ARSIVANA SAYFA
 
18 Kasım '00
SAYI: 43
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Faşist rejim devrimci irade karşısında yenilmeye mahkumdur!
İMF-TÜSİAD bütçesine karşı işçi-emekçi barikatı!
Sermayeye kıyak, emekçiye koyu sefalet ve dayak
AB’ye bağlanan boş umutlar gene hüsran yarattı
KHK saldırısı püskürtülmelidir!
11 Kasım eylemi ve kamu emekçilerine yönelik güncel saldırı
Direne direne kazanacağız!
Kirli af oyunu değil, devrimci tutsaklara özgürlük!
Yaşamı yeniden varetmek mücadeleden geçiyor!
Kimya Teknik işçilerine mektup
Direnişteki EXSA işçilerine mektup
Fazla mesailer ve moral yozlaşma
Formasyon hakkını gaspettirmeyeceğiz
Teslim olmak onurlu bir yaşamdan sürülmektir
TAYAD’ın “Hapishaneler Gerçeği...” Kurultayı
Hücre saldırısı ve devrimci direniş
Hücrelere karşı sendikalardan ve DKÖ’lerden basın açıklaması
SAG’la dayanışma bildirileri
SAG direnişi, F tipi cezaevleri ve devlet provokasyonları
Her yerde SAG-ÖO direnişinin sesi olacağız!
Zindan direnişi kampanyamız devam ediyor!
Liberal işçi politikacılığı sendikal ihanete ortak oluyor
Almanya’da büyüyen anti-faşist duyarlılık
ABD seçimleri fiyaskosu
Ulucanlar Zindanı’nda Parti’mizin kuruluş yıldönümünü kutladık
“Kurtlar arasında çıplak”
PKK tutsaklarına açık mektup
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Düzenin 12 Kasım Düzce katliamının 1. yıldönümü...

Yaşamı yeniden varetmek mücadeleden geçiyor!


12 Kasım Düzce depremi birinci yılını doldurdu. Deprem bölgesinde bir yıl öncesine göre değişen hiçbir şey yok. Bölge halkı hala çadırlarda veya prefabrik evlerde yaşam savaşı veriyor. Depremin olduğu günden bugüne kadar açlıktan, soğuktan, hastalıktan ve çıkan yangınlarda onlarca insan öldü. Bölgede işsizlik kol geziyor. Kalıcı konutlardan haber yok.

Marmara depremi sonrasında yıkık binalarda oturmaya zorlanan bölge halkı jandarma zoruyla canlı canlı sokuldukları harabe evlerinde yaşamlarından oldular. Devlet bu açık katliamın ardından her zamanki gibi bol bol nutuk attı. En kısa zamanda yaralar sarılacak, herkes işine yuvasına kavuşacaktı. Timsah gözyaşları altında edilen bunca lafın arkası gelmedi. Düzce halkı 12 Kasım’ın sıcaklığının geçmesinin ardından unutuldu. 12 Kasım katliamı günbegün sürdü. Düzce halkı ilk kez depremin yıldönümünde hatırlanıyor sermaye devleti tarafından. Yine bol bol timsah gözyaşı, bol bol vaat yüklü törenlerle. Bu törenlerin ardından sermaye devleti Düzce halkını yeniden kendi kaderiyle başbaşa bırakacak. Dahası, elektriğin, suyun, prefabrik evlerin paralı hale getirilmesiyle bir de acımasızca soyacak.

Ancak Düzce halkı katliamcı devleti artık iyi tanıyordu. Bunun için 12 Kasım depreminin yıldönümünde devletin nutuk atma törenlerine katılmadı. “Sorumlular hesap versin, geçmişi sorgulamadan geleceği kuramayız!”, “Beş katrilyon deprem yardımı nasıl kullanıldı? Banka kurtarmaya, tanka topa!” şiarlarıyla alanları doldurup, katliamın ve devlet tarafından ölüme terkedilmenin hesabını sordular.

