01 Eylül '01
Sayı: 24


  Kızıl Bayrak'tan
 Emperyalizm ve tekelci sermayenin safında "demokrasi mücadelesi"

  Derinleşen yıkıma karşı mücadeleyi yükseltelim

  Yeni kıyımlar, hak gaspları ve "esnek çalışma" kapıda

  Ankara Öncü İşçi Platformu'nun kampanya faaliyetleri

  ABD emperyalizminin taşeronu Türk generallerinin Bakü'de gövde gösterisi
  "Toplumsal patlama" "Sivil itaatsizlik" var!
  Sümerbank direnişinin deneyim ve dersleri
  Exsa grevinin ardından

  Türk dış politikası üzerine/4

  Zindan çatışmasının güncel görevleri
  "Kazanmaya mahkumuz"
  Zaferi direniş kazanacak
  Küresel ısınma/3
  Filistin halkının bağımsızlık ve özgürlük iradesi teslim alınamaz!
  ICE-Werk Süd işçisi direnişi kazanacak!
  Kürtler açısından barışın anlamı
  Ölüm Orucu Direnişi 317. gününde
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Dünyayı tehdit eden felaket:

Küresel ısınma/3

İklim değişikliği zirveleri:
Dünyaya seyirlik oyunlar

Bugüne kadar küresel ısınma konulu çok sayıda emperyalist zirve ya da konferans yapılmış bulunuyor.

İklim değişikliği konulu ilk uluslararası konferans, 1988 yılında, Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler tarafından düzenlendi: Devletlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC). 2000 civarında bilim insanı, çevreci ve uzman katıldı. Ortaya konulan tüm gerçeklere rağmen, bu konferans emperyalist devletler tarafından dikkate alınmadı.

Bu ilk konferans ile ve son Bonn zirvesinin dışında, özel olarak anılmaya değer iki zirve bulunuyor. Biri 1992 tarihinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı, ikincisi 1997 yılında Japonya'nın Kyoto kentinde yapılan zirvedir. Çünkü bunlar "somut" sonuçların alındığı, daha doğrusu göz boyayıcı anlaşmaların yapıldığı iki zirvedir.

Haziran 1992'de Brezilya'nın Rio de Jenario kentinde imzalanan BM İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi, ilk sözleşme niteliğindedir. 1994'te yürürlüğe giren sözleşmeye göre, imzacı devletler, atmosfere yaydıkları sera gazlarının miktarını 2000 yılında 1990 düzeyine çekmeyi hedefliyorlardı. Sözleşmeyi Türkiye hariç 156 ülke imzalamıştı.

Ancak, 1995'te Berlin'de gerçekleşen zirveye gelindiğinde, tüm ülkelerin sera gazı üretimlerinin %5 ile %40 arasında artmış olduğu görüldü. Berlin'deki zirvenin elle tutulur tek sonucu Kyoto toplantısının kararlaştırılması oldu.

Aralık 1997'de Japonya'nın Kyoto kentinde 155 ülke'den 10 bin civarında bilim insanı, uzman, çevreci ve hükümet yetkilisinin katılımıyla gerçekleştirilen zirvede İklim Değişikliği Anlaşması (Kyoto Protokolü) imzalandı. Kyoto Protokolü aslında uygulanamayan Rio Sözleşmesi'nin etkin hale getirilmesi amacını taşıyordu. Protokol 1990'da karbondioksit üretiminin %55'inden sorumlu olan 55 ülkenin onaylamasıyla yürürlüğe girecekti.

Protokol'e göre; sanayileşmiş 38 ülkenin atmosfere yaydıkları sera gazı miktarını 1990 yılı düzeyinin %5.2 altına düşürmesi gerekiyor. AB ülkeleri için bu oran %8, ABD için %7, Japonya için %6. Kyoto Protokolü ile kısıtlanması istenen gazlar ise, fosil yakıtlardan çıkan karbondioksit, nitrus oksit, ozon tabakasını delen klorofluorokarbonlar ve bunların yerine ikame edilen holokarbonlardan oluşuyor.

Kısıtlamalara uymayanlara uygulanacak yaptırımlar bir sonraki toplantıya bırakıldı. Fakat o günden bugüne yaptırımlar konusunda herhangi bir anlaşmaya varılamadı.

