22 Aralık '01
Sayı: 40


  Kızıl Bayrak'tan
  İMF'nin yıkıma sürüklediği Arjantin'de halk ayaklanması
  Doğal afet değil kapitalizm öldürüyor
  İyimserlik yalanları ve gerçekler
  Kapitalist gelişme ve toplumsal eşitsizlik
  19 Aralık katliamı lanetlendi
  Sendikal ihanet çetesinden yeni manevralar
  Hedeflenen Filistin halkının direnişçi kimliğidir
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Öncü işçi platformları
  Ekim Gençliği'nden
  Öğrenci gençliği yönelik saldırılar yoğunlaşıyor
  Trabzon'da kamu emekçileri taban örgütlerini oluşturdular
  "Kadın-erkek ortak mücadele etmeli"
  "Çağdaş demokratik uygarlık" dedikleri barbarizm!
  ÖO direnişçisinden mektup...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İngiltere, “üçüncü yol”cu başbakanına yakışacak bir projeye başlıyor...

Yaramaz çocukları 3 yaşında fişleyecek ve
böylece sürekli takip edecekler!

11 belediye bölgesinde pilot uygulamasına başlanacak projeye göre, 3 yaşındaki bebeler hadlerini bilmezlerse kayda geçirilecekler. Bundan sonraki hareketleri sosyal uzmanlar, polis ve bilumum ajan bir tarafından izlenecek ve böylece suç işleme potansiyeli yüksek olan bireylerin suç işlemeleri önceden engellenecek.

Bu çocukların hangi kritere göre fişelenecekleri tam belli değil. Ama yüksek olasılıkla, çevresiyle pek de uyumlu olmadığı uzmanlarca rapor edilen çocuklar kaydedilecekler. Artık bunun içine duvara resim çizmekten, kızların tokalarını çekmeye kadar birçok fiil girebilir. 3 yaşındaki çocuğun eline silah alıp okulu tarama ihtimali çok az olduğuna göre, kaldırabileceği en uygun ağırlık olarak elindeki plastik G.I. Joe figürünü arkadaşının Barbie bebeğine fırlatan çocuklar falan fişlenecek herhalde. Tabiî bu fişlemenin amacı, çocuğun büyüyünce G.I. Joe’lara karşı çıkmasını engellemek! (G.I. Joe’yu ve Barbie’yi üreten piyasanın hiç suçu yok; cinsiyetçiliğin, militarizmin, mülkiyetçiliğin hiç suçu yok; 3 yaşında G.I. Joe fırlatırsan suç, ama40’ından sonra bomba fırlatırsan özgürlük, adalet ve demokrasi!) Yoksa, Afganistan’a saldırının baş aktörlerinden Büyük Büyük Britanya’nın (sözcüğü yanlışlıkla yinelemedim!) başka bir amaç için fişlediğini düşünmek pek mümkün görünmüyor.

Blair, bu projeyi "devrim" olarak nitelemiş. Doğrudur, yüzsüzlüğün ve utanmazlığın insanlık tarihine geçecek bir devrimidir. Aslında bir yandan da iyi bir proje! Hala ısrarla öğretmenlerinin, psikologların, pedagogların insanlığa faydalı işler yaptıkları sanrısıyla çırpınanlara ilaç olarak tavsiye edilebilir. 3 yaşında fişlenmiş bir çocuğun ebeveynleri, anaokulu öğretmenleri, rehber öğretmenleri, sonraki öğretmenleri ve daha daha sonraki öğretmenleri "fişlenmiş potansiyel suçluyu yakın takibe almış devlet ajanları" olarak çalışacaklar. Amaç toplumun huzurunu korumak. Ve tabiî ki, bireyin yanlış yola sapmasını engellemek.

İngiltere’de, bu projeye en hazırlıksız olan kurum polismiş. Yani eğitim sitemi, kilise, pedagoji, psikoloji ve bilumum ‘loji ve bunların ‘logları çoktan hazır ajanlığa. Bireyi yeteneklerine ve ilgi alanlarına göre yönlendiren "özgürlükçü" eğitim siteminin elindeki bu müthiş veri kaynağıyla neler yapabileceğini düşünmek insanı gerçekten "heyecanlandırıyor"! Yetenek ve ilgiye göre eğitimin dürüst adı ortaya çıkacak: "Fişe göre eğitim". Bizdeki fişlerle okuma-yazma öğretme ilkel sisteminden, alnındaki fişlerle gözetlenme-şekillendirilme sistemine geçiş...

