22 Aralık '01
Sayı: 40


  Kızıl Bayrak'tan
  İMF'nin yıkıma sürüklediği Arjantin'de halk ayaklanması
  Doğal afet değil kapitalizm öldürüyor
  İyimserlik yalanları ve gerçekler
  Kapitalist gelişme ve toplumsal eşitsizlik
  19 Aralık katliamı lanetlendi
  Sendikal ihanet çetesinden yeni manevralar
  Hedeflenen Filistin halkının direnişçi kimliğidir
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Öncü işçi platformları
  Ekim Gençliği'nden
  Öğrenci gençliği yönelik saldırılar yoğunlaşıyor
  Trabzon'da kamu emekçileri taban örgütlerini oluşturdular
  "Kadın-erkek ortak mücadele etmeli"
  "Çağdaş demokratik uygarlık" dedikleri barbarizm!
  ÖO direnişçisinden mektup...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Öğrenci gençliğe yönelik saldırılar yoğunlaşıyor

11 Eylül saldırısının hemen ardından emperyalistler ve işbirlikçilerinin dünyaya savurduğu “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” tehditleri üniversitelerde karşılığını bulmaya başladı. Yeniden hareketlenmeye başlayan üniversite öğrencilerini disiplin ve soruşturma terörüyle sindirmeye çalışıyorlar. Önce YÖK genelgesi çerçevesinde, “Emperyalist savaşa hayır!” diyen öğrencilere soruşturma üstüne soruşturma açıldı ve çoğu okuldan uzaklaştırıldı.

Üniversitelerde yeni dönemle birlikte sınırlı da olsa hareketlenme başlamıştı. Yayılmaya başlayan hareketlilik belli politik sorunlar üzerinden kendini ifade ediyordu. Uygulanan pervasız teröre rağmen gençlik yeni dönemde “gençlik ve dünya” sorunlarına ilgi gösteriyor, bunu eylemliliklerle ifade ediyordu.

Üniversite gençliğinin bu çıkışına hemen karşılık verildi. İTÜ’de birçok kişi soruşturma terörüne uğradı, 6 ay kadar okuldan uzaklaştırıldı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde birçok öğrenci hakkında savaş ve YÖK karşıtı eylemlere katıldığı için soruşturma açıldı, 1 ay ile 6 aya kadar okuldan uzaklaştırma cezası verildi. DTCF’de okul duvarlarına “savaş karşıtı yazılar yazan, pankart asan ve savaş karşıtı forum düzenleyen” öğrencilerden 16’sına soruşturma açıldı. Hacettepe Üniversitesi’nde 30-40 öğrenciye soruşturma açılması bekleniyor. Ayrıca Hacettepe Merkez Kampüsü’ndeki öğrencilerin tek kantini Rektör Tunçalp Özgen tarafından, “nifak yuvası” olduğu iddiasıyla kapatıldı. Kantinin kapatılma gerekçesi, öğrencilerin kanine afiş asmaları ve müzik dinletisi yapmaları.

Bu saldırılar sadece savaş karşıtı eylemlere yönelik değil. Bunun arkasını getirmeye çalışıyorlar. Bunda en başarılı okul yöneticisi DTCF dekanı. En küçük olayı bahane ederek soruşturma üstüne soruşturma açıyor. Bu da yetmeyince, okula polisi sokarak öğrencileri terörle sindirmeye çalışıyor. Polisi anadilde eğitim isteyen öğrencilerin masasına saldırtmış, orta bahçeye afiş asan yoldaşlarımızı polis eşliğinde tehdit etmiş, çevik kuvvetin okula gireceği tehditleri savurmuştu. Sergilenen kararlı duruş ve diğer öğrencilerin afişleri sahiplenmesi üzerine, dekan ve polis geri adım atmak zorunda kaldı.

Polis-idare işbirliği ve faşist saldırılar

Sorunların ağırlaşması nedeniyle gençlik bir çıkış arayışına girmiş bulunuyor. Bu yüzden ilk kıpırdanışlar dahi soruşturma terörüyle sindirilmeye çalışılıyor. Halihazırda ilk harekete geçenler gençliğin ileri kesimleri. Bunun daha da yaygınlaşmasını, kitleselleşmesini önlemek niyetindeler. Burada temel taktik öncüleri biçerek geridekileri sindirmek. Şu andaki soruşturmaların ve disiplin cezalarının anlamı bu. Geridekilere, sen de ceza alırsın, okuldan atılırsın demeye getiriliyor.

Burada dikkati çeken bir olgu da şu. Polis-idare işbirliği geçmiş dönemlerde gizlenmeye çalışılırdı. Yeni süreçte dekanlar polisle işbirliğini daha da boyutlandırıyor, bunu gizleme ihtiyacı bile duymuyorlar. Bunun en somut örneği DTCF dekanının polislerle gelip öğrencileri tehdit etmesi ve EBF dekanının öğrencilerin soruşturması sırasında polisin çektiği fotoğraları delil olarak kullanmasıdır.

Süreç bu saldırıların daha sert bir şekilde devam edeceğini gösteriyor. Bu saldırıların arkasından planlı fasişt saldırılar da gelmeye başladı. AÜ Fen Fakültesi’nde kar maskeli fasiştler yemekhaneye girip öğrencilere vahşice saldırdılar, bazı öğrencileri ağır biçimde yaraladılar. Burada oruç tutulmaması yalnızca bir bahane. Gaziantep Üniversitesi’ndeki saldırıda ise devrimci öğrenciler gözaltına alındılar ve tutuklandılar.

