22 Aralık '01
Sayı: 40


  Kızıl Bayrak'tan
  İMF'nin yıkıma sürüklediği Arjantin'de halk ayaklanması
  Doğal afet değil kapitalizm öldürüyor
  İyimserlik yalanları ve gerçekler
  Kapitalist gelişme ve toplumsal eşitsizlik
  19 Aralık katliamı lanetlendi
  Sendikal ihanet çetesinden yeni manevralar
  Hedeflenen Filistin halkının direnişçi kimliğidir
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Öncü işçi platformları
  Ekim Gençliği'nden
  Öğrenci gençliği yönelik saldırılar yoğunlaşıyor
  Trabzon'da kamu emekçileri taban örgütlerini oluşturdular
  "Kadın-erkek ortak mücadele etmeli"
  "Çağdaş demokratik uygarlık" dedikleri barbarizm!
  ÖO direnişçisinden mektup...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
"Çağdaş demokratik uygarlık” dedikleri barbarizm!

Bilindiği gibi, Öcalan, AİHM savunmalarında İmralı Partisinin önüne "yeni" bir hedef koymuştu: "Çağdaş Demokratik Uygarlık!"

"Çağdaş demokrasiyi tekrar tekrar tanımlamamız, onun yeni ideolojik kimliğinin en önemli bir çerçevesini teşkil etmesinden ötürüdür. 21. yüzyılın hakim ideolojik kimliğinin bayrağında ‘Çağdaş demokratik uygarlık’ yazılıdır." (...) "ABD, AB ve BDT gibi olgular çağdaş demokratik devletin evrim yönünü gösteren, özünde yeni toplum ve demokratik siyasetin zorunlu kıldığı tarihsel gelişmelerdir." (AİHM Savunmalarından...)

İmralı Savunmaları’nda da İngiltere ve ABD’nin, demokrasinin "Şahane örnekleri" olarak nasıl göklere çıkarıldığını sadece hatırlamakla yetinelim...

Kuşkusuz bu yaklaşımda herhangi bir yenilik yok. Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik, ideolojik bir açıklamaya, politik bir hedefe bağlanıyor ve böyle bir görüntü altında gizlenmeye çalışılıyor. Bunu devletin resmi ideolojisinden ve siyasal programından ayrı, evrensel ideolojik akımlardan bağımsız bir "Üçüncü yol" olarak tanımlanmasını, safsatadan öte, teslimiyet ve tasfiyeciliğin sınır tanımaz pervasızlığı olarak değerlendirmek gerekir. AİHM Savunmalarında dökülen bunca laf kalabalığının özü şudur:

Teslimiyet, ihanet ve tasfiyeciliği teorileştirmek, böylece öteden beri sürdürülen bilinç, bellek ve ruh katliamını mantıki sonucuna götürmek, Kürt halkının ve emekçi sınıfların gelecek ufuklarına ipotek koymaktır. Çok ilginç ve aynı ölçüde utanç vericidir, Öcalan, İmralı’da geliştirdiği bu yaklaşımını "Zihniyet Devrimi" olarak tanımlıyor. Her şey altüst edildiği gibi bu noktada da kavramların ve ölçülerin ters yüz edilmesi gerçeği ile karşı karşıyayız.

Bu kısa yazımızda amacımız, Cumhuriyetçiler, İmralı Partisi Yönetenleri tarafından yere göğe sığdırılmayan, "dahice" "teorik buluşların" ve işaret edilen politik hedeflerin geniş bir eleştirisini yapmak değildir, bu yapılacaktır, ancak günlük yaşam tarafından, son birkaç ayın gelişmeleri tarafından açıkça ve net bir biçimde kanıtlanan "Çağdaş Demokratik Uygarlık"ın ne demek olduğunu çarpıcı örnekleriyle ortaya koymaya ve bu demagojik söylemin altında gizlenmeye çalışılan teslimiyet ve tasfiyeciliğin geldiği noktayı bir de bu yönüyle satır başlıkları biçiminde vurgulamaya çalışacağız. Önce kısa bir hatırlatma:

