mücadeleden geçiyor!
Kimya Teknik işçilerine mektup
Direnişteki EXSA işçilerine mektup
Fazla mesailer ve moral yozlaşma
Formasyon hakkını gaspettirmeyeceğiz
Teslim olmak onurlu bir yaşamdan sürülmektir
TAYAD’ın “Hapishaneler Gerçeği...” Kurultayı
Hücre saldırısı ve devrimci direniş
Hücrelere karşı sendikalardan ve DKÖ’lerden basın açıklaması
SAG’la dayanışma bildirileri
SAG direnişi, F tipi cezaevleri ve devlet provokasyonları
Her yerde SAG-ÖO direnişinin sesi olacağız!
Zindan direnişi kampanyamız devam ediyor!
Liberal işçi politikacılığı sendikal ihanete ortak oluyor
Almanya’da büyüyen anti-faşist duyarlılık
ABD seçimleri fiyaskosu
Ulucanlar Zindanı’nda Parti’mizin kuruluş yıldönümünü kutladık
“Kurtlar arasında çıplak”
PKK tutsaklarına açık mektup
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Formasyon hakkını gaspettirmeyeceğiz


Formasyon hakkının gaspedilmesine karşı Fen-Edebiyat fakültelerinin büyük çoğunluğunda direniş sürüyor. Öğrenciler çeşitli eylemliliklerle formasyon haklarının gaspedilmesine karşı seslerini yükseltiyorlar.


Diplomalı işsiz olmayacağız

Her yıl fen ve edebiyat fakültelerine onbinlerce öğrenci kayıt yaptırıyor. Bu öğrencilerin birçoğunun hayalindeki meslek ise öğretmenlik. Bu fakültelerden mezun olanların öğretmenlik dışında çok az alternatifi var. Araştırmacı ve bilimadamı olmak gibi. Zaten YÖK’ün bu karara ilişkin iki temel gerekçesinden biri de bu. Bu fakültelerin güya öğretmen değil “araştırmacı” ve “bilim insanı” mezun etmeleri gerekiyormuş. Oysa yine her yıl mezun olan onbinlerce üniversiteliye bu alanlarda iş bulunması imkansız. Diğer bir deyişle, bu ülke her yıl onbinlerce “araştırmacı” istihdam edemiyor. Bu ise diplomalı işsizler ordusunun bu öğrencilerle dolması anlamına geliyor.


Öğretmen açığı yokmuş!

YÖK’ün bu kararı almasındaki diğer temel gerekçe ise, MEB’in öğretmen açığı olmadığını öne sürmesi. Böyle bir gerekçeyi öne sürebilmesi için MEB’in utanma duygusunu kaybetmiş olması gerekir. Zira kendi kayıtlarında bile öğretmen açığı 400 bin civarında. Okul öncesi eğitim kurumlarında 35 bin 465, ilköğretim sınıf öğretmenliğinde 69 bin 87, ilköğretim okullarının 6, 7 ve 8'inci sınıflarda branş öğretmenliği alanında 139 bin 543 ve mesleki ortaöğretim kurumlarında 155 bin 169 öğretmen açığı var. Böylece, bunun bu saldırıyı gerçekleştirmekte kullanılan adi bir yalan, ihtiyaç duyulduğu için uydurulan bir mazeret olduğu tartışmasız orta yerdedir.


Sonuna kadar mücadele

Fen ve Edebiyat fakültelerinde okuyan öğrencilerin tümünün geleceğini tehdit eden bu saldırıya karşı özellikle son bir aydır kitleselleşen eylemlilikler, haklar geri kazanılıncaya kadar sürecek bir dinamiği de içinde barındırıyor. Şimdiden elde edilmiş bazı kazanımlar var. Bunlar mücadele bilincine ilişkin. Her fakülteden yüzlerce, hatta binlerce öğrenci, gelecekleri iyice karardığında biraraya gelmeyi, eyleme girişmeyi seçtiler. Bu artık onlar için kazanılmış bir refleks, kazanılmış bir bilinç demektir. Yurt çapında onbinlerce öğrenci geleceklerini kazanmak için mücadeleye giriştiler.

Ve ötesinde, mücadele tüm yurt çapında sürüyor.


