5 Mayıs'01
Sayı: 07


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs'ın gösterdikleri
  1 Mayıs ve sendika bürokrasisi
  İstanbul'da coşkulu 1 Mayıs!
  Sınıf ve emekçi hareketine ayna, hücre karşıtı muhalefete moral
  Yurdun dört bir yanında 1 Mayıs!
  1 Mayıs ön hazırlık çalışmaları
  Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs
  Dünyada 1 Mayıs'ın gösterdikleri
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinikleri
  Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!
  Zaferi biz kazanacağız!
  Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan...
  Ölüm Oruçlar'yla ilgili açıklamalar
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 


ÖO direnişçisi/TKİP tutsağı Düzgün Zengin’e mektup...

“Zaferi biz kazanacağız!”


Düzgün yoldaş,

Eyleminizin doruk noktasına ulaştığı, yeni bedenlerin özgürlüğün sonsuzluk deryasında kendine yer açmaya başladığı bir dönemde ancak yazabiliyorum. Açıkçası telafisi mümkün olmayan bir pişmanlık yaşama kaygısı, sizlerin böyle zor bir süreçte davaya, partiye, işçi ve emekçilere duyulan sonsuz inancın ve güvencin göstergesi olan yazı ve mektuplarınızın sorumluluklarımı hatırlatması, yazmamı sağladı.

Sermaye devleti ve sistemin ideologlarında korku ve hayranlık uyandıran mücadele sürecinde bile, biz dışardakilere perspektif sunan, sorumluluk ve görevlerimizi hatırlatan, güç ve moral toplamamızı sağlayan yazılarınız eksik olmadı. Bu inanç ve sorumluluğun verdiği iradeyi, reformistler ve liberaller ne kadar görmek istemeseler de, sermaye devleti çok iyi görüyor ve türlü demagojiyle saldırmasına neden oluyor. İşçi ve emekçilerin, toplumsal muhalefetin en ileri, örgütlü ve fedakar unsurlarını, kendi elinin altında olmasına rağmen teslim alamamaktadır. Ne denli vahşi katliamlar gerçekleştirseler de yine de başaramadılar. (Buca, Ümraniye, Diyarbakır, Ulucanlar vb.) Şimdi ise suskunluk fesadı ile boğmaya çalışıyorlar direnişinizi. Ancak her yeni bedende patlayan özgürlük ateşi aynı zamanda suratlarında patlayan bir tokat etkisi yaratmaktadır. Ne kadarrarlılık görüntüsü çizmeye çalışsalar da, tam bir acizlik ve çaresizlik içerisinde oldukları gerçeğini gizleyememektedirler.

Sevgili yoldaş, 180. günlere vardığınız şu günlerde, Muharrem yoldaşın kararlılık ve inanç dolu mektuplarını okudukça heyecanlanıyorum. Mektubunda; bu zorlu sınavın bir takım zayıf unsurları elediğinden bahsedip, coşkusundan hiçbir şey kaybetmediğini ifade ediyor. Aklıma “Ve Çeliğe Su Verildi” romanının ünlü yazarı Nikolay Ostrovski’nin şu sözleri geliyor:

“İnsanın en paha biçilmez varlığı hayatıdır. Hayat bir kez verilir insana ve bu hayatı öyle yaşamalı ki, hiçbir amacı, anlamı olmadan yaşanan yıllar için insan utanç duymasın, miskin, pis pis heveslerle geçen günler için insanın yüzü kızarmasın ve hiç değilse ölürken kendi kendine diyebilsin ki; ‘Ben ömürümü, bütün gücümü dünyada en mükemmel şeye, insanlığın özgürlüğe kavuşması için mücadeleye adayarak yaşadım.’ Tarihte de, ölürken ancak bu ifadeyi kullanabilme şansını yakalayanlar gerçekten yaşamışlardır. Bunu bilmek, bunun bilincinde olmak ve verdiği mutluluğu yaşamak biz devrimcilere her türlü zorluğa karşı direnme gücü vermiyor mu? Yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz biz.”

