13 Temmuz'02
Sayı: 27 (67)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin siyasal krizi dibe vuruyor...
  İMF-TÜSİAD çetesinden siyasal krize çözüm arayışları
  Emperyalizmin üç memuru düzen siyasetinde başrole soyunduruluyor!
  Yorulan at değiştirilir!
  Çöken sadece Ecevit hükümeti mi?
  Saldırıya karşı etkili bir kampanyanın sorunları
  Sınıf seferberliği ve sendikalar
  İşçi sınıfının sendikal örgütlülüğü yoğun saldırı altında
  İSDEMİR işçisi Yargıtay'daki davayı kazandı
  Kapitalizm işçi kanı öğütmeye devam ediyor!
  ABD emperyalizmi "demokrasi ve refah" değil "sömürü ve yıkım" demektir!
  Esnek üretim saldırısı: Sermayeye daha azgın bir sömürü güvencesi
  ABD'de şirket skandalları...
   Yatırım Danışma Konseyi toplantısının hazırlıkları yapılıyor...
   Bir tecrit mahkumunun mektubu...
   Amerikan emperyalizmi Irak'a saldırı hazırlığında
   Kapitalizm doğayı da yıkıma uğratıyor...
   "Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi" sorunundaki emperyalist çekişme
   BİR-KAR Gençlik Kampı'na çağrı...
   Bir kitap: "Örgütsel sorunlar"
   Esenyurt'ta işçi gezisi
   Ücretliler yüzde 30 yoksullaştı
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalizm “adalet” değil, savaş ve yıkım getirir!..

“Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi” sorunundaki emperyalist çekişme

Emperyalist devletler arasındaki rekabet ve bunun yarattığı politik çatışmalar gittikçe büyümekte. Avrupalı emperyalistler tarafından kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi (ICC) karşısında ABD’nin tavrı, çatışmayı gittikçe keskinleştirmekte. Bugüne dek dünyanın pekçok yerine askeri saldırılar düzenleyen, ülkeleri yıkıma uğratan ve halen de çok sayıda ülkede askeri güç bulunduran halkların tescilli katili ABD emperyalizmi, ICC nedeniyle, düzenlediği operasyonları sonucu ortaya çıkan insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulmak istemiyor.

ICC’ye göre, anlaşmaya bağlı devletler ve askeri güçleri mahkeme kararlarına bağlı olacaklar ve herhangi bir yerde işledikleri insanlık suçları nedeniyle yargılanabilecekler. Bu ise savaş suçları konusunda dosyası oldukça kabarık olan ABD’nin işine gelmiyor. Bu nedenle mahkeme karşısında uluslararası güçlerde görev yapan askerleri için bir tür dokunulmazlık talep ediyor. ABD anlaşmayı onaylamak istemiyor, ama bunun kendisini uluslararası politikada zor durumda bırakacağını da biliyor. Bu nedenle bu işin içinden en az zararla çıkmanın yolunu arıyor.

Anlaşma nedeniyle ABD ve AB arasında adeta soğuk savaş yaşanıyor. ABD ICC konusunda talepleri kabul edilmezse Bosna-Hersek’teki Uluslararası Barış Gücü’ndeki (SFOR) askeri gücünü geri çekeceğini ve gücün görev süresinin uzatılmasını veto edeceğini açıkladı. ABD’nin bu açıklamalarının ardından başını Almanya’nın çektiği AB’li emperyalistler uzun süredir bekledikleri fırsatı yakalamış oldular. Uzun süredir AB, ABD’den bağımsız bir uluslararası politika geliştirme çabasındaydı. Ancak ABD muaazzam askeri gücü sayesinde buna olanak tanımıyordu.

ABD’nin tavrı karşısında ilk tepki Almanya’dan geldi. Alman hükümetinin “ABD askeri olmadan da SFOR görevini sürdürmelidir” şeklindeki açıklaması, Bosna-Hersek’te ABD askeri gücünün yerine AB askerlerinin, özellikle de Alman askeri gücünün yerleştirilebileceğini vurguluyordu. Almanya böylece bir yandan ABD tehditlerini boşa düşürmeyi, diğer yandan da onu sıkıştırıp tavizler vermesini sağlamayı umuyor. Bir süredir Alman basınında ABD’nin insan haklarını ihlal ettiği ve bunu politik bir tutum haline getirdiği vurgulanıyor. Buna karşın AB’de adeta bir iyilik meleği olarak insan hakları ve evrensel barışın koruyucusu olarak sunuluyor.

ABD emperyalizmi AB içindeki sadık müttefiği İngiltere aracığıyla çıkış yolu aramasına rağmen pek başarılı görünmüyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair ABD’nin meşru endişeleri olduğunu belirtti. Ancak Almanya’nın buna tepkisi oldukça sert oldu. Almanya Dişişleri Bakanı Fischer; “ABD’nin istemi açıkça mahkemenin işlevsizleştirilmesi, katillerin cezasız kalması anlamına geliyor. Genel olarak bazı gruplara dokunulmazlık prensibi getirildiğinde bu BM’nin otoritesini sarsar. Biz bu konuda geri adım atma niyetinde değiliz” diyerek, Alman emperyalizmi şahsında AB’nin tavrını dile getirmiş oldu. Bunun hemen ardından AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, “ABD attığı bu adımla AB ile arasını açmıştır” diyerek AB’li emperyalistlerin AB güdümlü politikalardan kurtulmak konusundaki kararlılığını ifade etti.