"Çağdaş Uygarlık" sözü bize pek yabancı değil. "Muasır Medeniyet" kavramının Türkçeleştirilmiş hali. Daha ilk okuldan başlayarak çocuk dimağlara M. Kemal’in belirlediği "Muasır medeniyet seviyesine ulaşma" hedefi yedirilmeye çalışılır. İmralı Savunmalarından bu yana Öcalan’ın yapmaya çalıştığı devletin resmi tezlerini, Kemalizm’in belli başlı kavramlarını Kürt sosuna batırarak Kürtlerin ulusal ve toplumsal bilincini katletmektir. Bunun bir gereği olarak kullandığı "yeni" dilin Kemalist terminoloji ile neredeyse bire bir örtüşmesine büyük özen göstermiştir. Bu anlamda "Çağdaş Demokratik Uygarlık" kavramını ve hedefini Kürtlerin önüne koyması kesinlikle rastlantı değil, bilinçli bir tercih, Kemalizm’i Kürtler içinde yeniden canlandırma amacına dönüktür.

"Çağdaş Demokratik Uygarlık" Kürtlerin, hatta tüm insanlığın önüne bir hedef olarak konuluyor. 21. yüzyıla "çağdaş demokratik uygarlık" ideolojisinin damgasını vuracağını vurgulayan Öcalan, "ABD, AB ve BDT gibi olgular çağdaş demokratik devletin evrim yönünü gösteren, özünde yeni toplum ve demokratik siyasetin zorunlu kıldığı tarihsel gelişmelerdir" değerlendirmesiyle, "Çağdaş demokratik uygarlık"tan ne kastettiğini bütün netliği ile anlatıyor. Kürtlere ve tüm insanlığa "ulaşılması gereken hedef, gerçekleştirilmesi gereken ideal olarak sunulan kurtuluş ideolojisi "çağdaş uygarlık", emperyalist uygarlıktan başkası değil. ABD ve AB’nin temel nitelikleri, kurdukları düzenleri ve izledikleri politikalarla demokrasinin mi, yoksa barbarizmin, anti-demokratizmin mi örnekleri olduğu son birkaç ayın gelişmeleri üzerinden bile rahatlıkla anlaşılabilir.

11 Eylül olaylarını bahane eden ABD önderliğindeki emperyalist sistem, burjuva demokrasinin sınırlarını, sınıfsal niteliklerini bir kez daha ortaya koydu. ABD Başkanı, "Ya bizden yanasınız, ya da düşmansınız" değerlendirmesiyle dünyaya vermek istediği düzeni, dünyaya dayatılan savaşın özünü, barbarizmini tartışmaya yer vermeyecek açıklıkta anlattı. ABD, Başkanının ağzından on yılları bulacak bir savaştan söz ederken, aslında yeni dönemin dünya çapında globalizmin özel savaş dönemi olacağını da vurguluyordu.

Bilinir, özel savaş, düşmanlarını yenmek, etkisizleştirmek ve kendi politikalarını egemen kılmak için politik hedefte, bunu gerçekleştirme yöntem ve araçlarında yerleşik hiçbir hukuki, ahlaki ve insani sınır, ölçü ve değer tanımama, keyfilik ve zorbalık rejimidir. Özel savaş, emperyalist ve sömürgeci sistemler tarafından sosyalist, devrimci demokratik ve ulusal kurtuluş hareketlerine karşı geliştirilen, zenginleştirilen ve uluslararasılaştırılan bir karşı-devrim yöntemidir. "Karşı-ayaklanma", "Kontrgerilla" stratejileriyle de anılan özel savaş, TC tarafından son yirmi yıllık süreçte daha da geliştirilmiş ve zenginleştirilmiştir. 1970’li, 1980’li yıllarda askeri veya yarı-askeri diktatörlükler eliyle yeni sömürgelerde geliştirilen özel savaş, 11 Eylülden sonra tüm dünyada uygulanmak isteniyor.
ABD, uygulamaya koyduğu "anti-terör" ve diğer özel yasalarla devlet başkanına sınırsız, mutlak bir monarktan daha büyük yetkiler tanımakta, dünyanın neresinde olursa olsun ABD karşıtı liderleri katletme, suikastlar düzenletme, ABD’de yaşayan yabancıları süresiz ve kimseyle görüştürülmeden göz altında tutma, askeri mahkemelerde gizlice yargılama yetkisini tanıyor. Yine aynı yasalara göre askeri mahkemelerde verilen kararlar kesin ve bunlara itiraz etme olanağı da bulunmuyor. ABD’de geliştirilen bu yasal düzenlemeler ve buna dayanarak yapılan uygulamalar bir çok çevre tarafından "Yeni bir McCarthycilik" olarak değerlendiriliyor. Bize göre bu değerlendirme sadece gerçeğin bir yanını ifade etmektedir. Gerçeklikte ise polis devletinin, özel savaş rejiminin geliştirilmesi, en sıradan demokratik hak ve özgürlüklerin sistematk bir biçimde ayaklar altına alınması söz konusudur.

