5 Mayıs'01
Sayı: 07


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs'ın gösterdikleri
  1 Mayıs ve sendika bürokrasisi
  İstanbul'da coşkulu 1 Mayıs!
  Sınıf ve emekçi hareketine ayna, hücre karşıtı muhalefete moral
  Yurdun dört bir yanında 1 Mayıs!
  1 Mayıs ön hazırlık çalışmaları
  Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs
  Dünyada 1 Mayıs'ın gösterdikleri
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinikleri
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Zaferi biz kazanacağız!
  Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan...
  Ölüm Oruçlar'yla ilgili açıklamalar
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Ölüm Orucu şehidi/DHKP-C tutsağı Fatma Hülya Tümgan:

 

Cüret, kararlılık, halka ve yoldaşlarına bağlılık...


“Ulucanlar Hapishanesinde 26 Eylül gecesi İsmet’ten devraldığımız bayrak şimdi bizim elimizde... Ve zulmün kalesinde asla yere düşmeyecek... Son nefesimi verirken gözüm arkada kalmayacak.” (Fatma Hülya Tumgan, Kasım ‘00)


5 Mart 1968’de Samsun’un Vezirköprü ilçesinde doğdu. Türk milliyetinden Sünni bir ailedendir. Altı yaşındayken babasının işi nedeniyle Niğde’ye taşındılar, ilk-orta ve liseyi Niğde’de okudu. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümünü kazanarak Samsun’a gitti. Devrimci yayınları okumaya başladı. Dev-Gençliler’le tanıştı.

Mücadeleye katılmasının ilk adımlarından biri, hapishanelere yönelik çıkarılan “1 Ağustos Genelgesi”ne karşı imza toplamak oldu. Devrimci tutsaklara karşı büyük bir saygı duyuyor, onlar üzerindeki baskıların insani olmadığını düşünüyordu. Yine aynı nedenle yapılan açlık grevine katıldı. Okulda kurulan öğrenci derneğinin kurucu üyesi oldu, artık bir Dev-Gençliydi. Devrimci tutsakları karşı duyduğu sevgi ve saygı, onu tutsak yakınlarına da yakınlaştırdı. Samsun TAYAD’ın açılması çalışmalarına katıldı. Üniversiteyi bitirdikten sonra da Samsun’da kaldı. Bir süre vekil öğretmenlik yaptı. Sonra öğretmenliği bırakarak Mücadele Dergisinde muhabir ve temsilci olarak çalışmaya başladı.

16-17 Nisan operasyonları sonrasında gözaltına alınarak tutuklandı. Ankara Ulucanlar Hapishanesine konuldu. Burada olduğu günlerde yapılan süresiz açlık grevine katıldı. Tahliye olduktan sonra yine Samsun’da Mücadele Dergisi’nde çalışmaya devam etti. Yine uydurma gerekçelerle bir kez daha tutuklandı. İşkenceler, hapishaneler onu yıldıramadı. Tahliye olduğunda yine “kaldığım yerden devam” dedi. Ve Samsun’da demokratik alanda mücadelesine devam etti.
1994 başlarında bir kez daha gözaltına alınarak tutuklandı. Ve o zamandan bu yana da tutsak. Ulucanlar katliamını yaşadı. Korkmak, yılmak bir yana, bu düzene olan kini, öfkesi bir kat daha arttı. Ulucanlar hapishanesindeki Parti-Cepheli tutsakların temsilcisiydi. Fatma Hülya Tumgan, özgeçmişinde, 1984 ölüm orucunun devrimci olmasında en önemli etkenlerden biri olduğunu anlatır. Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm kavgamız sürüyor. Nasıl yüzlerce Apo, yüzlerce İdil, yüzlerce Berdan katıldıysa devrimin saflarına, yüzlerce de Fatma Hülya olacak...

Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi’nin açıklamasından...




Ölüm Orucu şehidi/DHKP-C tutsağı Sedat Karakurt:

“Ölümün hücre hücre yenildiği bir savaştan
alnımın akıyla çıkacağıma inanıyorum.”

 
“Beni de alın Kızılbantlı kervanınıza...” Böyle diyordu Sedat yoldaşımız ölüm orucu gönüllüsü olmak istediğini belirttiği bir yazısında. O da kervanımızdaydı. En ön saflarda yürüyenlerimizdendi.
Direnişimiz’in anlamını tüm hücrelerine kadar sindirmişti yoldaşımız. Neden ölümüne bir direnişi yaşama geçirdiğimizi biliyor ve şöyle diyordu;

“Düşmanım hücre saldırılarıyla devrimciliği tasfiye etmeye, halklarımızın onuruna, namusuna göz diktiği bir süreçte, üzerimdeki yükün her geçen gün ağırlaştığını biliyorum. ... Ölümün hücre hücre yenildiği bir savaştan alnımın akıyla çıkacağıma inanıyorum.”

