5 Mayıs'01
Sayı: 07


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs'ın gösterdikleri
  1 Mayıs ve sendika bürokrasisi
  İstanbul'da coşkulu 1 Mayıs!
  Sınıf ve emekçi hareketine ayna, hücre karşıtı muhalefete moral
  Yurdun dört bir yanında 1 Mayıs!
  1 Mayıs ön hazırlık çalışmaları
  Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs
  Dünyada 1 Mayıs'ın gösterdikleri
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinikleri
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Zaferi biz kazanacağız!
  Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan...
  Ölüm Oruçlar'yla ilgili açıklamalar
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 


Zorla müdahale edilen tutsak ailelerinin açıklaması:

“Aileler olarak çocuklarımızın yanındayız”


Biz, Niğde Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutuklu Başak Otlu, Yeliz Sökmen, Necla Çomak’ın aileleriyiz. Şu anda Başak Otlu ve Yeliz Sökmen’e bilinçleri kapalı olduğu halde ailelerinin onayı alınmadan zorla müdahale edilmiştir. Bu müdahale onları hayata döndürmekten çok sakat bırakıp, hafızalarını silecektir.

Biz bu doğrultuda Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Niğde Devlet Hastanesi Başhekimliği’ne suç duyurusunda bulunduk. Kabul edilmedi. Yakınlarımız bilinçleri kapalı olduğu için hareket edemeyecek durumdalar. Onların bu durumda yanlarında refaketçi kalma talebimiz, Jandarma Komutanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müdahaleyi kabul etmediğimiz için, “siz onları ikna etmek için çalışmıyorsunuz” gerekçesiyle izin verilmiyor. Çocuklarımızın ölümünden ve sakat kalmasından Cumhuriyet Başsavcılığı, Jandarma Komutanlığı, Niğde Tabipler Birliği ve hastanede görevli diğer görevliler sorumludur.

Tutukluların direnmeleri en doğal haklarıdır. Bu hakları engellenemez. Biz aileler olarak çocuklarımızın yanındayız. Bizi yıldırmaya çalışıyorlar ama biz yılmayacağız. Tedaviyi kabul etmeyen ve zorla müdahale edilen tutukluların bir an önce cezaevine, arkadaşlarının yanına götürülmesini istiyoruz.

Tutuklu aileleri




“Bizler sonuna kadar yakınlarımızın yanında olacağız”

Zorla müdahaleye “ikna ettik” yalanı

 
Niğde Kapalı Cezaevi’nde 30 Nisan günü Jandarma ve cezaevi idaresi tarafından yapılan operasyon sonucu, Ölüm Orucu direnişçileri zorla hastaneye kaldırılmıştır. Hastanede bilincini yitiren Başak Otlu, Yeliz Türkmen ve Fatime Akalın’a zorla müdahale edilmiştir.

Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Bilal Gündüz 2 Mayıs tarihli gazetelerde çıkan açıklamasında; “Ölüm Orucu’nu sürdüren ve bilinçleri kapanan bu insanları ikna ettiklerini” kamuoyuna deklare etmiştir. Bu asılsız ve çirkin olan açıklama gerçeği yansıtmamaktadır. Aylarca sürdürdükleri onurlu direnişleri kirletilmek istenmektedir. Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Hastahane Başhekimliği’ne, yakınlarımıza tıbbi müdahaleyi kabul etmediğimiz ve bir an önce cezaevine arkadaşlarının yanına götürülmeleri için, dilekçe vermemize rağmen talebimiz kabul edilmemiştir.

Biz ailelere; Cumhuriyet Başsavcısı ve jandarma tarafından zorla müdahaleye ortak olmamız dayatılmaktadır. “Tedaviyi kabul ediyoruz” dilekçesinin altına imza atmamız istenmektedir. Biz aileler bu insanlık dışı uygulamaya ortak olmadığımız için, şu an yakınlarımızla (Başak Otlu, Yeliz Türkmen) görüştürülmemekteyiz.

