31 Ekim '01
Sayı: 30


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin Avrasya macerası ve Amerikancı iktidarının ihaneti
  Emperyalist savaşa karşı ezilen halkların yanında yer alalım!..
  Emperyalist savaşa karşı savaş!
  Ya barbarlık ya sosyalizm!
  Emperyalist savaşa karşı eylemler...
  Pirelli işçisi işten atmalara karşı direniyor
  Savaş, anti-emperyalist mücadele ve Parti Programı
  Proletarya devriminin askeri programı
  Zaferi direniş kazanacak
  1. yılına girerken Ölüm Orucu Direnişi-1
  Emperyalist haydutluk savaşı
  Psikolojik savaş, "özgür dünya" ve küresel sansür
  Ekmeğe sarılı bombalar
  "Çöküş içindeki ABD ve Batı çıkış için savaşa başvuracak"
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ölüm Orucu Direnişi 1. yılında!..
73 şehit, yüzlerce gazi ve artan baskılara rağmen...

Direniş sürüyor!


20 Ekim 2000’de başlayan ve 10 Aralık 2000’de genişleyerek devam eden Ölüm Orucu direnişi 1. yılını doldurdu. Dile kolay, tam bir yıldır tutsak evlatlarımız, yakınlarımız ve bizler, geçmiş yıllara oranla daha büyük ve akıl almaz baskılar, yasaklamalar, hak gaspları ve katliamlarla yüzyüzeyiz. Hücre saldırısı gündeme geldiğinden beri içerde evlatlarımız, dışarda bizler, devletin hücre politikasıyla neyi amaçladığını, en temel insani hakların dahi kısıtlandığı tecrit ve izolasyon koşullarında yaşamanın ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyoruz. Bir yıldır ne zulüm bitti ne de direnişler.

Devlet, devrimci tutsakları hücrelere atarak, onların siyasi ve insani haklarını gaspederek teslimiyeti dayatmış, bu yolla toplumsal muhalefete de mesaj vermeye çalışmıştır. 19 Aralık’ta pervasızca gerçekleştirdiği katliam, devletin hücre saldırısıyla neyi amaçladığını bütün açıklığıyla göstermiştir. Tüm dünyanın gözleri önünde “hayat kurtarma” adı altında hayatlar söndürülmüş, onlarca tutsak vahşice katledilmiş ve yine yüzlercesi yaralı olarak hücrelere atılmıştır.

Evlatlarımız o pek övülen ve propagandası yapılan hücrelere atıldıkları günden beri sürekli yeni baskılarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sayım, arama vb. bahanelerle devrimci tutsaklar hergün kaba şiddete, işkencelere tabii tutulmaktadırlar. İhtiyaçlarının dışardan karşılanması yasaklanarak herşey fahiş fiyatlarla kantinlerde satılmakta; en fazla üç kitap bulundurma hakkı tanınmakta; pek çok yayın yasak olduğu gerekçesiyle verilmemekte; aile dışındaki ziyaretçiler görüşe alınmamakta; savunma hakları kısıtlanmakta; ağır hastalar dahi tedavi edilmemektedir. Bunun dışında yasak kapsamına giren günlük yaşama dair irili ufaklı onlarca insani talep vardır. En ufak bir itirazda disiplin cezası verilmekte; ziyaret ve mektup yasağı konulmakta; keyfi olarak sık sık hücreleri değiştirilmektedir.

Her şeyden önce tek ve üç kişilik hücrelerde yaşamaya mahkum edilen tutsakların birbirlerini görmeleri ve birbirlerinden haber almaları katı bir tecrit uygulamasıyla engellenmektedir. En kötüsü, insanın insana yasaklanarak sessiz bir ölüme terkedilmesi; kendisine, topluma, insanlara yabancılaştırılmak istenmesidir. Devlet, insanlığından soyundurarak direncini kırmayı, kaba şiddetle teslim alamadığı devrimci tutsakları bu insanlık dışı yolla teslim almayı hesaplamaktadır.

