27 Temmuz'02
Sayı: 29 (69)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'a karşı emperyalist savaşı durduralım!..
  Siyonist işgal ve katliamlar devam ediyor, Filistin halkı ayakta!..
  Düzen medyasının savaş çığırtkanlığı
  Irak'ın yıkımından azami kazanç elde etmek için kirli pazarlıklar
  Bir kez daha ABD'nin Irak'a saldırı planları üzerine
  Hükümetin 3 yılı/2
  Yine yağmur yine sel, yine yıkım yine ölüm...
  Paşabahçe'de işgal ve direniş!..
  '96 ÖO Direnişi'nde ölümsüzleşen devrimcileri saygıyla anıyoruz...
  Devrimci şair Adnan Yücel'i uğurladık...
  Yeni döneme hazırlık
  İş Kanunu Ön Tasarısı'nın saldırı ayaklarından biri de Özel İstihdam Büroları!..
  Borç batağında boğulan sistem
   Borç krizinin çanları çalıyor
   İzmir İşçi Bülteni'nden...
   Söz İngiliz işçi sınıfında
   İSDEMİR işçileri mücadeleyi sürdürme kararlılığında
   Pratik faaliyetlerden...
   "Öğrenci gençlik etkinliklere gelmesin" anlayışı üzerine...
   Batsın bu imparatorluk!..
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Gazze katliamı yüzbinlerce Filistinli tarafından protesto edildi...

Siyonist işgal ve katliamlar devam ediyor,
Filistin halkı ayakta!..

İsrail tarafından işgal edilen Filistin son haftalarda tamamen gündemin dışında tutuldu. Bu suskunluk fesadı ancak büyük bir katliam olunca bir yere kadar kırıldı. Bu suskunluk, bilinçli bir politikanın ürünüdür. İletişim ağına hükmeden emperyalist basın tekelleri, Filistin işgalini görmezden gelerek İsrail siyonizmine tam destek veriyorlar.

Siyonist katillerin elleri serbest kaldı

Gazze Şeridi'nde gerçekleştirilen son füze saldırısı ve katliam İsrail vahşetinin vardığı boyutun çarpıcı bir göstergesidir. Saldırıda ABD yapımı F-16 savaş uçakları kullanıldı, uçaklardan fırlatılan füzelerle evler yerle bir edildi. Hedef alınan HAMAS'ın askeri kanadı "İzzetin El Kasım Tugayları" lideri Salah Şahade ile birlikte 9'u çocuk 15 kişi katledildi. Yine çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan 150 kişi yaralandı. 5 katlı bir apartman ile çevresinde bulunan 3 ev tamamen yıkılırken 500 metrelik alanda bulunan bütün binaların camları kırıldı. Her taraf molozlar altında kaldı.

Dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu vahşi saldırıda, İsrail siyonizmini destekleyen başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, bütün güçlerin payı var. Vahşetin boyutu, siyonizm destekçilerini bile saldırıyı kınamak zorunda bıraktı. Elbette dökülen gözyaşları sahtedir. Birleşmiş Milletler’den AB'ye, Mısır'dan Suudi Arabistan'a kadar saldırıyı kınayanlar iki yüzlüdür. Türk sermaye devletinin bu katliam karşısındaki tutumu da ibret vericidir. Türk yetkililer bu vahşi saldırıya karşı, “İsrail'in, teröre karşı yürüttüğü mücadelede insancıl hukukun gereklerine özen göstermesi beklenmektedir” demekle yetindiler. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, işbirlikçi sermaye düzeni katliamdan söz etmeyi değil İsrail'in "teröre" karşı yürüttüğü mücadeleden bahsetmeyi terih ediyor.

Katliam siciline bir yenisini ekleyen Kasap Şaron, insanlık ve savaş suçu oluşturan bu vahşeti "büyük bir başarı" olarak niteledi ve başarısından dolayı İsrail ordusunu kutladı. Ayrıca birçok İsrailli bakan da katliamı doğrudan savundu. Bu katliamı gerçekleştirene kadar işgalci İsrail ordusu boş durmuyordu. Ev yıkmaktan arazi işgaline, üniversite basmaktan keyfi tutuklamalara, seri cinayetler işlemekten Filistinliler’i zorla sürgüne göndermeye kadar birçok icraat İsrail ordusunun günlük işleri haline gelmişti artık. Gaspedilen Filistinliler’e ait arazilere ırkçı Yahudiler’i yerleştirme işlemleri de devam ediyordu.