Bizler sonuna kadar yakınlarımızın yanında olacağız. Çocuklarımızın ölümünden ve sakat kalmasından başta Adalet Bakanı olmak üzere, Niğde Cezaevi İdaresi ve Savcısı sorumludur.

Başak Otlu’nun ailesi adına Fatma Otlu
Yeliz Türkmen’in ailesi adına Sevtap Türkmen
3 Mayıs 2001




Ankara: İHD’nin haftalık oturma eylemi

 
28 Nisan Cumartesi günü saat 12:30’da İHD’nin düzenlediği oturma eylemi İHD binası önünde gerçekleştirildi. Ölüm Oruçları eylemi sonuca ulaşana kadar her Cumartesi İHD önünde yapılacak olan eyleme, bu hafta yaklaşık 80 kişi katıldı.

Dövizler açılarak sessiz bir şekilde oturulan eylemde açılan dövizlerde; “Ölüm Orucu’nun 191. günündeler, ölüyorlar”, “ İnsanlık adına utanıyoruz”, “Tecrit ve izalasyon ölüm hücreleridir”, “ Adalet ve İçişleri Bakanı istifa,” “Ölümleri seyretmek istemiyoruz”, “Devletin iktidarını yükseltmek için daha kaç kişi ölmeli”, “Yasam hakkı en temel insan hakkıdır”, “Yaşam hakkına saygı istiyoruz”sloganları yer almaktaydı.

İHD Şube Başkanı Lütfü Demirkapı, daha fazla ölümleri seyretmek istemediklerini, sorunun Adalet Bakanlığı ya da DKÖ’lerin sorunu olmaktan çıktığını, tüm ülkenin sorunu olduğunu ve diyalogların bir an önce başlatılmasını istediklerini söyledi. Ölümlerin hergün daha da arttığı ve son olarak Hülya Tümgan’ın şehit düştüğü belirtildi. Hülya Tümgan’ı son yolculuğuna uğurlamak için çağrı yapıldı ve eylem alkışlarla sona erdi.

Kızıl Bayrak/Ankara




İzmir Hücre Karşıtı Platform’dan Cumartesi eylemi

 
İzmir Hücre Karşıtı Platform tarafından her Cumartesi düzenlenen eylemin sonuncusu 28 Nisan günü yapıldı. Konak Sümerbank önünde saat 13:30’da başlayan eyleme yaklaşık 250 kişi katıldı. Saygı duruşundan sonra 15 dakika süren oturma eylemini ardından, platformun süreçle ilgi olarak hazırladığı basın metni okundu. Yarım saat süren eylem sloganlarla bitirildi.

Eylemde “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” vb. sloganlar atıldı.

SY Kızıl Bayrak/İzmir




Niğde Cezaevi’ndeki ÖO direnişçilerine yönelik operasyon...

Zorla müdahale zorbalığı sonuç vermeyecektir!


30 Nisan günü Niğde Cezaevi’ndeki ÖO ve AG direnişçilerine çok sayıda asker ve polis tarafından 19 Aralık benzeri bir operasyan düzenlenerek, direnişçiler Niğde Devlet Hashanesi’ne götürüldüler. “Zorla tedavi” sonucunda Ölüm Orucu direnişçileri Fatime Akalın, Başak Otlu ve Yeliz Türkmen hafızalarını yitirmiş durumdalar.

Sağlık durumu uzun süredir ciddiyetini koruyan ve Ölüm Orucu Direnişi’nin 180. gününü çoktan aşmış olan Fatime Akalın’ın aşırı kilo kaybı, konuşamama, sürekli yatağa bağımlı kalma gibi rahatsızlıkları sürmektedir. Başak Otlu ve Yeliz Türkmen’in de durumlarının ciddi olduğu belirtilmektedir. Diğer ÖO direnişçileri Esmahan Ekinci ve Asiye Güden’in yürüyememe vb. sorunları olmakla birlikte, henüz hafızalarını kaybetmemişlerdir.

