26 Ocak '02
Sayı: 04 (44)


  Kızıl Bayrak'tan
  Kürt sorunu ve "ana dilde eğitim" hakkı
  "AB'ye uyum yasaları" adı altında faşist rejim tahkim ediliyor
  Sermayenin yeni saldırı hamlesi
  Soygun yasası onaylandı
  Türkiye nasıl "dünya devleti" oldu?
  Sınıfın kazanımlarına yönelik saldırı kurumlarına bir yenisi ekleniyor
  Emperyalist tekellere sınırsız sömürü özgürlüğü
  F tipi "sohbet genelgesi"
  "F tipinde isyan", "Hain tuzak" ya da "The Day After"
  Dünya ölçüsünde güçlenen sınıf mücadeleleri
  Nazım Hikmet'e mektup...
  Siyonist terör kıskacında boğulmak istenen Filistin direnişi
  İsrail şimdi daha mı güvende?
  "Anadilde eğitim" kampanyası ve gerçekler...
  Sorunlarımızı devrimci mücadele programıyla aşabiliriz
  Mücadele tarihimizden...
  TİSK saldırı hazırlığı içinde
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

“Güçlendirilmiş stand-by anlaşması” imzalanıyor...

Sermayenin yeni saldırı hamlesi

Kemal Derviş iki hafta önce Ecevit’le birlikte ABD’ye gitmişti. Ecevit döndükten sonra da emperyalist finans kuruluşlarıyla görüşmeleri sürdüren Derviş, üç yıllık yeni bir stand-by anlaşması için gerekli niyet mektubunun İMF’ye verildiğini açıkladı. İMF yönetimi niyet mektubunu Şubat başında görüşecek.

İMF programlarını uygulama zorunluluğu

Sermaye sınıfının sözcüleri 11 Eylül sonrasında şişinerek Türkiye’nin öneminin arttığını söyleyip durdular. Emperyalizmin saldırgan politikalarına uşaklıkta kusur edilmediği takdirde efendiler tarafından bunun ödüllendirileceğini hayal ettiler. Bu nedenle Türkiye burjuvazisi Ecevit’in ABD gezisinden çok şey bekliyordu. Sanılıyordu ki, kusursuz uşaklığın karşılığında ABD emperyalizmi Türkiye’nin yardımına koşar, gerekli ekonomik desteği uşağının hizmetine sunar. O nedenle yeni niyet mektubunun verilmesi de ABD gezisinin sonrasına ertelenmişti.

Fakat böyle olmadı. ABD yönetimi Ecevit’i ve Türkiye’yi bol bol övmeyi ihmal etmedi, fakat kesenin ağzını da açmadı. Bir takım vaatler dışında Ecevit ve Derviş’e söylenen en somut şey “İMF politikalarını eksiksiz uygulayın” oldu. Bunun üzerine Kemal Derviş ağır bir saldırı paketi anlamına gelen yeni niyet mektubunu İMF’ye vermek durumunda kaldı.

Niyet mektubu henüz resmen açıklanmamakla birlikte, içeriği sır değil. Gerek 2002 bütçesinin belirlenmesi sırasında yaşanan tartışmalar, gerekse de hükümetin son iki aylık icraatı, niyet mektubunun ve yeni stand-by anlaşmasının kapsamı hakkında yeterli bilgiyi veriyor.

Yansıyan bilgilere göre, 10 milyar dolarlık yardım karşılığında, İMF’yle “güçlendirilmiş stand-by” adı verilecek yeni bir anlaşma yapılacak. Anlaşma 2002 yılı başında başlayıp 2004 yılı sonuna kadar devam edecek. Bu anlaşmayla sağlanacak 10 milyar dolar ek kredi 3.5 yılı ödemesiz olmak üzere toplam 8-8.5 yılda geri ödenecek. Böylece Türkiye, 10 milyar dolarlık mali destekle birlikte İMF’nin en borçlu üyesi haline gelecek.

Önce yıkım ve sömürü, sonra yardım

Önceki İMF programlarında saldırı programı anlaşma yapıldıktan sonrasında uygulanırdı. Fakat İMF’ye bağımlılığın, emperyalizmle kölelik ilişkilerinin derinleşmesiyle bu uygulama giderek ortadan kalktı. İMF’nin bir takım isteklerini kabul ettirmesi için anlaşmaya bile ihtiyaç duyulmaz oldu. 2000 yılı Kasım krizinden bu yana, İMF hükümete ağır ön koşulları dayatıyor.