Benzer yasal düzenlemeler ve uygulamalar diğer emperyalist ülkelerde de yürürlüğe sokuldu.

Kuşkusuz bu, geçici bir durum değil, emperyalist globalizmin yeni dönemini karakterize eden bir olgu. Emperyalist hegemonya ve paylaşım savaşı ile siyasal gericilik, bugüne kadar kazanılan demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ve giderek yok edilmesi, dünya çapında özel savaşın temel yönetim yöntemi olarak geliştirilmesi çabaları at başı gitmektedir. Daha somut bir ifadeyle Afganistan’ı bombalayarak yerle bir eden, kitlesel kırımlar gerçekleştirmekte tereddüt etmeyen ABD ve İngiltere, kendi ülkelerinde de askeri faşist diktatörlükleri aratmayan uygulamalar sergilemekte, şüphe üzerine insanları, özellikle yabancıları keyfi bir biçimde göz altına almakta, demokratik hak ve özgürlükleri rafa kaldırmaktadır. Burada emperyalist savaş ile siyasal gericilik, karşıtlarını etkisizleştirme ve bastırma yöntemi olan özel savaş arasındaki kopmaz bağla kaşı karşıyayız.

Yine burjuva demokrasisinin sınırlarının, mali sermayenin, tekellerin, emperyalist sistemin çıkarlarıyla çerçevelendiği gerçeği bir kez daha kanıtlanmıştır. Kaldı ki, burjuva demokrasisini geliştiren, bu bağlamda demokratik hak ve özgürlükleri çoğaltan ve kurumlaştıran burjuvazi, ezen sınıflar değil, yüzyılları bulan işçilerin, emekçilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, ulusal kurtuluş hareketlerinin mücadeleleri, direnişleridir. Yoksa en sıradan ekonomik ve toplumsal hak kırıntısını bile burjuvazi bahşetmiş değildir. Bugün emperyalist özel savaşa, barbarizme karşı demokratik hak ve özgürlükleri koruyacak, geliştirecek güçler yine işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklarla onların her düzeydeki temsilcileridir.

Çok kısaca özetlemeye çalıştığımız gibi, Kürt halkına cilalanarak sunulan, "Çağdaş Demokratik Uygarlık" ideolojisi, emperyalist barbarizmden başka bir şey değildir. Aslında Kürtler, bir iki soruyla laf cambazlığı ve demagoji ile sunulan bu "ideoloji" balonunu rahatlıkla söndürebilirler. "Çağdaş Demokratik Uygarlık"ta Kürtlere bir karışlık özgürce soluyabileceği onurlu bir yer var mı? Kürdistan’ın dörde parçalanmasını sağlayan ve devletler arası bir sömürge statüsüne mahkum eden Lozan, bu "Demokratik Uygarlık"ın bir ürünü değil mi? Ya devrimci savaş süreci boyunca TC’yi her açıdan destekleyen ve Kürt kıyımına bulaşan yine bu "Demokratik Uygarlık"tan başkası mı? Vb., vb., vb...

Görülüyor ki, İmralı’da dayatılan Kürtleri ve emekçileri silahsızlandırma hareketi boyutlanarak sürüyor... Emperyalist barbarizmin dünya çapında emekçilere ve ezilen halklara karşı yürüttüğü "global" savaşta Kürtler, bugüne dek kazandıklarını yitirmemek, ayakta kalmak ve emekçilerle ve halkalarla birlikte özgür ufuklara yelken açmak için bilinç, ruh ve bellek katliamı demek olan İmralı çizgisine tavır almak ve kendisini özgürlüğe taşıyan devrimci bir ideoloji ile kendini yeniden donatmak durumundadırlar.

"Çağdaş Demokratik Uygarlık" aldatmacası mı, M. Kemal’in "Muasır Medeniyet" kavramının "güncel" versiyonundan başka bir şey değildir. Her ikisinin Kürtler açısından anlamı bir ve aynıdır!

12 Aralık 2001

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları
devrimcicizgisavascilari@hotmail.com
www.d-cizgi-savascilari.com