Fatime Akalın, Başak Otlu ve Yeliz Türkmen’e zorla tedavi uygulanarak, her üçünün de sakatlanmasının önü açılmıştır. Tedaviyi reddeden aileleler direnişçilerle görüştürülmemektedir. Aileler tüm girişim ve çabalarına karşın müdahalenin önüne geçememektedirler. Esmahan Ekinci ve Asiye Güden bilinçleri yerinde olduğu için zorla tedaviyi reddetmişlerdir. Ancak bilinçlerinin yitimi sonunda onlar da zorla tedaviye tabii tutulacaklardır. Kirli medya bir kez daha üzerine düşeni yapmıştır. Direnişçilerin ailelerinin istekleri üzerine operasyonun yapıldığı alçakça yalanıyla, sakat bırakmaların yolunu düzlemektedir.

Niğde Cezaevi’nde 5 ÖO direnişçisi ve 7 AG eylemcisi olmak üzere toplam 12 direnişçi bulunmaktadır. Faşist sermaye devletinin tüm kirli manevraları, provokasyon ve zorla müdahale zorbalığı sonuç vermeyecektir. Faşist rejim bu sarsıcı direnişin kaçınılmaz zaferi altında ezilecektir.
Devrimci tutsaklar onurumuzdur!

SY Kızıl Bayrak/Niğde



Açılım Hukuk Bürosu’ndan Adalet Bakanına açık mektup...

Hep yalan söylediniz, yalan söylüyorsunuz!


“F tipi Cezaevlerine nakilleri erteliyoruz” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ.

Çünkü; 10 gün sonra her türlü şiddet aracı ve yöntemi ile, yakarak, yıkarak, öldürerek ve yaralayarak, işkenceyle, terörle bu hapishaneleri “hizmete” açtınız.

“Kamuoyunun tepkisini dikkate alacağız, sivil toplum kuruluşlarının mutabakatı çerçevesinde hareket edeceğiz” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; daha sonra bu kuruluşları muhatap almaz bir tutuma girdiniz, tehdit eder nitelikte açıklamalar yaptınız, soruşturmalar açtınız.

“Hayata Dönüş operasyonunun amacı, örgüt baskısı altında ölüm orucu yapanları kurtarmak ve ölümleri engellemektir” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; aksine, sizin baskılarınıza, zorla müdahale işkencelerinize rağmen şimdilik 15’i öldü, (dört kişi de dışarıda hayatını kaybetti) onlarcası aklını yitirdi, felç oldu, sakat kaldı. Yüzlercesi de geriye dönüşü olmayan bir yolda ilerliyor.

“Tıbbi müdahalede bulunmayan hekimler ve onlara bu yönde telkinde bulunanlar suç işliyorlar” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; daha sonra bizzat kendiniz “tıbbi müdahale yasal değil” dediniz.

“F tipi Cezaevleri BM ve Avrupa standartlarına uygun mimari yapı ve düzenlemeye sahiptir” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; insan hakları standartlarına uygun olmayan, BM ve Avrupa standartlarına dahi tamamen aykırı bir katı tecrit ve izolasyon sisteminin F tipi hapishanelerin temel özelliği olduğu, yaşanan ve yaşanmakta olan pratikle kanıtlanmış oldu.

“Yaşam hakkına saygılıyız, işkenceye karşıyız” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; F tipi projesinin can kaybı bilançosu 50’ye yaklaştı. Başta tecrit ve kaba dayak olmak üzere her türden işkencenin F tipi hapishanelerde sistematik bir yapı arz ettiği ayan beyan ortaya çıktı.

“Tutuklu ve hükümlüler her türlü konfora ve hakka sahip olarak yaşayacaklar” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; beton yığını içinde, suyu doğru dürüst akmayan, iyi ısıtılmayan, elektrik tüketimi dahi mahpusa ödettirilmeye çalışılan koşullarda; avukat ve ziyaretçi görüşünden iletişim hakkına, tedavi olanaklarından kitap, dergi, gazete vb. yayınları edinebilmeye, savunma hakkından yiyecek ve giysi alımına kadar temel hak ve özgürlüklerin olmadığı ya da kullanılamaz hale getirildiği bir uygulama içine girdiniz.

