21 Temmuz'01
Sayı: 18


Kızıl Bayrak'tan
Cenova'daki "savaş durumu"nun politik anlamı ve önemi

Cumhuriyet mandacıları siyasetin iplerini tümden teslim etmiş durumdalar

Zafere olan inançla dayanışmayı yükseltelim

Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Günü kurtarmak değil, geleceği kazanmak için!..
Saldırgan askeri ittifak yeni projelerle boyutlanıyor
Sınıf hareketi
Düzen bekçileri hazırlanıyor
Tutsaklardan açıklama
Telekom Bülteni'nden
Gücün örgütlülüğündür!
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS'nin açıklaması: Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür!
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup

Açiklamalardan

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Devrimci-demokrat kamuoyuna
zorunlu açıklama

Hapishanelerde bulunan devrimci tutsaklar olarak ayları, mevsimleri aşan Ölüm Orucu direnişimiz sürmektedir. Ölüm Orucu direnişimiz bugüne değin burjuvazinin her türden yalan, demagoji, katliamları ve envai çeşit hilelerine rağmen ilk günkü kazanma azmini yitirmeksizin devam ediyor. Direnişimizin başlangıcından bugüne onlarca arkadaşımız yaşamını yitirdi, onlarcası yaralandı. Bir o kadarı da sakatlandı.

Adalet Bakanlığı insani, meşru ve demokratik taleplerimizi karşılamak yerine, her seferinde yeni taktiklerle, saldırılarla direnişimizi bastırmaya, tutsakların insani, meşru ve demokratik taleplerinin karşılanmasını isteyen duyarlı kamoyunu sindirmeye çalıştı, çalışıyor. Bunu kimi zaman demagojileriyle, kimi zaman katliamlarıyla yaptı, kimi zaman göz boyayıcı hileler uyguladı, uyguluyor. Başvurduğu en son taktik, hem direnişi içten eritmek, hem de kamuoyunun gözünü boyamak için kimi tahliyeler yapmasıdır. Yanısıra görsel ve yazılı basın yoluyla direnişimiz aleyhine bin bir yolla çarpıtma yapmaya devam etmektedir.

Bütün bu uygulamaların amacı tarafımızca iyi bilinmektedir. Ve her taktiğe cevabımız, yeni ekiplerle genelde direnişimizi tahkim ederek, kazanma azimimizi pekiştirmek olmuştur, olmaya da devam edecektir.
Bahsettiğimiz saldırının yanısıra bir başka tutum, burjuva basın aracılığıyla kimi bireylerin, hem de tutsakların direnişini sahiplenir görünerek, genelde direnişimize, özelde de 20 Ekim 2000 tarihinde direnişi başlatan biz üç ayrı davadan tutsaklara yönelik hasmane bir tutumla saldırmasıdır. Bunun tipik bir örneği, 18 Haziran 2001 tarihli Radikal gazetesinde tam sayfa yapılan bir röportajdır. Röportaj, direniş başladığında cezaevinde olan ve 19 Aralık sonrasında da F tipine getirilen tutsaklar arasında olup daha sonra tahliye olan Selim Açan ile yapılmıştır. Bizler taleplerimizin karşılanması için çaba gösteren her kurum ve kişinin çabasını takdirle karşılarız. Ancak sözü edilen röportaj böyle bir takdiri hak etmesi bir yana gerçekleri çarpıtan, kamuoyunu belli boyutlarıyla yanılgıya düşüren bir muhtevada olduğu için, çarpıtılan gerçeklere dikkat çekip bu çerçevede gerçekleri ortaya koymak bir zorunluluk olmuştur.

Öncelikle vurgulamak isteriz ki; sözü geçen röportajda Selim Açan'ın belirttiklerinin devrimci tutsakları bağlayıcı hiçbir yönü bulunmamaktadır. Nitekim direnişteki hiçbir platform da kendini bağladığını söylememiş, tersine bağlamadığını belirtmiştir. Ancak kendi dava arkadaşları ile paralel düşünceler olduğu söylenebilir. Ötesi yok. Bu bakımdan "taleplerimiz" diye dillendirdiği şeyler üzerine durmayı gereksiz görüyoruz. Zaten iki platform olarak ortak taleplerimizi kamuoyuna deklare etmiş bulunuyoruz.

