ARSIVANA SAYFA
 
4 Kasım '00
SAYI: 41
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Hücre saldırısına karşı etkin bir kampanya
Af manevrasıyla hücrelerin zemini döşeniyor
Sermayenin “af oyunu”nu bozalım!
Hiçbir yalan ve demagoji eylemimize gölge düşüremez!
“İmaj tazeleme”nin ardından faşist zorbalık!
Deneyimlerin ışığında daha güçlü mücadelelere hazırlanalım!
Sınıf hareketinden haberler
BES Kongresi yapıldı
İMF karşıtı eylemler
Batman’da seri intiharlar
YÖK’e ve YÖK düzenine hayır!
SAG direnişine güçlü bir desteği örgütlemek için Nasıl bir çalışma?
SAG ve ÖO süreci ve zindanlar cepesindeki sorumluluklarımız
Güçlü direnişe zayıf destek
Tüm hapishanelerdeki DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP tutsaklarından çeşitli kesimlere açıklamalar
Gebze Cezaevi’nde katliam hazırlığı
“Devrimci basın susturulamaz!”
Almanya’da faşizme karşı onbinlerce kişi alanlardaydı!
İşgale ve sosyal yıkım paketine hayır
ABD başkanlık seçimleri
Rüzgarlı çocukların geçidi
Ekim Devrimi ve Parti
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Aydınlara!


Merhaba,
Bildiğiniz gibi 20 Ekim 2000 tarihinde biz DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP davası tutsaklarının başlattığı Süresiz Açlık Grevi direnişimiz sürüyor.

Direnişe başladığımız günden bu yana devlet çeşitli yalan, demagoji ve provokasyonlarla direnişimizi karalamaya, boğmaya çalıştı. Özellikle “af” söylemleriyle ülke gündemini değiştirmeye, direnişimize gölge düşürmeye çalışıyor.

Bu nedenle son günlerde adli tutukluların peşpeşe “af talebiyle” başlattığı söylenen “isyan”lar tesadüf değildir. Adana Kürkçüler Hapishanesinde sözde bir takım nakilleri protesto ve af talebiyle infaz koruma memurları rehin alındı. Ardından Bayrampaşa Hapishanesi Adli Blok’ta yine “af talebiyle” infaz koruma memurları rehin alınıp “isyan başlatıldı”. En son da Elazığ E Tipi Hapishanesi’nde “af talebiyle” olduğunu söylenen “isyan”da infaz koruma memurları rehin alındı.

Tüm bu olaylar bizzat devletin besleyip büyüttüğü mafyacıları ve çetecileri tarafından başlatılmıştır. Bu olaylar adli tutukluların duyarlı oldukları af sorunuyla birleştirilerek tüm adli tutuklu kitlesinin de desteğini almaya çalışarak “isyan”a dönüştürüldü.

Bizim hücrelere karşı direnişte olduğumuz bu günlerde adli tutukluların “af isyanı” gündeme geldi denilerek af tartışmaları yeniden başlatıldı. Bu sefer yine devletin siyasi partileri, milletvekilleri, Adalet Bakanı af ile ilgili açıklamalar yapmaya başladı. Bunun üzerine birçok aydın ve köşe yazarı da af üzerine bir şeyler söyledi. “Af”ın çıkması hapishanelerdeki sorunların çözümü için bir çare gibi gösterilmeye çalışılırken, direnişimiz karşısında duyarlı kesimleri de etkilemeye çalışıyorlar.

Devletin bilinçli olarak gündeme getirdiği af konusu ele alınırken, özellikle kendine aydınım diyen ve hücrelere karşı olan kesimlerin tepkileri yumuşatılmaya, direnişimiz etkisizleştirilmeye çalışılıyor.

Adli tutukluların hassas olduğu af konusunda biz siyasi tutukluları adli tutuklu ve hükümlülerle karşı karşıya getirmek istiyorlar. Devlet “hapishanelerdeki açlık grevleri affın çıkmasını uzatır” diyerek, haklı direnişimize tepki örgütlemeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz günlerde gazetecilerin Süresiz Açlık Grevi Direnişimizle ilgili bir sorusuna Hikmet Sami Türk; açlık grevleriyle sonuç alınamayacağı ve açlık grevlerinin affı tehlikeye sokacağı şeklinde cevap veriyor.