Şimdi imzalanacak anlaşma için de bu geçerli. Sermaye hükümetinden çok önemli bir dizi saldırı politikasını peşinen hayata geçirmesi istendi, anlaşmanın bunlar yerine getirildiği takdirde imzalanacağı söylendi. Nitekim hükümetin son iki aylık icraatını, İMF’nin dayattığı bu ön koşulların yerine getirilmesi oluşturdu. “10 günde, 10 yasa” diye ifade edilebilecek bu ön koşulların yerine getirilmesi işini Ecevit’in ABD gezisi öncesinde yetiştirmek için meclis gece gündüz çalıştırıldı. Ülke ekonomisi için büyük önem taşıyan en kritik kararlar geceyarısı görüşmelerinde yangından mal kaçırırcasına meclisten geçirildi. Bu çerçevede;

- Özel bankaların kurtarılması için gereken yasa meclisten geçti.
- Kamu İhale Kanunu çıkartıldı.
- Vergileri arttırmaya dönük plan Bakanlar Kurulu’nda onaylandı.
- Kamuda çalışan 15 bin kişi emekli edildi.
- Tütün Kanunu meclisten geçirildi.

Sadece bu ön koşulların yerine getirilmesi bile işçi ve emekçiler, küçük üretici köylüler için ağır bir yıkım anlamına gelmektedir. Fakat niyet mektubunun içeriğine bakıldığında, henüz saldırının yeni başladığı ve giderek derinleştirileceği görülmektedir.

İşten atmalar sürecek, işsizlik büyüyecek

Kamudaki tasfiyenin boyutlarıyla ilgili olarak niyet mektubunda şunlar söyleniyor.

“Gönüllü emeklilik teklifleri ve sadece gerekli görüldüğü taktirde işten çıkarmalar vasıtasıyla, Haziran sonuna kadar fazla işçi sayısı üçte bir oranında ve 2002 Ekim sonuna kadar üçte iki oranında azaltılacaktır.
“2003 Haziran sonuna kadar, kalan fazla istihdam aşamalı olarak azaltılacaktır. Fazla istihdamı azaltmaya yönelik bu güçlü hedef uyarınca hiçbir yeni işe alıma izin verilmeyecek ve boşalan ilgili kadrolar süratli bir biçimde iptal edilecektir.”

Aralık ayında alınan bir kararla niyet mektubunda söylenenlere uygun olarak kamuda büyük bir tasfiye hareketi başlatıldı. En az 15 bin kamu işçisinin Ocak ayı içinde emekliye sevkedilmeleri planlanıyor.

Hükümet bu uygulamanın “gönüllü emeklilik” olduğunu savunsa da, bunun zorunlu emeklilik olduğu açık. Çünkü işçinin önüne emekliliğini istemekten başka hiçbir alternatif bırakılmıyor. İşçi emekliliğini istemediğinde kazanılmış haklarının önemli bir kısmını yitireceğini bildiği için mecburen emeklilik başvurusunda bulunuyor.

Aynı uygulama bir-iki ay içinde başta Telekom olmak üzere özelleştirilmesi planlanan bütün kamu kuruluşlarına yaygınlaştırılacak. Buralarda da işçiler “gönüllü emekli” olmaya zorlanacak.
Öte yandan Ziraat ve Halk bankalarının 800 şubesinin kapatılması, başta Köy Hizmetleri olmak üzere bir dizi kurumun tasfiyesi de onbinlerce işçi ve emekçinin sokağa atılmasına neden olacak.

Tütün ve şeker üretimiyle ilgili yeni yasal düzenlemeler, kırlarda da yoğun bir işsizlik yaşanacağını gösteriyor. 2002 yazından itibaren kırdan kente göç büyük ölçüde yoğunlaşacak. Tarımdan karnını doyuramaz hale gelen yüzbinlerce insan çareyi kentlere göç etmekte bulacak.

Özelleştirmede hazırlık yılı

Bu yıl büyük özelleştirmeler yapılması planlanmıyor. Nitekim 2002 bütçesinde ve niyet mektubunda sadece 1.5 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri hedefleniyor. Bunun temel nedeni büyük özelleştirme uygulamalarının bundan önce istenildiği gibi yürütülememiş olması. Şimdi sermaye yaşadığı deneyimden de faydalanarak özelleştirmeleri sıkı bir hazırlık çalışmasının ardından gerçekleştirmeyi planlıyor. Özelleştirilecek tüm büyük kuruluşların satılmasıyla ilgili hazırlıkların 2002 yılı sonuna kadar bitirilmesi amaçlanıyor.

Bunlardan Tüpraş ve POAŞ için gerekli teknik hazırlık bitirilmiş durumda. Niyet mektubunda belirtildiğine göre Türk Telekom, Tekel, Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ, THY, Erdemir, EUAŞ, TEDAŞ, BOTAŞ ve kamuya ait arazilerin özelleştirilmesi için gereken hazırlıklar da bu yıl sonuna kadar tamamlanacak.
Elektrik sektöründeki özelleştirmeler önceki yıllarda fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Bu nedenle, elbette İMF’nin de onayı alınarak, enerjide bugüne kadar yapılmış bütün özelleştirme ihaleleri feshedilecek. Ardından Enerji Bakanlığı yeniden bir özelleştirme planı yapacak ve enerji sektöründe hangi kuruluşların özelleştirileceğini en geç Mart ayına kadar Özelleştirme İdaresi’ne bildirecek. Bu yeni plan doğrultusunda en geç Nisan sonuna kadar özelleştirilecek elektrik dağıtım şirketleri için yeniden ihale yapılacak.

