5 Mayıs'01
Sayı: 07


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs'ın gösterdikleri
  1 Mayıs ve sendika bürokrasisi
  İstanbul'da coşkulu 1 Mayıs!
  Sınıf ve emekçi hareketine ayna, hücre karşıtı muhalefete moral
  Yurdun dört bir yanında 1 Mayıs!
  1 Mayıs ön hazırlık çalışmaları
  Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs
  Dünyada 1 Mayıs'ın gösterdikleri
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinikleri
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Zaferi biz kazanacağız!
  Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan...
  Ölüm Oruçlar'yla ilgili açıklamalar
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
1 Mayıs’ın gösterdikleri

 
Berlin’den Seul’e, Londra’dan Sidney’e militan kitle gösterileri

Kızıl Bayrak’ın bu sayısında, dünyanın dört bir yanındaki 1 Mayıs kutlamalarından belli kesitler sunuyoruz. Bunlar, kutlamaların gerçek kapsamını ve havasını vermekten uzak, yetersiz ve sınırlı kesitlerdir. Uluslararası iletişim araçları üzerindeki gerici emperyalist tekel, gerçek tabloya ulaşmanın önünde aşılması güç bir engel durumundadır. Buna rağmen elde edilebilen sınırlı bilgiler, dünya ölçüsünde bu yılın 1 Mayıs’ının nasıl bir havada geçtiği konusunda az-çok bir fikir verebilmektedir. Bu yıl 1 Mayıs’ın dünyanın dört bir tarafında milyonlarca işçi ve emekçinin geçmiş yıllara göre daha geniş bir katılımıyla kutlandığına kuşku yoktur.

Herşey bir yana, bizzat emperyalist metropollerdeki 1 Mayıs gösterileri bile bu konuda yeterli bir fikir vermektedir. Berlin’deki yasaklamalara, Londra’daki tehdit ve terör havasına, Zürih’teki polis provokasyonlarına rağmen, bu kentlerin her birinde binlerce, onbinlerce gösterici alanlara çıkmış, gerektiği durumlarda polisle militan çatışmalara girmiştir. Buna örneğin Asya’dan Seul’ü, Avusturalya’dan Sidney ya da Melbourne’u ekleyebiliriz.

Emperyalist iletişim tekelleri tarafından milyonlarca işçi ve emekçinin katıldığı daha barışçıl gösterileri gizlemek ya da gölgede bırakmak için kullanılıyor olsalar da, emperyalist metropollerde gerçekleşen bu kitlesel militan gösteriler dahi son derece anlamlı ve açıklayıcı bir tablo sunmaktadır. Bu, kapitalizme karşı büyüyen öfke ve hoşnutsuzluğun tablosudur. Ve son yıllarda artık buna daha sık tanık olunmaktadır.

Bu gösterilerde gençiliğin geniş ve etkin katılımı özellikle dikkat çekmektedir. Tıpkı bu yılın Türkiye’sindeki 1 Mayıs kutlamalarında olduğu gibi. Toplumun genç kuşaklarının kurulu düzene, adını açıkça koyarak kapitalizme karşı ortaya koyduğu bu militan protestoların verdiği mesaj yeterince açıktır. Gençlik kitlelerinin giderek genişleyen bir kesimi kapitalizmde kendisi için bir gelecek görmemektedir. Dahası emperyalist küreselleşme saldırısının insanlığın ezici çoğunluğu için yarattığı derin acılara ilgisiz kalmak bir yana, buna zaptedilemeyen bir öfke duymaktadır.

Bunun anlamını tam olarak değerlendirebilmek için, gençliğin, örneğin Güney Kore’de, büyük ölçüde genç bir işçi sınıfı demek olduğunu da gözönünde bulundurmak gerekir. Aynı şekilde, bu son protestoların, herhangi bir başka vesileyle değil, fakat tam da işçi sınıfının sermayeye karşı birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs gibi anlamlı bir günde gerçekleştiğini de unutmamak gerekir.

