21 Temmuz'01
Sayı: 18


Kızıl Bayrak'tan
Cenova'daki "savaş durumu"nun politik anlamı ve önemi

Cumhuriyet mandacıları siyasetin iplerini tümden teslim etmiş durumdalar

Zafere olan inançla dayanışmayı yükseltelim

Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Günü kurtarmak değil, geleceği kazanmak için!..
Saldırgan askeri ittifak yeni projelerle boyutlanıyor
Sınıf hareketi
Düzen bekçileri hazırlanıyor
Tutsaklardan açıklama
Telekom Bülteni'nden
Gücün örgütlülüğündür!
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS'nin açıklaması: Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür!
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup

Açiklamalardan

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Telekom Bülteni'nden...

İşimize, ekmeğimize sahip çıkalım!
Özelleştirmeye izin vermeyelim!

Sermaye sınıfı ve hükümet geleceğimize göz dikti. İşimizi, ekmeğimizi elimizden almak isteyen hükümet özelleştirmeyi amaçlayan Telekom Yasası'nı İMF'nin emriyle derhal çıkardı. İşbaşına geldiğinden bu yana önceki hükümetlerin yaptığı gibi İMF-TÜSİAD programlarını dayatan hükümet, kriz sonrası yeni bir saldırı paketiyle karşımıza çıktı. Normal koşullar altında ancak parça parça uygulayabildikleri saldırıları, krizin ardından topyekûn uygulamaya koydular. KİT'lerin satılmasından tarımsal üretimin yıkımına, sosyal güvenliğin tasfiyesinden kazanılmış haklarımızın gaspına kadar her alanda bir saldırı dalgası başlatıldı. Karşılarında bu saldırılara dur diyecek bir güç görmedikleri için ve hain sendika ağalarından aldıkları destek sayesinde tüm saldırı yasaları meclisten hızla geçirildi. Milyonlarca insanın açlığı ve milyonlarca köylünün yıkımı pahasına İMF ve TÜSİAD'ın bir dediği iki edilmedi, edilmiyor.

Hiç kuşkusuz bu saldırılardan birini ve bizim açımızdan en önemli ayağını özelleştirmeler oluşturuyor. Özelleştirmenin bizler açısından ne gibi sonuçlar doğuracağını biliyoruz. İşsizlik, sendikasızlık, düşük ücret vb... Telekom'un özelleştirilmesi ile onlar, yalnızca bizleri açlığa itmekle kalmayacaklar, ülkenin daha da bağımlı hale gelmesine yolaçacaklar. Şimdi bizim önümüzde işimize, ekmeğimize, çocuklarımızın ve ülkenin geleceğine sahip çıkma görevi durmaktadır. İçimizden bazıları özelleştirme sonucu işten atmaların olmayacağı yönünde propaganda yapıyor. Cengiz Teke'nin "işten atma olursa işyerlerini işgal ederiz" sözünü tekrarlayıp duruyorlar. Anlaşılan bu adamlar kendileri için bir "güvence" bulmuşlar da onu kaybetmek istemiyorlar. Bu kişilere ne tür vaatlerde bulunulduğunu bilmiyoruz. Telekom Yasası ortada dururken bu kişilerin bu yönde yaptıkları demagojilerin bir anlamı olmalı. Bu adamlar birileri tarafından ya kandırılıyorlar, ya da gönüllü uşaklık yapıyorlar. Onlara biçilen görev belli: Tepkileri hafifletmek, tabanı parçalamak, özelleştirmeye karşı duranları tehditlerle yıldırmaya çalışmak ve özelleştirmeye çanak tutmak... Gönüllü yapılan her uşaklığın gerisinde bir takım çıkar beklentileri vardır. Çalışanları özelleştirmeye ortak etmek için ayrılan %5'lik hisse birilerini cezbediyor olabilir. İşverenliğe soyunan ve sırada bekleyen bir sürü sendikacı var. Söze geldiğinde, "millet", "halk" dendiğinde mangalda kül bırakmayan, dış ve iç düşman ihtiyacı olduğunda olur olmaz herkesi düşman ilan eden bu adamlar, gerçek bir düşmanla karşılaştıklarında "düşmana yaranma" politikası izlemeye başlıyorlar. Özelleştirmenin, emek düşmanı, yerli ve yabancı sermayenin çıkarlarını esas alan bir politika olduğunu unutuyorlar. Özelleştirmeye karşı bizleri bilinçlendirmek ve örgütlemek yerine özelleştirmeye çanak tutuyorlar. Tepedekiler bu işten kazançlı çıkacaklardır elbette, ama tepedekilere uşaklık eden en alttakilere yalanacak çanak bile kalmayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