Projenin ideal durumu, bu fişlenmiş bebelerin sistemli bir şekilde izlenmesi. Aslında ana-babaları teknolojik harikalarla izleniyor zaten, bir de bu çocuklara ayrı görevliler tahsis edilecek. Polis de işin içinde ("polis"i polislik işlevi anlamında kullanıyorum; bir kurum olarak polisten daha geniş bir alanı kaplayan bir mekanizma). Bundan sonra, en heyecanlı hikayesi "Çocuk kucağıma işeyince, hemen silahıma davrandım..." diye başlayan James Bond maceraları izleyebiliriz. Gülmekten de çatlayabiliriz, trajediden de.

Zaman geçtikçe eğitim ve eğitim ajanları iyice sorgulanır hale geliyor. Tamam, okul mimarisinin nerelerden miras alındığını bilebilirsiniz, öğretmenin sizi iktidarın istediği biçimde şekillendirmek üzere sıranızın karşısına yerleştirdiğini, devletin okulda kafanızı kendi ideolojisine uygun bilgilerle çöp yığını haline getirdiğini, bilmem kaç yıllık eğitim sonunda kafanızda yıkılması zor duvarlar örülmüş olduğunu falan da bilirsiniz. Ama bunlar bilgidir; ilkokuldaki "örtmen"inizin sıcaklığı hafif gülümsemeli hatıraları depreştirir kafanızda yine de.

Peki şu bilgiye, göğsünüzü baskı altına alan bir öfke, göz aklarınızı kızartan bir basınç eşlik etmeden dayanabilir misiniz: Öğretmenin, seni düzenli olarak kendi hiyerarşik üstüne rapor eden bir kişiydi ve o rapor onaylandıktan sonra bilumum sosyal uzmanlara ve polise ulaşıyordu. Çünkü sen, 3 yaşında fişlenmiştin ve hayatın boyunca bu doğrultuda izlendin. Öğretmenin seni "başına bir şey gelmesin diye" yolun karşısına geçirdikten sonra, seni izleme nöbetini devralacak ajanla (o da bir ‘log falan olabilir) selamlaşıp seni onun göz hapsine terk ederdi. Öğretmenin bir ajandı, hani şu filmlerde gördüğüne benzer bir ajandı. Seni hep takip etti, rapor etti, kaydetti, ihbar etti.

Bu, salt teorik bir bilgiden daha fazla bir şeydir, değil mi?

Kuşkusuz ki, bu proje öğretmenlerden daha fazlasını "işlevli" kılacak. Ebeveynlerin bile fiilen işin içinde olmaları ihtimali, ailenin tarihsel bir misyon olarak sömürünün temellerinden olmasından biraz daha fazlasını öğretiyor insana. Bir tür “irade” “öznellik”. Toplumsal örgütlenmenin bir parçası olarak sömürene ve köleleştirene "yardım-yataklık"tan, fail olmaya geçiş. İletken nesne’den ileten özne olmaya... İspiyoncu irade! O halde, sana şöyle bir tavsiye verebilirim küçük: Küçükken sakın akranlarına G.I. Joe (ya da moda olan militarist kahraman neyse) fırlatma (yoksa suçlu, yaramaz, ahlaksız olursun), ama büyüyünce G.I. Joe ol (yoksa suçlu, işe yaramaz, vatan haini, ahlaksız, korkak, şerefsiz, terörist vs. olursun). Sen de kızım, küçükken Barbie bebeğinin orasınıburasını açıp oğlan çocuklarına gösterme, ama on beşine basınca Britney Spears kasedi al.

İyi tavsiyeler değil mi? Ne yani, "Okula gitme!" mi diyeyim?

(İMF’ye hayır sitesinden alınmıştır...)



Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!

