27 Temmuz'02
Sayı: 29 (69)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'a karşı emperyalist savaşı durduralım!..
  Siyonist işgal ve katliamlar devam ediyor, Filistin halkı ayakta!..
  Düzen medyasının savaş çığırtkanlığı
  Irak'ın yıkımından azami kazanç elde etmek için kirli pazarlıklar
  Bir kez daha ABD'nin Irak'a saldırı planları üzerine
  Hükümetin 3 yılı/2
  Yine yağmur yine sel, yine yıkım yine ölüm...
  Paşabahçe'de işgal ve direniş!..
  '96 ÖO Direnişi'nde ölümsüzleşen devrimcileri saygıyla anıyoruz...
  Devrimci şair Adnan Yücel'i uğurladık...
  Yeni döneme hazırlık
  İş Kanunu Ön Tasarısı'nın saldırı ayaklarından biri de Özel İstihdam Büroları!..
  Borç batağında boğulan sistem
   Borç krizinin çanları çalıyor
   İzmir İşçi Bülteni'nden...
   Söz İngiliz işçi sınıfında
   İSDEMİR işçileri mücadeleyi sürdürme kararlılığında
   Pratik faaliyetlerden...
   "Öğrenci gençlik etkinliklere gelmesin" anlayışı üzerine...
   Batsın bu imparatorluk!..
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
‘96 ÖO Direnişi’nde ölümsüzleşen devrimcileri saygıyla anıyoruz...

Faşist rejim hücre tipi cezaevlerini devrimci tutsakları teslim almanın en etkili aracı olarak düşünüyor, bunun hazırlıklarını yapıyordu. ‘94 yılında birçok cezaevinde baskı ve şiddet yoğunlaşmış, kazanılmış haklar geri alınmaya başlanmıştı. Tutsakların buna cevabı açlık grevleri olmuştu.‘93 Aralık ayı boyunca devam eden, ‘94 yılına sarkan açlık grevleri, isteklerin kabul edilmesiyle Ocak ayında bitirilmişti. Ama devlet birçok cezaevinde vahşice saldırmaya devam etmiş, yaşanan saldırı sonucu iki tutsak hayatını kaybetmişti. Bu gelişmeler üzerine birçok cezaevinde aralıklı açlık grevleri yeniden başlatıldı.

Yıllarca uyguladığı baskı, işkence ve psikolojik saldırı politikalarından sonuç alamayan, devrimci tutsaklara boyun eğdiremeyen devlet, katliamlarla devrimci iradeyi yoketmeyi planlıyordu. 21 Eylül ‘95’te Buca Cezaevi’nde jandarma, gardiyan, polis ve özel kuvvetlerin birlikte gerçekleştirdiği katliamda Uğur Sarıaslan, Turan Kılıç, Yusuf Bağ isimli devrimci tutsaklar katledilirken, onlarca devrimci tutsak ağır bir biçimde yaralanmıştı.

Aynı yıl 13 Aralık’ta İstanbul Ümraniye Cezaevi’nde gerçekleştirilen benzer katliam saldırısı, devrimci tutsakların barikat direnişiyle geri püskürtülmüştü. Direnişten sonra Ümraniye Cezaevi’ndeki hak gaspları artarak devam etmiş ve 4 Ocak ‘96 bir katliam gerçekleştirilmişti. Saldırı sonucu Rıza Baybuş, Abdülmecit Seçkin, Orhan Özen ve Gültekin Beyhan katledilmişlerdi.

Devlet yetkilileri katliamları sürdüreceklerini ifade eden demeçler vermeye devam ediyordu. İşçi ve emekçilerin öncüleri devrimcileri teslim alarak tüm toplumu teslim almayı planlıyorlardı. Her geçen gün cezaevlerine yönelik saldırılar yoğunlaşıyordu. Tutsaklar ise bu saldırılara karşı aralıklı olarak açlık grevi silahını kullanıyorlardı. Fakat saldırılar sürüyor, yaralı tutsaklar tedavi edilmiyor, hak gaspları giderek artıyordu.

Bunun üzerine devrimci tutsaklar sürdürdükleri açlık grevini 20 Mayıs ‘96’da Süresiz Açlık Grevi’ne çevirdiler. İçeride kararlılıkla süren direniş dışarda da yankı buldu. Süresiz Açlık Grevi belli bir süre sonra Ölüm Orucu’na dönüştürüldü. Ve 60’lı günlerde direnişçilerin birer birer şehit düşmesiyle dışarıda gerçekleştirilen kitlesel eylemlilikler devleti köşeye sıkıştırdı. 69. gününde direniş taleplerin kabul edilmesiyle zaferle sonuçlandı. 12 şehit verdiğimiz zindan direnişi, devrimci iradenin teslim alınamayacağını bir kez daha dosta düşmana gösterdi.

‘96 Büyük Zindan Direnişi’nin ve şehitlerimizin bu çürümüş düzene indirdiği darbeyi daha da büyüteceğiz. ‘82’lerden ‘84’lere, 96’lardan 2000’lere... Devrimci tutsaklar her seferinde daha yükseklere taşıdılar direniş ve kavga bayrağını. Bizler, lekesiz teslim aldığımız bu bayrağı zindanlardan fabrikalara, yoksul emekçi semtlerine taşıyacağız. O büyük gün geldiğinde, kızıl bayrağımızı çürümüş ve kokuşmuş sermaye düzeninin burçlarına dikerek, kapitalizmin saltanatına son vereceğiz!

Ve işte o zaman tam anlamıyla biz kazanacağız!

E. Berdan