ARSIVANA SAYFA
 
9 Eylül '00
SAYI: 33
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Kapitalist-emperyalist ablukayı parçalamak için...
İMF’nin 2001 programında
yine yoksullaşma ve baskı...

Belediyelerde TİS süreci yenilgiye evriliyor
KHK saldırısının niteliği ve görevler
Perde operasyonları devam ediyor
Saldırının yeni unsurları ve işçilerin büyüyen öfkesi
1 Eylül Dünya Barış Günü eylemleri ve saldırılar
Metal işkolunda TİS’in mücadele gündemi
Metal işkolunda azgın sömürü
Grevdeki belediye işçilerine ziyaret
İMF tipi yaşama hayır!
Siyasal durum ve devrimci görevler/1
Birinci yılında Ulucanlar katliamının gösterdikleri
“Liberal hücre paketi” evresinde hücre karşıtı mücadelenin sorumlulukları
Yeni ölümler yaşanmasın!
Örgütsüzleştirme saldırısı birleşik mücadeleyle püskürtülebilir
Kapitalizm ve işsizlik
Reformist cenderenin kırılması üzerine
Semt çalışması üzerine
Yılmaz Güney partili mücadelemizde yaşıyor!
Perinçekler’in izinde yol alanlar
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Kapitalist-emperyalist ablukayı parçalamak için

Sınıf çalışmasını güçlendirelim


İMF şefi yine Türkiye’de. Saldırı programının gidişatını kontrol etmek ve “ince ayarı”nı yapmak üzere incelemelerde bulunuyor. Hükümete vereceği yeni direktifleri hazırlıyor. Yönetme konusunda hiçbir karar verme yetkisine ve yeteneğine sahip olmayan gerici-faşist koalisyon hükümeti ise, işçi-emekçi kitleler için hayati önemdeki bu girişimlerin üstünü örtme operasyonları düzenlemekle meşgul. Operasyonlar aynı zamanda makyaj tazeleme amacı taşıyor. İktisadi cephede, sözde hayali ihracat operasyonlarıyla; siyasal cephede sözde şeriat karşıtlığı demagojileriyle; sermaye devleti ve hükümetinin, vurgun-soygun-kapkaç ekonomisinin koruyucu ve kollayıcı gücü olduğu gerçeği gizlenmeye, yıpranan imajı tazelenmeye çalışılıyor.

Gerçekte kamu emekçilerinin ekonomik-demokratik hak mücadelesinin tasfiyesini hedefleyen KHK, “her derde deva” şeriat tehlikesine karşı önlem gibi sunuluyor. Sözkonusu kararname üzerine, hükümetle cumhurbaşkanı arasındaki anlaşmazlık bilinçli bir tarzda abartılarak, önce bir “devlet krizi”ne, oradan da “hukuk abidesi” cumhurbaşkanı şahsında kamudaki tasfiyenin “yasal” yolunun onaylatılmasına ulaşılıyor. “Şeriata karşı”tlık söylemleriyle birlikte, bu “devlet krizi” oyunu öyle ustaca sahnelenmiştir ki, kamu emekçi sendikaları, cumhurbaşkanı-başbakan maçında cumhurbaşkanının taraftarları haline getirilerek, kendi tasfiyelerinin onaycısı yapılabilmişlerdir. Bunda elbette oyuncuların ustalığı yanında, sendika bürokratlarının kitlesine yabancılaşma/sınıf ihanetinde derinleşme süreçlerinin de önemli payı var. Tabanın saldırıyı suskunlukla izleme pozisyonunda kalması ise, oyundaki ustalığın bir başka teyidi oluyor.

Hayali ihracat ve yolsuzluklara karşı düzenlenen operasyonlarla üç-beş küçük vurguncu teşhir edilirken, yolsuzluk ve hırsızlıkların en büyükleri devlet eliyle ya da devlet desteği ve denetimiyle yürütülmektedir. Koca koca bankaları boşaltanlar, banka kurtarma operasyonları ve teşvik kredileriyle ödüllendiriliyorlar. Deprem bölgesine devlet kasasından destek şöyle dursun, toplanan yardımlar bile üç-beş soyguncuyu palazlandırmak için iç edilerek, depremzedeler perişanlıktan kırılmaya terkediliyor. Bizzat devletin sergilediği bu “ahlaksızlığı” unutturmak için, hayali ihracat operasyonları allanıp-pullanarak günlerce gündem tutuluyor, emekçiler uyutulmaya çalışılıyor.

İMF-TÜSİAD yıkım programının, en azgın bir ideolojik-politik-militer saldırı programıyla desteklenmeksizin uygulanabilmesi sözkonusu olamayacağından, devlet terörü, her alanda ve giderek ilkelleşen ve kabalaşan biçimlerde azdırılıyor. Terör, sadece sınıf ve kitle hareketine yönelik yasak ve şiddet tedbirleri tarzında değil, ideolojik-politik saldırının argümanlarında da kendini gösteriyor. Adalet Bakanının hücre karşıtı açıklamalar yapan barolardan tabip odalarına kadar bir dizi demokratik kurumu “hücrelere girmeye aday teröristler ve destekçileri” ilan etmesi, Ecevit’in Cumhurbaşkanı Sezer’i “terörü cesaretlendirmek”le itham etmesi, yöntemlerin ne kadar kabalaştığının göstergesi. Sermaye devletinin, sömürü, soygun, hırsızlık, yolsuzluk, mafyacılık, çetecilik, işkence, eziyet düzeni demek olan kapitalizmin koruyucusu-kollayıcısı olduğu öylesine teşhir olmuş durumda ki, artık daha incelikli yöntemler arama ihtiyacı bile duyulmuyor, kaba faşist argümanlara başvuruluyor.