Kyoto'dan yaklaşık bir yıl sonra gerçekleşen Buenos Aires Konferansı'na (2-13 Kasım 1998) 180 ülke katıldı. Bu, 4. BM İklim Değişikliği konferansıdır. ABD konferans öncesinde, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin sera gazı üretimlerinin 2015'te kendisininkini geçeceği iddiasıyla, bu ülkelerin de sorumluluk yüklenmesini istedi. Buna karşılık Çin önderliğindeki 163 ülke, konferanstan bir gün önce herhangi bir kısıntıya gitmeyeceklerini açıkladı.

Küresel ısınma söz konusu olduğunda, özellikle ABD emperyalizminin başta Çin olmak üzere geri ülkelere yönelik tutumu dikkat çekiyor. ABD tam bir arsızlıkla bir taraftan yükümlülük üstlenmekten kaçınırken, öte yandan Çin ve Hindistan başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin küresel ısınmanın önlenmesi konusunda yükümlülük üstlenmesini istiyor. Bu istemi, gelişmekte olan ülkelerin ileride kendisinden daha fazla sera gazı üreteceği argümanına dayandırıyor. Nitekim Kyoto Protokol'ü gelişmekte olan ülkelere herhangi bir yükümlülük getirmese de, zirvede özellikle Çin ve Hindistan'ın gönüllü kısıtlama hedefleri koymaları istendi.

Oysa küresel ısınmanın öncelikli sorumluları başta ABD olmak üzere emperyalistlerdir ve önceliklede onların önlem almaları gerekiyor. Öte yandan, Çin önderliğindeki 163 ülkenin yaptığı açıklama ise, ABD'ye yönelik bir tepkiyi ifade etmekle birlikte, küresel ısınmaya karşı üstlenilmesi gereken yükümlülüklerden kaçmak anlamına geliyor.

ABD Kyoto Protokolü'nü toplantıların bitimine bir gün kala imzalamakta bir sakınca görmedi, zira senato tarafından reddedileceğini biliyordu. Nitekim senato anlaşmayı onaylamadı. Bu kararda, daha önce sözünü ettiğimiz emperyalist tekellerin yürüttüğü kampanyanın rolünü belirtmek bile gerekmiyor.

Oysa ABD Başkanı Bill Clinton 20 Ekim Ô93'de, küresel ısınmayla mücadele amacıyla ABD'nin yaydığı sera gazı oranlarını Ô90 yılı seviyesine indirmeyi öngören bir plan açıklamıştı. Ve yine Clinton iki gün sonra, gelişmiş ülkelerin sera gazı üretimlerini 2008-2012'ye kadar Ô90 yılı seviyeleriyle sınırlamalarını gerektiren bir anlaşma teklifinde bulunmuştu. Bu teklif Kyoto Protokolü'nde öngörülen hedeflerin benzeridir. Ancak ABD'nin Kyoto Protokolü'nün yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini açıklaması için Clinton'un iktidarının sona ermesi dahi gerekmedi.

28 Mart 2001'de ABD, Ô97 Kyoto Protokol'ünden çekildiğini açıkladı. ABD Başkanı George W. Bush, ABD'nin ekonomik çıkarlarına uymadığı gerekçesiyle anlaşmaya karşı çıktı. Japonya, Avusturalya ve Kanada ABD'den yana saf tuttu. AB ise, ABD olsun ya da olmasın, Kyoto sürecine devam kararı aldı. Alınan kararlara göre, Kyoto Protokolü'nün 2002 yılında yürürlüğe girmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, Kyoto Protokolü'nden çekilen ABD'de, küresel ısınma sorununun çözümüne yönelik olarak, emperyalist şirketlerin kârlarını azaltacak önlemler dışında, son derece gülünç önlemler tartışılıyor. Başka ülkelerden sera gazı yayma hakkı satın almak; genetik olarak değiştirilmiş bitki yetiştirmek; koyun, inek, keçi gibi hayvanları metan geğirmelerini önleyici beslenme rejimlerine tabi tutmak, vb...

BM'in son iklim değişikliği konferansı olan ve 178 ülkenin katıldığı Bonn zirvesi, "gayri resmi görüşmeler" gerekçesiyle açıklanandan üç gün sonra başladı. Zirvede; az gelişmiş ülkelere iklimin korunmasıyla ilgili mali yardım yapılması, Kyoto Protokolü'ne uyulmaması halinde ne tür yaptırımların uygulanacağı, zirvelerde alınan kararların denetlenmesi gibi konular da tartışıldı. Fakat temel amaç Kyoto Protokolü'nden çekilen ABD'yi ikna etmekti. Çünkü dünya sera gazı üretiminin dörtte birinden sorumlu olan ABD'nin olmadığı bir Kyoto süreci büyük oranda topal kalacaktı.