Belki de açlık ve hastalıklar sonucu kitlesel ölümler yaşanacaktır. Kapitalist-emperyalist sistemin sahibi sermaye sınıfı çıkarları için milyonlarca insanın ölümüne yol açan, dünyamızı yakıp yıkan her türlü gerici savaşa başvurmaktan ve bugün olduğu gibi savaş çıkarmaktan çekinmeyecektir. Kültürsüzlük ve dejenerasyonun yaşandığı, insani ve ahlaki değerlerin yok olduğu, her türlü bencillliğin toplumu ahtapot gibi sardığı, yoksulluk ve açlıkla birleştiği bir ortamda, fuhuş ve uyuşturucu bataklığındaki tacirlerin eline gençlerin düşmesi daha da kolaylaşacaktır. Hayvanların hayatta kalmak için birbirlerine saldırdığı, birbirlerini yediği gibi insanlar da bir parça ekmek, bir lokma yiyecek için birbirinin gözyaşlarına bakmayacaktır. Kısacası kapitalizm insanlığı çok korkunccedil; bir yıkıma ve barbarlık koşullarına hızla götürmektedir. Kapitalist-emperyalist sistemin bugün yaratmış olduğu tablo geleceğin aynasıdır aynı zamanda.

Amacı çürümüş, kokuşmuş sömürü düzenlerini korumak olan sermaye sınıfı ve devletine biz işçi-emekçiler istemeyerek de olsa bazı tutum ve davranışlarımızla hizmet etmiş olmuyor muyuz? Mesela suskunluğumuz ve seyirci konumumuzla; çözümü hükümet değişikliği ve düzen partilerinde arayarak biz onların işini kolaylaştırmış olmuyor muyuz? Sendika yönetimlerindeki sermaye uşağı hain bürokratların sultasına son verecek taban örgütlülüğümüzü yaratmayışımızla, biz de olup bitenden sorumlu değil miyiz? Sendikalarımızın hain bürokratlar aracılığıyla sermayeye peşkeş çekilmesine bizzat biz seyirci kalmıyor muyuz? Bizi kırıntılarla yetinmeye yönelten reformist politikaların yedeğine düşmek bizim sorumluluğumuz değil mi? Tüm bunlar bizleri sistem içinde tutan, sistemin devamını sa¤layan tutum ve davranışlar olduğuna göre, bu ağır sorumluluğu omuzlarımızda taşıyarak gelecekte çocuklarımızın karşısına çıkacak cesareti gösterip, gerekli açıklamayı yapabilecek miyiz?

Bugün biz işçi-emekçilerin tarihi görevi, çocuklarımıza ve gelecek nesillere karşı sorumluluk bilinciyle hareket ederek, ya kapitalist barbarlık içinde yokoluş ya sosyalizm içinde varoluş ikileminde netleşerek, gerekli sınıf tavrımızı ortaya koymaktır.

Bugün ülkemiz proletaryası düne göre işbirlikçi sermaye sınıfını, onun kapitalist sömürü düzenini, faşist devletini ve her türden uşağını layık olduğu tarihin çöplüğüne gömecek güç ve imkana sahiptir. Sahiptir, çünkü yıllardır sınıf hareketindeki önderlik eksikliği komünistlerin inatçı çaba ve çalışmaları sonucu olarak aşılmıştır. Türkiye’de artık devrimci bir sınıf partisi vardır. Sınıf mücadelesinde Türkiye işçi sınıfının kurmay partisi TKİP, program ve stratejisiyle, taktik-politik üstünlüğüyle, Türkiye kapitalizminin yerle bir edilmesinde işçi sınıfı ve emekçilere önderlik edecek yetenek ve örgütlülüğe sahiptir.

Gün işçi sınıfının etin tırnakla birleşmesi gibi partiyle birleşme, diğer emekçi yığınlarıyla birlikte sermayenin sınıf egemenliğine son vererek kendi iktidarı altında sosyalist düzeni kurma günüdür. Çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz ve tarihi görevimiz tam da budur. Bu onuru yaşamak için TKİP önderliğinde birleşelim, örgütlenelim, çocuklarımızın yarınını bugünden kurtarmak için sosyalizm yolunda savaş saflarındaki yerimizi tereddütsüz alalım...

İşçiler, emekçiler sosyalizm yolunda TKİP önderliğinde örgütlenelim!

Mücadeleyi yükseltelim!

Sınıf bilinçli bir işçi/Adana