26 Ocak '02
Sayı: 04 (44)


  Kızıl Bayrak'tan
  Kürt sorunu ve "ana dilde eğitim" hakkı
  "AB'ye uyum yasaları" adı altında faşist rejim tahkim ediliyor
  Sermayenin yeni saldırı hamlesi
  Soygun yasası onaylandı
  Türkiye nasıl "dünya devleti" oldu?
  Sınıfın kazanımlarına yönelik saldırı kurumlarına bir yenisi ekleniyor
  Emperyalist tekellere sınırsız sömürü özgürlüğü
  F tipi "sohbet genelgesi"
  "F tipinde isyan", "Hain tuzak" ya da "The Day After"
  Dünya ölçüsünde güçlenen sınıf mücadeleleri
  Nazım Hikmet'e mektup...
  Siyonist terör kıskacında boğulmak istenen Filistin direnişi
  İsrail şimdi daha mı güvende?
  "Anadilde eğitim" kampanyası ve gerçekler...
  Sorunlarımızı devrimci mücadele programıyla aşabiliriz
  Mücadele tarihimizden...
  TİSK saldırı hazırlığı içinde
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kürt sorunu ve “ana dilde eğitim” hakkı

“Ana dilde eğitim” kampanyası ve
güncelleşen Kürt sorunu

Kürt öğrencilerinin başlattığı ve hızla ülke çapında yaygınlaşan “Ana dilde eğitim” kampanyası, gelinen yerde kendi çıkış nedenlerini ve sınırlarını aşmış durumdadır. Devletin bu en masum, sıradan ve kendi sınırları içinde bile bir hayli güdükleştirilmiş demokratik hak istemine hoyratça bir terör ve saldırganlıkla yaklaşması, sorunu bir anda Kürt sorunu genel çerçevesine oturttu. İmralı teslimiyetinden beri denebilir ki ilk kez Kürt sorunu kamuoyunda bu denli önemli bir tartışma konusu haline geldi. MGK kaynaklı olduğu anlaşılan 12 maddelik “PKK’ya ültimatom” çıkışı, bu tartışmayı ayrıca körükledi.

Kuşkusuz sorunu şu veya bu yönden ele alanlar, sonuçta tartışmayı Kürtçe’nin “seçmeli ders” olarak öğretilmesi biçiminde güdükleştirilmiş hak talebinin kendi sınırları içinde tutmaya çalışıyorlar. Hatta bazıları sorunu daha da geri bir noktadan alarak, salt “dilekçe hakkı”na saygı yönünden sunup ucuz demokratlık taslıyorlar. Komünistler ve devrimciler dışındaki hemen herkes (buna PKK ve HADEP’in teslimiyet cephesi de dahil) bu tartışmada, Kürt sorununun genel siyasal kapsamının ve Kürt halkının temel ulusal haklarının sözünü etmemeye özel bir özen gösteriyor. Kürt sorununda Amerikan çözümünden yana olanlardan sözde solcu liberal takımına kadar açık-gizli tüm şoven çevrelerde bu noktada ortak bir hassasiyet var.

Ama yineliyoruz. İnkar, imha ve asimilasyon çizgisinden halihazırda milim sapmayan, İmralı teslimiyetinden beri bu doğrultuda yeni bir güç ve özgüven kazanmış bulunan ve bunun ürünü kör bir saldırganlıkla hareket eden devletin tutumu, ne iyi ki bu sorunu herkesin karşısına gerçekte bütün bir kapsamıyla çıkarmaktadır.

Burada, devletin tutumunda, üç halka birbirini tamamlamaktadır.

Sabah akşam “Kürt devlet”i söylemi neyin itirafıdır?

Bunlardan ilki, ABD’nin Kuzey Irak’a müdahalesi üzerinden gündeme gelen tartışmadır. Devletin tepesindekiler aylardan beridir sabah akşam Kuzey Irak’ta bir Kürt devletine karşı olduklarını, zira bunun Türkiye’de de benzer özlemlere ve yönelişlere güç kazandıracağını tekrarlayıp duruyorlar. Bu söylemle, ister istemez, Kürt sorununun duruma göre ayrı bir devlet kurma iradesi ve tercihi üretebilecek denli geniş kapsamda bir siyasal sorunun olduğunu itiraf etmiş oluyorlar. Bu Kürt sorunun bütün kapsamıyla algılamaktan ve kamuoyu önünde tanımlamaktan başka bir anlama gelmez.

