21 Temmuz'01
Sayı: 18


Kızıl Bayrak'tan
Cenova'daki "savaş durumu"nun politik anlamı ve önemi

Cumhuriyet mandacıları siyasetin iplerini tümden teslim etmiş durumdalar

Zafere olan inançla dayanışmayı yükseltelim

Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Günü kurtarmak değil, geleceği kazanmak için!..
Saldırgan askeri ittifak yeni projelerle boyutlanıyor
Sınıf hareketi
Düzen bekçileri hazırlanıyor
Tutsaklardan açıklama
Telekom Bülteni'nden
Gücün örgütlülüğündür!
Uluslararasi hareket
PKK-DÇS'nin açıklaması: Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür!
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup

Açiklamalardan

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

ÖO direnişçisi Muharrem Kurşun'dan Hatice Yürekli'ye...

"Ya zafer, ya ölüm!"

Sevgili Hatice yoldaş,

Senin için yazılan gecikmiş bir yazı bu belki.

Ama belki de seninle kucaklaşmamıza sayılı günlerim kaldığı için en uygun zamanlamada yazılan bir yazıdır. Bunu esas alarak yazıyorum.

Seni yaklaşık 10 yıldır tanıyorum, ama gıyaben. Bire bir tanışma fırsatımız hiç olmadı. Beni buraya değil de Numune Hastanesi'ne getirselerdi belki tanışırdık. Ne ki böyle bir şansım olmadı. Ama şu an yoldaşlar içinde seninle kucaklaşma olasılığı en yüksek kişi benim.

Bugün yaşama emek pompalayan yürekler, seni partimizin ilk Ölüm Orucu şehidi olarak tanıyorlar. Kıskandım, hem de çok kıskandım seni. Çünkü direnişin başından beri kendimi hep senin vardığın yere ilk varan olarak tasarlıyordum. Aynı zamanda imrendim sana yoldaş. Düşmanın sakat bırakma politikalarını boşa çıkarmakla kalmadın, koluna bir kez olsun serum takmalarına fırsat vermeden çekildin Habip ve Ümit yoldaşlarının yanına.
Seni hala kıskanıyorum ama, şimdi bir yandan ölüm yolunu adımlarken, öte yandan yaşama sımsıkı sarılmış durumdayım. Şiirlerde geçtiği biçimde söyleyeyim; yaşamda sevdam ve kavgam var çünkü.

Partimiz gelişiyor, devrim yürüyüşünde önemli adımlar attı, atıyor. Tabii bu yapılacak işleri artırıyor. Artan ve artacak olan işleri yapmaya kadro lazım. İşte bu ihtiyaca yanıt verebilmek için yaşama sımsıkı sarılmış durumdayım. Ne var ki öte yandan seninle, Habip ve Ümit yoldaşlarla kucaklaşmayı arzulamıyor değilim.

Hemen karşımda Ulucanlar'da yarimle birlikte çektirdiğiniz fotoğrafınız duruyor. Üzerinde kırmızı kazağın var. Sana çok yakıştığını yazmıştım değil mi? Fotoğrafta olmasa da, alnındaki kızıl bandı ve üzerindeki bayrağımızı görüyorum. O bayrak ki, Habip ve Ümit yoldaş tarafından tek bir leke düşürülmeden yüceltilmiştir. Parti bize bu süreçte böylesine değerli bayrağımızı teslim etti. Bu büyük bir onurdur. Bize düşen bu onura layık olmak.

Sen oldun yoldaş. Biz de olacağız.

Ya zafer, ya ölüm!

Kaç gündür yazamadım yoldaş. Nedenini bilirsin, insan giderek birçok işi yapmakta zorlanıyor. Neyse şimdi bunun yeri değil...

Dört beş gün sonra yazmaya "Ya zafer, ya ölüm!" sloganıyla başlamam ilginç gelmiş olabilir. Bu slogan yola çıkarken hepimizin parolasıydı. Bize sadece iki seçenek sunuyor: Ya zafer kazanacağız, ya öleceğiz. Üçüncü bir seçenek yok. Var ama, ihanet uzak dursun bizden. Buna ilişkin senin güzel bir sözün varmış, yarim söyledi bana: Tek başımıza kalsak bile direniş sürüyor. Evet yoldaş, senin bu sözünü olduğu gibi sahipleniyorum. Tek başıma kalmadım. Ama ölüm tek kişiliktir, tek kişi olarak ölürsün. Ve ölüm giderek daha da küçülüyor gözümde. Bugün şehit düşsem, belki de birçok dost gözünde bile sadece şehitlere eklenen bir rakam olacağım, vereceğim üzüntü de rakamı çoğaltmış olmaktan öteye geçmeyecek. Fakat bu ölümü büyütmüyor, güçleştirmiyor gözümde. Zafer yoksa ölümden başka yol yok çünkü...