İstanbul’da anlamını yeniden bulan bir 1 Mayıs

Türkiye’deki 1 Mayıs’ın tablosu ise gözler önündedir. Yasaklamalara, engellemelere, sendika bürokrasisinin son ana kadar ilgisiz ve son anda baştan savma hain çabalarına rağmen, 1 Mayıs ülke çapında onbinlerce işçi ve emekçinin katılımıyla kutlandı. Kutlamaların ağırlık merkezi doğal olarak İstanbul oldu. Birkaç yıllık bir aradan sonra, 1 Mayıs İstanbul üzerinden bir kez daha gerçek anlamına ve eski havasına kavuştu. İşgünü olmasına rağmen, işçi ve gençlik ağırlıklı 70 bin kişi İstanbul’da 1 Mayıs’ı coşkulu bir havada kutladı. Emperyalizme, sosyal yıkım programlarına ve F tipi hücrelere karşı öfke ve tepki dile getirildi. Tüm baskı, terör ve sindirme çabalarına rağmen solun hala sahip olduğu önemli emekçi kitle potansiyeli, İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamaları şahsında somut olarak açığa dil;ıktı.

Dezavantajlara ve belirsizliklere rağmen...

Bu yılın 1 Mayıs kutlamalarının nasıl geçeceği, işçi ve emekçi hareketi yönünden nasıl bir tablo sunacağı büyük bir merak konusuydu. Bu bir dizi nedenden dolayı böyleydi.

Öncelikli neden, Şubat’ta patlak veren ve bir anda sosyal yıkıma yeni boyutlar ekleyen krize işçi sınıfı cephesinden henüz anlamlı bir eylemli tepkinin gelmemiş olmasıydı. Sendika ağalarının bilinen marifetleri sayesinde, önden büyük iddialara konu edilen 14 Nisan eylemi beklenmedik ölçüde sönük geçmiş, bir hava boşaltma eylemi bile olamamış, yasak savma bir eylem sınırları içinde geride kalmıştı.

İkinci neden, neredeyse son birkaç güne kadar 1 Mayıs’a herhangi bir hazırlığın yapılmamasıydı. 1 Mayıs öncesi günlerde 1 Mayıs konusunda rahatsız edici bir suskunluk egemendi ortama. Son birkaç yıldır olduğu gibi düzen propagandası bu yıl da 1 Mayıs’ı yok sayıyor, provokatif niyetlerle dahi olsa sözünü etmemeye özen gösteriyordu. Kuşkusuz bunda, ciddi ve dolayısıyla kendileri için rahatsız edici bir 1 Mayıs ön hazırlık sürecinin yaşanmıyor olması da önemli bir etkendi.

Üçüncü bir neden, devrimci hareket cephesinden dikkatlerin çok büyük ölçüde Ölüm Orucu direnişine kilitlenmiş olmasıydı. Zaten son derece sınırlı güçlere dayanan devrimci çevreler, bu iki temel gündemi bir arada ele almakta ve birbirine bağlamakta başarısız bir görüntü sunuyorlardı. Edilgen bir kitle desteğini kullanarak 1 Mayıs’ta sözde bir “güç gösterisi”ni yıllık davranış çizgisi haline getiren reformist çevreler de, son bir haftaya sığan sınırlı faaliyetler hariç, bu yıl ciddi bir önhazırlık çalışması yürütmediler.

Son bir neden ise, 1 Mayıs’ın işgününe denk gelmesi ve sendika bürokrasisi etkin bir tavır koymadığı sürece, işgününe denk gelen bir 1 Mayıs’a işçi katılımının güçlüğüydü.

Ama tümü de dezavantaj oluşturan bu etkenlere rağmen bu yılın 1 Mayıs’ı, özellikle de İstanbul üzerinden oldukça olumlu ve umut verici bir tablo ortaya çıkardı. Sınıf ve kitle hareketinin, en zayıf göründüğü bir ortamda bile, gerçekte nasıl bir mücadele birikimi ve potansiyeli taşıdığı somut olarak açığa çıktı.

Belirgin işçi ve gençlik katılımı

Öteki bir dizi kent daha farklı bir görüntü sunsa da, işgününe denk gelen bir 1 Mayıs’a İstanbul’daki işçi katılımı son derece dikkate değer olmuştur. 70 bin kişilik katılımcı bir kitlenin yaklaşık olarak 20 binini işçilerin oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu önemle değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Gençlik katılımının yüksekliği ise, ülke çapındaki hemen tüm kutlamaların ortak özelliği olmuştur. Ezilenlerin temsilcisi olarak işçilerin ve toplumun geleceği olarak gençliğin 1 Mayıs gibi anlamlı bir günde bu belirgin öne çıkışının kuşkusuz ki devrimci siyasal mücadele bakımından özel bir anlamı vardır. Bu üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir başka temel olgudur.