Tüm bunlar öğrenci gençliğe yönelik bütünsel bir saldırının parçaları. Bu saldırıları püskürtmenin yolu ise geri adım atmamaktan geçiyor. DTCF’deki yoldaşlarımızın tutumu buna olumlu bir örnektir. Önce anadilde eğitim isteyen öğrencilerin masasına saldırılıyor, ama hiçbir direniş sergilenmiyor. Ertesi gün idare ve polis bundan aldığı güçle asılan afişleri indirmeye kalkıyor. Fakat gösterilen kararlı duruş ve öğrencilerin sahiplenmesiyle, geldikleri gibi geri dönüyorlar.

Saldırıları bu perspektifle karşılamalıyız. Biz ne kadar geri adım atarsak, onlar saldırılarını o ölçüde pervasızlaştıracaklardır. Kuşkusuz bu saldırıları sadece kendi kararlı duruşumuzla durduramayız. Saldırıları püskürtmenin yolu, öğrenci kitlelerini bu saldırıların amacı konusunda bilinçlendirmek, onları fiili mücadeleye çekmekten geçiyor.

Polis-idare işbirliğine son!
Yaşasın özerk, demokratik üniversite mücadelemiz!

Ekim Gençliği



Üniversitelerde faşist baskı ve terör tırmanıyor

Mevzilerin savunulması konusunda DTCF’de örnek tutum

DTCF’de Yurtsever öğrencilerin “Anadilde Eğitim İstiyoruz, Kürt Dili ve Kürdoloji Bölümü Açılsın” kampanyasına 3 Aralık’ta polis ve idareciler hiçbir uyarı yapmadan saldırdılar.

Masayı uzun süre kameralarla çektikten sonra imzalanmış dilekçelere ve masaya saldıran polisi, karşısında kararlı bir duruş görmediği için rahatlıkla iki kişiyi gözaltına aldı. Okula 100 kadar çevik kuvvet polis yığarak gözdağı vermeye çalıştı. Okuldaki eski SİP yeni “TKP”nin ve Yurtseverler’in yapmış olduğu afişleri de yırttılar. Bu saldırıya da bir karşı duruş sergilenmedi. Yurtseverler’in kendi standlarını sahiplenmemesi, diğer gençlik gruplarında da bir kafa karışıkılığı yaşanmasına neden oldu. Bu durum polisin saldırısını daha da kolaylaştırdı. Saldırının ardından Yüksel Caddesi’nde bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya yaklaşık 100 öğrenci katıldı.

Ekim Gençliği olarak, 5 Aralık günü, biri harçlarla ilgili hazırlanan yeni yasa tasarısı, diğeri hücre saldırısıyla ilgili afişlerimizi okulun duvarlarına astık. Dekan yardımcısı ÖGB’lerle gelerek afişlerimizi indirmek istedi. Ancak buna izin vermedik. Ardından dekan yanında ÖGB’ler, sivil polisler ve emniyet amiriyle birlikte tekrar yanımıza gelerek afişlerimizi indirmek istedi. Okulda diğer arkadaşların da gelip afişlerimizi sahiplenmesi karşısında dekan sırtını polislere dayayarak açıktan bizi tehdit etmeye başladı. Okulda kesinlikle siyasal çalışma yaptırmayacağını söyledi. Bunun ardından emniyet amiri de, Ankara’nın dört duvardan ibaret olmadığını, isterse bizimle kendi masasında bile görüşebileceğini söyledi. Ancak kararlı duruştan geri adım atılmaması nedeniyle tüm tehditler boşa düşmüş oldu. Dekan ve polisler “okula birazdan polis girip hepinizi alaak” tehditlerini savurarak bahçeden ayrıldı.

Biz de bunun ardından daha önce aldığımız karar gereği Yüksel Caddesi’nde yeniden bir basın açıklaması yapmayı kararlaştırdık. Açıklamaya yaklaşık 100 kişi katıldı. Eylemde “Polis defol üniversiteler bizimdir!”, “YÖK, polis, medya bu abluka dağıtılacak!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” sloganları atıldı.

Okuldaki saldırılar sonrasında da devam etti. 6 Aralık günü açtığımız iki formasyon masasından birine önce ÖGB ve faşit çeteler müdahale edip kaldırmamızı istediler. Ancak net bir biçimde “kaldırmayacağız” yanıtını aldılar. Dekan ve yardımcısı, kendileriyle konuşmaya giden iki arkadaşımızı kabul etmediler. Sonra standımıza gelerek açıktan saldırdılar. Dekan yardımcısı önce afişlerimizden birini yırttı. Ardından hazırladığımız bildirileri almaya çalıştı. Ancak buna izin vermedik. Yaşanan saldırıya karşı hazırlıksız oluşumuz ve ortak tepki koymakta zorlanmamız nedeniyle, çalışmamızı tek masadan sürdürmeye karar verdik ve ikinci masamızı kaldırdık. Ancak dekan saldırgan tavrını sürdürerek tehditlerine devam etti. Yine de masamız açık kaldı ve çalışmamızı sürdürdük.

Dekan geldiği günden itibaren yüzüne taktığı “iyi niyet” maskesini indirerek, bize hiç iş bırakmadan, kendini teşhir etmiş oldu. Artık görünen o ki savaş daha sert geçecek. Biz de bu bilinçle çalışmamızı sürdüreceğiz.

Ekim Gençliği/DTCF