19 Temmuz'03
Sayı: 28 (118)


  Kızıl Bayrak'tan
  Özgür ve onurlu bir gelecek işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle kazanılacaktır!
  Blair Pentagon patentli saldırgan doktrine destek arıyor!
  Yolsuzluk bu sistemin doğasında!
  Kamu emekçilerine sefalet zammı dayatılırken KESK reformistleri yetki yarışında...
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  YÖK Yasa Tasarısı'na geçit vermeyelim!
  Emperyalist saldırganlığın dayanağı yalanlar bir bir ortaya çıkıyor
  İşgale kılıf geçirme manevrası...
  Hükümet kamudaki ücret artışlarında İMF anlaşmalarını öne sürüyor...
  ABD emperyalizminin Irak hezimeti
  Casttle Blair işçisi direndi ve kazandı!
  Örgütlülük en önemli silahımızdır!
  OSB-İMES Bülteni'nden...
  Bush'un Afrika gezisi...
  14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi ve "Cumhuriyetin temel ilkelerine katılım" üzerine...
  GATS ya da "kâr ve daha fazla kâr"
  "Yalancının mumu..."
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamu emekçilerine sefalet zamı dayatılırken
KESK reformistleri yetki yarışında...

KESK reformistlerinin tuz buz olan hayalleri

KESK yönetiminin yasalaşırken sessiz kaldığı, hatta yasalaşması için çeşitli manevralarla önünü düzlediği 4688 sayılı Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası, KESK reformistlerinde hayal kırıklığı yarattı. Tüzüklerde yaptıkları değişiklikler ve pratik tutumlarıyla yasaya son hız uyum gösteren sendika bürokratları, fiili mücadelenin yaratmış olduğu ve üzerlerinde basınç oluşturan taban dinamiğinin tepkisini yatıştırmak için, “yasaya rağmen” fiili-meşru mücadeleye devam edeceklerini açıklamışlardı.

Yasa sonrası üye kampanyası ve yetki yarışı yürüten reformistler, kamu emekçilerinin sorunlarından, taleplerinden ve mücadelesinden giderek uzaklaştılar. Çünkü yasayla birlikte hükümet karşısında bir güç ve taraf olacaklarına dair beklentileri vardı. Bunun üzerinden dar grupçu kaygılarla düzen içi arenada “siyaset” yapacak ve güç olacaklardı. Diğer yandan “siyasete bulaştırmamak” adına sendikaları ekonomist-sendikalist küçük-burjuva bir bakışla tüm ilerici ve devrimci unsurlardan temizlemeye çalıştılar. Ülkede yaşanan ekonomik, sosyal, demokratik sorunlar karşısında duyarsız, kimliksiz, bilinçsiz sıradan üye profili yaratmayı “kitleselleşmek” olarak teorize etmeye çalıştılar. Ancak bundan önce yaşanan toplu görüşme sürecinde olduğu gibi yine devlet tarafından koca bir “hiç” olak görüldükleri gerçeğine çarptılar.

“Toplu görüşmeler ‘göstermeliktir!’”

Hükümetin Temmuz ayı için emekçilere sadaka zam yapmayı planladığını öğrenen KESK Genel Başkanı Evren kamu emekçilerinin hızla yoksullaştığını rakamlarla açıklayan 15 Haziran tarihli bir metnin altına imza attı. Elbette yoksullaşma üzerine söylenenlere, hükümetin emekçiden kısarak bütçeden faize ve rantiyeye ayırdığı paya, kamu emekçilerinin işgüvencesinin ortadan kaldırılmasına dönük kölelik yasalarına diyecek bir söz yok. Ancak S. Evren’in metinde, “Toplu görüşmeler ‘göstermeliktir!’, hükümet, sendikaları dışlıyor!” şeklinde tespitler yapması tuzla buz olan hayallerinin ifadesi olmaktan başka bir anlam taşımıyor.

“Yasaya rağmen” fiili-meşru mücadele geleneğine sahip çıkmak iddiasını taşıyan KESK bürokratları yasa sonrası yetkiyi kazanmayı bir marifet sanarak üye kapma yarışına girişmediler mi? Bugün yerden yere vurdukları hükümet emekçilere sadaka zam dayatırken 100 bine yakın üyesi bakanlık tarafından yok sayıldığı için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu’na hitaben bir mektup yazan, tepki ve taleplerini içeren mektubu yetkililere iletenler de yine aynı sendika bürokratlarıdır.

Yasa öncesinde fiilen yapılan eylemlerle %30-40’lara varan ücret artışı sağlayan mücadeleci bir KESK varken, bugün, devlet niye güçlü bir taban örgütlülüğü olmayan, bakanlık odalarını ve meclis koridorlarını aşındırmaktan öte harekete geçmeyen, kendileri ile uzlaşmaya çalışan bir yönetimi dikkate alsın ki? Yetkisi olan ama etkisi olmayan bir sendikayı kim ciddiye alır? Kaldı ki sermaye iktidarı tamamen denetim altına aldığı, uzlaşmacı bir yönetimle görüşme ihtiyacı bile duymuyor.

KESK yönetimi zevahiri kurtarmak için
YİK toplantısını terketti!