İşten atılma olmayacakmış! Hadi Telekom Yasası'nı okumadılar, ya da okudular da anlamadılar diyelim. Peki uluslararası deneyimlerden de mi bir şey öğrenmediler? Geçtik uluslararası deneyimleri, "işgüvencesi" sözü verilen POAŞ işçilerinin durumundan da mı bir şey öğrenmediler? Peki dünyada işten atılmaların olmadığı bir özelleştirme örneği var da biz mi bilmiyoruz? Bir işyeri temsilcisi "Telekom İşçi Komitesi"nin yayınladığı broşürdeki en iyimser rakam olan 25.000 rakamına karşı çıkıyor ve Telekom Yasası'nda işten atmaların olmadığını iddia ediyor. "Gönüllü emeklilik"i, 399 sayılı yasaya tabi personelin başka kurumlara kaydırılmasını "işten atma" saymadığı gibi, 1475 sayılı iş mevzuatına bağlı işçilere işten atılmaları durumunda "iş kaybı tazminatı" ödeneceğini belirten maddenin de işçi çıkarmak için düzenlenmediğini iddia ediyor. Yani işten çıkarma olacak ama, bunun adı işçi atmak olmayacak! Hem özelleştirme yalnızca bizlere fatura çıkarmıyor. Zaten ekonomik ve siyasal açıdan emperyalist ülkelere bağlı olan ülkemizi daha fazla bağımlı hale getiriyor. Tekelci yerli sermayenin bu bağımlılıktan çıkarları olduğu açık. Ama bu bağımlılık milyonlarca emekçinin yıkımına yol açıyor. Özelleştirmeye çanak tutanlar, bu yıkıma da çanak tutmuş oluyorlar.

İşyeri komitelerinde örgütlenelim

Özelleştirmeye izin vermemek, ekmeğimize, işimize, çocuklarımızın ve ülkenin geleceğine sahip çıkmak için örgütlenmeliyiz. Hiç vakit kaybetmeksizin işyerlerimizde yanyana gelmeli, toplantılar yapmalı ve işçi-memur birliği temelinde işyeri komitelerini kurmalıyız. "Her birimde bir komite" şiarı etrafında çalışmalara aktif olarak katılmalıyız. Geçmiş dargınlıkları, kişisel sürtüşmeleri bir yana bırakmalı, bu saldırının hepimize olduğunun bilinciyle ortak hareket etmeliyiz. Özelleştirme konusunda hayaller kuranları gerçeklere davet etmeli, işçi arkadaşlarımızı hayallerine ortak etmelerine izin vermemeliyiz. Birliğimizi bozacak davranışlardan kaçınmalı, ayrılığı körükleyenlere ve umutsuzluk yayanlara taviz vermemeliyiz. Umut ellerimizdedir. Haydi ellerimizi birleştirelim, umudu büyütelim.

("Özelleştirmeye Karşı Anadolu Yakası Telekom İşçi Komitesi" tarafından yayınlanan Telekom Bülteni'nin 1. sayısından alınmıştır...)


"Zorunlu çalışma genelgesi"ne ve "esnek çalışma" dayatmalarına karşı grev silahını kuşanalım!

