21 Temmuz'01
Sayı: 18


Kızıl Bayrak'tan
Cenova'daki "savaş durumu"nun politik anlamı ve önemi

Cumhuriyet mandacıları siyasetin iplerini tümden teslim etmiş durumdalar

Zafere olan inançla dayanışmayı yükseltelim

Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Günü kurtarmak değil, geleceği kazanmak için!..
Saldırgan askeri ittifak yeni projelerle boyutlanıyor
Sınıf hareketi
Düzen bekçileri hazırlanıyor
Tutsaklardan açıklama
Telekom Bülteni'nden
Gücün örgütlülüğündür!
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS'nin açıklaması: Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür!
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup

Açiklamalardan

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Nereye gidiyoruz?

Bu haftaki günlük basın ve televizyon haberlerini alt alta koyarsak şu sonuç çıkıyor:

Eğer Türkiye dünya ekonomisi ile entegrasyon yaşayamazsa bu krizler yaşanacak. Hükümetin piyasalara güven vermesinin temel koşulu, İMF programlarının eksiksiz uygulanmasıdır. TÜSİAD başta olmak üzere diğer burjuva sözcüleri ve kalemşörleri hep bir ağızdan bunu söylüyor ve zaman geçirilmeden taahhütlerin yerine getirilmesini istiyorlar. Nasıl olsa fatura her zamanki gibi işçi ve emekçilere kesilecek...

İMF Türkiye şefi Kahkonen denetimlerde bulunmak için Türkiye'ye geldi. Gidişattan pek memnun görünmekte ve devamını istemektedir. Neden istenmesin ki! Hafta başından itibaren ekonomi ve mali göstergeler alt üst oldu. Dolar bir ara 1.600 lirayla tavan yaptı. Borsa endeksi sekiz binlere düşerek taban yaptı. Hazinenin 17 Temmuz 2001'de düzenlediği bono faizi artışı % 100'ün üzerine fırladı. Mali spekülatörler (başta yabancı bankalar) yine milyon dolarları vurdular. Bu arada Telekom'da İMF'nin istediği düzenlemeler ve atamalar yapıldı. Ardından "piyasaları rahatlatmak" için Ulaştırma Bakanı istifa etti.

Artık herkes "kaos ekonomisi"ni tartışmaya ve çıkış yolları aramaya başladı.
Türkiye'yi sarsan ekonomik krizin sosyal faturası çok ağır. İşsizliğin çığ gibi büyümesi buna bir örnek. Son 6 aylık dönem içinde işsizler ordusuna 1 milyonu aşkın kişinin katıldığını resmi ağızlar belirtmektedir. İstihdama yönelik uzun süredir hiçbir politika yürütmeyen Türkiye'de, üst üste yaşanan ekonomik bunalımlar ve İMF ile yürütülen programlarla, eğitimlisi-eğitimsizi, kentlisi-köylüsü her kesim işsizlik kıskacına girmiş bulunmaktadır. İşten atılmak en çok bankacılık, tekstil, deri ve basın sektöründe yoğun olarak yaşanmıştır.

Daha önceki İMF programı 14 ay sonra çökmüştü. Yeni "ulusal program"ın bu kadar bile sürmeyeceği ortadadır. Benzer program Arjantin'de uygulanmış, bu ülke tam anlamıyla iflas etmiştir. Hükümet bir daha borç almama kararı almıştır. İflastan kurtulmak için ise "yeni kemer sıkma" politikasını hayata geçirmeye çalışmaktadır. Şimdi bazı burjuva ekonomistler Türkiye'nin de böyle bir tehlike ile karşılaşabileceğinden sözetmektedirler. Gerekli önlemlerin alınması için tavsiyelerde bulunmakta, "sosyal patlama"dan duydukları kaygıları dile getirmektedirler.

Birleşmiş Milletler'in istatistiklerine göre, Türkiye nüfusunun en zengin % 20'si gayri safi hasıladan % 80 pay almaktadır. Servet-sefalet kutuplaşması son krizden sonra 296 kata çıkmış, Türkiye dünya sıralamasında 4. olmuştur. Yine, verilen rakamlara göre, Türkiye silah harcamalarında dünyada 4. sıradadır. Doğu Bloku'nun çökmesinden sonra diğer ülkeler % 30'luk bir kısıntıya giderken, Türkiye tam tersine ordusunu, polisini ve diğer militarist örgütlenmelerini güçlendirmiştir. Öyle ya, sermaye düzeninin bekçiliği, aynı anlama gelmek üzere düzenin bekası için bu şart. Emperyalist efendi ABD'nin Ortadoğuda'ki hegemonyası için Türkiye'ye biçilen rol ise İsrail'le birlikte jandarmalık yapmak. Kime karşı? Tabii ki tüm bölge halklarına karşı...

İzmir'den bir komünist


"Bozuk düzende sağlam çark olmaz"!..

Şimdilerde sermaye cephesi vurun abalıya misali hedefe hükümeti koymuştur. Hükümet işleri doğru yapsaydı, hortumculara, vurgunculara izin vermeseydi, özelleştirmeleri uygulasaydı bu kriz olmazdı, diyorlar. Biz de işçi çıkarmak zorunda kalmazdık demeye getiriyorlar. Ve bu krizin gerçekte kapitalizmin krizi olduğu gerçeğini gözlerden uzak tutuyorlar. Tepkilerin de sisteme değil, salt hükümete yönelmesini sağlıyorlar.