Deprem bölgesi bir can pazarı


Düzce’de insanların yaşadıkları koşullar ölüm kusuyor. Çadırlarda kalan halk, en temel insani ihtiyaçlardan yoksun bir biçimde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Temiz su, tuvalet, temiz gıda imkanları bulunmuyor. Prefabrik konutlarda yaşayan halkın durumu da farksız değil. Elektrik ve su paralı, üstüne üstlük prefabriklerden de kira alınmaya başlandı. Bir sağanak yağmurla prefabrikleri su basıyor. Tüm yaşam koşulları salgın hastalıklara davetiye çıkarıyor. Tüm bunlara yaygın işsizlik eklendiğinde, insanların yaşamları dayanılmaz hale geliyor. Bölgede ölüm kol geziyor.

Depremin hemen ardından devletin verdiği en iddialı sözlerden biri, en kısa sürede kalıcı konutların inşa edileceği idi.Yapımına başlanan konutların, göstermelik olarak ilk temelleri atıldıktan sonra, bitirilmesi belirsiz bir geleceğe bırakıldı. Devlet, depremlerin sorumluluğunu yüklediği “katil müteahhitler”ine kalıcı konutların ihalesini çıkardı, trilyonlarca lira bu müteahhit takımına peşkeş çekildi.

Kalıcı konutlar bitirildiğinde ise, bölge halkına milyarlarca liraya satışa çıkarılacak. Parası olmayanlar ise sokaklarda yaşamaya devam edecek. Deprem bölgesindeki halkın neredeyse yüzde 80’inin işsiz olduğu düşünülürse, devletin “depremzede bu kışa kalıcı konutlarla girecek” demesinin bir yalan olduğu açıkça görülür. Deprem bölgesi halkı sadece bu kışı değil, daha pek çok kışı aç ve açıkta geçirecek.

Öte yandan, deprem bölgesindeki okulların büyük bölümü yıkık ya da harabe durumunda. Devlet bu yıkık binalarda öğrencileri “eğitim”e zorluyor. Ya da kışın ortasında incecik çadırlara okul tabelası asıp, bir de eğitimci atayarak, öğrencileri bu çadırlara gönderiyor. 12 Kasım’dan sonra ne yeni bir okul, ne de yeni bir derslik yapıldı deprem bölgesine. Öğrencilerin kitap, kırtasiye vb. ihtiyaçları karşılanmıyor. Ailelerin bu tür masrafların altına girmesi ise imkansız.


12 Kasım’ın hesabını sormak ve yeni katliamlara izin vermemek için mücadeleye!

Deprem yıkımının yaralarının sarılması ve insanca yaşam koşullarına sahip olmak için devletin adım atmasını beklemek boş bir hayal. Düzce depreminin birinci yılı bu gerçeğin yalın bir ifadesi. Bu düzen bölge halkına insanca yaşam koşulları değil, yeni ölümler sunuyor. Onlarca yıl önce depremlerin yaşandığı bölgelerde hala prefabriklerde yaşayan insanlar var. Emekçi halk bu devlet için ancak soygunun, sömürünün ve yıkımın konusu oluyor.

Öyleyse, devletten hak ve insanca yaşam beklemeyelim. Öfkemizi eyleme dökelim. Yaşanan katliamların hesabını soralım ve yaşanması açık olan katliamlara izin vermeyelim. İnsanca yaşam için, temel taleplerimiz için birleşelim, mücadele edelim!

Tüm depremzedelere sağlığa ve ihtiyaca uygun parasız konut!
Tüm depremzedelere iş olanağı ya da asgari geçim ödemesi!
Tüm depremzedelere parasız temel hizmetler (sağlık, eğitim, ulaşım, aydınlanma, ısınma vb.)!
Can kayıpları için tazminat!
Depreme ilişkin tüm gerçekler halka açıklansın!
Tüm deprem hesapları halkın denetimine açılsın!
Deprem yardımları yağmasına son!
Katiller ve hırsızlar cezalandırılsın!
İstanbul için acil deprem seferberliği!
Hücrelere değil, depremzedelere bütçe!





