22 Aralık '01
Sayı: 40


  Kızıl Bayrak'tan
  İMF'nin yıkıma sürüklediği Arjantin'de halk ayaklanması
  Doğal afet değil kapitalizm öldürüyor
  İyimserlik yalanları ve gerçekler
  Kapitalist gelişme ve toplumsal eşitsizlik
  19 Aralık katliamı lanetlendi
  Sendikal ihanet çetesinden yeni manevralar
  Hedeflenen Filistin halkının direnişçi kimliğidir
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Öncü işçi platformları
  Ekim Gençliği'nden
  Öğrenci gençliği yönelik saldırılar yoğunlaşıyor
  Trabzon'da kamu emekçileri taban örgütlerini oluşturdular
  "Kadın-erkek ortak mücadele etmeli"
  "Çağdaş demokratik uygarlık" dedikleri barbarizm!
  ÖO direnişçisinden mektup...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
19 Aralık katliamının 1. yılı...

İki sınıf, iki tutum

Faşist rejimin cezaevlerinde gerçekleştirdiği vahşi katliam ve bu katliama karşı sergilenen görkemli direnişin üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti. 19 Aralık, devlet adına kudurmuş bir vahşetin ve devrimci tutsaklar adına ise soylu bir direnişin birlikte hatırlandığı bir tarihtir.

İnsanın özgürleşme mücadelesi, demek oluyor ki, gericileşen bir sınıfın (burjuvazinin) saltanatına son verilmesi uğruna verilen mücadele, büyük bedeller ödemeyi kaçınılmaz kılıyor.

İnsanın insan tarafından sömürülmesi/köleleştirilmesinin başladığı ilk sınıflı toplum olan kölecilikten beri egemenler, kurulu düzene karşı başkaldıranları etkisizleştirmeye çalışmışlar ve bu kirli amaçlarına ulaşmak için hiçbir vahşetten kaçınmamışlardır. Bunun en çıplak yaşandığı alan ise zindanlardır. Bu yönüyle zindanlar, sınıflı toplumların temel simgelerinden biridir.

Sınıflı toplumlar zincirinin son halkası olan kapitalizmin burjuva devleti, bütün bir zulüm ve zorbalık tarihinin birikim ve deneyimine sahiptir. Bu birikimi, gelişen bilim ve tekniği kullanarak, kokuşmuş düzene karşı mücadele edenleri tasfiye etme/etkisizleştirme, böylece ömrünü uzatma çabası, burjuvazi için vazgeçilmezdir.

İşbirlikçi sermaye devletinin bu alanda oldukça kirli bir sicili bulunmaktadır. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından beri işçi ve emekçilere, ilerici ve devrimci güçlere karşı sistemli bir imha çizgisi izlemiştir. Bu politika, başta Kürt halkı olmak üzere ezilen ulus, azınlık ve mezheplere karşı da uygulanmıştır.

Sömürü ve köleliğe dayalı son toplumsal sistem olmasından dolayı emperyalist-kapitalist sistemde çelişkiler daha keskin, çatışmalar daha şiddetli yaşanmaktadır. Sömürülen işçi sınıfı ve emekçilerin siyasi öncüleri olan devrimci ve komünistler, bu sert çatışmada teslim alınamaz bir irade ortaya koymaktadırlar. Elbette bu onurlu tutumun da tarihsel bir geçmişi vardır. Spartaküsler, Şeyh Bedreddinler, Pir Sultanlar, Sacco ve Vanzettiler ile Rosenbergler bu değerlerin yaratıcılarıdır. Bu başeğmez tutum, egemenler adına devleti yönetenleri çileden çıkarmaktadır. Vahşetlerini akıl almaz boyutlara vardırmalarının gerisinde bu vardır.