Bu açıklamalarla aynı zamanda kimi gazetelerin Süresiz Açlık Grevimizin “af talebiyle” başlatıldığı demagojileri direnişimizin haklı taleplerini belirsizleştirmeyi, hücreleri gündem dışında bırakmayı, hücreler dışında başka konuları tartıştırmayı amaçlamaktadır.

Bizim direnişimizin talepleri nettir. Hücrelerin kapatılması, Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kapatılması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, hapishanelerde katledilen arkadaşlarımızın katillerinin açığa çıkartılıp, kamuoyuna açık bir şekilde yargılanarak cezalandırılması ve emekçi halklarımızın hak ve özgürlüklerinin önündeki tüm anti-demokratik yasaların kaldırılması. Bu taleplerimiz kabul edilinceye kadar direnişimiz sürecek ve belli bir süre sonra Ölüm Orucu’na döşünecektir.

Devletin “af” çıkartıp çıkarmaması temel bir sorun değildir. Zaten devletin amacı da hapishanelerdeki tutsakları bırakmak değildir. Asıl amaç; af, yasal düzenlemeler vb. söylemlerle demokratik bir ülke havası estirerek, yumuşama havası estirerek daha büyük baskılara, zulme, soygun ve sömürüye, tüm bunlarla bağlantılı olarak hücrelere zemin hazırlayabilmektir.

F tipi hapishaneler meşrulaştırılmaya çalışılırken, ülkenin asıl gündemi olan IMF ve Dünya Bankası’nın programlarıyla halka karşı yürütülen topyekûn saldırı perdelenmeye çalışılıyor.

Bu saldırı, emeğinin karşılığını isteyen emekçiye; demokratik, parasız eğitim isteyen öğrenciye; ürettiği malın karşılığını isteyen üreticiye; düşünce özgürlüğü isteyen aydınlara ve özgür, bağımsız, insanca yaşayabileceği bir ülke isteyen tüm halkadır.

Af tartışmalarıyla veya çıkarılacak bir “af”la bu sorunlar çözülecek mi?

Hapishaneler boşaltılsa bile çok kısa süre sonra dolacaktır. Çünkü düzenin adaletsizliği, yoksulluğu, açlığı, sömürü ve zulmü halka reva gördüğü düşünülürse, bu düzen “suç” ve “suçlu” üretmeye devam edecektir. Bunca sömürünün, zulmün, adaletsizliğin karşısında aydınların, demokratların, duyarlı tüm kesimlerin ve halkın meşru direnişi sürecektir.
Sizlerin devletin bu manevralarını boşa çıkarmak için tersine direnişimizin taleplerini gündemde tutmanız gerektiğini düşünüyoruz. Evet, hücrelere karşı olan herkes ortak mevzide birleşebilir. Çünkü direnişimiz ve taleplerimiz aynı zamanda sizin de taleplerinizdir.

Özellikle devletin suni gündemler yaratarak direnişimizin önüne geçilmesini sağlamaya çalışmasına zemin vermemelisiniz. Af çıksa da çıkmasa da hücre saldırısı biz devrimci tutsaklarla birlikte sizlere yönelik bir saldırıdır. Bu saldırı ve sorunlar af tartışmalarıyla ortadan kalkmayacaktır.

Biz inançlarımıza ve düşüncelerimize yönelik yok etme saldırısı karşısında direniyoruz. İnsan inançları ve düşünceleri ile vardır. Bizim kararlılıkla sürdürdüğümüz direnişimize verdiğiniz desteği ve hücrelere karşı tepkilerinizi sürdürmenizi bekliyoruz. Devletin halkta ve özellikle af konusunda hassas olan adli tutuklularda yaratmaya çalıştığı beklentiye ve rahatlığa zemin verilmemelidir.

Af konusunda veya değişik konularda elbette herkesin söyleyecek bir şeyi olur. Ancak temel gündemin ne olduğu ve biz devrimci tutsakların direnişi gözden kaçırılmamalıdır. Devlet hücreleri hayata geçirme konusunda kararlı. Biz de girmeyeceğimiz konusunda kararlıyız. Direnişimizi zafere kadar sürdüreceğiz. Taleplerimiz kabul edilene kadar bedel ödemekten çekinmeyeceğiz.

Devletin direnişimizi karalama, boğma ve provokasyon çabalarını kararlılığımızla ve direnişimizin gücüyle boşa çıkartacağız.

