14 Eylül '02
Sayı: 36 (76)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaş hazırlıkları ve Türk burjuvazisinin uğursuz rolü
  "İMF solcuları" göreve hazırlanıyor
  CHP kimin partisi?
  İlke yoksunu reformist solun maskesi düştü
  Amerikan halkı kendi tarihiyle yüzleşiyor!
  ABD emperyalizminin Irak'a saldırı hazırlığı
  Hak kazanımının yolu fiili-meşru mücadeleden geçiyor!
  Gençlik geleceğe güvenle bakmak istiyorsa, çözüm "seçim" değil devrimdir!
  12 Eylül'den 11 Eylül'e...
  ÖO direnişçisi Hamide Öztürk şehit düştü...
  Seçimler ve devrimci sınıf çizgisi
  Kapitalist sisteme karşı mücadele kadınların tek kurtuluş yoludur
  MHP'nin yalanları ve gerçekler
   Amerikancı çizgiye ve İMF-TÜSİAD programına sadakat
   Amerikan müdahaleciliği konusunda tarihçi Howard Zinn ile söyleşi...
   Reha Tekstil'de patron-sendikacı işbirliği ile 70 işçi işten atıldı
   Alman işçi sınıfına yönelik kapsamlı bir saldırı
   11 Eylül ve sonrası
   Faaliyette sabır, soluk ve kararlılık
   11 Eylül 1973: Şili'de askeri faşist darbe!
   Savaş senaryoları yalan üzerine kurulu
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
DİSK Tekstil Sendikası ihanetler zincirine yeni bir halka daha ekledi...

Reha Tekstil’de patron-sendikacı işbirliği ile
70 işçi işten atıldı

Ümraniye'de kurulu Reha Tekstil fabrikasından 60'ı sendikalı, 10'u sözleşmeli toplam 70 işçinin işine 29 Ağustos tarihinde son verildi. Bir gün sonra da patron, işyeri temsilcilerinden Zafer Yılmaz, Kamil Canpolat ve Canan Çelik'i 15 günlük ücretli izine çıkardı. Gerekçe olarak da temsilcilerin disiplin suçu işlediğini gösterdi.

Reha Tekstil işçilerinin sendikalaşmadan bugüne yaşadıkları deneyim bölgedeki diğer tekstil işçileri için önemli bir deneyimdir. Reha işçileri tekstilde, özellikle de konfeksiyon işkolunda örgütlenmede yaşanabilecek tüm zorlukları, sendikacıların hiç bitmeyen ihanetlerini yaşayarak bugüne geldiler. Uzun süren örgütlenme çalişmalarından sonra işçiler DİSK Tekstil Sendikası’na üye olmuşlar, TİS yetkisi almışlardı. Fakat üye olmak her şeyin noktalandığı anlamına gelmiyordu. Asıl zorluk bu süreçten sonra başladı. Sendika işyerinde toplusözleşme yetkisi aldıktan kısa bir süre sonra, Mayıs 2001'de işveren ilk elden 200'ün üzerinde işçiyi kapıya koydu. Sendikacılarla işveren arasında yapılan pazarlıkların ardından, işten atma 15 günlük izne çevrildi. İşçiler izin dönüşü arkalarından yapılan pazarlığın erçek yüzüyle karşılaştılar. Bu sefer temsilciler, öncü işçiler ve onların çevrelerindeki işçilere işbaşı yaptırılmadı. İşbaşı yaptırılanlar ise bir süre hareketsizlik yaşadılar.

O süreçte atılan işçilerin yerine sözleşmeli işçiler alındı. Yeni işçilerin sözleşmelerindeki temel madde, sendikaya üye olamayacaklarıydı. İşveren Reha Demirdağ, iş yok bahanesiyle işten attığı işçilerin yerine yasal olarak 6 ay süresince işçi alamayacaktı. Alsa bile önceliğin sendikal faaliyetler nedeniyle işten atılmış işçilere verilmesi gerekliydi. Sendikacılar da buna razı edildi.

Reha işvereni bir süre sonra tekrar işçi alımına başladı. İşten atılan işçilerin bir kısmı bunu duyunca fabrikanın önüne geldiler ama işe alınmadılar. Yasaların ne kadar sahte olduğu, sendikacıların buna ne kadar tabi olduğu bir kez daha açığa çıktı. Reha Demirdağ her geçen gün işe sendikalı olarak geri dönenlerin üzerinde sürekli baskı uyguluyordu. Amacı sendikadan istifa ettirmek, örgütlülüğü kökten bitirmekti. Bu amaçla kimi işçiler tehditle ve baskıyla sendikadan istifa ettirildi. Geriye kalan işçiler tekrar toparlanma sürecine girdiler. Örgütlenmenin ucundan tutan işçiler bir süre sonra kendi çabalarıyla bir ölçüde toparlanmayı başardılar. Sendika bu süreçte hiçbir şekilde elini taşın altına koymadı. İşçiler sendikacılardan defalarca eğitim istedikleri halde, başta Muhrrem Kılıç olmak üzere sendikacilar tarafından sürekli oyalandılar.