On yıllara yayılan ve Ölüm Orucu eylemiyle doruk noktasına ulaşan sınıf mücadelesinin zindan alanındaki en keskin çatışması, her iki sınıfın temsilcileri açısından yeni bir düzeyi ifade etmektedir. Bu karşıt iki eğilim 20 Ekim’i önceleyen süreçte kendini ortaya koymuştur. Vahşetin boyutlanması, Diyarbakır, Buca, Ümraniye, Ulucanlar, Burdur ve Bergama zindanlarında kendini çıplak bir şekilde göstermiştir. Ama aynı zamanda direnmenin, baş eğmezliğin de yeniden yeniden ispatlandığı örneklerdir. Özellikle Ulucanlar direnişinde devrimci tutsaklar, ölüme halaylarla meydan okuyarak direniş çizgisini yeni bir boyuta taşımışlardır.

19 Aralık katliamı karşısında sergilenen direniş ve bir yıldır hücrelerde devam eden, tüm işkence ve kirli manevralara rağmen kırılamayan Ölüm Orucu eylemi, devrimci iradenin yenilmezliğini tüm dünyaya göstermiştir. Bu kararlı tutum şaşkınlık ve hayranlıkla izleniyor. İşbirlikçi sermaye devletinin katliamları ise nefretle ile karşılanıyor.

Bu iki zıt tutumun tek açıklaması vardır. Bu, çatışan iki iradenin iki farklı sınıfı temsil ettiği gerçeğidir. Devrimci tutsaklar ölümüne direnme gücünü, temsil ettikleri işçi sınıfı ve emekçilerden, onların haklı davasından almaktadırlar. Böylesi bir dayanak olmasaydı, bu görkemli direniş bu kararlılıkla sürdürülemezdi.

Sermaye devletinin silahlı katilleri tarafından sergilenen vahşet de sınıfsal bir temele oturtulmadan anlaşılamaz. Bu kudurganlık, bu barbarlık, ancak çürüyen bir sınıf adına hareket eden bir katiller sürüsü tarafından uygulanabilir. Bu tutum, ölüm korkusuyla, tarih sahnesinden silinme korkusuyla gösterilen bir tepki olarak gündeme gelebilir ancak.

Birbirine zıt bu iki tablodan biri; çürüyen, miadını dolduran ve bir an önce yok edilmesi gereken bir sınıfa, burjuvaziye aittir. Diğeri ise, geleceği temsil eden, bütün işçi ve emekçileri, yani insanlığı sömürü ve kölelikten kurtaracak olan geleceğin temsilcilerine aittir.



Adana’da 19 Aralık katliamı kararlı ve militan bir eylemle lanetlendi

19 Aralık katliamının 1. yıl dönümü Adana’da yapılan eylemle lanetlendi. Eylemin hazırlıkları 10 gün önceden başladı. Devrimciler (SY Kızıl Bayrak, Atılım, Barikat, Devrimci Demokrasi ve Alınteri) biraraya gelerek, katliamın teşhiri için örgütlenecek eylem üzerinden bir program oluşturdu. Emekçilerin yoğun olduğu semt pazarlarında bildiri dağıtımı ve dövizlerle yürüyüş eylemleri planlanarak örgütlendi. Kurumlara asılmak üzere duvar gazeteleri oluşturuldu. Tutsak aileleri kurumları dolaşarak 19 Aralık günü İnönü Parkı’nda yapılacak basın açıklamasına çağrıda bulundular.

19 Aralık günü İHD’de toplanan kitle alkışlarla sokağa indi. “19 Aralık katliamını unutma, ölümlere izin verme!” yazılı bir pankart açılarak İnönü Parkı’na doğru yürüyüşe geçildi. Yoğun güvenlik önlemi alan polis kitlenin önüne geçerek yürüyüşü engellemeye çalıştı. Yaklaşık 10 dakika süren bir arbede yaşandı. Polis kitleden devrimcileri tek tek kopartmaya çalıştı. Ancak kitle saldırı karşısında oldukça kararlı bir duruş sergiledi.

Daha sonra basın açıklaması okundu, sistemin katliamcı yüzü basın metniyle de teşhir edildi. Polisle yaşanan çatışma sırasında kitle hücre karşıtı sloganlarla devletin katliamcı yüzünü teşhir eden sloganları gür bir şekilde haykırdı. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı eyleme devrimci güçler dışında TUHAY-DER, Haber-Sen, BTS katıldı. Önden katılacağını söyleyen EMEP, TKP ve HADEP ise eyleme gelmediler.

