ARSIVANA SAYFA
 
9 Eylül '00
SAYI: 33
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Kapitalist-emperyalist ablukayı parçalamak için...
İMF’nin 2001 programında
yine yoksullaşma ve baskı...

Belediyelerde TİS süreci yenilgiye evriliyor
KHK saldırısının niteliği ve görevler
Perde operasyonları devam ediyor
Saldırının yeni unsurları ve işçilerin büyüyen öfkesi
1 Eylül Dünya Barış Günü eylemleri ve saldırılar
Metal işkolunda TİS’in mücadele gündemi
Metal işkolunda azgın sömürü
Grevdeki belediye işçilerine ziyaret
İMF tipi yaşama hayır!
Siyasal durum ve devrimci görevler/1
Birinci yılında Ulucanlar katliamının gösterdikleri
“Liberal hücre paketi” evresinde hücre karşıtı mücadelenin sorumlulukları
Yeni ölümler yaşanmasın!
Örgütsüzleştirme saldırısı birleşik mücadeleyle püskürtülebilir
Kapitalizm ve işsizlik
Reformist cenderenin kırılması üzerine
Semt çalışması üzerine
Yılmaz Güney partili mücadelemizde yaşıyor!
Perinçekler’in izinde yol alanlar
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Birinci yılında
Ulucanlar katliamının gösterdikleri



Ali İ. Çelik


On devrimcinin işkence ile katledilişinin üzerinden bir yıl geçti. Devlet katliamın temel amaçlarından olan F tipi cezaevlerini meşrulaştırmayı henüz başaramadı. Diğer yandan devrimciler ve ilerici kamuoyu katliamın teşhirini yeterince yapamadı.

Bu durumdan yararlanan katliamcıların Burdur örneğinde olduğu gibi yeni vahşetler sergilemekten kaçınmadığı ve kaçınmayacağı anlaşılıyor.

Katliamdan tutsakları sorumlu tutmaya çabalayan devlet buna ilişkin ilk girişimlerini henüz sonuçlandıramadı.

Bugün yeniden süreci gözden geçirmek, olumlu ya da olumsuz yönlerini kısaca hatırlatıp değerlendirmekte yarar var. Önümüzdeki mücadele sürecinde hücre tipi cezaevi ekseninde gelişecek olan çalışmalarımızda bu deneyimlerden yararlanılmalıdır. Nitekim Ulucanlar katliamını bu projenin ilk büyük kanlı ayağı olarak herkes kabul etmektedir.


Katliam karşıtı girişimlerin sonucu

Bilindiği üzere Ulucanlar Katliamı başlangıcı, yapılışı ve sonrası bakımından ayrıntıları ile planlıydı. Katliamın yapılacağı günden tutun da sonrasında kimin nereye sevk edileceğine, hangi savcıların delillerin ve suçluların gizlenmesi işini üsleneceğine, ne gibi yalan haberlerle kamuoyunun yanıltılacağına kadar, her ayrıntı ince bir şekilde hazırlanmıştı. Medyanın bu göreve dünden hazır olduğu da düşünüldüğünde, katliamın “devlete karşı bir isyanın bastırılması ve teröristlerin hak ettikleri cezayı almaları” çerçevesinde propagandasının yapılması zor olmadı. İlerici demokrat kamuoyunun konjonktürel geriliğinin de katkısıyla, ilk hamlede katliamcı devlet nispeten başarılı bir sonuç aldı.

Ne var ki devrimci çevrelerin ve duyarlı kesimlerin ısrarlı çabaları, ailelerin dar ama etkili girişimleri, bu kuşatmayı sınırlı da olsa yarmada etkili oldu. Özellikle katledilenlerin fotoğraflarının sergilediği gerçek, en acımasız yüreklere bile vahşeti gösterdi. Bunların da yarattığı ivme ile katliamın gerçek boyutları nispeten geç de olsa kamuoyuna mal edilebildi ve sonuç olarak büyük ölçüde pasif de kalsa, geniş kesimlerin sahiplendiği bir olay oldu.

İşte bu tepkiler ve çabalar neticesinde artık katliam gizlenemez olunca, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’ndan tutun çeşitli düzen çevrelerince katliam çeşitli düzeylerde itiraf edildi. Bu süreç, dar bir çevre ile de olsa ısrarlı ve donanımlı bir çabanın, demokratik talepler için yapılacak çalışmalarda etkili bir sonuca ulaşmayı sağlayabileceğini göstermesi açısından iyi bir örnektir.

Bugün unutturulmaya yüz tutmuş gibi görünse de, Ulucanlar katliamının F tipi cezaevlerinin meşrulaştırılması amacıyla organize edilmiş bir katliam olduğu geniş kesimler tarafından artık bilinmektedir. Bu bilginin tepki olarak dışarıya yansıması konusunda büyük zayıflık olduğu gerçeği, ilerki aşamada bu zaafın aşılamayacağı anlamına gelmiyor. Bu açıdan bugüne değin gelinen aşamanın bir ileri boyuta sıçratılmasında, yürüyen ya da açılması beklenen davaların sahiplenilmesi temel bir rol oynayacaktır.