Bütün bunlar, özelleştirme saldırısının asıl olarak 2003 yılında tırmandırılacağını gösteriyor. Bu yıl “hazırlık” yılı olacak. Bu hazırlık, onbinlerce KİT işçisinin işten atılmasını ve birçok kurumun tasfiyesini de içeriyor.

İMF özel bankaların kurtarılmasını istiyor

Geçen haftaların en çok tartışılan konularından biri de özel bankalara yapılacak devlet yardımıydı. Konu üzerine çetin tartışmalar başladıktan sonra bu uygulamayı İMF’nin dayattığı anlaşıldı. Niyet mektubu taslağı basına sızdıktan sonra, düzen medyasında şunlar yazıldı:

“Biz boşa tartışıyoruz: Yok efendim devlet bankaların içine para koyabilir mi? Yok efendim bu avantadan aktif toplamı yüzde 1’in altındaki bankalar da yararlansın mı? Yok efendim bu konudaki yetki tasarıya son anda mı eklendi? Yok efendim TBMM’nden bu tasarı geçer mi? Yok efendim MHP oy verir mi, Cumhurbaşkanı imzalar mı? Efendim olan olmuş. Bilet kesilmiş... İMF talimatı vermiş. Koalisyon ortakları niyet mektubu ile kendilerini bağlamış.” (Güngör Uras, Milliyet, 31 Aralık ‘01)

Zor durumdaki özel sektör bankalarının kurtarılmasına ilişkin hükümler yeni niyet mektubunda uzun bir bölüm tutuyor. Sıralanan maddeler neyin nasıl yapılacağını, çıkarılması gereken yasanın adeta noktasını virgülünü bile belirliyor. Nitekim bu kanun da Ecevit’in ABD gezisinden sadece saatler önce meclisten geçirildi. Ve Ecevit efendisinin huzuruna, görevini zamanında yapmış uşakların iç huzuruyla gitti.

Yeni anlaşmanın ömrü ne kadar?

Son iki yılda Türkiye ile İMF arasında bir dizi anlaşma imzalandı. Sayısız niyet mektubu verildi ve gerekleri çok önemli ölçüde yerine getirildi. Fakat bunların hiçbiri Türkiye kapitalizminin sorunlarına en ufak bir çözüm getiremedi. Tek işlevi, emperyalizme borç köleliğinin daha da büyümesi, emperyalist tekellerin ve yatırımcıların Türkiye’deki çıkarlarının daha da güvenceye alınması oldu. Dayatılan istikrar programlarının emperyalizm cephesinden gerçek amacı da zaten buydu.

Şimdi yeni bir niyet mektubu ve bunun karşılığında imzalanacak yeni bir stand-by anlaşması var ortada. Bunun işçi ve emekçiler için ölçüsüz bir yıkım, daha ağır bir sömürü ve yoksulluk anlamına geldiği açık.

Peki Türkiye burjuvazisi içinde debelendiği sorunlara bir takım çözümler bulabilecek mi? Sermaye sözcülerine bakılırsa “zor dönemi atlattık”. Eğer işçi ve emekçiler “biraz daha dişlerini sıkarlarsa” ekonomi “giderek rahatlayacak” ve “2002 bir atılım yılı” olacak.

Bunların işçi ve emekçileri aldatmaya yönelik yalanlar olduğu artık biliniyor. İkide bir ağır krizlerle karşı karşıya kalmasının temel nedeni, Türkiye kapitalizminin yapısal sorunlarıdır. Medet umulan kölelik ilişkileri ve İMF reçeteleri çözüm olmak bir yana, çözümsüzlüğü ve çöküşü her geçen gün daha da derinleştirmektedir. Yeni stand-by anlaşmasının akibeti de üç-beş ay içinde belli olacaktır. Muhtemelen fazla zaman geçmeden bu program da iflas edecek, sermaye onun yerine bir yenisini koyma uğraşı içine girecektir. Fakat her yeni deneme işçi ve emekçiler için köleliğin, yağma ve sömürünün daha da büyümesi anlamına gelecektir.

İşçi ve emekçilere düşen, sermaye sözcülerinin yalanlarıyla oyalanmak değil, emperyalizmin sömürü ve yıkım politikalarına karşı mücadeleyi örgütlemektir. Bu sömürü ve zulme son vermenin, bu haramiler saltanatını yıkmanın başka bir yolu yoktur.