Eylemler sürüyor

10 Kasım Cuma günü AÜ Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde öğrenciler formasyon haklarının gaspedilmesine karşı bir basın açıklaması düzenlediler. “Diplomalı işsiz olmayacağız”, “Formasyon hakkımız engellenemez”, “Savaşa değil, eğitime bütçe”, “Sözleşmeli değil, kadrolu öğretmenlik” dövizlerinin taşındığı açıklamada öğrenciler, İMF ile YÖK arasında “Milli Eğitim Projesi” adı altında bir anlaşma imzalandığını ve bu anlaşmayla formasyon haklarının ellerinden alındığını dile getirerek, “nitelikli öğretmen yetiştireceğiz” iddiasıyla öğretmenlik haklarının ellerinden alındığını belirttiler.

Yine 10 Kasım Cuma akşamı 150 kadar öğrenci Yüksel Caddesi’nde toplanarak “Öğretmenlik hakkımız engellenemez”, “İMF’ye değil eğitime bütçe” sloganları eşliğinde bir eylemle formasyon haklarının gaspedilmesini protesto ettiler.





YÖK-MGK saldırı tasarısı


MGK’nın “tavsiyesi” doğrultusunda YÖK, Yüksek Öğretim Yasası’nda bazı değişikliklere gitmek üzere bir yasa tasarısı hazırladı. Buna göre, bazı taşra üniversitelerindeki siyasi kadrolaşmalar bahane gösterilerek, doçent ve yardımcı doçentlerin atamalarının YÖK tarafından gerçekleştirilmesi isteniyor. Sanki faşist kadrolaşmaların baş sorumlusu YÖK değilmiş gibi utanmazca davranıyorlar. Bunun en yakın örneği rektör seçimlerinde yaşanmadı mı? 12 Eylül faşist darbesinin bir kurumu olan YÖK’ten daha iyi faşist kadrolaşmayı uygulayacak kimse bulunamaz herhalde. Zaten bu kararın da kadrolaşmanın YÖK’ün elinde, MGK’nın denetiminde merkezileşmesinden başka bir amacı bulunmamaktadır.

Diğer bir karar da, profesör ve doçentlerin doğu illerindeki “gelişmekte olan” üniversitelerde 2 yıl zorunlu hizmet yapmaları. Burada da diğer kararda olduğu gibi bir ikiyüzlülük var. ÖES İstanbul Şubesi Başkanı Tahsin Yeşildere, bu konuda yaptığı açıklamada, Güneydoğu’ya gönderilen öğretim görevlilerinin araştırma yapamayacağını ve daha önce başladıkları araştırmaların da yarım kalacağını söyledi. Gerçekten de taşra üniversitelerini altyapı bakımından güçlendirmeden, akademik eğitim verecek, bilimsel araştırmaları yürütebilecek hale getirmeden oraya elini kolunu bağladığınız profesörleri göndermenizin göz boyamadan öte ne anlamı olabilir? Üstelik varolan çalışmaları sekteye uğratmak pahasına.

MGK’nın üniversiteleri biraz daha hücreleştirecek olan bu kararına ve MGK’ya, onun bir alt organı olan YÖK’e karşı durmak, 6 Kasım’ın ardından da “her gün 6 Kasım” diyerek mücadele etmek, görüldüğü üzere bir zorunluluk.

Öğrenci gençliğin ve eğitim emekçilerinin mücadelelerini birleştirmeleri de, bir kez daha acil bir ihtiyaç olarak ortada duruyor.





Eğitim bütçesine kısıtlama Berlin’de protesto edildi


Berlin’de eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler, 12 Kasım Pazar günü “daha iyi kreş, daha fazla çocuk ve gençlik yardımı, daha fazla sosyal danışmanlık hizmeti, daha fazla okul ve daha fazla bilimsel çalışmanın yaratılmasının koşullarının yaratılması ve yeterli sayıda eğitmen” için yürüdü. 50 bin kişinin katıldığı eylemin ardından Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW), taleplerin karşılanmadığı sürece eylemlerinin süreceğini açıkladı.

Berlin Eyalet Senatosu bir süre önce açıkladığı saldırı programıyla çocuk yuvalarına yapılan yardımlar kısıtlanmış ve eğitmenlerin sayısı azaltılmış, ayrıca gençlik merkezleri kapatılarak, gençlerin sosyal faaliyet alanları yok edilmişti.

"Eğitim İçin Gelecek" sloganıyla düzenlenen eylemde ise; eyalet hükümetinin "tasarruf" adı altında yaptığı kısıtlamaların eğitime önemli darbeler vurduğu, okullarda sınıfların kapasitenin üzerinde ders yaptığı, öğretmen yetersizliğinden bazı derslerin boş geçtiği ya da öğretmen açığını kapatmak için bazı eğitimcilerin gereğinden daha fazla çalıştığına dikkat çekildi.





