ARSIVANA SAYFA
 
23 Eylül '00
SAYI: 35
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Birinci yıldönümünde Ulucanlar direnişinden öğrenmek
Ulucanlar katliamının hesabını soralım!
Hücre saldırısına karşı asıl barikatı dışarıda örelim!
Tutsak aileleri katliamı lanetlemeye hazırlanıyor
Düzenin yargı cephesinde oynanan oyunlar
Enerji Yapı Yol Sen’in üç günlük iş bırakma eylemi
Çukobirlik işçileri direnişlerini sürdürüyor
“Güneydoğu Eylem Planı” ile ne hedefleniyor?
Grev yasağı ve belediye işçilerinin sorumlulukları
Barış üzerine notlar
Belgelerle planlı faşist katliam
Karadeniz: Bir halklar mozaiği/1
Habip ve Ümit’e dair
Hücre karşıtı muhalefet güçleniyor
Hücre karşıtı muhalefet ve zindan cephesi
Yargı terörü, TMY ve DGM’ler
Bir abladan bir anaya... Kazanan biz olacağız!
Ümit ve Habip şahsında ON’lara
Buca katliamı 5. yılında
Irkçılığa geçit yok!
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
“Güneydoğu Eylem Planı”
ile ne hedefleniyor?



Sermaye devleti ve MGKtarafından, Kürt halkının bir dizi sorununun “çözüm”ünü hedefleyen bir dizi plan ve proje dönem dönem gündeme getiriliyor. Bugün bir kez daha böyle bir “çözüm projesi”yle karşı karşıyayız. Bu, başbakan Ecevit tarafından kamuoyuna açıklanan ve Güneydoğu’ya ekonomik refah getirmeyi ve bölge halkını kazanmayı, yani ulusal ve sınıfsal köleliği süreklileştirmeyi hedefleyen 107 maddelik “Güneydoğu Eylem Planı” oluyor. Bu proje ayrıntılı açıklanmamakla birlikte, basına yansıdığı kadarıyla, 30’u kamu yönetimi, 47’si ekonomi, 17’si eğitim ve 13’ü sağlık alanını kapsayan 107 maddeden oluşuyor.

Sözkonusu projeye daha yakından bakıldığında, gerçek hedef ve amacın neler olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Bu proje bölgedeki sorunların nedenlerini; terörün yaratmış olduğu güvenlik sorunu, kamu yönetiminin zaafları, ekonomi, eğitim ve sağlık olmak üzere, beş başlık altında topluyor. Ve bölge insanının büyük bir bölümünün yeniden kazanılabileceği, terör örgütünün etkisi altında kalan kesimlerin giderek azaldığı ve bu azalmanın sürmesinin ise devletin bölgede atacağı adımlara bağlı olduğu tespiti yapılıyor. Ekonomiye ilişkin açıklamalar, bölgede yeni yatırımlarla işsizliğin azaltılarak, ekonomik refahın yükseltilmesi söylemine dayanıyor. Türkiye ve dünyadaki tablo ise, bunun içi boş bir sahte vaatten öte bir şey olmadığını yeterli açıklıkta gösteriyor.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sermaye tarafından yürütülen politikalar, özelleştirmeler, işten atmalar, esnek üretim, taşeronlaştırma ve iş güvencesinin kaldırılmasının yanısıra bir dizi saldırıyı içeriyor. Dolayısıyla, metropollerde nispeten örgütlü bulunan işçi ve emekçiler dahi işsizleştirme, örgütsüzleştirme, yoksullaştırma saldırısını püskürtemezken, Kürdistan’ın bir dizi dezavantaja sahip ezilen sınıfları için bir iyileştirme beklemek, devletin oyununa alet olmaktan başka bir anlama gelmiyor. Ancak Kürdistan’ın Türkiye ortalamasının altındaki ucuz işgücü olanağı ve devletin özel sektör yatırımlarına sağladığı teşvikin Güneydoğu’yu daha cazip hale getirmesi gibi avantajlar nedeniyle bölgeye yönelik yatırımlarda nispi bir artış olasılığı vardır. Fakat olasılık dahilindeki bu yeni yatırımlar, ne işçi ve emekçilerin ekonomik refahının artması, ne de işsizliğin azalması anlamına geliyor. Olsa olsa, ancak karın tokluğuna çalışmayı sağlayacak bir efendi-uşak ilişkisini getirebilecektir.