Biz kazanacağız!..
Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Tüm Hapishanelerdeki
DHKP-C, TKP(ML), TKİP tutsakları
28 Ekim 2000





Direnişimizin talepleri:


1- Bugüne kadar yapımı süren, esas olarak devrimci tutsakları tecrit, yalnızlaştırma, işkence yöntemleriyle teslim alma, kişiliksizleştirme politikaları çerçevesinde gündeme getirilen F Tipi Hücre hapishaneleri kapatılmalıdır.

2- Bütün bir halkı “terörizm” demagojisi ile suçlayarak “zanlı” haline getiren; işkence, katliam ve infazları yasallaştıran, bunları gerçekleştiren işkenceci-katilleri koruyan 3713 sayılı Anti-Terör yasasının sadece F tipi hücrelerin yasal dayanağını oluşturan 16. Maddesi değil, tamamen anti-demokratik olan ve sonuçları artık iyice görülen bu yasa bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılmalıdır.

3- Kamuoyunda “Üçlü Protokol” olarak tanınan, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı’nın ortak imzalarından oluşan, tutsakların savunma hakları ve tedavi hakları başta olmak üzere hak gasplarına yönelik, avukatlara onursuz arama dayatmasını içeren protokol iptal edilmelidir.

4- Kuruluş amacı ve 1984’ten beri uygulamalarıyla özel-olağanüstü mahkemeler olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmalı, verdiği cezalar bütün sonuçlarıyla kaldırılmalıdır.

5- Hapishaneler belli periyotlarıyla ilgili kentin Barosunun atayacağı avukatlar, Tabipler Odası’nın belirleyeceği hekimler, tutukluların belirleyeceği avukatlar, tutukluların belirleyeceği tutuklu aileleri, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile insan hakları ihlalleri ile ilgili DKÖ’lerin atayacağı temsilciler ile Tüm Yargı-Sen’in atayacağı temsilcilerden oluşan bir heyet tarafından denetlenmelidir. Bu denetim keyfiyete bırakılmamalı, yasal güvence altına alınmalıdır.

6- 21 Eylül 1995 tarihinde BUCA Hapishanesi’nde üç arkadaşımızın katledilmesinden; 4 Ocak 1996 tarihinde ÜMRANİYE Hapishanesi’nde dört arkadaşımızın katledilmesinden; 24 Eylül 1996 tarihinde DİYARBAKIR Hapishanesi’nde on arkadaşımızın katledilmesinden; 26 Eylül 1999 tarihinde ULUCANLAR Hapishanesi’nde on arkadaşımızın katledilmesinden ve tüm bu saldırılarda onlarca arkadaşımızın yaralanmasından sorumlu olanlar kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. 5 Temmuz 2000 tarihinde BURDUR Hapishanesi’nde arkadaşlarımıza saldıran, kolları kopartan, yaralayan, tecavüz edenler ve bu operasyonun emrini verenler, kamuoyuna açık bir şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. Uğur Sarıaslan, Turan Kılıç, Yusuf Bağ, Mecit Seçkin, Rıza Boybaş, Orhan Özen, Gültekin Beyhan, Aygün Uğur, Berdan Kerimgiller, İlginç Özkeskin, Hüseyin Demircioğlu, Ali Ayata, Müjdat Yanat, Ayşe İdil Erkmen, Tahsin Yılmaz, Yemliha Kaya, Hicabi Küçük, Hayati Can, Ümit Altıntaş, Halil Türker, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz, Ahmet Savran, Aziz Dönmez, Habip Gül, Zafer Kırbıyık, Önder Gençaslan, İsmet Kavaklıoğlu, H. Hüsnü Eroğlu, Mehmet Yalçınkaya, Kalender Kayapınar, Yunus Yaman, Mehmet Batuge, Kadir Demir, Edip Direkçi, Nihat Çakmak, Erkan Perişan, Rıdvan Bulut, Hakkı Tekin, Mehmet Sabri Gümüş, Cemal Cam, Ahmet Çelik, Polat İyit, Engin Huylu, Murat Dil, Uğur Hülagü Gündoğan, Mustafa Kaya, Kazım Tunç isimli arkadaşlarımız değişik tarihlerde sağ olarak tutuklanmışlardı.

Bu arkadaşlarımızın can güvenliği devletin sorumluluğundaydı. Bilindiği gibi tutukluluk statüsünün, halk tarafından kabul edilir ve hukuki oluşunun temeli devletin can güvenliğini garanti altına almasıdır.