İşçilerin ya da gençliğin 1 Mayıs kutlamalarına bugün için hangi sendika ya da siyasal yapıların denetiminde ya da etkisinde aktığı ise, tali bir öneme sahiptir. Bu güncel ve geçici olması kaçınılmaz olan bir durumdur. Önemli ve kalıcı olan, işçilerin ve gençliğin taşıdığı mücadele potansiyeli, 1 Mayıs kutlamaları üzerinden ortaya koyduğu somut mücadele isteğidir. Bugünün Türkiye’sinde sendikal bürokrasinin ya da yasal sol partilerin yığınların mücadele isteğine yanıt verme gücü, yeteneği ve dolayısıyla şansı yoktur. Bu güçler mücadelenin etkeni değil fakat aşılması gereken engelleridirler. Bugünkü etkilerini neredeyse tümüyle faşizmin kitleler üzerindeki yıldırıcı etkisine ve devrimci akımlara nefes aldırmamaya çalışan acımasız terörüne borçludurlar. Teönemde bu nokta hiçbir biçimde unutulmamalıdır. Geleceğe her zaman direnenler, kurulu düzene ve devlete boyun eğmeyenler, emekçilerin davası için her türlü fedakarlığa açık bir bilinçle katlananlar kalacaklardır. Geleceği onlar temsil ediyorlar, onlar kucaklayacaklardır.

Faşizmin çok yönlü tasfiye saldırılarına rağmen ayakta kalmayı başaracak ve bu aynı çaba içerisinde mücadele gücü, direnci ve kapasitesi konusunda kitlelere adım adım güven verecek olan devrimci parti ya da partiler, reformizmin kof etkisini yıkarak, mücadele potansiyeli ve isteği taşıyan kitlelerle buluşmayı da başarabileceklerdir. Reformist parti saflarında 1 Mayıs kutlamalarına katılan gençlik kesimlerinin coşkulu ve enerjik bir tutum ortaya koymaları, devrim ve sosyalizm şiarlarını militan bir ruhla haykırmaları, onlarla şu an saflarında bulundukları reformist partiler arasındaki derin uçurumu kendiliğinden ortaya koyuyor. Bu, işaret ettiğimiz olgunun anlaşılmasına, 1 Mayıs eylemleri üzerinden somut bir göstergedir.

Sosyal yıkıma ve hücre saldırısına karşı kesişen öfke

Bu yılın 1 Mayıs kutlamalarının kitle bileşimi kadar katılımcı kitlenin ortaya koyduğu tepkinin, haykırdığı şiarların ortak niteliği de dikkate değerdir. Emperyalizme, krizle birlikte ağırlaşan sosyal yıkım saldırılarına ve F tipi hücrelere karşı öfkeyi, tepkiyi ve mücadele isteğini dile getiren şiarlar, ülke çapındaki tüm kutlamaların neredeyse ortak özelliğidir. Emperyalizme ve sosyal yıkım saldırılarına karşı işçi ve emekçi tepkisi anlaşılır olmaktan öteye herkesçe bilinen bir olgudur. Burada özellikle yeni olan, emperyalizmin ve sermayenin sosyal yıkım saldırısına karşı tepki içindeki emekçilerin önemli bir kesiminin hücre saldırısına karşı da hissedilir bir duyarlılık içerisinde olduklarının somut olarak açığa çıkmasıdır. 6 ayı aşan direniş ve son haftalarda birbirini izleyen ölümler, kuşkusuz ki bu duyarlılığın oluşmasınelirleyici etken durumundadır.

1 Mayıs kutlamalarında açığa çıkan bu olgu, sosyal yıkım saldırısına karşı mücadele ile hücre saldırısına karşı mücadeleyi birarada ele almanın ve birbirine bağlamanın olanaklarına bir kez daha somut olarak işaret etmektedir.

SY Kızıl Bayrak