Kısa olarak üzerinde duracağımız, belirttiğimiz gibi, biz üç davadan devrimci tutsaklara yönelik olarak Adalet Bakanlığı ağzıyla yapılan saldırıdır. Selim Açan söz konusu röportajda öyle şeyler ileri sürmektedir ki, diplomatik bir dille bizlerin, devletin sözüne güvenmeyip direnişi bitirmemiz üzerine (sonucu) birçok insanın yaşamını yitirmesine neden olacak "politik bir hata" yaptığımızı söyleyecek kadar gerçekleri çarpıtmaktadır. Evet düpedüz bu söylenmektedir. Nasıl?

Şöyle ki; gazeteci Selim Açan'a şöyle bir saptama yapıp soruyor:

"Geçen Aralık ayında Ölüm Oruçları'nın başında kamuoyu bu konuda daha hassastı. Aydınlar devreye girmişti. Gazetelerde haberler daha geniş yer buluyordu. Adalet Bakanı Ölüm Oruçları'nı durdurabilmek için isteklerin büyük kısmının kabul edildiğini açıkladı. Birçok insanın hayatını kurtarmak mümkünken, neden Ölüm Oruçları'nı o zaman bırakmadınız?"

Cevap şöyledir: "Bana göre de orda politik bir hata yapıldı. O noktada her ne kadar devletin verdiği sözleri tutmayacağı konusunda güvensizlik içindeyseler de, Adalet Bakanlığı'nın toplumsal bir mutabakat sağlanmadan hücre tipi cezaevlerine geçilmeyeceği sözüne bir şans tanımak için eylemimizi askıya alıyoruz ve gelişmeleri gözleyeceğiz! denilebilirdi. Ama arkadaşlarımız devletin sözlerinden güvensizliği daha öne çıkararak sorunun diğer yönlerini gözden kaçırdılar."

"Gözden kaçıranlar", "politik hata yapanlar" kim? Hemen arkasından onu da belirtmiş oluyor zaten. "O dönemde Ölüm Oruçları genel değildi. Ölüm Orucu'nu yürüten üç örgüt vardı... Onlar bu eyleme zamanlama bakımından erken, isabetsiz bir tarihte başlamışlardı." demekte. Devletin sözüne güvenmeyip "birçok insanın hayatını kurtarmak mümkünken neden Ölüm Oruçları'nı o zaman bırakmadınız?" sorusundaki saptamayı tamamen paylaşmış oluyor.

Dahası ilerdeki, "O sırada, Ölüm Orucu düzenleyicileri arasında Ôbu önerileri kabul edelim, insanların hayatını kurtarmalıyız' diyen olmadı mı?" sorusuna da, "Oldu. Tanığıyım. Diğer örgütler eylemin askıya alınmasını, eğer sözler tutulmazsa birlikte eyleme başlanmasını, Ölüm Oruçları'nın 40. günündeyken, can kayıpları henüz olmamışken önerdiler." diyerek cevaplamakta.

Böyle demesine demekte de, ya gerçekler? İlkin, "... tanığıyım, diğer örgütler eylemin askıya alınmasını, ... can kayıpları henüz olmamışken önerdiler" sözüne dair birkaç şey: O dönemde bu öneriyi yapan TİKB davasından tutsaklardır. (Kendisi de o davadan tutuklu idi zaten). Diğer davalardan tutsakların böylesine ucube bir "öneri"si olmamıştır. Yani "diğer örgütler" diye çoğul kullanması kendilerinin ucube önerilerine başkalarının da katılmış olduğunu yansıtmaya çalışması, gerçeği ifade etmiyor. Düpedüz olmayan bir şeyi olmuş gibi gösterme çabasıdır bu. Konunun bir yanı budur.

Diğer yanına gelince, devletin sözüne güvenilseydi ve Ölüm Orucu o zaman bitirilseydi, operasyon olmayıp can kaybı önlenmiş mi olacaktı? F tipi açılmamış mı olacaktı? Peki ama bu ülkenin Adalet Bakanı, Başbakanı TV'lerde milyonların önünde, "Toplumsal mutabakat sağlanıncaya kadar F tiplerine nakiller olmayacak" sözünü vermelerinin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra, bu ülkenin hapishanelerinde toplu bir katliam olmadı mı? Hem de "Hayata Dönüş Operasyonu" gibi bir isimlendirmeyle. Peki ama bu ülkenin İçişleri Bakanı operasyonun, katliamın ardından, "Biz bu operasyona bir yıldır hazırlanıyorduk" deyip kamuoyuna verilen "sözün" bir aldatmaca olduğunu teyit etmedi mi? Dahası, operasyon öncesi görüşmelerde aracı olan heyet bile, operasyon sonrası, "Devlet bizi operasyon için kullandı, kamuoyunu aldatmak için bizim aracılığımızla kimi talepleri kabul eder göründü. Ama işin gerçeği, bütün bunlar operasyon için kamuoyu hazırlamak içinmiş..." gibisinden açıklamalar ile işin gerçeğini açıklamadılar mı?