Kır çiçeklerini severmişsin yoldaş... Öyle ki şiirin kır çiçekleriyle ilgili kısmı çok hoşuna gidermiş. Sana yakışan da bu olmalıydı. Çünkü kır çiçekleri baharın müjdecisi; soğuk, dondurucu kara kışın celladı... Güzel olandır kır çiçekleri. Tıpkı sana benzerler.

Ve her ne olursa olsun kır çiçekleri açmaya devam edecek. Seninle yüreklerde bir kır çiçeği açtığı gibi...

 


 

Muharrem'e bir yoldaşından mektup...

İçerde dışarda hücreleri parçalayacağız!

Merhaba Muharrem yoldaş,

Gelecek devrimci kuşaklara büyük deneyimler ve miras bırakacak Ölüm Orucu direnişimiz, devletin bütün engellemelerine rağmen görkemiyle devam ediyor. Denizler'in idam sehpasına giderken yürekleri nasıl da atıyordu; emperyalist kölelik zincirlerinden elbet bir gün kurtulacak bu yoksul halkın özgürlüğü için, devrim için, sosyalizm için!..

Sevgili yoldaş, sana geç bir zamanda yazmam beni bayağı sıkıntıya düşürdü, ama her zaman yazmayı düşündüm. Düşüncelerimi yazıya dökmem, bu eksik kalan bir yönüm, aşmak gerektiğini biliyorum. Ama aslolan yoldaşlık duygularımızdır, bizleri birbirimize sımsıkı kenetleyen partidir herşeyden önce.

Yoldaş, mektubumu uzun tutup seni yormak istemiyorum. Hem de yazacağın güzel hikayelerin için fazla zamanını almayayım diyorum. Seninle hiç karşılaşmadık, ama yüreğimiz aynı dava için çarpıyor. Bu davada sizler en büyük bedeli ödüyorsunuz. Hemen yanıbaşınızda yenik düşerek direnişi bırakanlara rağmen zafer ulaşmak için senin daha da güçlendiğini yazdıklarından anlıyoruz. Bunu zaten çok güzel ifade ediyorsun. Mücadelenin diğer ayağı da dışarısı, ama bu taraf içerisi kadar güçlü değil. Devrimci yapıların bir an evvel kendilerini toplamaları gerekiyor. Süreci her iki cepheden kucaklayalım ki, zaferi çabuklaştırabilelim.

Yoldaş, cezaevleriyle ilgili devletin son manevrası, ailelere gönderdiği mektuplar, tam bir ikiyüzlülük. Katliamla kırılamayan iradenin aileler tarafından kırılabileceğini sanıyorlar. Ailelere mektup göndererek akıllarınca manevi baskı uygulayacaklar. Ama bunda da başarıya ulaşamayacakları şimdiden bellidir.

Bu davada sizler en büyük bedeli ödüyorsunuz. Söylediğin gibi yoldaş, "önemli olan partimizin kazanmasıdır." Evet yoldaş parti kazanacak. Yoldaşlarımızın ve siper yoldaşlarımızın durumları biyolojik olarak iyi değil, zaten inanç bunların üzerindedir.

Bu süreci zindan dışından kucaklamak için sınıf cephesinden anlamlı bir destek alamıyoruz. Bunun elbette nedenleri var. Düzen de bunu çok iyi değerlendiriyor.

En son basında, 19 Aralık katliamını kendileri de itiraf ettiler. Bayrampaşa'da diri diri yakılan kadın devrimcilerin operasyon anlatımları Adli Tıp raporunda yayınlandı. Katliamla birlikte hazırlanan senaryoda, mahkumlar kendilerini yurtdışından aldıkları talimata göre yaktılar, deniliyordu. Sözde telefon konuşması günlerce satılık medyada yayınlandı. Şimdi de hem devrimci tutsakları, hem de aileleri yargılamaya çalışıyorlar. Bütün raporlar ve anlatımlar katliamın gerçek yüzüdür, ama hiçbir sorumlu yargılanamıyor. Ulucanlar katliamında da aynı senaryo uygulandı, mahkeme hala devam ediyor.

Katil devlet, yıllardır katlettiği devrimcilerin, fabrikalarda-alanlarda yitirdiğimiz sınıf kardeşlerimizin hesabını verecektir. Bu hesap günü çok geç değil, zamanı hızlandıracak güç bizim ve işçi ve emekçilerin gücüdür.
Muharrem yoldaş, şimdilik sana son sözüm, "içerde dışarda hücreleri parçalayacağız" olacak. Sosyalizm davasına bağlı tüm devrimcilere, yoldaşlarıma içten sevgilerimi gönderiyorum.