Planın bir diğer maddesi ise “köye geri dönüş”e ilişkin. Bilindiği gibi Kürdistan’da kırsal alanda dağınık bir yerleşim egemen. Bu da ulusal mücadelede PKK’ye önemli avantajlar sağlamıştı. Devletin yüzlerce köyü yakıp-yıkarak haritadan silmesinin nedeni de buydu. Şimdi adına “köye dönüş” denilen, fakat zorunlu iskandan başka bir anlama gelmeyen Köykent ve Merkezköy uygulaması sözkonusu. Bu planla köyler, gerek merkezi yerleşim alanlarına yakınlaştırılmaları, gerek toplu halde bulunmaları ve gerekse ulaşım-iletişim olanakları sayesinde, devletin denetim ve otoritesine açık hale getirilecek.

Son düzenlemenin içinde yeralan konulardan biri de eğitim sorunu. Devletin eğitimden anladığı ise, taşımalı ve yatılı bölge okulu uygulamalarıyla, gerici-asimilasyoncu bir eğitim. Eğitim, ulusal bilinci uyanmış Kürt gençleri ve çocuklarını asimile ederek mücadelenin kazanımlarını silmenin, kimliği parçalamanın aracı olarak kullanılacak. Burada bir kez daha inkar ve imhanın farklı bir biçimiyle karşı karşıyayız.

Görüldüğü gibi, “Güneydoğu Eylem Planı” adı altında gündeme getirilen proje, Kürdistan’a yönelik sömürüyü sermaye için istenen düzeye çıkaracak, yanısıra, inkar ve asimilasyonu farklı boyutlarda sürdürecek bir saldırıdan başka bir şey değildir. Sözkonusu projeyle bir kez daha Kürdistan’ın yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sömürüsü hedeflenmektedir.

Kapitalist barbarlık düzeni sürdükçe, Kürt halkının hiçbir sorununun çözümü mümkün değildir. Her milliyetten işçi ve emekçilerin kurtuluşunun yegane yolu, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesini yükseltmekten geçiyor.





Belediye işçileri eylemlerini sürdürüyor...

“Saldırılara karşı sessiz kalmayacağız”


İstanbul’da grevleri yasaklanan belediye işçilerinin eylemli tepkisi devam ediyor. 31 Ağustos’ta genel temsilciler toplantısında alınan eylem kararları doğrultusunda, şimdiye kadar, oturma eylemi, işçilerin eşleri ve çocukları ile büyükşehir belediyesi önünde yapılan kitlesel eylem, basın açıklamaları vb. eylem biçimleri gerçekleşmişti.

İşçilerin grev yasağına karşı tepkisi, 16 Eylül’de İstanbul metrosunun açılış töreninde de devam etti. Taksim alanına yürüyüşle gelen Türk-İş’e bağlı sendika yöneticileri ile işçiler, Taksim alanında belediye işçileri ile birleşerek, açılış alanında grev yasaklarına karşı 2 saat süresince tepkilerini militan ve coşkulu bir biçimde ortaya koydular. Eylem süresince, “Yılgınlık yok, direniş var!”, “Direne direne kazanacağız!”, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!”, “Gürtuna Taksim’de rezil olacak!”, “İMF uşağı hükümet istifa!”, “Kahrolsun İMF!” vb. sloganlar en çok atılanlardı. Yine belediye başkanı ve protokolda toplanan devlet erkanı sürekli olarak yuhalandı. Belediye başkanının konuşması yuhalamalar ve ıslıklamalar sayesinde engellendi. Protokol çadırı yumurta ve pet şişe yağmuruna tutuldu.