İstanbul 11.6.1976 doğumlu olan yoldaşımız aslen Tokat’lı yoksul bir ailenin çocuğudur. İstanbul’un gecekondularında düzenin kültürünün içinde ama ona hiçbir zaman alışamadan büyüdü. Devrimcilikle tanışması 1995, 12 Mart’ındaki Gazi katliamı sonrasına rastlar. Sempati duymaya başlar. Sonraki yıllarda örgütlü ilişkiler içinde yer aldı. Mahalli alanda çalışmalar içinde yer aldı.

Eskişehir tabutluğunun açıldığı yıl tutsak düştü. O da Eskişehir’e gönderildi. Burada direniş içinde yer aldı. Bu direnişten etkilendi ve kafasında devrimcilik, Parti-Cephelilik yeniden şekillendi. Birçok şeyi yeniden öğrendi. “Ben bu işi yapacağım” kararını verdi. Direniş sonrası gittiği Ümraniye hapishanesinde de kendini geliştirdi.

Devrimcilik deyince Berdan’ı düşünür, “Berdan abi gibi olmak istiyorum” derdi. Şimdi Sedat yoldaşımız da “Berdan gibi” ölüm orucu şehidi olarak halkımızın gönlündeki yerini aldı.
Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi’nin açıklamasından...




Erdoğan Güler Ölüm Orucu direnişinin 147. gününde ölümsüzleşti...

“Bir sıra neferi olarak kahramanlaştı”

 
Ege TAYAD üyesi Erdoğan GÜLER, 10 Ekim 1972’de zulme karşı isyanlar diyarı Dersim’in Ovacık ilçesi, Buzlutepe köyünde doğdu. Bölgedeki yoğun baskılar, yoksulluk 12 yaşına geldiğinde Manisa’nın Salihli ilçesine göçmelerine neden oldu. İlkokulu burada okuduktan sonra çalışmaya başladı. Simit satmaktan fırınlarda işçi olarak çalışmaya kadar birçok işi yaptı. Emeği, alınterini, yoksulluğu kitaplardan değil yaşamından öğrendi. Bu nedenle devrimcilerin yoksul emekçi halkın kurtuluşu için mücadele ettiklerini öğrenmekte gecikmedi. Devrimcilerle tanışması kardeşinin daha 16’sında tutsak düşmesiyle oldu. Bunu şu sözlerle ifade etti; “Hapishanedeki insanlarla tanıştığımda onların çok değerli insanlar olduğunu, halkı için vatanı için kendilerini feda ettiklerini gördüm. Devletin katliamını Ulucanlar’da gördüm.” Gerçek teröristin devlet olduğuna hayatın her alanında tanık oldu. Son olarak 28 insanımızın katledildiği 19-22 Aralık katliam operasyonunu gördü.

İşte tam da bu noktada tüm dünyaya, Türkiye’ye insan olmanın, devrimci, demokrat olmanın ne demek olduğunu gösterdi. “BEN DE BU ÖLÜMLER KARŞISINDA SESSİZ KALAMAZDIM. ÇÜNKÜ ONLARIN İSTEKLERİ BENİM İSTEKLERİM, ONLARIN HAYKIRIŞLARI BENİM HAYKIRIŞIM. BUNA KULAKLARIMI TIKAYAMAZDIM.” sözleriyle neden ölüm orucuna yattığını anlattı.

Her şey bu kadar yalındır. Her şey bu kadar gerçek ve insana özgüdür. Kendisine devrimci, demokrat, aydın, sosyalist, ilerici deyip de ölüm orucuna her türlü küfürü eden, kendi pis ve bencil dünyalarında ölümlerimizi gizliden sevinerek izleyenlere adeta, “İnsan mısınız siz? Anlı şanlı kurumlarınız, partileriniz, sendikalarınız, odalarınız olsa ne olur! O beyinlerinizin içinde insana ait, bu halka, Anadolu topraklarının insanına ait hiçbir duygu, düşünce, hiçbir değer yoksa; tek bildiğiniz Avrupa emperyalist demokrasisi, uluslararası standartlar sahtekarlığıysa, ne işe yarar sizin demokratlığınız, devrimciliğiniz” der gibi yalın ve sadedir Erdoğan’ın ölüme yatması. Onca teori, lafazanlık, ölüm orucu üzerine çok konuşup hiçbir şey yapmayan, dergi sayfalarından devrimcilere küfretmekten başka bir meziyetleri olmnlara, sayfalar dolusu değil, tek bir cümleyle cevap verdi Erdoğan; “sessiz kalamazdım”. Sessiz kalmadı, ölüme yattı ve öyle mütevazi bir sıra neferi olarak kahramanlaştı.

Haklar ve Özgürlükler Platformu’nun açıklamasından...