KESK yönetimi, 15 Ağustos 2003 tarihinde başlayacak olan ama kamu emekçilerine yapılan sadaka zamla fiilen boşa düşen toplu görüşme sürecine esas oluşturmak üzere gündem hazırlamak amacıyla toplanan Yüksek İdari Kurulu toplantısını, Başbakanlık Müsteşarı’nın alınan kararların hayata geçmesi konusundaki ve toplu görüşme gündemine alınması noktasındaki taleplerini keyfi bir biçimde gözardı etmesi üzerine terkettiklerini açıklıyor.

İki milyon kamu emekçisinin temsilcisi olarak toplantıya katıldıkları iddiasını taşıyan reformist yönetim, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Kanunu’ndaki anti-demokratik hükümlerin kaldırılması ve İLO sözleşmelerine uyumunun sağlanması, uygulamada yaşanan ve yetki sürecinde karşılaşılan sorunların çözülmesi, çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, Kurum İdari Kurulları’nda alınan kararların hayata geçmesi konularında masabaşında sundukları önerilerini dikkate almadıkları için hükümet temsilcisine veryansın ediyor. Yasa meclisten geçerken hükümetle uzlaşanlar bugün “hükümetin, katılımcılık ve demokrasi konusunda verdiği bir sınavda daha sınıfta kaldığı, kendilerini oyalamaya çalışan göstermelik toplantılarla bu işin olmayacağı” gerçeğini hatırlayıveriyorlar. Tabii ki, değil hükümetin, artık üyelerinahi ciddiye almadıkları “tüm alanlarda ve işyerlerinde, kendi meşru gündemleri doğrultusunda toplu pazarlık sürecini işleterek, mücadeleleri ile gösterecekleri” tehdidini savurarak.

Sefalet ücretinden sonra sırada kölelik yasaları var

Kamu emekçilerinin mücadelesini yazılı kağıt sayfalarında yeralan kuru talepler listesine indirgemeyi tarz haline getiren KESK reformistleri “2003 yılı, İMF politikalarına, baskıya, anti-demokratik uygulamalara ve savaşa karşı mücadele yılı olacaktır” başlığı altında şunları söylüyorlar:“Kamunun yeniden yapılandırılması adı altında gündeme getirilen ve kamunun tasfiyesine yönelik adımlar AKP Hükümeti’nin iş güvencesini ortadan kaldırmak istediğini ortaya çıkardı. Gündeme getirilen yeni personel rejim reformu yasası ile 657 sayılı devlet memurları kanunu ile 1475 sayılı iş yasası kanunu arasında bir kategori yaratılmak isteniyor. Sözleşmeli memur, performansa göre ücret, esnek çalışma gibi uygulamalarla kamu emekçilerine kuralsız bir çalışma yaşamı, işsizlik, sendikasızlaştırma dayatılıyor. Performansı belirleyecek kriterler nasıl ve kim tarafından tespit edilecek belli değildir.”

Bir takım tespitlerden sonra 10 temel maddenin içine, önlerinde “en büyük engel” olarak gördükleri sahte yasayı da almayı ihmal etmemişler: “4688 sayılı Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası, grev ve bazı kamu emekçilerine konulan sendikalaşma yasağı kaldırılacak biçimde değiştirilmelidir. Örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı üzerindeki kısıtlamalar, yasaklar kaldırılmalıdır.”

Tespit ve taleplere temelden söylenecek bir söz yok. Ancak saldırılar nasıl bir mücadele yöntemi ve programı ile püskürtülecek, haklar hangi yollarla kazanılacaktır? Bunun için somut olarak nasıl bir eylem takvimi oluşturulmuştur?

Son dönemde bölgesel düzeyde düzenlenen zayıf katılımlı birkaç miting dışında KESK yönetimi işyerlerini bilinçlendirerek harekete geçirecek ne yapmıştır? Tüm alanları ve işyerlerini mücadele alanlarına çevirmek için nasıl bir hazırlık yapılmaktadır? İşyeri toplantıları mı yapılmakta, direniş ve grev komiteleri mi kurulmaktadır? İşçi konfederasyonları yönetimlerinin ihanetçi ve işbirlikçi tutumuna karşılık sektör ve işyerlerini temel alan bir sınıf dayanışması mı örgütlemektedir?

Haklar masabaşında uzlaşma yoluyla değil
alanlarda mücadeleyle, direnişle kazanılır!

Sadaka zam dayatmasının da gösterdiği gibi KESK yönetiminin reformist-uzlaşmacı mücadele yöntemi bir kez daha iflas etmiştir. Kamu emekçilerinin güncel ve acil talepleri, harekete geçmeyen kağıt üstündeki yüzbinlerce bilinçsiz üye ile değil harekete geçmiş örgütlü, kararlı kitlelerin mücadele gücüyle kazanılır.

KESK reformistlerinin kendilerini dikkate almayan hükümete karşı yetki yarışına girişmesi, öncü kamu emekçileri işyeri ve sendika şubelerini boş bıraktığı için yaşanmaktadır. Öncü kamu emekçileri, KESK yönetiminin pazarlık gücünü artırmak için oynadığı yetki yarışının aleti olmamak, emekçilerin yaşadığı hak gasplarının hesabını uzlaşmacı-reformist anlayışlardan sormak için harekete geçmelidirler. Bunun ilk basamağı bağımsız devrimci taban örgütlülüklerini kurmaktan ve reformist sendika yönetimlerinin uzlaşmacı anlayışlarına karşı mücadele etmekten geçmektedir.