Bu arkadaşlarımız ise devlet tarafından katledildi. Bu arkadaşlarımızı geri istiyoruz...

7- Çeşitli hastalıkları sabit olan, 1996 Ölüm Orucu sonrası rahatsızlıkları süren, çeşitli operasyonlarda yaralanan ve tedavileri yapılmayan arkadaşlarımız derhal salıverilmelidir.

8- Değişik tarihlerde ve yerlerde gözaltındayken bizlere işkence yapanlar açığa çıkartılmalı, kamuoyuna açık şekilde hızla yargılanıp cezalandırılmalıdır. Bu işkenceciler hakkında gerek savcılıklara gerekse de TBMM komisyonlarına başvurularımız vardır. “Takipsizlik kararları” ile işkencecilerin korunmasından vazgeçilmelidir.

9- Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi önündeki tüm anti-demokratik yasalar iptal edilmeli, Kürt ulusu ve diğer ulusal azınlıklar üzerindeki baskılara son verilmelidir.

Biz kazanacağız!..

Tüm Hapishanelerdeki
DHKP-C, TKP(ML), TKİP Tutsakları





Sendikalara!


Merhaba,
Sizlere F tipi hücre hapishanelerine karşı başlattığımız Süresiz Açlık Grevi ve belli bir aşamadan sonra Ölüm Orucu’na dönüştüreceğimiz eylemimizin taleplerini bildirmek ve bu süreçte, desteğinizi istemek için yazıyoruz.

Sizlerin de takip ettiğiniz ve bildiğiniz gibi, faşist devlet yıllardır uyguladığı tüm baskılar, işkenceler, katliamlara rağmen teslim alamadıkları devrimci tutsakları teslim alabilmek için “F tipi” dedikleri hücre hapishaneleri hayata geçirmeye çalışıyor. Halkın sorunlarını çözmek için harcama yapmazken, depremzedelere bir çadırı, işçiye, memura yüzde 10-15 zammı bile çok görürken, hücre hapishaneleri yapmak için milyonlarca dolar harcamaktan kaçınmıyor. Neden?

Çünkü hücre hapishanelerle teslim alınmak istenen yalnızca devrimci tutsaklar değil. Teslim alınmak istenen düzene muhalif olan, hakkını arayan, bunun için sesini çıkaran halkın her kesimine pervasızca bir saldırı sürdürülüyor. Bugün devrimci tutsaklara dayatılan hücreler tüm bu saldırıların odağı haline gelmiş durumdadır. Ecevit; “IMF’nin bize önerdiği programı hayata geçirebilmemiz için önce hapishaneleri düzeltmemiz lazım” diyor. Bunun için, Ulucanlar Hapishanesi’nde olduğu gibi ağır silahlarla, bombalarla saldırıp işkence yaparak, en vahşi yöntemlerle onlarca tutsağı katletmekten bile çekinmiyor. IMF Türkiye masası şefi Cottarelli emrediyor; Hücre hapishanelere hız veriliyor. Memur kararnameleri çıkarılıyor. Özelleştirmelere, işten atmalara, sendikasızlaştırmaya hız veriliyor. Devrimci tutsaklara dayatılan hücre hapishaneler, halklarımıza dayatılan IMF ve Dünya Bankası programlarından bağımsız değildir. “F Tipi” diye anılan hücre hapishaneler, emperyalizmin bir bütün olarak halkı teslim alma operasyonunun önemli bir parçasıdır.

Bu nedenle; işçilere yapılan saldırılar ve hak gaspları; özelleştirmelere ve bunun bir sonucu olarak işten atılmalara hız verilmesi; grevle getirilen yasaklar, sendikasızlaştırma ve yüzde 10 barajı gibi uygulamalarla yapılmaya çalışılan tasfiye operasyonları, hücre hapishaneler saldırısıyla içiçedir. Kamu emekçilerine yapılan saldırılar ve hak gaspları; tüm çalışanlara reva görülen “sadaka” zamlar, sendikal örgütlenmelerine getirilen engeller ve Kanun Hükmünde Kararnameler yoluyla yapılmaya çalışılan “disipline etme” planları, hücre hapishaneler saldırısıyla içiçedir. Köylülere yapılan saldırılar ve hak gaspları; taban fiyatları ile dayatılan açlık ve yoksulluk, girdi fiyatlarına yapılan zamlar ve destekleme alımlarına getirilen kısıtlamalar, özelleştirme uygulamaları ile tarım kesimine dayatılan tasfiye, hücre hapishaneleri saldırısıyla içiçedir. Gençliğe yapılan saldırılar ve hak gaspları; YÖK cendesine sıkıştırılmış ve birer ticarethane haline getirilmiş üniversiteler, eğitim hakkının gaspı, tüm üniversite emekçileri ile birlikte öğrencilerin söz, karar ve örgütlenme haklarının gasp edilmesi, kışla disiplini dayatmaları, polis zoru gibi tüm saldırılar, hücre hapishaneler saldırısı ile içiçedir.