Kararlı bir ortamda gerçekleşen eylem sonrası işçiler yine alandan slogan atarak ayrıldılar.

Grev yasağı saldırısına maruz kalan belediye işçileri bundan sonra da etkili eylem biçimlerini ortaya koyma konusunda kararlı olduklarını söylüyorlar. Yıllar sonra Taksim’de fiili eylem gerçekleştiren binlerce belediye işçisi, bundan sonra da etkili olan eylemler yapacaklarını belirtiyorlar. Taksim eyleminden sonra, yapılan temsilciler toplantısında da bu yönde görüşler ağırlık kazanıyor. Taban artık Taksim’i de aşan etkin eylemler, “Köprüleri kesme, Belediye sarayı ve vilayetin işgali” vb. istiyor.

Son eylem, işçilerin kendilerine dönük saldırılar karşısında sessiz kalmayacağını bir kez daha göstermiştir. Türlü engellemeler ve baskılara rağmen işçiler mücadele yolunu seçmişlerdir. Mücadelenin daha da ileriye çekilmesi, herşeyden önce bu alanda bulunan öncü işçilerin ortaya koyacağı inisiyatif ve kararlılığa bağlıdır.

Kızıl Bayrak/İstanbul





İMF karşıtı eylemler
tutulması gereken yolu gösteriyor



Cottarelli başkanlığındaki İMF heyeti bir teftiş turunu daha tamamlamış bulunuyor. Bu turların ne anlama geldiği işçi ve emekçiler tarafından artık gayet iyi biliniyor. Denetleme turlarının amacı, yürürlüğe konan İMF-TÜSİAD saldırı programının önümüzdeki dönemde alacağı yönü ve saldırının dozajını belirlemektir.

İMF’nin her yeni teftiş turunda olduğu gibi, bu seferkinde de bir kez daha yeni saldırılar ve yeni yıkımlar anlamına gelen düzenlemeler gündeme geldi. Bunların başında, artık açıkça ifade edilmesinde sakınca görülmeyen, bütçenin İMF tarafından yapılması var. Kuşkusuz bunda şaşılacak bir yan yok. Çünkü İMF ile yapılan anlaşmaların temel koşullarından biri, ekonomik ve mali konularda tüm yetki ve denetimin İMF’ye, dolayısıyla emperyalist tekellerin denetimine bırakılmasıdır. Bu da, ücretlerden vergilere, istihdamdan kamu harcamalarına kadar, bir dizi alanda karar alma yetkisinin İMF’nin eline verilmesi anlamına geliyor. Doğaldır ki bütün bunlar, çıkarlarını böylesi bir talanda gören işbirlikçi sermayenin gönüllü onayıyla gerçekleştiriliyor. Teftişte; vergilerin arttırılması, ücretlerin düşürülmesi, tüketimin kısılması, kamu çalışanlarının sayısının azaltılması, KDV iadelerinin ödenmemesi ve özelleştirmelerin hızlandırılması gibi belli başlı konularda “ince ayar” gerektiği ifade edilmiş bulunuyor.

Bütün bunlar işçi ve emekçiler için yıkımın, sefaletin ve soygunun derinleştirilmesi anlamına geliyor. Özelleştirmelerle işten atmalar, taşeronlaştırma, iş güvencesi ve sendikasızlaştırma başta olmak üzere, bütün hakların gaspına yönelinirken; düşük ücretler ve yüksek vergilerle, tüketimin ancak hayatta kalıp emperyalist tekeller ve yerli işbirlikçileri için artı değer üretmeyi olanaklı kılacak en alt sınıra çekilmesini planlıyorlar.

Bütün yetersizliklerine rağmen, İMF’nin bu son teftişine karşı İstanbul, Adana ve Ankara başta olmak üzere gerçekleştirilen bir dizi eylem, saldırılara karşı tutulması gereken yolu göstermesi açısından anlamlı ve önemlidir. İşçi ve emekçilerin bu direniş yolunu birleşik bir mücadeleyle açmaktan başka bir seçeneği yoktur.