Kamu sözleşmelerinde Türk-İş'in imzaladığı satış protokolünden güç alan işverenler, işkolu sözleşmelerinde yeni tavizler koparmaya çalışıyorlar. Bu dayatmaların başında esnek çalışma, zorunlu emeklilik gibi konular geliyor. Telekom'da işverenin getirdiği dayatmalardan birincisi esnek çalışma. İşveren kanadı, hafta içi çalışma sürelerinin birer saat azaltılmasını ve Cumartesi gününün normal işgünü haline getirilmesini istiyor. Marmara Bölge Müdürü Oğuz Özelmas ile Müdür Yardımcısı Recep Şahin imzasıyla yayınlanan ve uygulanmaya başlanan genelge, esnek çalışma saldırısının ilk pratik adımını oluşturuyor. Dayatmalardan ikincisi ise zorunlu emeklilik. İşveren emekliliği gelmiş işçileri, kıdem tazminatını %30 fazla ödeyerek emekli etmek istiyor.

Genelge geri çekilsin!

Marmara Bölge Müdürü ve Müdür Yardımcısının imzasıyla yayınlanan, "pazarlama ve tahsilat servislerinin öğle yemek saatlerinde ve akşam Ômüşteri!' bitimine kadar çalışmasını, cumartesi ve pazar günleri mesaiye gelinmesini, fakat fazla mesai ücreti ödenmemesini' öngören "zorunlu çalışma" genelgesi birçok bölgede uygulanmaya başlandı. Bölgemizde de bazı birimlerde uygulama başlatıldı, öğle arası ve hafta sonları çalışıldığına dair tabelalar asıldı ve giderek her birime yayılıyor. Şimdilik, hafta sonu zorunlu-ücretsiz çalışma uygulaması başlatılmadı. Eğer ciddi bir tepki gösterilmezse bu uygulama da hayata geçirilecektir. Diğer yandan genelgenin geri çekildiği yönünde söylentiler dolaşmaktadır. Ancak bu yönde resmi bir açıklama yapılmadığı gibi, birçok birimde uygulama devam etmektedir. Hem TİS'lerde hafta içi çalışma sürelerinin bir saat azaltılması ve cumartesi günlerinin öğleye kadar normal çalışma günü haline getirilmesi dayatılmakta, hem de genelgeyle her akşam "müşteri!" bitimine kadar, hafta sonu ise fazla çalışma ücreti alınmadan çalışılması istenmektedir. Bu da gösteriyor ki, asıl amaçları haftalık çalışma süresinin artırılması, fazla mesai ücretinin kaldırılması ve izinlerin hafta içi günlere yayılması. "Zorunlu-ücretsiz-esnek" çalışma ve "zorunlu emeklilik" ile özelleştirmenin adımları atılmakta, Telekom'un alıcılar için daha cazip hale getirilmesi istenmektedir. Bu saldırıları boşa çıkarmanın tek yolu mücadele etmektir. Bugün bu saldırıları püskürtecek bir tutum içine girmezsek, yarın daha büyük saldırılarla karşılaşacağız. Genelgenin geri çekilmesi için mücadele başlatmalı, genelgeye uymama, basın açıklamaları, kısa süreli işbırakma gibi eylemler örgütlemeliyiz. Öğle arası ve akşamları normal çalışma saatleri dışında çalışmama, genel tutumumuz olmalıdır. Zorunlu çalışmaya hiçbir birimde katılmayalım.

TİS'lerde hak gasplarına geçit vermeyelim!

Haber-İş Başkanlar Kurulu, sözleşmelerde işverenin dayatmaları devam ederse greve gitme kararı aldı. Diğer sendikalar gibi Haber-İş de sözleşmeleri uzatma politikası izliyor. Çünkü Türk-İş'in imzaladığı protokol, ilk altı ay için yapılacak %15'lik zammın önümüzdeki yılın Şubat ayında ödenmesini öngörüyor. Fakat bu sözleşme olduğu gibi imzalanırsa, daha ödeme yapılmadan ücretlerden kesinti yapılabilecek. Yani elimize geçen net tutar daha da düşecek. Ancak sözleşmeyi uzatma tutumu doğru bir tutum değildir. Çünkü B. Meral'in imzaladığı protokolün hiçbir bağlayıcılığı yok. Yasalara göre toplu iş sözleşmeleri konfederasyonlarla hükümet arasında değil, sendikalarla işverenler ya da işveren sendikaları arasında yapılmaktadır. Yani sendikamız bu protokolü kabul etmek zorunda değil. Öyleyse bahsedilen nedenden dolayı süreci uzatma tutumu protokolün kabul edildiği anlamına geliyor. Hem o protokol ikramiyelerde artış yapılmamasını öngörüyor. Bu protokolün kabulü demek, ihanete ortak olmak demektir. Sendikamız bizlerin taleplerini sormadığı gibi, sözleşmenin gidişatı konusunda da bilgilendirmiyor. İşçi arkadaşlarımızın çoğunluğu sözleşmelerin devam edip etmediğini bile bilmiyor. Bu tutuma son verilmeli, bizlerin talepleri de sorulmalı, tüm birimlerde grev komiteleri oluşturulmalı ve aşağıdaki taleplerle greve gidilmelidir.