Bu liste, tüm halk kesimlerini içine alan bir tarzda sayfalar dolusu uzatılabilir. Yoksul gecekondu halkı, işsizler ordusu, kadınlar, çocuk işçiler, kaçak çalıştırma, sokak çocukları, küçük üreticiler, yoksul köyülüler ve diğer halk kesimleri için sıralanabilecek çokça sorun vardır. Ama öz olarak dile getirmek istediğimiz; IMF ve Dünya Bankası dayatmalar ile yaşama geçirilmeye çalışılan ve asıl olarak SABANCI’ların, KOÇ’ların “huzurunu ve istikrarını” sağlamayı hedefleyen ekonomik ve siyasi programların halka karşı topykûn bir savaşa dönüştürülmesidir.

Çok kapsamlı bir kuşatmayla karşı karşıyayız. Bu kuşatmayla örgütsüz bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Halkı bölüp parçalayarak, örgütsüzleştirerek teslim almak istiyorlar. Biliyorlar ki; halk örgütsüzleştirilirse ancak teslim alınabilir. İşte bu yüzden tüm halka teslimiyet dayatılıyor. Bugün işçiyi, memuru, emekçiyi boğaz tokluğuna çalıştırıp, yüzde 10-15 gibi komik zamlarla yoksulluğu, sefaleti dayatanlar, buna karşı çıkanları da hücrelere atarak insanlık onurlarını da yok etmekle tehdit ediyorlar. Aylardan beri “Hücre ölümdür! İzin vermeyeceğiz!” diyerek hücrelere karşı çıkan tüm kesimlere rağmen hücre hapishanelerini hızla bitirmeye çalışıyorlar. Tutsak yakınları her gün gözaltına alınıp dövülüyor, yaşlı analarımız yerlerde sürüklenerek işkencehanelere taşınıyor.

Hücrelerle teslim alınmak istenen inançlarımız, savunduğumuz değerler, insanlık onurumuzdur. Yıllardır tüm baskı ve katliamlarına rağmen teslim alamadıkları biz devrimci tutsakları hücrelere atarak, birbirimizden, ailelerimizden, halktan ve tüm dış dünyadan yalıtıp, tecrit ederek, işkence ve katliamlarla teslim almaya çalışıyorlar. Bizden, inançlarımızdan, savunduğumuz değerlerden, insanlık onurumuzdan vazgeçip, her şeye boyun eğen kişiliksiz birer insan posası haline gelmemizi istiyorlar. Devrimci tutsakları susturup teslim alabilirlerse halk muhalefetini daha kolay bastırabileceklerini düşünüyorlar. Bu yüzden faşist devletin “F tipi” hücre hapishaneleri adı altında tüm muhalif kesimleri teslim alma amaçlı saldırıları tüm hızıyla devam ediyor.

Kendisine insanım diyen, halktan yana, ilerici, demokrat, devrimci gören, sömürüye ve adaletsizliklere karşı olan herkes bu saldırılara karşı birlikte mücadele etmelidir. Mücadelemiz haklı ve meşrudur. Biz devrimci tutsaklar bu saldırılar karşısında susmayacağız. İnançlarımızdan, savunduğumuz değerlerden, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizden asla vazgeçemeyeceğiz. Bedeli ne kadar ağır olursa olsun teslim olmayacağız. Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz. Bu kararlılık ve kazanacağımıza olan inançla, faşist devletin hücre hapishaneler temelinde tüm halkı teslim alma amaçlı bu saldırılarını püskürtmk için biz DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP davaları tutsakları olarak 20 Ekim 2000 tarihinden itibaren, eylemimizin belli bir aşamasında Ölüm Orucu’na dönüştüreceğimiz Süresiz Açlık Grevi’ne başlıyoruz.
(...)