YTÜ ve İTÜ’de SAG direnişine destek


Devrimci tutsakların F tipi ölüm hücrelerine karşı başlattıkları ve ölüm orucuna evrilen süresiz açlık grevini desteklemek, direnişi kampüslere yaymak amacıyla YTÜ ve İTÜ’de Ekim Gençliği okurları tarafından afişleme çalışması yapıldı. YTÜ’de başlayan afiş çalışması 15 Kasım’da İTÜ’ye de taşındı. Maslak’ta bulunan Kimya-Metalurji ve Fen-Edebiyat Fakülteleri ile Gümüşsuyu’nda bulunan Makina Fakültesi’nde afişleme yapan Ekim Gençliği okurları gazetemize yaptıkları açıklamada, zindanlardaki devrimci tutsakların direnişini üniversitelerine taşıyarak büyüteceklerini, hücrelere izin vermeyeceklerini vurguladılar.





Eskişehir :

Devrimci-Demokrat-Yurtsever Öğrenciler’den ortak açıklama


Emeğin Partisi Yöneticilerine, Gençlik örgütüne!
6 Kasım 2000 tarihli Yüksek Öğretim Kurulu’nu protesto amaçlı yapılan basın açıklaması öncesi ve sonrası gerçekleşen olaylara dair zorunlu bir açıklamadır.

6 Kasım 1981 tarihinde kurulan YÖK, üniversite çalışanlarının ve öğrencilerin özgür düşünce ve hareketlerini kısıtlamak için üniversiteleri birer ticarethaneye dönüştürmüştür. Amacı topluma işsizler, sisteme kemikleşmiş kafatasçı bireyler yetiştirmek olan YÖK’e biz Devrimci- Demokrat- Yurtsever Öğrenciler her zaman karşı çıktık, çıkacağız.

Son 6 Kasım protestosunda EMEK Gençliği’nin yaklaşımı YÖK uygulamaları ve polis tavrını anımsatmaktadır. Birimler üzerinden yürüyen eylemin organizasyon aşamasında ve eylem komitesi çalışmasındaki, parti iradesini kitle iradesi gibi gösterme tavrı, eylem alanında da kendisini göstermiştir.

Alanda atılan sloganların başka sloganlarla bastırılmaya çalışılması, bunun ahlaki boyutlarını zorlayarak, küfür, hakaret ve fiziksel saldırıya dönüştürülmesi ve hatta bu tavrın devrim şehitlerine saygısızlığa kadar vardırılması, biz Devrimci-Demokrat-Yurtsever öğrenciler tarafından kabul edilemeyecek bir durumdur.

Eylem anında arkadaşlarımız "provokatör" ve "İşte devrim yapacak gençlik" gibi alaylı bir ifadeyle teşhir edilmiştir.

Bu tavrınızın Metin Göktepe katledildiğinde Mehmet Ağar’ın "Zaten yasadışı örgüt bağlantısı vardı" demesinden farkı yoktur.

Alandaki tavrınız, genel politika tavrınızın bir göstergesidir. Bu da sistemin mantığıyla bire bir örtüşmektedir.

Biz Devrimci- Demokrat- Yurtsever Öğrenciler açısından vazgeçilmez bir ilke olan eylemde birlik, ajitasyon ve propaganda özgürlüğü anlayışının, eylem birliğine katılan tüm grupların kendilerini özgürce ifade etmelerini, eylem birliğinin yapılmasına neden olan sorun hakkında özgün düşüncelerini açıklayabilmelerini ve ideolojik- siyasi çizgilerinin propagandasını özgürce yapabilmeleri gerektiğini bildiririz.

Eylem öncesinde, eylem sırasında ve sonrasında EMEK Gençliği’nin geliştirdiği tavrın devrimci ahlak anlayışıyla hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. Sergilenen geri tavrın derhal düzeltilmesi ve özeleştirisinin verilmesinin gerekliliğini belirtiriz.

Çözümsüzlüğün değil çözümün, parçalanmanın değil birliğin, karamsarlığın değil umudun yolundayız.


ESKİŞEHİR;
Yurtsever Gençlik, Özgür Gençlik, Ekim Gençliği, Devrimci Proleter Gençlik, TÖDEF, Bağımsız Devrimci- Demokrat Öğrenciler