Deprem bölgesindeki halk ikinci kışa da çadır ve prefabriklerde giriyor!

Devlet can almaya devam ediyor!


Tüm depremzedelere sağlığa ve
ihtiyaca uygun parasız konut!

Deprem bölgesindeki emekçi halk ikinci kışı geçirmeye hazırlanıyor. Geçen kış olduğu gibi bu kış da insanlar, yaza çıkabilmek için tam bir yaşama mücadelesi verecekler. Çünkü onbinlerce insan halen çadırlarda ve her yanından su alan prefabriklerde yaşamak zorunda. Deprem yıkımı altında onbinlerce insanı katleden devlet, depremin arkasında sürdürdüğü kıyımı böylelikle bu kışa da taşımış olacak. Depremzede halk, bir kez daha hayatta kalmak için şansına güveniyor.

Deprem bölgesinde yaşayan emekçilerin 20 bini çadırlarda, 160 bini ise prefabriklerde kalıyor. Bir o kadarı ise, raporları değiştirerek orta hasarlıdan az hasarlıya çevrilmiş evlerinde barınıyor. Depremin ardından devlet, evleri yıkılan halkın barınma sorununun kısa sürede inşa edilecek kalıcı konutlarla çözüleceğini vaadediyordu. Ancak depremin ardından bir yılı aşkın bir süre geçmesine karşın, kalıcı konutlar ufukta görünmüyor. Yapıldığı söylenen konutların sayısı ise, ancak ihtiyacın yüzde 50’sini karşılamaya yetiyor. Kalıcı konutların milyarlarca liraya satıldığı da düşünülürse, halkın, sadece bu kış değil uzun yıllar sokaklarda yatıp kalkmaya devam edeceği görülüyor. 50 yıllık deprem bölgelerinde emekçilerin dahi halen çürümüş barakalarda yaşamaya devam ettikleri düşünülürse, devletten kalıcı konut sorununu çözmesi beklenemeyeceği açıktır.

Çadır ve prefabriklere mahkum edilmiş olan halk, kış boyunca elektriğin paralı hale getirilmesiyle beraber ısınma sorununu katalitik sobalarla halletmeye çalışacak. Böylelikle yine sık sık çadır ve baraka yangınlarına tanık olacağız. İnsanlar donmamak için ısınmaya çalışırken, tutuşan çadırlarda yanıp yaşamlarını kaybedecekler.

Deprem bölgesinde eğitim sorunu ise yine aynı şartlarda devam ediyor. Bu kış yine öğrenciler çadır ve barakalarda “eğitim” görecekler. Bu ise yaygın hastalıklar ve peşpeşe ölümler demektir.

Deprem bölgesinde bu kış da ölüm kol gezecek. Bölge halkı ölümle o kadar içiçe yaşıyor ki, artık ölüm bir yerde kanıksanmış. Bu yüzden ölenin arkasından alışıldık feryadlar da yükselmiyor. Bu, bir halk için yaşanılacak en trajik durumlardan birisi Bölgenin emekçi halkı, devlet katliamcılığına karşı zaman zaman öfkesini açığa vurdu. Ancak bu öfke merkezileştirilip sürekli bir mücadeleye dönüştürülemediği yerde, ölümle “yaşamaya alışmak” bölge halkına tek tercih olarak gösteriliyor.

Yaşamak için, öldüren düzene karşı kararlı ve militan bir mücadele vermek gerekiyor. Bölge halkı düzenin yıkımı altında katledilmeyi beklemektense devlete ve yıkımına karşı mücadeleyi yükseltmelidir. Kışı bahara çevirmek, ölümün kol gezdiği topraklardan yaşamı varetmek, ancak mücadeleyle mümkündür.