19 Temmuz'03
Sayı: 28 (118)


  Kızıl Bayrak'tan
  Özgür ve onurlu bir gelecek işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle kazanılacaktır!
  Blair Pentagon patentli saldırgan doktrine destek arıyor!
  Yolsuzluk bu sistemin doğasında!
  Kamu emekçilerine sefalet zammı dayatılırken KESK reformistleri yetki yarışında...
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  YÖK Yasa Tasarısı'na geçit vermeyelim!
  Emperyalist saldırganlığın dayanağı yalanlar bir bir ortaya çıkıyor
  İşgale kılıf geçirme manevrası...
  Hükümet kamudaki ücret artışlarında İMF anlaşmalarını öne sürüyor...
  ABD emperyalizminin Irak hezimeti
  Casttle Blair işçisi direndi ve kazandı!
  Örgütlülük en önemli silahımızdır!
  OSB-İMES Bülteni'nden...
  Bush'un Afrika gezisi...
  14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi ve "Cumhuriyetin temel ilkelerine katılım" üzerine...
  GATS ya da "kâr ve daha fazla kâr"
  "Yalancının mumu..."
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD emperyalizminin Irak hezimeti

C. Kaynak

ABD emperyalizminin Irak için hazırladığı senaryo boşa çıkmakla kalmadı, sahiplerinin başına bela olmaya başladı. Hızla derinleşen kabus ortamının ilk aşamasında bile ABD yöneticileri ne yapacaklarını bilemez bir konuma düşm&.uml;ş durumdalar. Başta Tommy Franks olmak üzere komutanlar ve yüksek rütbeli subaylar görevlerini yeni ekiplere devrederek Irak’ı terk ettiler. Geriye ruhi bunalım geçiren, intihar eden, kurbanlık koyun olarak Irak’ta bırakıldıkları için Rumsfeld’i istifaya çağıran piyadeler kaldı. Adını açıklamak istemeyen bazı sorumlular, ABD ordusunun vurucu gücünün fazla yıpranmasını önlemek için, Pentagon’un Irak’ a ihtiyat askeri ve milli muhafız sevk etmek zorunda kalabileceğini söylüyorlar.

ABD emperyalizmi Irak’ı sindirmenin kolay olmayacağını anlamaya ve kabul etmeye başladı. Tommy Franks giderayak “ABD güçlerinin hedef oldukları saldırıların sayısının günde bazen 25’i bulduğunu” itiraf ede.ek “işgalin daha dört yıl devam edebileceğini düşündüğünü” açıkladı. Tommy Franks’in yerine atanan, Lübnan asıllı olduğu ve Arapça konuştuğu için yatıştırıcı bir rol oynayabileceği umulan John Abizaid ise, bugüne kadar diğer sorumluların yaptıkları değerlendirmeleri yalanlayıcı nitelikte bir açıklamada bulunarak “ABD ordusunun Irak’ta klasik bir gerilla direnişi ile k.rşı karşıya bulunduğunu ve savaşın devam ettiğini” söyledi. Bu arada, genelde hep tehdit savurmaya alışık Donald Rumsfeld de tavır değiştirerek, 13 Temmuz günü “ABD birliklerini çetin bir yaz bekledi&crren;ini, saldırıların ve kayıp sayısının artmasından korktuğunu” kabullendi.

ABD Irak’ta çırpındıkça batıyor!

Gelinen aşamada işgal güçlerinin Irak’ta çırpındıkça battıklarını söylemek fazla bir anlam ifade etmiyor, günübirlik gelişmeler bu durumu fazlasıyla doğruluyor. Dönemin esas sorusu ABD emperyalizmi.in Irak’ta yaşayacağı hezimetin yaratacağı sonuçlardır. Irak halkının direnişinin ABD iç politik yaşamında yaratacağı sarsıntıları daha şimdiden tanımlamak mümkün. Nixon ABD tarihinin en güçlü başkanlarından biri olarak bilinir. Watergate skandalına göğüs geremedi, kurtuluşu kaçmakta buldu. Böylece Vietnam hezimetinin politik faturasını ödemek zorunda kaldı.

Bugünkü Bush yönetimi, yüzyüze kalacağı iktisadi güçlüklerle birlikte, Irakgate skandalını Nixon’un yaşadığı sınavdan çok daha elverişsiz koşullarda yaşamaya hazırlanıyor. Eğer bir .ucize imdatlarına son anda yetişmezse, Bush ve onu yönlendiren işbitirici klik küstahlıklarının faturasını ödemekten kurtulamayacaklar. ABD kamuoyu daha yeni yeni baştan çıkarılmış olmanın muhasebesini yapmaya başladı. Bush Afrika gezisi sırasında ziyaret ettiği Afrikalı muhataplarından çok ABD kamuoyunu yatıştırıcı mesajlar yayınlamak zorunda kaldı. Donald Rumsfeld ve Condoleezza Rice son günlerde zamanlarının önemli bir bölümlerini canlı televizyon y.yınlarında Bush yönetiminin Irak’a saldırmak için yalan söylemekte ne kadar haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmakla geçiriyorlar. CİA’nın suçlanarak sahtekarlıktan sorumlu tutulmaya çalışılması ers tepti.