Bütün bu uygulamalar sanki olağanmış gibi karşılanıyor, bazı istisnalar dışında uluslararası kamuoyunda tartışma konusu bile olmuyordu. Oysa bu uygulamaların tümü BM kararlarına aykırı, bu kararların açıkça ihlali anlamına geliyor. Bu uygulamaların hiçbir tepkiyle karşılaşmaması, söz konusu BM kararlarının yaşamda hiçbir değer taşımadıklarının somut bir göstergesidir. Bu kararlar, bazen ABD emperyalizmine bir ülkeyi işgal etmek için bir gerekçe oluşturmaya yarıyor.

İsrail karşısında alınan tutum sözde demokrasi savunucularının ağızlarından düşürmedikleri "uluslararası hukuk" ilkelerinin ne menem bir şey olduğunu yeniden görmemizi sağlıyor. Aynı şekilde insanların "yaşama hakkından", "dolaşma özgürlüğünden” dem vuranlar yıkılan evleri, tahrip ve işgal edilen tarım arazilerini, kuşatma altında tutulan bir halkın çalışma hakkının elinden alınmasını seyretmekle yetiniyorlar. Bunların sonucunda geçim alanında ciddi sorunlar yaşayan Filistin halkının, %45'i yetersiz beslenen Filistinli çocukların bu durumu da BM'ye bağlı "insani" sorunlarla uğraşan örgütler açısından bir şey ifade etmiyor. Daha önce uygulamaya başlanan gettolaşma ve tel örgülerle Filistin'i parçalama uygulaması da olağan karşılanmaya başlandı.

İşgalin nedeninin "intihar saldırıları"
olduğu yalanı tescil edildi

Filistin'in işgali ve İsrail'in gerçekleştirdiği katliamlar, "intihar" saldırıları gerekçe gösterilerek meşrulaştırılmaya çalışılıyordu. Başta Şaron-Bush ikilisi olmak üzere siyonizme destek veren bütün güçler HAMAS'ın eylemlerini bahane ederek Filistin direniş hareketine "terörist" damgası vurdular. ABD-AB emperyalistleri Filistin'in özgürlüğü için mücadele eden, Bush-Şaron çizgisine gelemeyen örgütleri "terörist örgütler" listesine aldılar. Basın tekelleri aracılığıyla bu bakışı kitlelere maletmek için de yoğun bir propaganda ve beyin yıkama faaliyeti yürüttüler, halen de yürütmektedirler. Bu tutumu alanların amacı, İsrail'in kalıcı işgal planına destek vermek ve emperyalizmin ileri karakolu olan bu siyonist devletin kanlı yüzünü örtmektir.

Gazze'deki katliam bu demagojinin de temelini ortadan kaldırdı. Zira saldırıdan saatler önce HAMAS, İsrail'in Batı Şeria'daki kentlerden çekilmesi ve suikast politikasına son vermesi halinde intihar saldırılarını sona erdirebileceğini duyurmuştu. Açıklama, örgüt lideri Şeyh Ahmed Yasin tarafından, El Cezire televizyonuna yapılmıştı. Saldırıdan hemen önce, İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres de, Batı Şeria'daki bazı Filistin kentlerinden "Filistin yönetimini sınamak" amacıyla çekileceklerini açıklamıştı. Ancak aynı günün gecesi gerçekleştirilen Gazze katliamı, gündeme getirilen "uzlaşma" önerisini de boşa düşürdü. Bu önerilerden bir sonuç çıkması beklenmiyordu elbette. Ama görüldü ki, siyonistlerin görüşmelere devam etmek gibi bir dertleri yok. Saldırmaktan ve katletmekten başka bir "çözüm" yolu bilmiyorlar.

Haydutbaşı Bush'tan işgale tam destek,
Türk devletinden helikopter ihalesi

İsrail işgalini fiili olarak destekleyen siyonistlerin Filistin halkına karşı uyguladığı vahşeti "teröre karşı kendini savunma" olarak değerlendiren Bush, Filistin halkına ve Filistin yönetimine karşı peşpeşe küstahça açıklamalarda bulunmuştu. Son olarak Filistin'i Irak'la aynı kefeye koyan bir açıklama yapan Bush, Filistin ve Irak'taki rejimlerin ABD'nin çizdiği sınırlarda olması gerektiğini ilan etti. Bununla yetinmeyen Bush, "hükümetimizin yerleşmiş politikalarından biri rejim değişiklikleridir" diye tamamlıyor sözlerini. Bu açıklama ile birlikte İsrail'e, ısrarla verilen desteğin asıl nedeni de anlaşılıyor.
Hatırlanacağı gibi Filistin işgalinin başladığı gün, Türkiye ile İsrail 680 milyon dolarlık tank modernizasyonu ihalesini imzalamıştı. Genelkurmay’ın isteğiyle imzalanan ihale, Filistin işgaliyle çakışmasından dolayı büyük bir tepki toplamıştı. Ancak Amerikancı genareller anlaşmanın iptal edilmesiyle ilgili taleplere sert yanıt vererek anlaşmanın “yüzde bir milyon doğru” bir karar olduğunu basına açıkladılar. Kamuoyunda oluşan duyarlılıktan dolayı Türkiye-İsrail ilişkileri medyaya fazla yansıtılmadan devam etti. Geçen 5 aylık süre içerisinde işgal ve katliamlara kesintisiz destek verildi. Nitekim Gazze Şeridi'nde yapılan füze saldırısıyla ilgili Türk devletinin resmi açıklaması da bu desteğin bir belgesidir.