Evlatlarımız tüm bu gerçekleri bildikleri için, siyasi kimliklerinden ve insani haklarından vazgeçmemek ve yaşayan ölülere dönmemek için ölümüne direniyorlar.

19 Aralık katliamından sonra, gelinen aşamada, tüm tutsakların talepleri ortaklaşmıştır. Bu talepler demokratik ve insanidir, karşılanamayacak talepler değildir. Başta tecrit ve izolasyonun kalkması olmak üzere, düşünceleri yok etmek için getirilen bütün yasaklar ve uygulamaların kaldırılması, en temel insani haklarının verilmesi, zorla müdahale işkencesinin son bulması, hastaların tedavi edilmesi amacıyla içeride ve dışarıda sürdürülen Ölüm Orucu direnişinde tam 43 tutsak ve tutsak yakını şehit düşmüştür. Talepler kabul edilmediği sürece ölümler pahasına direniş devam edecektir.

Peki sorun neden çözülmüyor?

19 Aralık öncesi belli bir ivme kazanan ve demokratik kamuoyunun gündemine giren hücre karşıtı eylemlilikler, katliam sonrası devletin çok yönlü saldırısıyla giderek gerilemiştir. Devlet bu noktadaki muhalefetin zayıflığından aldığı cesaretle çok daha pervasızca saldırmakta ve ölümlere seyirci kalmaktadır.

Tutsaklara dayatılan hücre saldırısının, ödenen ağır bedellere rağmen geriletilememesinin arkasında, toplumun örgütsüzleştirilmesi ve susturulmasının önemli bir payı vardır. Devlet, saldırılarıyla her kesimi kendi derdiyle uğraşır bir hale getirmiştir.

Bugün evlatlarımıza dayatılan hücrelere karşı çıkmak, topluma dayatılan hücreleştirmeye karşı çıkmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Çünkü, hücre saldırısı, yalnızca devrimci tutsaklarla sınırlı değildir. Hak ve özgürlükleri için mücadele eden milyonlarca insanın karşı karşıya olduğu bir saldırıdır.

Hücreleşmiş yaşamı kabullenmek, kendi ellerimizle kendi geleceğimizi yok etmek demektir. Sömürü ve zulmün artarak devam etmesi demektir.

Bizler, tutuklu yakınları olarak, bir kez daha kendine insanım diyenlere seslenmek istiyoruz:

Evlatlarımızın talepleri demokratik ve insanidir. Karşılanamayacak talepler değildir. Devlet ölümleri zevkle izlemektedir. Çözümsüzlüğün arkasında yatan gerçek, Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un ailelerle konuşmasında dile getirdiği, “Sonunuz geldi, ister Ölüm Orucu’nda isterse başka türlü, hepiniz gebereceksiniz” sözlerinde gizlidir.

Bu mantık, devletin tutsakları ve ailelerini gözden çıkarma mantığıdır. Onlar bu cesareti toplumdaki suskunluktan almaktadır. Onlara bu cesareti vermeyelim. Unutmayalım ki, evlatlarımızla birlikte yokedilmek istenen bu ülkenin geleceğidir, muhalefet hakkıdır, özgürce yaşam talebidir.

Savaş, kriz vb. bahanelerle haklarımıza göz dikmelerine, bizi mücadeleye yabancılaştırmalarına, Ölüm Orucu direnişini unutturarak gündemden düşürme manevralarına izin vermeyelim. Her türlü hakkımızın takipçisi olup tutsakların taleplerinin kabul edilmesi için devlet üzerinde baskı gücü oluşturalım!

Gözümüzün önünde süren katliamlara seyirci kalmak, ortak olmak istemiyorsak tutsakların 1 yıldır ölümüne sürdürdükleri direnişlerine sahip çıkalım!

Taleplerin kabul edilmesi ve ölümlerin son bulması için mücadeleyi yükseltelim!.
Tecriti kaldırın, baskılara son verin, ölümleri durdurun!
İçerde dışarda hücreleri parçala!
Yaşasın ölüm orucu direnişimiz!

TUYAB (Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Birliği)
TAYAD (Tutuklu ve Hükümlü Aileleri YardımlaşmaDerneği)