Kongre üyeleri, Demokrat Parti sorumluları ve hatta bazı Cumhuriyetçi Parti temsilcileri 11 Eylül eylemlerinin ardından ABD kamuoyunda hakim kılınan mutabakatı bozmaya başladılar, yönetimi sorgulamak istiyorlar. Irak’a saldırıyı .aklı göstermek için kullanılan sahte kanıtlar hakkında bir araştırma komisyonu kurulması için önerge veren demokrat senatör R. Durbin,“Hikayeyi istediğiniz yöne çevirebilirsiniz. Tartışma konusu olan başkanın itibarıdır. Bilginin yalan olduğunu Beyaz Saray’da birileri biliyordu ama buna rağmen konuşmada yer verildi” diyor. Cumhuriyetçi senatör R.Shelby ise, “Söz konusu olan sıradan bir kaza değil. Biril rinin sorumluluğu üstlenmesi gerekir. Eğer ben başkan olsaydım Tenet makamında duramazdı” diyerek Beyaz Saray’ın savunma stratejisini zora sokuyor.

Irak batağının faturası Bush ve ekibine kesilecek!

Başkanlık seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde konu muhalefet için bir nimet işlevi görüyor. Demokrat senatör ve başkanlık seçimlerinin aday adayı Howard Dean: “Bu iş biraz Watergate’e benzemeye başl.dı. George Tenet belki sorumludur. Ama dışişleri bakanlığı ve başkan yardımcılığı Irak’ın Afrika’dan uranyum alma girişimine ilişkin haberin yalan olduğunu biliyorlardı. O halde neden başkan 28 Ocak tarihli birliğin durumu konusundaki konuşmasında bu bilgiyi kullandıı” diye yönetimi sorgularken, demokrat senatör ve başkanlık seçimlerinin bir diğer aday adayı John Kerry, 13 Temmuz günü CNN’de yaptığı konuşmada, do¤.rudan Bush’un sorumluluğuna işaret ediyor: “Sorumluluklarına sahip çıkmak başkanın görevidir. Bu meselede Tenet’yi abalı yapma sorunu çözmüyor. Gerçekten neler olduı Neden bu idare savaşı haklı g¨steren bilgileri sistematik bir biçimde önplana sürdü.”

Irakgate’in ABD iç yaşamında yaratacağı sonuç, en iyimser ihtimalle, faturanın Bush ve ekibine çıkarılarak ABD emperyalizminin itibarını Amerikan kamuoyunda ve dünyada yeniden restore etmek olacaktır. Jimmy Carter’.ın ulusal güvenlik konusundaki eski danışmanı Brzezinski, “Birleşik Devletlerin ve Amerikan demokrasisinin itibarı söz konusudur. Biz sahte bilgilere inanarak savaşa girdik” diyerek, duyduğu rahatsızlığın yanı sıra sorunun çözümünü de talep ediyor. Sıkıntının giderilebilmesi için sorumluluğu başkanın üstlenmesi ve sonuçlarına katlanmasından başka bir alternatif yoktur. Konu CİA başkanı türünden memurların azledi mesi ile geçiştirilebilecek türden değildir. Polemiklerin henüz başlangıç aşamasında hedefin “ABD’nin ve Amerikan demokrasisinin itibarını” yeniden tesis etmek olarak belirlenmesinin başka bir anlamı yoktur.

Bush yönetiminin ABD kamuoyu önünde içinde bulunduğu politik çıkmaz artan iktisadi güçlüklerle daha da ağırlaşmaya mahkumdur. Paul Bremer’in ayaklanmasınlar diye Saddam ordusunun maaşlarını &.uml;demek için Kongre’den ek ödenek talep etmeye devam ettiği bir ortamda, Beyaz Saray 2003 yılında ABD bütçe açığının 455 milyar doları bulduğunu ve bu rakamın gelecek yıl 475 milyar olacağın.n tahmin edildiğini açıkladı. Öte yandan, Washington Post “Irak savaşı ve işgal ABD’ye bugüne kadar, savunma bütçesinin % 14 oranında artışına tekabül eden, 50 milyar dolara mal oldu. Bu rakam, 2004 yılı s.nunda 100 milyar doları bulabilir” diyor. Dolayısıyla, Irak üzerine yapılan politik hesapların ters tepmiş olması ve üstelik ağır bir mali yük teşkil etmesi ABD iç politikasının önümüzdeki dönemde an gündemini oluşturacak.

ABD emperyalizminin Irak hezimeti
adım adım yaklaşacak!

ABD iç politikasında Bush ve ekibine fatura çıkarılması, konunun toplamı içerisinde tali bir değere sahip. Irak halkının direnişi ABD kamuoyunda sarsıntı yaratarak, bu alanda hedefine epeyce yaklaşmış sayılır. Daha yeni yerli ye.ine oturan ve kendisine biçim vermeye çalışan direniş dinamiği kendi doğal seyri içinde ABD iç politikasının sıkıntılarının daha da artmasını getirecektir.