Katliam senaryosuna uygun yargılama

Senaryoya uygun olarak görevlendirilen üç savcı, delillerin yok edilmesini sağladıktan sonra, verilen göreve uygun olarak, cezaevindeki tüm siyasi tutukluları sanık yaparak bir dava açtılar. Katledilen beş kişinin ölümünden tutukluların sorumlu olduğunu ileri sürdüler. Hiç bir hukuk ölçüsü tanımayan cübbeli tim, katliam günü cezaevinde olmayan siyasi tutuklulara bile dava açmıştı!

Yargıç rolündekiler ise bir ileri adım daha attılar. Yargıtayın yerleşik kararlarına rağmen, tutukluların cezaevinde örgüt kurarak anayasal düzeni değiştirmek için katliam günü ayaklandıklarını söyleyerek, dosyayı DGM’ye gönderdiler. Ne var ki yaptıkları bu gülünç hamle sonuç alıcı olmadı ve dosya yeniden önlerine geldi. Bu çabayı gösteren Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya kendisine geldikten sonra aylar sonrasına gün vererek bu kez elini ağırdan aldı. Şimdi nasıl bir yargılama yapacaklarını, bunca teşhir olan katliamı nasıl aklamaya çalışacaklarını birlikte göreceğiz.

Savcı timi, katliamcılar hakkında ise, yargılanmalarına gerek olmadığı yönünde karar alınmasını sağladı. Memurun yargılanması yasasına girdiği gerekçesiyle, dosyayı Ankara Valisi’ne gönderdiler. Katliamla sonuçlanan operasyonun kararını veren dört yetkiliden biri olan vali, hemen beklenen yargılanmama kararını aldı. Ne var ki bu süreç içinde katliam belli ölçülerde teşhir de oldu. Katliamı yaptıran kişinin bizzat yargılama yapılıp yapılmayacağına karar vermesi gibi mizahi bir hukuk sürecinin sonunda, itirazlar üzerine Danıştay bu kararı kaldırdı. Bugün aradan aylarca süre geçmiş olmasına rağmen bir dava açmayan savcılar, olayı örtbas etmenin yeni yollarını arıyor olsa gerek. Hukuken katliamcılar hakkında bir dava açılmasının zorunlu olduğu bu halde bile dava açmamakta direniyorlar. İşte açılacak bu davanın sahiplenilmesi de, katliamcıları cübbelilerce değilse bile kamuoyu tarafından mahkum etmenin biricik yoludur.

Sanık konumuna düşürülen tutuklular ise, yargılandıkları davada sistemi ve katliamcıları yargılamasını elbette bileceklerdir.


Yargılamanın olası sonuçları

Davaların sonucunda katliamcıları mahkum eden bir karar çıkmasını beklemek bugünün koşullarında hayalcilik olur. Ne var ki buna tüm gücümüzle çalışmak, yargılamanın her adımında yeterli sahiplenmeyi göstermek, her adımı katliamcıların, düzenin ve F tipi saldırısının teşhirine dönüştürmek, olanaklı ve gereklidir. Cübbeli timden bir beklenti içinde olmadan bu alandaki son olanağı da kullanmayı bilerek, bu davaları hücre saldırısının püskürtülmesi için de bir zemin olarak değerlendirmek gerekiyor. Davaların asıl amacı burada yatıyor.

Bu tür bir çaba ise ancak devrimci çevrelerin hiç bir gerekçeyi engel görmeden bir arada hareket etmesi ve duyarlı kamuoyunu çevresine alarak hareket edebilmesi ile mümkün olacaktır. Bu açıdan mevcut zaaflı durum aşılmalıdır/aşılabilir.


Katliama dair yapılması gerekenler

Ulucanlar katliamına ilişkin yapılacak çalışmaların yeni katliamları engellemede önemli bir rolünün olacağı unutulmamalıdır. Bu çalışmanın başlı başına konusu, içeriği ve muhatapları bakımından önemli bir siyasi mücadele zemini olduğu da unutulmamalıdır.

Diğer yandan Ulucanlar katliamından hareketle işçi sınıfının olaya sahip çıkması yönünde çabalar yükseltilmelidir. Bugün için sınıfın ilerici unsurlarının bile hücre tipi saldırısına ve bu katliamlara yeterli tepkiyi göstermediği bilinen bir durum. Ancak bu tutumun aşılamayacağını düşünmek de yanlış olur. Bu alanda ısrarlı bir propaganda çalışması yürütülmelidir. İşçilere kendi benimseyecekleri dil ve üslupla cezaevlerinin kendi sorunları olduğu mutlaka anlatılmalı ve benimsetilmelidir. Bugün için harekete geçmeleri olası görülmese de, somut olaylardan yola çıkılarak yapılacak çalışma, ilerde mutlaka meyvelerini verecektir.

Bu çerçevede, nerede olursak olalım yapılacak bir şeyler olduğunu unutmadan, herkesin çaba sarfetmesi gerekir. En ufak bir katkı bile önemlidir; bunun bilinciyle hareket edilmeli, saldırıya karşı en geniş güçlerin birleştirilmesi için çalışılmalıdır.