Ancak herşeye alınıp satılabilen bir meta gibi değer biçen bir sistemden ve onun değer yargılarından köklü biçimde kendini kurtaramayan, kurtarmaya çalışmayanlar anlayamaz bu gerçekliği. Eminim ki, tüm yoldaşlarımız gibi sen de siper yoldaşlarının arasına katılmaya, Ümit ve Habip yoldaşların yanında yeralmaya can atıyorsundur. Ancak düşmana inat bir gün daha yaşamak direnci ve azmi içerisinde olduğunu inatçı kimliğinden tahmin edebiliyorum. Senin bu inatçı kimliğini düşman da tanımıştı işkencehanelerinde. İşçi ve emekçileri savunmanı önce alaya alanlar, daha sonra sınıf kinine bürünmüş bu inatçı kimliğine hayran olmuşlardı. Şimdi yine düşman karşısında, bu kez tüm yoldaşlarımız ve siper yoldaşlarıyla birlikte zafere gidiyorsunuz. Hem de düşmanı bozguna uğrata uğrata... Bedel ödeye ödeye... Kazanaca&crren;ımıza duyduğunuz sonsuz güven ve kararlılığı bizler de paylaşıyoruz. Ancak temennimiz süreci en az bedelle atlatabilmektir.

Sevgili yoldaş, sizler nasıl büyük bir sorumluluk altına girdiyseniz, süreç bizlere de bu süreci en az bedelle karşılamak için işçi ve emekçilerin örgütlü birleşik mücadelesini örebilme, direnişinizi işçi ve emekçilerin direnişine dönüştürebilme sorumluluğu yüklemiştir. Bunun farkında olan faşist sermaye devleti de, sınıfın içinde satın aldığı unsurlarla, türlü oyunlarıyla (Ankara’daki eylemlerin bir ay boyunca yasaklanması gibi), liberal ve reformist partilerin sunduğu destekle bunun önüne geçmeye çalışacaktır. Tüm bunlara rağmen çeşitli göstergeler kitle hareketinde bir yükselişe geçileceğinin sinyallerini veriyor. Yani rüzgar işçi ve emekçilerden yana esmeye başlayacak. Burada da bize, parti güçlerine büyük bir sorumluluk düşüyor. Sürece itlenen, hakkını veren bir çalışma ile sermaye devletine büyük sıkıntılar vermemiz işten bile değil. Zira olanaklar ve koşullar eskisine oranla çok daha lehimize. Önümüzdeki 1 Mayıs’ı da bu sürecin verdiği moral, motivasyon ve sizlerden aldığımız güçle karşılamaya çalışacağız.

Zaferi biz kazanacağız!
Yoldaşça sevgilerle...

Genç bir yoldaşın




Dışarıdaki ölüm orucunda yaşamını yitiren
TAYAD’lı Şenay Hanoğlu’nun çocuklarına yazdığı son mektup...

Her şey sizin geleceğiniz için!

 
Canım kızım Pınar, yavrum Erdem, belki şimdi küçüksünüz. Annem bizi bırakıp gitti diye kızıp ağlıyorsunuz. Ama bilin ki ananız sizlerin daha iyi koşullarda büyümesi için bedenini ölüme yatırdı. Canım kızım ve oğlum, sizler kundaktan beri devrimci abi ve ablalarınızın kucaklarında büyüdünüz. Aslında sizinle birlikte büyüdük.

Canım Pınar’ım ve Erdem’im, inanıyorum ki yarın büyüdüğünüz, ana-baba olduğunuzda siz de anneniz gibi aynı fedakarlığı göstereceksinizdir. Bu düzende zulüm ve acı sürdükçe, bizim düşlediğimiz vatan topraklarında yaşayamayacaksınız. Latif abini hatırla. Neden onu çok sevdiğini düşün. Hani bir defasında hasta olmuştun. Seni hastaneye üç defa götürmüştü. Baban o zaman cezaevindeydi. Bize kızdığında, merak ettiğin bir şey olduğunda seninle sürekli konuşurdu, hep anlatırdı. Seni çok severdi Latif abin. Sen de onun için hep, iyi insan derdin, onu çok sevdiğini söylerdin. Canım kızım benim, devrimcilik böyle bir şeydir işte. En zorda olduğun o günlerde senin yanındadır, en sevinçli gününde de seninle birliktedir. Ya Şefinur ablan. Seninle oyun oynardı, yemeğini yedr, üstünü değiştirirdi. Sen hep onu arardın. Neden gelmedi? diye sorardın. Şefinur ablan senin için bir taneydi.

Kızım devrimciler hep böyle iyi insanlardır. Devrimciler herkesi düşünürler. Sadece kendileri için yaşamazlar. Biz kavramı gelişmiştir akıllarında. Ben de devrimciyim kızım. Sizin ve halkımızın geleceği için bütün çabalarımız. Seninle en son Bayrampaşa Hapishanesinde açık görüşe gitmiştik. Bizim ne kadar sevinçli olduğumuzu görmüştün değil mi? Bantlı abilerin ve ablalarınla sımsıkı kucaklaşmıştık. İşte orada siz bizim ailemizi görmüştünüz. Ailemiz diyorum, çünkü onlar senin gerçek ailen kızım. Sizi ne kadar çok sevdikleri gözlerinden okunuyordu. Erdem’e ve sana ne kadar değerli, güzel şeyler yapmışlardı değil mi? Elleriyle örmüşler. Değer verdiklerini anlayabiliyorsundur.