Evet bütün bunlar dünyanın başka bir yerinde değil, Türkiye'de, Türkiye'nin hapishanelerinde ve milyonların gözleri önünde yaşandı. Selim Açan da hapishanedeki canlı tanığı değil miydi bunların? Şimdi bunlar olmamış, yaşanmamış gibi "devletin sözüne güvensizliği gereğinden fazla öne çıkardılar", "can kaybı henüz yaşanmamışken önerildi" ama "politik hata yaptılar" vb. şeklinde diplomatik bir üslupla farkında "olmadan" burjuva basın üzerinden bizlere saldırarak katliam yapanları aklama acizliğine girmek niye? Yapılanın bunun dışında bir şeye hizmet etmediğini görmemek için, ya insanın zır cahil ya da ar damarının çatlamış olması gerekir.

19 Aralık katliamından sonra bile şimdiye kadar Ölüm Oruçları'nda 28 ölüm olmasına rağmen, burjuva basın şehitleri haber yapmayı bile gerek görmezken, tahliye olmuş bu zat-ı muhtereme tam sayfa yer açması hesapsız olmasa gerek. Dar grup çıkarlarından gözü dönmüşlerin zaafını bilmeyecek kadar acemi değildir burjuvazi. Sonuçta adı geçen de, kendisine sunulan burjuva basından dar grupçu illetin mengenesinde sıkışıp kalarak röportaj yapmış, bu olanağı, can bedeli değerlere yeğleyen bir yaklaşım ile gerçekleri çarpıtıp demagoji yapmıştır.

Ne var ki, bütün baskı, katliam, tecrit ve hileler galebe çalarak mevsimlerdir, can-kan alınteriyle ilerleyen bir direniş karşısında hiçbir tahrifatın, yalanın, acizane çırpınışların tutunma şansı yoktur. Direnişimiz böylesi çırpınışlara da hak ettiği cevabı vererek rotasında ilerliyor, ilerlemeye devam edecektir. Kazanan direnişimiz olacaktır. Buna dostlarımız da, her renkten düşmanlarımız da tanık olacaktır...

DHKP-C Tutsaklar Örgütlenmesi
TKP(ML) Davası Tutsakları
TKİP Davası Tutsakları
11 Temmuz 2001


Gazi davasında katillere ödül!

Gazi katliamı davasında müdahil avukatlar, yargılamanın sanık polisleri aklamayı amaçladığını belirterek davadan çekildiklerini açıkladılar.

Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden görülen davanın 12 Temmuz günlü duruşmasına dört avukat ve üç müdahil katıldı. Katliamda yakınlarıını kaybedenler ellerinde ölenlerin fotoğraflarının bulunduğu dövizler taşıdılar. Duruşma salonunda sivil ve resmi polisler geniş güvenlik önlemi aldı.

Duruşmada mahkeme başkanı Yargıtay'ın gönderdiği bozma ilamını okudu. Yargıtay, 9 kişinin ölümü ve 5 kişinin yaralanmasından sorumlu tutulan 20 polisin yargılandığı davada 18 polisle ilgili beraat kararını onayladı. Tutuklu yargılanan iki katil ise tutuklu kaldığı süre dikkate alınıp tahliye edildi.
Müdahil avukatı Sevim Akat Yargıtay kararını reddettiklerini belirterek şunları söyledi:

"Bu bozma gerekçesi yerinde değil, çünkü sanıklar belirli hareket halindeler ve değişik yerlerde silah kullandıkları anlaşılıyor. Ayrıca deliller polis laboratuvarında incelendi, yargılananlar da polis memuru. Karar cezalandırmaya yönelik değil, adeta teşvik edici. Bu, yurttaşların can güvenliğini tehdit edici sonuçlara yolaçacak. Yapılacak yargılanmadan bir fayda görmediğimiz için yargı sürecine katılmama kararı aldık."

Duruşma 4 Ekim 2001 tarihine ertelendi.