“Bunlar siyasi talepler ileri sürüyorlar” dediniz, YALAN SÖYLEDİNİZ. Çünkü; 19 Aralık öncesinde sizin de bilginiz ve izniniz dahilinde mahpus temsilcileriyle yapılan görüşmelerde sorun, sadece hapishanelerdeki sistem, işleyiş ve mahpus hakları temelinde tartışılıyordu.

Bunlar ve bunlara benzer daha bir sürü konuda doğruyu söylemediniz. Şimdi, “Bunlar ölüm orucu ya da açlık grevi yapmıyorlar” geleneksel YALANI, peşpeşe ölümlerle yüzünüze çarpınca, uyuşturduğunuz ve uyuttuğunuz kamuoyunu da yeniden harekete geçirince, yeni yalanlarla ortaya çıktınız.

19 Aralık katliamından aylarca önce hazırladığınız, birkaç kelimenin yerini değiştirerek yeniden gündeme getirdiğiniz, 3 yasa tasarısı; çok ucuz bir aldatmacadır. “Bunlar, ölüm orucu eyleminin varlık koşullarını ortadan kaldırmaktadır” diyerek YALAN SÖYLÜYORSUNUZ. TÜSİAD’ın bile “ayıp oluyor” dediği, Turizm Bakanı’nın “Turizmi olumsuz etkileyecek” diye serzenişte bulunduğu; Avrupa’nın, Cumhurbaşkanı’nın, medyanın Fehmi Koru, Güngör Mengi, Gülay Göktürk gibi dostunuz niteliğindeki kalemlerinin dahi “bu işi bağlayın” dediği bir ortamda; “adım atmış olmak” için şiddetin ikiz kardeşi olarak başvurduğunuz yegane yönteme başvuruyor ve yine YALAN SÖYLÜYORSUNUZ.

“İnfaz Hakimliği” zaten organik bir yapı arz ettiğinden, bunu hiç kimse değerlendirmeye dahi almamaktadır. “İzleme Kurulları”nız ise sizin kurullarınız. Seçimini siz yapacaksınız. Zaten kimleri seçeceğinizi saklamıyorsunuz. Böyle bir kurulun tarafsız ve bağımsız olacağına kimi inandıracağınızı düşünüyorsunuz? Benzeri kurulların Avrupa çapındaki tüm örnekleri sivil toplum kuruluşlarının belirleyeceği temsilcilerden oluşuyor. Sizin kurulunuz olsa olsa işkence ve tecritin iyi uygulanıp uygulanmadığını izleyecektir. Bu işi zaten müfettişleriniz yapıyor. Yeni bir kurula, yeni bir yasaya ne gerek var sayın Bakan?

“Terörle Mücadele Yasası”nın 16. maddesindeki değişiklik tasarısı, herkesi aptal yerine koyan bir özellik arz ediyor. Kişinin iradesine müdahale ederek “hak” tesis etmek, ancak sizin siyasi mantığınızda karşılık bulabilir.

Gerçekleşmesi imkansız bir şarta bağlı kılınan bir haktan söz edilebilir mi sayın Bakan? Bu programın mimarı olan batı ülkelerinde, adli “suçlu”lar için dahi terk edilme aşamasına gelinen “tretman/rehabilitasyon/iyileştirme/ıslah” gibi uygulamaların, bir parçası olarak sunulan “ortak yaşam alanlarından yararlanma imkanı”, siyasi düşünce ve eylemlerinden dolayı tutuklu ve hükümlü olan kişiler için hiçbir anlam ifade etmez. Kişinin siyasi düşüncelerini, inançlarını değiştirmesi koşulunu getiren her türlü düzenleme, iradeye müdahale amacı taşıdığı için başlı başına baskıdır, işkencedir, hak ihlalidir.