“Ana dil”den asıl soruna uzanan korkular

İkincisi, bizzat “Ana dilde eğitim” kampanyasına karşı alınan tavırdır. Anadilde eğitim ulusal demokratik bir haktır ve daha genel bir demokratik hakkın, kamu yaşamında “dillerin tam hak eşitliği” isteminin bir parçasıdır. Fakat gündemdeki kampanyayı açanlar, geçtik bunu bu genel istemin bir parçası olarak ortaya koymaktan, bu demokratik istemi kendi sınırları içinde bile son derece güdük bir hale sokarak, onu “Kürtçe’nin seçmeli bir ders” olarak okutulması derekesine indirmişlerdir. Bu haliyle Türk üniversitelerinde Urduca’nın seçmeli bir ders olarak okutulmasıyla Kürtçe’nin okutulması arasında kategorik olarak bir fark kalmıyor. Ulusal-demokratik temel bir hak böylece akademik bir imkan düzeyine düşürülüyor. Sorunun böyle konulmasında Kürt halkının temel ulusal taleplerini bir yana bırakan, sorunu hak kırınıları düzeyine indirgiyen İmralı teslimiyetinin tayin edici bir rol oynadığını tahmin etmek güç değil.

Ne var ki, PKK’yı teslim almış olmanın aşırı güveni ile Kürt sorununun tarihsel ağırlığının yarattığı aşırı güvensizlik durumu arasında aklını ve dengesini yitirmiş bulunan devlet, bu denli masum ve sıradan bir hak talebini sükunetle karşılayacağına, aşırı bir tepkinin konusu haline getirdi ve sorunu bir anda tüm ülke gündemine soktu. MGK, hükümet, İçişleri Bakanlığı ve YÖK aygıtları koordinasyon halinde seferber oldular. Dilekçeleri usulen kabul etmek bir yana, bazı öğrencileri “terör örgütüne yardım ve yataklık”tan, hatta hatta “terör örgütü üyeliği”nden tutuklama yoluna gittiler.

Fakat sindirmeye ve yıldırmaya yönelik bu tutum sonuç vermek bir yana ters tepti. Uygulanan baskı ve terör binlerce Kürt öğrencinin kendi ulusal kimliğine ve diline daha kararlı bir biçimde sarılmasına yol açtı. Böylece konu iki yönden birden kendi asıl kapsamına, yani Kürt sorununa bağlanmış oldu. Kuşkusuz güdükleştirilmiş bir hak istemi karşısında bile devletin göstermiş bulunduğu bu aşırı hassasiyetin gerisinde, bu istemin doğası gereği Kürt sorunuyla organik bağını algılaması gerçeği var. Tersinden de aynı tutum ve algılama, Kürt öğrenci kitlesinin kararlılığı üzerinden kendini gösterdi. Böylece devlet sayesinde bu iki yönlü tutum birbirini tamamladı ve Kürt sorununun güncelleşmesine hizmet etti.

“12 maddelik muhtıra”nın anlamı

Sonuncu halka ise, devletin tepesi olarak MGK’nın tam da “Anadilde eğitim” kampanyasının yayıldığı bir dönemde gündeme getirdiği, basına sızdırdığı ve görevli kalemlere tercüme ettirdiği “PKK’ya 12 maddelik muhtıra”dır. Bu muhtıranın zamanlama olarak denk getirildiği bir başka gelişme daha var. Gündemdeki PKK 8. Kongresi. Böylece devlet “Anadilde eğitim” kampanyasını boşa çıkarmak istemekle kalmıyor, PKK 8. Kongresi’ne de bir gündem sunmuş oluyor.

12 maddede formüle edilen bu ültimatomun özü ve özeti şu: Kürdistan kavramından ve Kürt ulusal kimliğini akla getirecek tüm öteki söylem, kurum ve çabalardan tümüyle vazgeçmek... Bu yapılırsa, bir de üstüne Güney Kürdistan’da belirsiz bekleyiş içerisinde çürümeye terkedilmiş gerilla güçleri kayıtsız-şartsız gelip devlete teslim olursa, bu durumda devlet de ola ki büyüklüğünü gösterirmiş!

Kürdistan ve Kürt ulusal kimliği ile bağlantılı herşeyin reddedildiği ve tasfiye edildiği bir durumda, devlete “büyüklük” göstereceği herhangi bir alan ya da sorunun kalıp kalmayacağı ayrı bir konu. Bizi burada asıl ilgilendiren, devletin sorunu Kürdistan ve Kürt ulusal kimliği üzerinden koyması, buradan hareketle köklü bir inkar ve tasfiye istemiş olmasıdır. Fakat tam da bu ortaya koyuş tarzı ve onu tamamlayan istemin kendisidir ki, tersinden, bize Kürt sorununun bütün bir siyasal kapsamını vermektedir: Kürdistan adında bir ülke ve bu ülke üzerinde yaşayan ulusal bir kimliğe sahip Kürtler...