Bugün hücre hapishanelere karşı olmak ülkemiz demokrasi mücadelesinin önemli bir parçasıdır. Hak ve özgürlüklerimizi istemek, eşitlik ve adelet istemek, sömürüsüz, bağımsız ve demokratik bir ülke istemek hücre hapishanelere karşı olmak demektir. Bu saldırılar tüm halka yöneliktir. Hücrelere karşı mücadele, çalışma ve yaşam koşullarımızın düzeltilmesinden bağımsız değildir. Bu mücadelenin savunucusu biz devrimci tutsakalara sahip çıkmak, aktif destek sunmak sizin de kaçınamayacağınız bir görevdir. Bu yüzden saldırıların püskürtülmsi için halkın her kesiminin üzerine düşen bir sorumluluktur. Birlikte mücadele edecek, birlikte kazanacağız. Bu mücadelede sizin de direnişimize destek olacağınıza inanıyor ve güç katmanızı bekliyoruz.

KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
ÖLECEĞİZ AMA HÜCRELERE GİRMEYECEĞİZ!
YAŞASIN GENEL DİRENİŞİMİZ!
BİZ KAZANACAĞIZ!
Selamlarımızla. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Tüm hapishanelerdeki
DHKP-C, TKP(ML), TKİP Tutsakları





Yurtdışındaki emekçi halklarımıza!


Merhaba,
Sizlerin de bildiği gibi; bir yıldan daha uzun bir zamandır, “F Tipi Hapishane” adı altında biz devrimci tutsaklara yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatılmıştır. O günden bugüne devlet, bu politikasını hayata geçirebilmek için zemin yaratma çabası içinde olmuştur. Hücreler kamuoyu nezdinde “kabul edilebilir” hale getirilmek için meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Hücre tipi hapishane politikası sadece biz tutsaklarla sınırlı değildir. Emperyalizmin hedefi tüm halkımızı teslim almaktır. Bu yüzden de kendisine devrimciyim, demokratım, insanım diyen herkes bu hedefin içindedir. Size yazmamızın nedeni de artarak devam eden hücre saldırısıdır...

Bugüne kadar gerek ülkemizde gerekse de yurtdışında hemen her kesim çeşitli eylemliliklerle hücrelere karşı olduğunu ifade etti. Ülkemiz dışında gerçekleşen eylemlilikler bize güç ve moral veriyor. Emperyalizme karşı her ülkeden tavır alınması, haklı olanı güçlendirirken haksız olanı da güçsüzleştirmektedir. Ülkemizde hücre saldırısı olarak gündeme gelen halkları teslim alma politikası, bulunduğunuz ülkede değişik biçimde sürüyor. Bugün hücrelere karşı olmanız, aynı zamanda emperyalizme karşı olmanız demektir.

Çok açıktır ki; tecrit ve yalnızlaştırma üzerine kurulu bu saldırının özü, siyasi kimliğimizi yok etmek, hapishanelerdeki örgütlülüğümüzü tasfiye etmektir. Devletin hapishaneler politikası dünden bugüne “teslim alma” üzerine şekillenmiştir. ‘80 faşist cunta sonrası tutsaklara dayatılan Tek Tip Elbise ve “askeri eğitim”, 1990 1 Ağustos Genelgesi, 1995 Buca Katliamı, 1996 Ümraniye Katliamı, 1996 Mayıs Genelgeleri ve Eskişehir Tabutluğu’nun tekrar açılması, 1996 Diyarbakır Katliamı, ve 26 Eylül 1999 Ulucanlar’ın ardından; Burdur ve Bergama saldırıları devletin “yok etme” saldırılarının örnekleridir. Bütün bu örnekler “niyet”in ne olduğunu ve hedefin netliğini göstermektedir. Hedef devrimci tutsaklar, amaç onların teslim alınmasıdır.

Ulucanlar Katliamı’nın hemen ardından MGK toplantısında bir karar alındı; “Hücrelere geçeceğiz.” Bu karar sürecin nasıl şekilleneceğinin de sinyalini veriyordu. Bir kez daha hedefte devrimci tutsaklar vardı. Peki ama neden? Neden devlet ille de tutsakları “F tipi” hapishanelere atacağım diyor? Neden “ıslah” programı uygulayacağım diyor? Neden bunun için katliamlar yapıyor, işkenceler yapıyor, kol kopartıyor? Neden? Çünkü emperyalistler öyle istiyor. Çünkü İMF öyle istiyor. Çünkü, Koçlar, Sabancılar ve onlar gibi ülkemizi emperyalizme satan işbirlikçiler öyle istiyor. Çünkü devrimciler onlar için düşmandır, sömürü, zulüm düzenlerinin düşmanıdır... Çünkü devrimciler onların “istikrarını” bozuyor...