Bir yoldaşın
15 Temmuz 2001


 

ÖO direnişçisi Ertuğrul Kaya'dan mektup...

"En ağır kuşatmalar kararlı bir mücadele karşısında bozguna uğramıştır"

"Gökyüzünden kopan
Bir çığlık gibi düştü toprağa
Baharın rahmine ellerimizle
ektiğimiz Ôdiktiğimiz bu' fidanlar
ve düşlerimizde yarılandı sabahlar..."

Güneşe ulaşmak için çıkılan bu yolculukta dilimizi ortaklaştırabildiğimiz yol arkadaşlarından birine, sıcacık bir merhabanın güzelliğiyle başlıyorum mektubuma. Göndermiş olduğun mektubu alalı uzunca bir süre oldu. Çeşitli aksaklıklardan dolayı geç yazıyorum cevabını. Aksaklıklardan benim payıma düşenler için özürlerimi gönderiyorum. Ve kabul edildiğini düşünerek bundan sonraki cümlelerimi gönül rahatlığıyla kuracağım.

Bizlere dışarıdan gelen her mektup inançlarımızın tazelenmesini de beraberinde getiriyor. Tanımasak da, dışarda bizlerle soluk alanların olduğunu duyumsamak moral hanemize artılar ekliyor. Bu duyguyu uzunca bir süredir yaşıyorum. Bütün engellemelere rağmen dost-aydınlık yüzlerin mektupları duvarları aşarak elimize ulaşıyor. Ve bizleri sıcak merhabalara, bunun sevincine uzak bırakmıyor. Hele hele gelen mektuplar yoldaşlardan olunca yaşadığımız sevinç daha farklı oluyor.

Bu sana yazdığım ikinci mektubum. Ancak ilki eline ulaşmadığı için ilk kez yazıyor kabul ediyorum kendimi. Elbette son olmayacak. Elim kalem tuttuğunca ve dilimizin ortaklığı sürdükçe mektuplarımı göndermeye devam edeceğim.

Biz şu anda dört arkadaş birlikte kalıyoruz. Üçümüz ÖO'ndayız. Diğer arkadaş geçici olarak burada bulunuyor. Diğer dört ÖO direnişçisi arkadaş da başka bir yerdeler. ÖO'nun ilerleyen günlerinde olmamıza rağmen sağlık durumlarımız çok da kötü sayılmaz. Hala ayaktayız. Ve acil ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayabiliyoruz. Konya'ya geldikten sonra iki ayı aşkın bir süre havalandırmasız bir "oda"da tutulduk. Ancak şu an yeni "oda"mızdayız. Buranın en iyi yanı havalandırmasının olması. Uzunca süredir güneşi ve volta atmayı özlemiştik. Bunları buradan kısa haberler olarak not düştüm. Yoksa burayla ilgili yazacak çok şey var...

Çok zorlu bir süreçten geçiyoruz. Hem dışarısı hem içerisi açısından. Tam bir kuşatma altında tutulmaya çalışılıyoruz. Ancak bugüne kadar devrim mücadeleleri tarihi göstermiştir ki, zulmün ve sömürünün karşısında sağlam bir duruş, rüzgarı işçi ve emekçilerin lehine çevirmiştir. En ağır kuşatmalar, kararlı bir mücadele karşısında dağılmış, bozguna uğramıştır. Bunun Türkiye'de de örnekleri fazlasıyla vardır. Yakın tarihimizde Ô80 süreci, bütün suskunluğuna rağmen aşılmıştır. Özellikle hapishaneler tarihi devrimcilerin onur tarihidir. Bugün de bu kuştmayı yarıp hapishaneler tarihine yeni zaferler ekleyeceğiz. Elbette bugün daha zordur bu, çünkü devlet yılların deneyimiyle karşımızdadır. Toplumsal muhalefet ve özellikle devrimci bir sınıf hareketi gibi bir ayak eksiktir. Ancak sınıf hareketini örgütlemenin bütün temelleri mevcuttur. Şu an sistem tarihinin en büyük krizini yaşıyor. Çelişkilerin en yoğun yaşandığı bir dönemdeyiz. Bunlardan da önemlisi, yılların birikimine sahibiz. Daha da ustalaştık. Sınıfı harekete geçirebilecek yeteneğe, esnekliğe ve doğru politikalara sahip bir sınıf partisine sahibiz. Hapishanelerdeki direnişle devrim davasının yenilmeyeceğini bütün dünyaya ilan eden yoldaşlarımızla, dostlarımızla birlikte bir geleneğe sahibiz.