Konunun en önemli yanı, ABD emperyalizminin Irak hezimeti sonucu dış politikasında yaşayacağı bunalımdır. Tüm dünyayı tehdit eden, dünya halklarına açıktan meydan okuyan ABD emperyalizmi Bağdat’ta bir sınavdan .eçiyor. Eğer ABD bu sınavdan ağır yara alarak çıkarsa, ona geri adım attırmanın, dizginlemenin, çıkmazlarını ağırlaştırmanın koşulları oluşacaktır. Bunu belirleyecek olan biricik faktör ise Irak halkının direnişinin önümüzdeki dönemde kazanacağı seyirdir. Mevcut veriler böyle bir akibetin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bu verileri en genel biçimde sıralanınca, ortaya çıkan tablo ABD için h.ç de iç açıcı değil. Apar topar kurulan ve bir çelişki yumağını andıran geçici Irak hükümetinin, en iyi ihtimalle, işgal güçlerine kısa vadeli nefes aldırtmaktan başka bir işlevi olmaacaktır. İşgal güçleri oluşturdukları bu kukla hükümetin arkasına saklanma olanağı bulamayacaklardır. Çünkü, Irak toplumu, sosyal konumu, etnik kökeni, politik tercihi ne olursa olsun, ülkelerinin bir a. önce işgaline son verilmesini talep etmektedir. ABD sorumluları direnişin giderek örgütlü bir biçim kazandığını ve uçaksavar füzesi atacak kadar teknik yetkinliğe kavuştuğunu kabul etmektedirlr.

Bu durum karşısında ABD emperyalizminin umut bağladığı tek çıkış yolu sorunu uluslararasılaştırmak, deyim yerinde ise, dosyayı yeniden Birleşmiş Milletler örgütüne havale etmektir. Fakat, buna ABD’nin ısrarlı talepl.rine karşın kimse yanaşmamakta, vaadedenler ise katkılarını sembolik düzeyde tutmanın ilerisine götürmemektedirler. Hiçbir gücün isteyerek ABD emperyalizmine Irak’ta kalkan olmak istemeyişi ABD sorumlularını çileden çıkarmakta, kendi çelişkileri ile başbaşa bırakmaktadır. Colin Powell yakın bir döneme kadar Irak sorununu görüşmek için sık sık turneye çıkıyor, kimilerine rüşvet teklif ediyor, kimilerini ise tehdit edi.ordu. Bugün New York’ta Kofi Annan’ın yakasına yapışmaktan başka yardım talep edeceği kimse kalmadı. Annan Colin Powell’ın talebi üzerine “Irak’ta güvenliğin sağlanması herkesin sorunudur, t&uul;m dünyanın sorunudur, herkesin üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesi gerekir” türünden çağrılar yapmakta, ama bir türlü karşılığını bulamamaktadır. Tam tersine, ABD Irak’ta bata&c rren;a battıkça yardımlarına başvurulan güçler talep listeleri yayınlamaktadırlar.

Rusya bir yandan Irak sorununun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yeniden görüşülmesi ve yeni kararlar alınması durumunda uluslararasılaştırılabileceğini savunmakta, öte yandan da Dışişleri Bakanı Ivanov Ortado&c.rren;u gezisine çıkarak Rusya’ya bölgede etkin bir rol talep etmektedir. Yardım talep edilen iki diğer güç, Almanya ve Fransa çekimser kalmaya devam ediyorlar. ABD’nin Suudi Arabistan’dan mali destek ve asker talebi de sürüncemede. Japonya ABD’nin baskı ve şantajlarına boyun eğmek zorunda kaldı ve Irak’a sadece teknik hizmette bulunacak 1000 asker gönderme kararı aldı. Asahi Shimbun gazetesi “Irak’ta Japon askerle lerinin konuşlandırılacağı ve çatışmanın olmadığı yer bulmanın zor olduğunu” belirterek, misyonlarının “Amerikan güçlerine uşaklık yapmakla eşanlamlı olacağını” vurguluyor.

Her ne kadar ABD’nin yardımlarına başvurduğu devletler katkılarının karşılığında taviz talep ediyorlarsa da, çekingenliklerinin gerisinde korku da var. Irak halkı ile karşı karşıya gelmeyi göze alamıyorlar. Bağdat’.ta yayınlanan bildirilerde, Irak’ın işgalini kim (BM, NATO, islam ülkeleri vb.) üslenirse üstlensin, direnişin kurtuluşa kadar devam edeceği açıklanıyor. Böyle olunca, ABD emperyalizminin önünde çok yalın iki seçenek kalıyor; ya apar topar kaçarak Irak’ı bir an önce terk etmek, ya da şiddet estirerek işgali sürdürmeye çalışmak, böylece battıkça batmak.