Biz “Demokrasi, Bağımsızlık ve Özgürlük” istiyoruz. İktidar kendisi gibi düşünmeyen hiç kimseye yaşam hakkı tanımak istemiyor. Biz onlar gibi düşünmüyoruz. Onun için; “Ya benim gibi düşüneceksin ya da yok edeceğim”, “Ya benim söylediklerimi tekrar edeceksin ya da susacaksın, susmazsan zorla sustururum” diyor. BİZ SUSMUYORUZ! Bizi kuşatmak istiyorlar. Bu kuşatma, örgütsüz bir toplum yaratmak ve halkı teslim almak amacıyla gerçekleştiriliyor. İşçiler, memurlar, esnaflar, çiftçiler, gecekondulular, gençlik, devrimciler, tüm halk bu kuşatma içine alınmak isteniyor. BİZ BU KUŞATMAYA KARŞI ÇIKIYORUZ! Bu kuşatma, AB ve ABD emperyalizminin kurmaylığında sürdürülüyor. Halkın teslim alınması, bunun için örgütlü güçlerinin tasfiye edilmesi, Avrupa ve ABD emperyalizminin de istediğidir. Çünkü Türkiye’ye yeniden “çeki düzen vermenin” tek alternatifi istikrarın sağlanmasıdır. İstikrarı bozanların en başında devrimciler gelmektedir. Başta yapılması gereken devrimcilerin etkisizleştirilmesidir. Devrimciler etkisizleştirildiğinde halkı teslim almak onlar için daha kolay olacaktır. Devrimciler tasfiye edildiğinde; sömürü ve soygun daha rahat yapılacak, tekeller daha güvenli olacaklardır. Direnme odakları olmadığında Türkiye emperyalizm için “dikensiz gül bahçesi” olacaktır.

F tiplerinin bir an önce hayata geçirilmesi onlar için bütün bunlardan dolayı hayatidir. Tahkim yasasının çıkarılması ve ardından ekonominin yönetiminin tümüyle İMF’ye devredilmesiyle, F tiplerinin inşasına büyük bir hız verilmesi aynı zamanda olmuştur. Ecevit diyor ki; “Hapishanelerde istikrar sağlanmadan, ülkede istikrar sağlanamaz.” Öyle ki, bu ifadenin ardından, tam da Ecevit’in ABD gezisi sırasında Ulucanlar katliamı gerçekleştirilmiş ve bu durum emperyalizme hücrelere geçileceğinin teminatı olarak gösterilmiştir. Açıktır ki; ülkemizde devrimciler yok edilmedikçe, teslim alınmadıkça, emperyalistler ve işbirlikçi uşakları için “tam istikrar” sağlanmış olmayacaktır. Devrimciler var oldukça, Kafkaslar’da, Ortadoğu’da emperyalizmin taşeronluğunu üstlenmeleri o kadar kolay olmayacaktır. Soygun, sömürü ve zulüm üzerine kurulu düzenlerini devam ettirmek o kadar kolay olmayacaktır. Onun için; ille de “HÜCRELER” diyorlar. Onun için; BİZ, tüm bu gerçeklerden hareketle, tüm bu saldırıların, kuşatmanın önüne barikat olmak, ülkemiz halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesini daha da ileri taşımak, emperyalizmin tasfiye planlarını boşa çıkarmak için HÜCRELERDE somutlanan saldırılara karşı 20 Ekim 2000 tarihinden itibaren, DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP tutsakları olarak ÖLÜM ORUCU temelinde yürüteceğimiz SÜRESİZ AÇLIK GREVİ’ne başladık. Bu mücadelenin hep birlikte yürütmemiz gereken demokrasi ve özgürlük mücadelesi olduğu bilinciyle direnişimize güç vermenizi ve birlikte olacağımızı bekliyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.
(...)

Tüm hapishanelerdeki
DHKP-C, TKP(ML), TKİP Tutsakları