İsrail'e verilen yeni ihale ile siyonistlerle aktif işbirliğinin devam ettiğini, hatta yeni boyutlar kazanarak güçlendiğini görüyoruz. Geçen hafta yapılan bir açıklama ile (basında küçük bir haberle geçiştirildi) Türkiye, İsrail'le 110 milyon dolarlık (176 trilyon) yeni bir anlaşma imzaladı. TSK'nın envanterinde bulunan 300 helikopterin güçlendirilmesi ve modernizasyonu ihalesi de İsrail'in IMI firmasına verildi. Anlaşma 19 Temmuz ‘02'de Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda imzalandı. ABD-İsrail-Türkiye üçlü şer mihverinin tüm bölge halklarının geleceğini tehdit etmekte olduğu Filistin ve Irak'a karşı alınan tutumdan da anlaşılabilir.

İşgal, kuşatma ve katliamlara karşı
direniş devam ediyor

Azgın bir şekilde devam eden işgale ve suskunlukla kuşatılmış olmasına rağmen Filistin halkı direnmeye devam ediyor. Gazze Şeridi'nde gerçekleşen saldırının ardından ise adeta bütün halk ayağa kalktı. Böylesine barbar bir katliama verilen yanıt bu yiğit halkın hiçbir zaman teslim alınamayacağını yeniden göstermiştir. Saldırının ardından sokaklara taşan binlerce Filistinli İsrail ve Amerikan karşıtı sloganlar atarak gösteriler yaptı ve intikam yemini ettiler. Yine saldırı haberinin yayılmasından sonra Han Yunus Mülteci Kampı'ndan çıkan Filistinli direnişçiler işgalci İsrail askerleriyle silahlı çatışmaya girdiler.

Ertesi gün yapılan cenaze töreni ise, anti-emperyalist, anti-siyonist görkemli bir mitinge dönüştü. CNN Türk gibi siyonistleri destekleyen bir TV kanalı bile cenaze törenlerine 300 bin Filistinli’nin katıldığı haberini yapmak durumunda kaldı. Yüzbinlerce Filistinli’nin işgale karşı bu kararlı çıkışı, ne İsrail terörünün ne de emperyalist kuşatmanın kirli hedefine ulaşma şansına sahip olamayacağının yeni bir kanıtı olmuştur.

Bugün bebeklerini, çocuklarını kurban veren Filistin ve Irak halklarıdır. Yarın, sıra herhangi bir Ortadoğu halkının çocuklarına gelebilir. Bu katliamları seyretmek, emperyalist-siyonist saldırganlık karşısında sessiz kalmak yeni kıyımlara davetiye çıkarmaktan başka bir anlama gelmez. Bunun için başta Filistin halkına karşı uygulanan vahşi katliamlar olmak üzere, Irak'a ve giderek tüm Ortadoğu halklarına karşı başlatılan savaş hazırlığına karşı etkin bir anti-emperyalist, anti-siyonist kampanya başlatmak kaçınılmaz bir görevdir. Bu akıl almaz vahşetin suç ortağı olmamak için, vahşete karşı harekete geçmekten başka yol yoktur.

Filistin halkını katledenlerin arkasında duran, Irak'ı acımasız bir savaşla yıkmak isteyenler, F tipi hücreleri açtıranlar, yeni bir iş yasasıyla işçi sınıfının 150 yıllık tarihsel kazanımlarını gaspetmek isteyenlerin arkasında aynı emperyalist güçler bulunmaktadır. Dolayısıyla bu saldırıların birine karşı çıkıp diğerini onaylamak tutarsızlık olacaktır. O halde hem bu uygulamalara, hem de bu uygulamaları hayata geçirmek için uğraşanlara karşı ortak bir mücadele hattı örülmelidir. Bu mücadele içinde, işçi ve emekçilerden yana olan, emperyalist savaşa samimiyetle karşı duran tüm güçler yerlerini almalıdır.

Kahrolsun emperyalizm ve siyonizm!
Yaşasın Filistin direnişi!