Bugüne dek emperyalist güç ilişkileri sayesinde ABD uluslararası ilişkilerde belirleyici oldu. Bu özellikle Afganistan’a müdahale ve hazırlığı yapılan Irak savaşında görüldü. ABD diğer emperyalist devletleri peşinden sürüklemekte güçlük çektiği zamanlarda kendi gücü sayesinde çoğu zaman onları bir oldu bittiyle yüzyüze bırakıyordu. Ancak son gelişmeler bunun artık eskisi kadar kolay olmayacağını gösteriyor. Clinton’un giderayak imza attığı ICC’ya Bush yönetiminin onay vermek istememesi, AB’li emperyalistlerin eline güçlü bir koz vermiş oldu. Almanya gelişmelerin etkisiyle ABD ile arasındaki diğer sorunları da gündeme getiriyor. Alman basınına göre, Almanya ve ABD arasında 20 farklı konuda çıkar çatışması yaşanmakta. Bu açıklamanın da gösterdiği gibi çatışmanın yeniboyutlar alıp genişlemesi hiç de uzak değil.

ABD, askerlerini mahkeme önüne çıkarmamakta kendince “makul’’ nedenlere de sahip. İşgalci konumdaki ABD askerlerinin giriştikleri katliamları, işledikleri savaş ve insanlık suçlarının böyle bir mahkemede gündemleşmesi, hem ABD’nin “sonsuz adaletin sağlayıcısı’’ kimliğiyle çatışacak, hem de bundan sonra kirli işlerini yaptırması güçleşecek.

ABD bunu daha önce Bosna savaşı nedeniyle tüm suçu yüklediği Miloseviç davasında yaşadı. Miloseviç’in yargılanması sırasında ABD resmi yetkililerini kendi tanığı olarak çağırması ABD’yi oldukça güç durumda bırakmıştı. Zira bu aynı zamanda ABD’nin bölgede oynadığı uğursuz rolün de açığa çıkması demek olacaktı. ABD böyle bir durumla tekrar karşılaşmak istemiyor.

“Sonsuz adaletin sağlayıcısı’’ ABD askerlerinin Afganistan’da yaptığı son katliam, eğer ICC’ye üye olursa, başının epey ağrıyacağının bir taze örneği. ABD askerleri düğün yapılan bir Afgan köyünü önce uçaklarla bombaladı, ardından köye gelen askerler yaralıların tedavisini engelleyerek ölümlerine neden oldu. Ardından da köyün kadınlarını soyarak onları kameraya çekip köyden ayrıldılar. Bu saldırıda 50 civarında köylü ölürken yüzlercesi de yaralandı. Bu ve henüz açığa çıkmamış pek çok katliam ve insanlık suçu böyle bir mahkemede ABD emperyalizminin başını epey ağrıtabilir.

ICC konusundaki son gelişmeler ABD ve AB’li emperyalistler arasındaki çatışmanın yayılarak gelişeceğinin bir işareti. Bu kendini daha önce ABD’nin Kyoto Anlaşması’ndan çekildiğini açıklaması ve uzay savaşları projesinin tekrar gündeme gelmesi nedeniyle de ortaya çıkmıştı. Ancak ABD gücünü kullanarak bu işin altından çıkmayı başarmıştı. Bu çatışma kendini ekonomik alanda da giderek daha kaba biçimler içinde gösteriyor. Son olarak Avusturya hükümetinin 24 adet savaş uçağının alımı için açtığı ihalede, anlaşma Avrupalı silah tekeli EADS ile yapıldı. En pahalı teklifin EADS tarafından yapılmasına rağmen ihalenin bu firmaya verilmesi, ortak askeri gücünü oluşturma yolunda ilerleyen Avrupalı emperyalistlerin ekonomik anlamda da ABD’yi Avrupa’dan çıkarmak istemesi şeklinde de yorumlanabilir.

Gerek ABD, gerekse AB’li emperyalistlerin derdi hiçbir sekilde adaletin sağlanması değil. Onları asıl ilgilendiren kendi çıkarları ve pazar kavgalarıdır. Bunun için gerekli her türlü katliama girişmekten veya bizzat kışkırttıkları katliamlara seyirci kalmaktan çekinmezler. Bugün Avrupalı emperyalistlerin böyle bir adım atmalarının tek nedeni kendi bencil çıkarları ve taktıkları maske sayesinde dünyanın geri kalan bölgelerine müdahale etme istekleriye açıklanabilir. Gerçekte onlar çıkarları için Balkanlar’ı, Kafkasya’yı ve Ortadoğu’yu kana bulamaktan ve Filisinliler’in katliamına seyirci kalmaktan, hatta İsrai’i alkışlamaktan geri durmuyorlar. Şimdi sözde adalet adına yaygara koparmaları da tamamen emperyalist hesap ve çıkarları içindir.

Dün çıkarları için Ruanda’da birkaç hafta içinde milyonlarca insanın ölümüne seyirci kalanların bugün uluslararası adalatten bahsetmeleri tam bir ikiyüzlülüktür. Dünyanın hiçbir yerinde işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların ne emperyalizmden ne de onun adaletinden bir beklentileri veya çıkarları olamaz. Emperyalizm tüm deneyimlerin gösterdiği gibi sadece kan ve gözyaşı getirebilir. Gerçak adalet ve barış ise, ancak işçi ve emekçilerin mücadeleleriyle ve işçi sınıfının iktidarı altında tam olarak kazanılabilir.