Kaldı ki kütüphane, işlik, spor alanı gibi yerlerde bir araya gelmek, kişiyi özel bir faaliyete mecbur tutan durum nedeniyle, tecriti ortadan kaldırıcı nitelikte değildir. Çünkü kişiler bu alanlarda tek tip hareket tarzına koşullandırılacaklar, görünürde bir araya gelmiş/getirilmiş olacaklar ve serbest bir iletişim ve paylaşım olanağı bulamayacaklardır. Buna “grup içinde tecrit” adı verilmektedir.

Yalnızlaştırma, kişiliksizleştirme, kimliksizleştirme eksenli izolasyonun ortadan kaldırılması, kişilerin sadece ortak yaşam alanlarında değil, esasta makul sayıda ve sürekli bir arada kalmalarının sağlanmasıyla mümkündür. Bu yönde hiçbir düzenleme içermeyen TMY 16. maddesiyle ilgili “değişiklik” tasarısı tecriti kamufle etmeye yönelik ucuz bir aldatmacadır.

Nitekim üç tasarılık bu eski hamlenizi yeniden ileri sürmeniz kimseyi kandıramamıştır. Ne basın toplantınız esnasında karşınızda bulunan muhabirler (sordukları sorulardan bellidir), ne de hemen arkasından tek tek veya toplu olarak açıklama yapan bir çok kişi ve kuruluş yalanlarınıza ve aldatmacalarınıza inanmadıklarını ortaya koymuşlardır.

“Devlet teröristlerle pazarlık yapmaz” şeklindeki bir başka geleneksel YALANA gelince. Bunun böyle olmadığını artık herkes biliyor sayın Bakan. Daha iki gün önce “Swiss Otel Baskını”nda aksini kanıtladı sizinkiler. “İçişleri Bakanı” gibi siz de “arkadaşlar” diyorsanız (23. 04. 2001 ATV Ana Haber), o zaman bu örneği verilmemiş kabul edin. Hayır, “dili sürçmüştür” diyorsanız, “can kaybı olmasın, kimse zarar görmesin” diye gösterilen hassasiyetin zerresini ölüm oruçları karşısında neden göstermediğinizi herkes merak edecektir. Yoksa siz de koalisyon ortaklarınızdan bir milletvekili gibi “gebersinler” mi diyorsunuz sayın Bakan? Şimdiye kadarki pratiğiniz onu gösteriyor da!

Açılım Hukuk Bürosu
25 Nisan 2001



Zorla müdahalenin “tedavi masrafları” utanmazlığı


Ölüm Orucu’ndayken zorla müdahale edilip sakat bırakılan Haydar Bozkurt’un ailesinden tedavi masrafları isteniyor!

Edirne F tipi hapishanesindeyken zorla müdahale için 13 Nisan günü Edirne Tıp Fakültesi’ne kaldırılan Ölüm Oruçcusu Haydar Bozkurt komaya girdikten sonra 18 Nisan tarihinde tahliye edildi. Tahliye edildiği gün Haydar Bozkurt hala komadaydı. Jandarma tarafından alelacele tahliye işlemleri yapılan Haydar Bozkurt, ancak birkaç gün sonra koma durumundan çıkabildi. Şu anda ayağa kalkamayan ve kısmi hafıza kaybı olan Haydar Bozkurt’un ailesinden hastane idaresi üç milyar lira tedavi masrafı istiyor. Hastane idaresi tarafından parayı ödeyemeyecek kadar yoksul olan aileye zorla senet imzalattırıldı.

İşkence altında zorla müdahale et, bizim elimizde ölmesin mantığıyla tahliye et sonra da tedavi masraflarını ailesinden iste, yoksa zorla senet imzalattır... İşte hapishaneler gerçeği, işte F tipleri gerçeği.... İşte devletin bu ülkedeki tutuklulara yaklaşımı...

TAYAD’lı Aileler’in açıklamasından...