Zirve sonunda ABD ikna edilemedi, fakat Japonya Kyoto Protokolü'nü imzaladı. Bunu belli tavizler alarak yaptı. Japonya'nın Kyoto Protokolü'nde %6 olan sera gazlarını azaltma yükümlülüğü %2'ye düşürüldü. Ayrıca, aralarında Japonya'nın da bulunduğu bazı ülkeler, sera gazlarının azaltılması konusundaki oranlara, ormanların korunmasıyla ilgili olarak aldıkları önlemleri de dahil edebilecekler.

BM Uluslararası Küresel Isınma Konferansı Başkanı Jan Pronk, takındığı "olumlu" tutum nedeniyle Japonya'ya teşekkür etti. Alman Çevre Bakanı Jürgen Trittin yaptığı açıklamada, "Bonn'da Kyoto Anlaşması'nı kurtarmayı ve ulusal parlamentolarda onaylanabilir hale getirmeyi başardık" dedi. Belçika Enerji Bakanı Olivier Deleuze ise, "Esnek ve yaşayan bir anlaşmayı, ölü bir anlaşmaya tercih ettiğini" söyledi.

Aslında "esnek ve yaşayan bir anlaşma" sözü, Kyoto Protokolü'nün akibeti konusunda çok şey anlatıyor. Üzerinde uzlaşma sağlanabilmesi için anlaşmayı esnek hale getirecek bir dizi değişiklik yapılmış bulunuyor. Avrupalı emperyalistlerin Bonn zirvesi öncesinde ABD'nin imzalamadığı bir Kyoto Protokolü'nün uygulama gücünü büyük oranda yitireceğine dair sözleri ise unutulmuş görünüyor.

Emperyalistler Kyoto Protokolü'nün uygulanması halinde küresel ısınma sorununun çözüleceği havasını yaratmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu protokol küresel ısınma sorununa çözüm getirmekten son derece uzak. "Yaşayan ve esnek" Kyoto, bu tür zirve ve konferansların kitleleri aldatmaya dönük yüzünün daha iyi görülmesini sağlayacak.

(Devam edecek...)

 


 

Mamak'ta baz istasyonuna karşı
protesto eylemi

Kapitalistler kâr hırsı uğruna insan sağlığını hiçe sayıyorlar. Buna bir örnek de Ankara'nın Mamak semtinde yaşandı. Bazı sermaye sahipleri semtteki insanlardan habersiz, baz istasyonu kurmaya niyetlendiler. İstasyon kurmak için mahallenin içinde bir yer tercih ettiler.

Bir mahalleliye yerini bin dolar üzerinden kiralamak için teklifte bulundular. Evin sahibi alacağı parayı düşünerek teklifi tereddütsüz kabul etti. Bizler bunun üzerine mahalle sakinleri olarak bir araya geldik. Baz istasyonları hakkında az-çok bir bilgiye sahiptik. Radyoaktif özelliği vardı, meskenlerin içinde kurulması oturanlar için tehlikeliydi. Yaptığımız toplantıda, baz istasyonlarının kaldırılması için 2-3 gün sürecek olan bir imza kampanyası kararı aldık. İmza toplarken insanlarla sohbet edip baz istasyonlarının zararını anlattık. İlk görüşmelerimizde insanların çok bilinçsiz olduğunu gördük. Birçoğu baz istasyonunu ilk kez duyuyordu.

Yaptığımız çalışmalar ve sohbetlerimiz sonucu baz istasyonunun zararlarını kavratmayı başardık ve mahallelilerle bir eylem kararı aldık. Kurulmaya başlanan baz istasyonu önüne birikerek protesto eylemi yaptık. Burjuva medyanın da geldiği eylem sayesinde, bir süreliğine de olsa baz istasyonu yapımını durdurmayı başardık. Başlangıçta duyarsız davranan mahalle halkı, bilinçlendikten sonra baz istasyonunun kurulmaması için biraraya gelmeye başladı.

Artık baz istasyonunun yapımını durdurmak için gereken tepkiyi göstermeye hazır durumdayız. Yerini kiraya veren kişi de mahalleden dışlanmaya başlandı. Birlikte örgütlü duruş sergilenmeden saldırıların geri püskürtülemeyeceği bu vesileyle bir kez daha görüldü.

Mamak'tan bir SY Kızıl Bayrak okuru