Ücretler 6 aylık kayıplarımızı telafi edecek tarzda artırılsın ve farklar hemen ödensin!

Esnek çalışma dayatmalarına son verilsin!
Taşeron çalışma yasaklansın ve taşeron işçilere kadro verilsin!
İşgüvencesi sağlansın!
İkramiye vb. sosyal haklar ücretler oranında artırılsın!
Kapsam içi-kapsam dışı ayrımına son verilsin - eşit işe eşit ücret!
Zorunlu emeklilik dayatması geri çekilsin!

("Özelleştirmeye Karşı Anadolu Yakası Telekom İşçi Komitesi" tarafından yayınlanan Telekom Bülteni'nin 1. sayısından alınmıştır...).


Kamu Emekçileri Bülteni özel Kamu Emekçileri Bülteni
özel sayısı...

Saldırı yasaları sokaklarda parçalanacak!

Kardeşler!

Sistem tüm işçi ve emekçilere olduğu gibi, biz kamu emekçilerine de saldırı üstüne saldırı düzenliyor. Hem diğer sınıf kardeşlerimizle birlikte genel saldırılardan payımızı alıyoruz, hem de özel bir takım saldırıların hedefi durumundayız. Krizle birlikte yoğunlaşan iktisadi, siyasi, sosyal saldırıların ardı arkası gelmiyor. Neredeyse günlük hale getirilen zamlarla, yaşam standardımız 6 ayda kat kat düşürüldü. İşsizlik çığ gibi büyüdü. İşçi ve emekçi kitlelere yönelik bu yoksullaştırma saldırısına, ülkenin ve değerlerin emperyalizme peşkeşi eşlik ediyor. Ve elbette, tüm bu saldırıların sürdürülebilmesi için azgın bir devlet terörüne ihtiyaç duyuyorlar. İstikrar programı adını verdikleri İMF-TÜSİAD programının başlangıcından bu yana, özellikle cezaevlerinde onlarca devrimci tutsak en vahşi katliamlarla yokedildi. Bu vahşet, sadece devrimci tutsakların direnişini değil, toplumdaki tüm direniş odaklarını kırmayı hedefliyordu.

Sahte sendika yasasına karşı Kızılay'da gösteri yapan arkadaşlarımıza yöneltilen terör de gösterdi ki, bu vahşet sadece devrimcilere, yani direnişin siyasi odağına karşı uygulanmayacak. İşçi ve emekçi kitlelerin iktisadi-sosyal mücadelelerini de en azgın saldırılarla bastırmakta hiç tereddüt göstermeyecekler. Kapitalist-emperyalist efendilerinin direktiflerini "ne pahasına olursa olsun" yerine getirmekte ne kadar kararlı oldukları ortada. Bu emirlerden biri de, kamuda istihdamın düşürülmesidir. Yani, bugüne dek daha çok sanayide yoğunlaşmış bulunan işten çıkarmalar, bundan böyle kamu işçi ve emekçilerini de kapsayarak genişletilecektir. Sahte sendika yasası başta olmak üzere, ardı ardına yapılan bir takım yasal düzenlemeler bu tasfiyenin önünü açmak içindir.