Çiçeğim benim, bir tanem. Güzel gözlerinle bak dünyaya. Bak ki bizi anla ve o insanları düşün. Çöplüklerde ekmek toplayan arkadaşlarını düşün. Onlar ne çileler çekiyorlar. İşte bizim mücadelemiz kimsenin bu halde olmaması içindir. Anlam veremiyorsun belki, neden? diyorsun. Siz mi değiştireceksiniz? diyorsun. Bil ki kızım biz değiştireceğiz. Buna inan. Sen de büyüyünce devrimci olacaksın ve o zaman beni ve bizi çok daha iyi anlayacaksın. Erdem de öyle. Hem de öyle bir olacaksınız ki, siz bizi de geçeceksiniz. Çünkü siz kimleri tanıdınız, kimlerle büyüdünüz. Siz Armutlu’nun, gecekondunun çocuklarısınız. Direnmek sizin mayanızda var. Evlerimizi yıkmaya geldiklerinde beraber direndik onlara karşı.

Canlarım benim. Sakın ola ki sizi bırakıp gittiğimi düşünmeyin. Her şey sizin geleceğiniz içindir. Daha rahat, daha güzel bir yaşam sunabilmek için. Ve sizler benimle, babanızla gurur duyacaksınız. Başınız her zaman dik olsun. Biz utanılacak bir şey yapmadık, yapmayız da bir tanem. Aslında Pınar’cığım, Erdem’im size anlatmak istediğim çok şey var. Biz kendimizden başka herkesin acısını acımız olarak düşündük, sevincini sevincimiz bildik. Kuşların cıvıltısı bile bizi sevindirir, senin kedini sevmen gibi.

Yavrularım biz de yaşamayı çok seviyoruz. Bu vatana da, uğruna ölecek kadar değer veriyoruz. Sizin ve insanlarımızın gelecek güzel günlerde yaşaması için her şey. Özgür vatanı armağan edeceğiz size. Babanla ve benimle, yoldaşlarımla her zaman gurur duymanızı istiyorum. Başınız her zaman dik olsun. Sizleri kucaklıyor ve öpüyorum, sevgili yavrularım benim...

Anneniz Şenay Hanoğlu




Erdoğan Güler ölümsüzlüğe uğurlandı

 
İzmir’de Ölüm Orucu şehidi Hatice Yürekli’nin ölümsüzlüğe uğurlandığı gün, Kahramanlar semtinde bir evde sürdürdüğü Ölüm Orucu eyleminde Erdoğan Güler şehit düştü.

Bir gün sonra ailesinin bulunduğu Manisa’ya bağlı Salihli’ye götürülmek için sabah saatlerinde Bayraklı’daki Adli Tıp’tan alınarak Kuruçeşme Cemevi’ne getirilen Erdoğan Güler, vasiyeti gereği burada yıkandı. Ardından iki otobüsle Salihli’ye doğru yola çıkıldı.

Salihli’ye gelindikten sonra otobüslerden inen insanlar kırmızı beze sarılı tabutu omuzlara alarak, ailesinin evine doğru sloganlarla yürüyüşe geçti. Yürüyüşte “Kahramanlar ölmez, halk yenilmez” pankartı açıldı. Erdoğan Güler’in ve Ölüm Orucu’nda şehit düşenlerin ailelerin yanısıra Salihli halkının da katılımıyla sayısı 400’ü aşan kitle, buradan yine sloganlarla mezarlığa doğru yürüyüşe geçti. Mezar başında kardeşi ve yoldaşlarının yaptığı konuşmalardan sonra, Erdoğan Güler slogan ve marşlarla geleneklere göre toprağa verildi. Törende “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!”, “Katil devlet hesap verecek!” sloganları atıldı.

Erdoğan Güler ölümsüzlüğe uğurlanırken, Ölüm Orucu sürdüren Mehmet Ali Kanmaz ve Ahmet Candemir Özdemir’in kaldıkları Kahramanlar’daki ev DGM talimatıyla basıldı. Ailesinin talebi üzerine Ahmet Candemir Özdemir’in Alsancak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı bildirildi.

Kızıl Bayrak/İzmir