Evet zorlu bir süreçten geçiyoruz. Acılarımız büyük. Yoldaşlarımızı, dostlarımızı birer birer güneşe uğurluyoruz. Yüzlercemiz sakat kaldı. Ve bedeller hala en ağır şekilde ödenmeye devam ediyor. Ancak yarının ellerimizde olduğunu biliyoruz. Bedelleri böylesine ağır olsa da bu kuşatma böyle yarılacak.

Evet yoldaşım. Burada, hele hele böyle bir süreçte duyguları aktarmak gerçekten çok zor. Bunun en büyük nedeni belki de duyguların doruğunda, en yoğunlaşmış halini yaşıyor olmam. Oysa anlatacak o kadar çok şey var ki. Belki bunları ilerki süreçte, yani zafer günümüzde en iyi şekilde anlatabiliriz. Bugün yaşadığımız sürecin zorlukları-güzellikleri, acıları-sevinçleri bir bütün olarak karşımızda. Belki dünyanın hiçbir yerinde yaşanmamıştır ve yaşanmayacak. Bunun için büyük dersler içeriyor. Geleceğin kazanılması için ve kazanımların korunabilmesi için bu onurlu tarihin çok iyi bilinmesi gerekiyor. Bu açıdan dünyanın en şanslı devrimcileriyiz. Bugün bunun için herşeye rağmen mutluyuz. Tarihe düştüğümüz dipnotlarda hep güzel şeyler olacak. Örneğin ihanet yazmayacak. Direndiler, kazandılar, geleceğin insanını, yeni toplumunu bugünden kurmayı başardılar!.. Tarih bunları yazacak.

Bu süreçte sizlere daha büyük işler düşüyor. Yani sizin işiniz bir anlamda bizimkinden daha zor. Ancak içerisi-dışarısı bu işi birlikte, omuz omuza, yürek yüreğe verip sonuçlandıracağız. Şu an zaten siyasi zafer kazanılmıştır. Bunu devlet cephesi de biliyor, dostlarımız da, bütün dünya ilgili kamuoyu da. Çünkü bir insanlık dersi verdik. İdeolojilerin bittiği yalanlarının cirit attığı bir dünyada, sosyalizmin, işçi sınıfının bilimsel ideolojisinin nasıl ölümüne savunulabileceğini bir kez daha Türkiye'den ilan ettik. Ektiğimiz tohumlar yeşerecek. Sosyalizm bayrağını Türkiye'den dalgalandırmaya devam edeceğiz.

Burada sonlarken, inanç dolu sevgilerimle selamlıyorum. Bütün yoldaşlara selamlar.

 


 

Buca Cezaevi'nden mektup...

"Zafere bir adım daha yaklaştık"

Saat saat, gün gün "kızıla boyadığımız" aylarımızdan Temmuz'dayız. Bir ülkenin karanlığını aydınlatan kor kızgın bir ateşti Sivas'ta bu ayın başı. Bugün aynı zamanda 12 Eylül karanlığını parçaladığımız Ô82 Ölüm Orucu eylemimizin başlangıç tarihi. Bundan tam 12 yıl önce PKK ve TKP(ML)'li devrimci tutsakların karanlığa indirdikleri darbeyle bu topraklara aydınlık saçıldı. Oradan Ô84 Ölüm Orucu Direnişi'ne, Ô96'ya ve bugün içinde olduğumuz dünyayı sarsan büyük Ô00 direnişimize sunduk bedenlerimizi, inancımızı, kararlılığımızı. Bugün, bundan önce güneşe uğurladığımız kardelenlerimiz, boranlarımız gibi zaferin adı Sevgi oldu!

Sevgi Erdoğan ablamızı güneşe uğurladık bugün. Ölümsüzler halayına bir boranımız daha katıldı. Bir tohum daha düştü toprağa. Bin yürek tutuştu zindanlarda, binlerce tohum çiçek açtı tarlada, meydanda, fabrikada. Koşar adımlarla takipçisiyiz boranlarımızın. Yüreklerimizi tutuşturup "avuçlarımıza alarak" tetikteyiz. Zafere bir adım daha yaklaştık. Yüreğimiz kin, aynı zamanda huzur dolu.

Burjuvazi ve uşakları küçük beyinleriyle gelsin de görsünler iradeyi, kararlılığı. Hücre hücre eriyerek ölen bedenleri hangi güç yenebilir. Örse çekiçle beyinlere kazıdığımız bu gerçeği hangi güç silebilir. Ölümü zafer eyleyenleri hangi güç durdurabilir. Bizlere düşen zaferi boranlarımıza armağan etmektir.

Sizleri Sevgi canımızın cüreti, kararlılığı, zafere olan sonsuz inancı ve Ô82 Ölüm Orucu direnişimizin bugüne dek devrettiği kararlılık ve coşkuyla selamlıyor, kolektif yüreklerinizden öpüyorum.

Alattin Karadağ
Buca Kapalı Cezaevi