Sahte sendika yasasıyla hak mücadelemizi yasadışına itecek, böylece fiili saldırılarına güya bir meşruiyet kazandıracaklar. Kamu personel rejimi yasasıyla 657'nin sağladığı görece iş güvenliğini ortadan kaldıracaklar. Kamu emekçisinin kaderini daire amirinin iki dudağı arasına sıkıştıran bu yasayla, öncelikle mücadelemizin başını çeken devrimci, öncü arkadaşlarımızı, sendika aktivistlerini tasfiye edecekler. Böylelikle de sonraki toplu tasfiyelere karşı gelişmesi büyük ihtimal olan direnişleri daha bugünden başsız bırakacaklar. Umdukları ve yapmaya çalıştıkları budur. İşçi ve emekçilere yönelik tüm hesapları kirli ve karanlıktır.

Bizlere yönelik son saldırı yasalarından biri de "eşit işe eşit ücret" yalanıyla reklam ettikleri ücretleri geriletme saldırısıdır. İşçi ve emekçi, tüm kamu çalışanlarını kapsayan bu saldırıya ilişkin söylenenlerdeki tek gerçek, ücretler arasındaki farklılıkların azaltılacağıdır. Ancak bu uygulamadan kazançlı çıkacak tek bir kesim, tek bir kişi yoktur. Düşük ücretleri yükselterek değil, yüksek olanı düşürerek bir eşitlemedir sözkonusu olan. Kamuda işçi ücretlerinin çok yüksek olduğunu söylüyorlar. Yüksek dedikleri işçi ücretleri, kendi kurumlarının istatistiklerine göre yoksulluk sınırında gezen ücretler oysa. Bütün iktidarları yalan üzerine kurulu. Bu yalanlarla biz işçi ve emekçileri bölmek, birbirimizle rekabete düşürmek de istiyorlar. Fahiş zamlarına gerekçe olarak kamu TİS'lerini gösterdiler. Oysa kamu işçisine henüz 5 kuruş zam verilmiş değil. Satılan bu TİS'lere göre 2002 yılından önce de verilmeyecek. Üstüne üstlük, Sümerbank'ta olduğu gibi aylarca eski ücretlerini bile alamayanlar var.

Bu saldırıların tümü, krizi yönetme programının ayaklarıdır. Emin olmalıyız ki, biz izin verdiğimiz sürece, bu ağır faturayı yüklenmeye devam ettiğimiz sürece, yıkım programlarının ardı arkası gelmeyecektir. Bugün bir bir gaspedilen haklarımız bize iktidarlar tarafından bahşedilmediği gibi, yasalara dayanılarak kazanılmış haklar da değildir. Onları fiili-meşru mücadelemizle kazandık. Yine aynı yolla koruyabiliriz.

Sahte sendika yasasıyla tüm sendikal mevzilerimiz yokedilmek üzere. Sendikaların başındaki bürokratlar ise yasaya uyum çalışmasına çoktan hazırlar. Oysa yapılması gereken, bize rağmen, direnişimizi azgın bir şiddet gösterisiyle bastırmak suretiyle çıkarılan bu yasanın, fiili-meşru mücadele geleneğimizle, sokaklarda boşa düşürülmesidir. Bu yasanın çıkarılmasını engellemenin yolu da buydu. Bu yol reformist bürokratlar tarafından sürekli tıkandığı için ve ancak bu sayede yasa çıkarılabildi. Ancak henüz herşey bitmiş değildir. Hak ve özgürlüklerimiz için mücadeleyi yeniden yükseltirsek saldırı yasalarını da, bürokratik engelleri de aşabiliriz. Mücadelemizi diğer işçi ve emekçi kardeşlerimizin mücadelesiyle birleştirebilirsek yıkım programlarını da bozabiliriz. Yapmamız gereken kendi öz gücümüze güvenmek, bu gücü örgütlemek ve harekete geçirmektir.

Bütün bir mücadele tarihimizin gösterdiği gibi, zafer er-geç direnen emekçinin olacak!

İMF-TÜSİAD yıkım programlarına hayır!
Kahrolsun emperyalizm ve uşakları!
Yaşasın bağımsız, sosyalist Türkiye!