Türkiye'de daha bir tepki ortaya konmamış olsa da Türkiye kapitalizmi çürümeyi ve kokuşmayı en üst boyutta yaşıyor. Bunu da bugünkü hükümet üzerinden görmek mümkün. Ulusal onur haysiyet ayaklar altına alınmıştır. Bir ülke hiç bu kadar uşakça yönetilmemiş ve el kapılarında el açıp sürünmeye mahkum olmamıştır. Borcu borçla kapatma politikası uygulanarak, borçları ödemek için evdeki eşyalar bir bir satılmaktadır. Satılacak bir şey kalmadığında ya da eşyalar borca karşılamaya yetmediğinde ne yapılacaktır? Evin kendisi satılacaktır!

Bu sistemin nasıl işlediğini aslında hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu düzenden hiçbir beklentimiz de yok. Ama ne yapıyoruz, en fazla seçimlerde kötünün iyisini arıyoruz. İşte herşey ortada. Bugün hükümet olan partilere bakıyoruz. Bunlar milliyetçiliği kimseye bırakmıyordu. Oysa bugün yaptıklarıyla neye ve kime hizmet ettikleri ortada değil mi? Onların milletten kastettiklerinin hiç de işçi ve emekçiler olmadığı gün gibi açığa çıktı. Onların milleti bir avuç asalak işbirlikçi, mafya babası, çeteci ve hortumcudan ibaretti. İMF'nin ve DB'nin şartlarını yerine getirdik ve karşılığını almamız lazım diyor şimdi. Bir köpeğin sahibinin elindeki ete yaltaklandığı gibi yaltaklanıyorlar.

40 binden fazla insanımızı enkaz altında bıraktılar. Cezaevlerinde gözlerimizin önünde katliamlar yaptılar ve bize seyrettirdiler. Şimdi ülkeyi parsel parsel satıyorlar ve biz bir film gibi seyrediyoruz. Çocuklarımızın geleceği ipotek altında. Ve biz yine seçimden seçime kötünün iyisini mi arıyacağız? Bugünkü hükümet partilerini sandığa gömmek sorunu çözecek midir? Harıl harıl yeni partiler kuruluyor. Yani celladımız Baykal mı, Tayyip mi, Erbakan mı, vb. mi olacak?

Pir Sultan'nın dediği gibi, "bozuk düzende sağlam çark olmaz", bu düzen değişmeli, bataklıkta sinek avlamakla sorun çözülmez biz yüzümüzü bataklığa dönelim ve bataklığı kurutmak için çaba gösterelim. Bataklıkta sinek avlayanların peşinden koşmaya artık bir son verelim. Tüm pisliğin, çürümenin, yozlaşmanın, açlığın, sefaletin kaynağı o bataklıktır. O bataklık kapitalizmdir. Kapitalizm ortadan kaldırılmadan hiçbir sorun çözülmez. Kapitalizmin panzehiri sosyalizmdir. Sosyalizm ise ancak işçi sınıfının kendi partisi saflarında savaşarak yapacağı bir devrimle gerçekleşebilir.

D. Ceren/İstanbul

 


 

Devletin direnişe dönük saldırıları

Son günlerde MGK idareli medyada Adalet Bakanlığı'nın açıklamaları yeralıyor. 12 Temmuz tarihli Radikal gazetesinde yayınlanan bir haber var. Fotoğrafta hafızasını kaybeden ve 6 ay süreyle tahliye edilen Ali Ekber Doğan'la eşi Havva Doğan yeralmış. Haberin konusu, Adalet ve İçişleri bakanlıklarının ortak imzasıyla tutsak ailelerine gönderilen mektup. Mektup, tutsak ailelerinin devlete destek vermesi ve güvenmesini istiyor.

9 aydır devam eden Ölüm Orucu Direnişi'nde tutsak aileleri özelikle de 19 Aralık katliamından sonra evlatlarını, yakınlarını, eşlerini hiç yalnız bırakmadılar. Onları sahiplenen ve haklılıklarını onlarla dakika dakika yaşayarak gören tutsak ailelerine devlet sürekli bir biçimde baskı uygulamış, gözaltına almış, tutuklamış, ama onları yıldıramamıştır. Kimi aileler herşeye rağmen yakınlarını sahiplenmede pasif kalabilmiştir. Devlet binbir çabayla kırmaya çalıştığı direnişi bitirmek için şimdi de aileleri kullanmaya çalışıyor. Ailelere, çocuklarına direnişi bıraktırmaları, devlete güvenmeleri konusunda basınç uygulamaya çalışıyor.

Devrimcilerin bunları gözönünde tutarak bu aşağılık manevraların önüne geçmesi gerekiyor. 9 aydır devam eden direnişte bu tür politikaları sürekli bir biçimde kullanan devlet, şimdi de hafızalarını kaybeden devrimcileri göstererek "bakın işte sonuçları bunlar" demektedir. Bu tür bedellerin verileceği daha başta hesaba katılarak direnişe başlandı. Önemli olan şimdi devrimcilerin bunları boşa çıkartma mücadelesidir. Bu ancak toplumsal mücadeleye yüklenip, kilitlenip direnişçilerimizin yürüdüğü yolda aynı kararlılıkla yürümekle mümkün olacaktır.

H. Eren/İstanbul