Özetle devlet kendi inkarcı politikasının gereklerini izlerken, gerçekte sorunun bütün kapsamını vermekle kalmamış, daha bir de onu yeniden tartışma gündemine sokmuştur.

Fakat izlenen bu tutumun tek olumlu sonucu bu değildir. O aynı zamanda İmralı’dan şanına ve büyüklüğüne övgüler yağdırılan bu devlete umut bağlamanın temelsizliğini de göstermiştir. İmralı teslimiyetinin ne türden dipsiz bir batak olduğunu, Kürtçe’nin seçmeli ders olması talebini içeren dilekçelere bile katlanamayan devlet en kör gözlerin bile görebileceği bir açıklıkta ortaya sermiştir. Fakat durum teslimiyeti seçenlerin bu kaba gerçeği görmeye hiç de niyetli olmadıklarını da aynı açıklıkta göstermektedir. Daha doğrusu sürecin aldığı biçim artık onların niyetlerini de aşmıştır. Bu sürecin köklü bir biçimde ve elbetteki Kürt halkının demokratik istemleri yönünde aşılması artık onların da tümüyle aşılması ölçüsünde olanakıdır.

“Anadilde eğitim” kampanyası önden tasarlanan masum seyri aşıp devlet ile ulusal kimliğine sarılmakta kararlı Kürt öğrenci kitlesi arasında bir irade savaşına dönüşünce, yani konu bir diyalog zemini yaratmak adımı olmaktan çıkıp bir gerginlik alanı haline gelince, birileri anında yan çizme yoluna gitti. Demokratik hakların tümüyle kamu alanıyla, dolayısıyla devlet ve yasalarla olan ilişkisi bir yana bırakılarak, sorun ev, aile, köy, mahalle yaşamının özel alanına çekildi. Böylece en daraltılmış haliyle bile demokratik haklar uğruna mücadele bir yana bırakılmış oluyor. Bu ibret verici, aynı ölçüde de utanç vericidir.

“Tüm dillerin tam hak eşitliği!”

Devrimci sınıf partisinin programı ulusal soruna ilişkin acil istemleri aşağıdaki biçimde formüle etmektedir:

“Ulusal baskı ve eşitsizliğin sınıfsal baskı ve eşitsizliğin bir yansıması olduğunu gözönünde bulunduran TKİP, ulusal sorunun köklü ve kalıcı çözümünün ancak proletarya devrimi tabanında olanaklı olduğu gerçeğine dayanır. Proletarya devrimi programının bir parçası olarak, aşağıdaki istemler uğruna bugünden kararlılıkla mücadele eder ve iktidara gelir gelmez bunları derhal gerçekleştirir:

a- Her türlü ulusal baskı, eşitsizlik ve ayrıcalığın ortadan kaldırılması.
b- Kürt ulusuna kendi kaderini tayin hakkı.
c- Tüm dillerin tam hak eşitliği. Zorunlu devlet dilinin kaldırılması. Herkese kendi anadilinde eğitim hakkı.
d- Tüm azınlık milliyetlere kendi dillerini ve kültürlerini kullanma, koruma ve geliştirme olanağı.”

Biz “Anadilde eğitim hakkı”nı da bu maddenin c fıkrasında formüle edilen kapsamda ele alıyor, bu uğurda mücadele ediyoruz. Kürt halkının “Anadilde eğitim hakkı” talebini de bu çerçevede bütün gücümüzle destekliyoruz.

Bu vesileyle bir kez daha Kürt emekçilerini, ortadaki gerçekleri yüreklilikle görmeye; Kürtlerin temel ulusal hakları kadar işçi sınıfının ve emekçilerin temel demokratik haklarını da ayaklar altında çiğneyen bu devletten boş beklentileri bir yana bırakmaya çağırıyoruz. Çözüm, her iki ulustan işçi ve emekçilerin birleşik devrimci mücadelesindedir. Özgürlüğü elde etmenin, en temel demokratik hakları kazanmanın başkaca bir yolu yoktur. Aylardır üzerine onca söz edilen sahte demokrasi paketinin içyüzünü ortaya koyarak, bizzat devletin kendisi de başka bir yol olmadığını açıkça göstermiş bulunmaktadır.