Eylül 2001'de işverenle sendikacılar arasında ilk toplusözleşme imzalandı. Bu sözleşmeyle işçiler, ikramiye, yakacak, aile yardımı gibi hakları kazanmış oldular. Ama patron işçileri yıldırmak için ücretleri geciktiriyor, ikramiyeleri ödemiyordu. Açıkçası toplusözleşmeden doğan haklardan işçiler yararlanamıyordu. Zaten patronun isteği, sendika üyesi işçileri yıldırmaktı. Yeni aldığı işçilere sendikalı işçilerden birkaç milyon fazla ücret verip örgütlü işçileri üyelikten vazgeçirmeye çalışıyordu. İşçilerin fazla mesailere kalmak gibi bir zorunlulukları olmadığı halde, sendikacı Muharrem Kılıç da devreye sokularak mesailer zorunlu hale getirildi. İşçiler fazla mesaileri boykot ettiğinde, patron, işçileri ikna için sendikacıyı imdadına çağırıyordu. DİSK Tekstil Şube Başkani MuharremKılıç, adeta fabrikanın genel müdürü gibi davranıyordu, davranmaya devam ediyor. İşçilere mesailere kalmaları gerektiği, işler zamanında yetişmese maaşların ve ikramiyelerin zamanında ödenemeyeceği, herkesin zor durumda kalacağı Muharrem Kılıç'a söylettiriliyordu.

Eylül 2001'de imzalanan sözleşmeyi içine sindiremeyen patron M. Kılıç’la elele vererek, temsilcilerin ve işçilerin haberi olmadan sözleşmede değişiklikler yaptı. Ve bunu bir protokole bağladılar. İşçiler ancak işlerine son verildiği gün (29 Ağustos'ta), sendikacıların imzaladıklari satış sözleşmesinden haberdar oldular.

29 Ağustos'ta patron yemekhaneye topladığı işçilere işlerin kötü gittiği için öncelikle, sendikalı olanlardan 60, sözleşmelilerden de 10 işçiyi işten çıkardığını duyurdu. Şube başkanı da işverenle aynı ağızdan konuştu; "Türkiye'nin durumu, şartları bu. Direnişe gerek yok, yapılacak bir şey yok" dedi. İşten atılan işçiler ilk gün akşam paydos saatine kadar fabrika içinde beklediler. Bu arada patron işçileri korkutmak için bütün Ümraniye polisini, panzerleri fabrikanın önüne yığmıştı. Bu gözdağı salt Reha işçilerine değil, çevre fabrikalardaki işçilere de verilmekteydi.

Patronlar uzun zamandır bölgedeki tek bir fabrikanın örgütlü olmasından bile rahatsızlık duyuyorlardı. Böyle durumlarda sermayedarlar kenetlenip sendikayı tasfiye etmeye çalışırlar. Sendikacılar da genelde mücadeleden, işçiden yana olmamışlardır. Geçmişte DİSK Tekstil’in Merter'de örgütlü olduğu tek yer Sun Tekstil idi. Sun Tekstil işçilerin mücadelesine rağmen başta DİSK Tekstil Genel Başkanı Süleyman Çelebi, M. Kılıç, Kazım Doğan gibi sendika bürokratları sayesinde bu fabrika tasfiye edilebildi. Hainler aynı uğursuz rollerini Reha Tekstil'de de oynamaktadırlar.

İşten atılan Reha Tekstil işçileri bir gün sonra başkanla görüşmek için topluca DİSK Genel Merkez binasına gittiler. Ama Süleyman Çelebi mecliste koltuk kapma peşinde koşturduğu için yerinde yoktu. İşçiler "sattınız bizi, işçiler burada Çelebi Ankara'da koltuk peşinde. Nerede devrimci DİSK? Hani şerefiniz, hani farklı sendikaydınız, bugünleri görmek için mi sendikalı olduk?" gibi sözlerle durumu protesto ettiler. İşçilerin karşısına geçen Genel Başkan vekili Kazım Doğan "çekilin buradan terbiyesiz herifler" diyerek işçilere hakaretlerde bulundu. Bunun üzerine Kazım Doğan işçiler tarafından tartaklandı. Bu arada polis de sendikaya çağrılmıştı.

Sendika bürokratları son bir yıldır işçi sınıfına ihanetlerini artık gizlemek gereği bile duymuyorlar. İhaneti öyle pervasızlaştırmışlar ki işçilerin alınteriyle ayakta duran, mücadeleleriyle kurulan sendikaları tekellerine almışlar, hakkını arayan işçileri sendikadan kovuyorlar. "Esnek üretim" yasası daha çıkarılmadan bunun fabrikalarda bilfiil uygulanmasına ortak oluyorlar. Zaten yasa tasarısını da sermayeyle birlikte hazırlamışlardı. Şimdi de hizmet ettikleri düzenin partilerinden milletvekili adayı oluyorlar.

İşçi hareketin içindeki bu sermaye ajanlarının artık tahammül edilemez olan ihanetlerine dur demenin zamanı gelmiş de geçmiştir. Bürokratları sendikalarımızdan defedebilmek için taban örgütlerimizi kurup, sendikalarımıza sahip çıkalım, mücadeleyi geliştirelim. Aksi halde tekrar tekrar bu ihanetlerle karşılaşmaktan kurtulamayız.

Ümraniye'den komünist bir tekstil işçisi