Adana’da uzun süredir yaşanan durgunluktan sonra eylemin kararlı ve coşkulu geçmesi moral açısından olumlu bir etki yarattı. Eylem, sonraki süreç için de önaçıcı olması bakımından da olumlu geçmiştir.

22 Aralık’ta katliamla ilgili bir radyo programı ve panelle, planlanan eylem programı tamamlanmış olacak.

SY Kızıl Bayrak/Adana



19 Aralık protestoları...

Ankara:

Sermaye iktidarının hücre tipi cezaevlerini yaşama geçirmek için 20 cezaevine birden yaptığı kanlı katliamın üzerinden tam bir yıl geçti. Bu bir yıl içinde 82 devrimci tutsak şehit düştü. Bütün bu saldırılara karşın tarih 19 Aralık 2001’i gösterdiğinde, sakat bırakmalara, onca işkenceye rağmen Ölüm Orucu Direnişi hala sürmektedir. Tam bir yıl önce yapılan ve hala sürmekte olan katliamı protesto etmek için Ankara’da bir basın açıklaması yapıldı.

Yüksel Caddesi’nde yapılan basın açıklamasına 9 kurum imza attı. Yaklaşık 150 kişinin katıldığı basın açıklamasında bir yıl önce yaşanan cezaevleri operasyonunun unutulmadığı, hafızalardan da silinemeyeceği vurgulandı. Eylemin sonunda hücrelere karşı süren Ölüm Orucu direnişinin taleplerinin kabul edilmesi vurgulandı ve diyalog çağrısı seslendirildi.

“İçerde, dışarda hücreleri parçala!”, “Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!” sloganlarının ardından 19 Aralık’ta şehit düşen Ali İhsan Özkan’ın annesi Hayriye ana kısa bir konuşma yaptı. Basın açıklaması atılan sloganların ardından bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/Ankara

İstanbul:

19 Aralık katliamının 1. yılında tutsak yakınları ve kitle örgütleri Bayrampaşa Cezaevi önünde karanfil bırakma eylemi gerçekleştirerek, katliamı protesto ettiler.

Eylem saat 13:00’te basın açıklamasının okunması ile başladı. Açıklamada ölümlerin durdurulabileceği, taleplerin kabul edilebilir olduğu belirtildi. Açıklamanın ardından slogan atmaya başlayan yaklaşık 100 kişilik kitleyi devletin terör güçleri müdahale ederek dağıtmaya çalıştı. Ancak bu saldırıya kararlı bir tutumla karşılık verildi. Polisin saldırısı sonucunda 23 kişi gözaltına aldı.

Eylemde, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!”, “Katil devlet, yıkacağız elbet!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” sloganlar atıldı.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul

İzmir:

19 Aralık katliamının 1. yıldönümü dolayısıyla İzmir Hücre Karşıtı Platformu, 19 Aralık günü bir basın açıklaması yaptı. 1 dakikalık saygı duruşundan sonra, 10 dakikalık sessiz oturma eylemi gerçekleştirildi. Basın açıklamasını TAYAD okudu. Açıklama’da “19 Aralık’la birlikte yıllar öncesinden planlanan F tipi hücrelere geçiş yapıldı. (...) Bu saldırlar içerde ve dışarda hepimize karşı yapıldı, yapılıyor. Buna karşı direnmek bir hak ve aynı zamanda bir görevdir. Dolayısıyla yeni 19 Aralıklar yaşanmaması, tecrit ve izolasyona son verilmesi, İMF ve F tipi yaşama hayır diyor ve sorunun çözümü için yetkilileri bir an önce diaolağa çağırıyoruz.” denildi

Eylemde “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “İnsanlık onuru hücreleri yıkacak!”, “Devrimci tutsakları teslim alınamaz!” sloganları atıldı.

SY Kızıl Bayrak/İzmir