Hükümetin İMF’nin kuklası görüntüsüne fazlaca müdahale edilmiyor; çünkü böylece şimşekler hükümet ve İMF üzerinde toplanarak, kapitalist sınıf ve devlet geri planda tutulmuş oluyor. İşçi-emekçi kitlelerde giderek yayılan ve belirginleşen anti-emperyalist bilinç, böylece, daha baştan kapitalizm karşıtlığından uzaklaştırılarak sakatlanmış oluyor. Grev yasakları kapitalistlerin cebini şişiriyor. Ancak tepkiler yasağı açıklayan hükümete yoğunlaşıyor. Ücretlerin düşürülmesi Koç’ların, Sabancı’ların palazlanmasına yol açıyor, ancak tepkiler sadece zam yüzdelerinin direktifini veren İMF’de toplanıyor.

Bu perdeleri yırtmadan, bilinçlerde çarpıklık yaratan bu gelişmeleri kitleler nezdinde açıklığa kavuşturmadan, sınıf ve kitle hareketinde sağlıklı bir gelişme beklenemez. Oysa önümüzdeki hafta ve aylar, hem siyasal ve hem de iktisadi çatışmayı daha da derinleştirecek gelişmelerle yüklüdür. Devlet her an hücre saldırısında atağa geçebilir. Bu bekleniyor, fakat mücadelenin sınıf ve kitle hareketiyle bağları henüz yeterince kurulabilmiş değil. Grev yasakları belediyelerdeki sorunu içinden çıkılmaz hale getirmiş durumda. Metal ve tekstil sektörleri de çok farklı olmayacak bir sürece girmiş bulunuyor. Sıfır zam dayatmalarının bu sektörlerdeki TİS’leri de uzlaşmazlığa sürüklemesi, dolayısıyla grev ve grev yasakları neredeyse kaçınılmaz son olarak şimdiden görülebiliyor. Böylesine yoğun gündemle yüklü bir süreçte, sınıf ve kitlelerin artan hoşnutsuzluğu örgütlenemez ve gerçek hedeflerine yöneltilemezse, sadece bugüne dek harcanan çabalar boşa gitmeyecek, sistemin saldırılarının gemi azıya almasına da neden olacaktır. Dolayısıyla, saldırının bugünkü dalgalarını püskürtmek, yeni saldırıların yolunu kesmek açısından büyük bir önem taşıyor.

Sürece etkin bir hazırlık ve müdahale için, çalışmaların şu konu ve alanlarda yoğunlaştırılması gerekiyor:

* Ön plandaki hükümet-İMF-emperyalizm üçlüsünün ardına gizlenmeye çalışılan devlet-TÜSİAD-kapitalizm gerçekliğinin açığa çıkarılması, gelişmekte olan anti-emperyalist bilincin anti-kapitalizm zemininde güçlendirilmesi için etkin bir propaganda-ajitasyon çalışması.

* Sınıf çalışmasında belediye, metal ve tekstil sektörlerine öncelik verilmesi, bu alanlarda giderek yoğunlaşan huzursuzluğun örgütlü bir tepkiye dönüşebilmesi için müdahale araç ve yöntemlerinin geliştirilmesi.

* Grev yasakları başta olmak üzere kapitalist devlet zorunun etkin bir teşhiriyle, işçi-emekçi kitlelerde “zora karşı zor” bilincinin geliştirilmesi.

* İktisadi-sosyal haklarla siyasal hakların, dolayısıyla, iktisadi-sosyal saldırılarla siyasal saldırıların bütünlüğünün daha etkin propagandası. Bugün hücre saldırısının merkezine oturduğu siyasal saldırılarla, grev yasaklarının merkezine oturduğu iktisadi saldırıların bir ve aynı merkezden, bir ve aynı amaçla planlanıp yürütüldüğünün açığa çıkartılmasıyla, hücre saldırısına karşı mücadelenin sınıf ve kitle ayaklarının güçlendirilmesi.

* Ardarda gelen saldırıların kitlelerde yarattığı eziklik ve savunma ruh halinin kırılması için, taleplerin ön plana çıkarılması. Sınıfa karşı sınıf-düzene karşı devrim, ya da, sermaye politikasına karşı sınıf politikası fikrinin işçi-emekçi kitleler içinde yaygınlaştırılmasının bir aracı olarak, sınıfın devrim programının etkin bir tanıtımı/propagandası.

Sınıf mücadelesinin ve siyasal çalışmanın deneyimlerinden sonuna kadar yararlanmak büyük bir önem taşıyor. Süreç açısından, özellikle metal işçilerinin ‘98 eylemlilikleri fazlasıyla ders vericidir. Sendikal hareket ve örgütlenmelerin fazlasıyla güven zedelediği de gözönüne alınırsa, sınıf hareketinin yeniden başını doğrultabilmesi için, güven verici bir siyasal çalışmanın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sınıfın güvenini kazanma konusunda hiçbir eksiklik taşımayan devrimci parti programı, etkin bir devrimci sınıf çalışmasıyla kitlelerle buluşturulabilmelidir.

Siyasal önderlik sorunu, sınıf hareketindeki tıkanmayı çözebilecek kilit önemde sorun olmaya devam etmektedir. Sorunun çözümü ise, öncü-devrimci işçi ve emekçilerin devrimci parti çatısı altında örgütlenmesi ve eğitilmesi, önderlik düzeylerinin yükseltilmesinde yatmaktadır.