ARSIVANA SAYFA
 
4 Kasım '00
SAYI: 41
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Hücre saldırısına karşı etkin bir kampanya
Af manevrasıyla hücrelerin zemini döşeniyor
Sermayenin “af oyunu”nu bozalım!
Hiçbir yalan ve demagoji eylemimize gölge düşüremez!
“İmaj tazeleme”nin ardından faşist zorbalık!
Deneyimlerin ışığında daha güçlü mücadelelere hazırlanalım!
Sınıf hareketinden haberler
BES Kongresi yapıldı
İMF karşıtı eylemler
Batman’da seri intiharlar
YÖK’e ve YÖK düzenine hayır!
SAG direnişine güçlü bir desteği örgütlemek için Nasıl bir çalışma?
SAG ve ÖO süreci ve zindanlar cepesindeki sorumluluklarımız
Güçlü direnişe zayıf destek
Tüm hapishanelerdeki DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP tutsaklarından çeşitli kesimlere açıklamalar
Gebze Cezaevi’nde katliam hazırlığı
“Devrimci basın susturulamaz!”
Almanya’da faşizme karşı onbinlerce kişi alanlardaydı!
İşgale ve sosyal yıkım paketine hayır
ABD başkanlık seçimleri
Rüzgarlı çocukların geçidi
Ekim Devrimi ve Parti
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
YÖK’e ve YÖK düzenine hayır!


Kapitalizmin yapısal krizinin faturasının işçi-emekçilere yüklenebilmesi için gerçekleşen 12 Eylül askeri darbesi, yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi üniversitelerde de kendini gösterdi. Sermaye için dikensiz bir gül bahçesi yaratılmak istenmesinin üniversitelere yansıması, yüzlerce demokrat öğretim görevlisinin ve binlerce öğrencinin üniversitelerden atılması ve üzerlerinde terör estirilmesi oldu. Ve daha önceki deneyimlerden ders çıkaran sermaye iktidarı, bu baskıyı kalıcılaştırabilmek için YÖK’ü kurdu. Geçmişte nispi bir özerkliğe sahip olan üniversitelerin yönetimleri YÖK’e devredildi. Bu da üniversitelerin emir komuta zinciri içerisinde yer almaları sonucunu doğurdu.

YÖK’ün asli görevi, üniversitelerdeki her türlü muhalefetin sindirilmesi şeklinde özetlenebilir. Yaklaşık 20 yıldır, gerek öğrenciler gerekse öğretim üyeleri üzerinde YÖK sopası sistematik bir biçimde sallandırılmıştır.

YÖK’ün bilimsellikten uzak faşist bir kurum olduğu kuruluş yasasında da açıkça görülmektedir. YÖK yasasının maddelerinden biri; “Atatürk inkilapları ve ilkeleri doğrultusunda, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli ahlakı, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan, toplum yasalarını kişisel çıkarlarını üstünde tutan, ülke ve millet sevgisiyle dolu.... öğrenciler yetiştirmek”tir (madde 4). Kısacası YÖK, faşist ideolojiyle sulandırılmış beyinler ve düzene memurlar yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Eğitim kurumları düzenin yeniden üretildiği kurumlardır. Fransız Devrimi’yle birlikte eğitim “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik haklarının bilincine varılması ve gerçekleşmesi” için temel önemde bir hak olarak algılanmıştır. Ancak kapitalizmin kendi iç çelişkilerinin ürünü olarak eğitim giderek sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir. Bugün eğitim giderek ayrıcalıklı bir azınlığın hakkı haline gelmektedir.

Özellikle 1970’li yıllardan bu yana kriz içerisinde debelenen kapitalist sistem, yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi eğitimde de neo-liberal politikaları uygulama yolunu seçmiştir. Bu doğrultuda kamu harcamalarının kısılması, eğitime ayrılan payın da kısılması sonucunu doğurmuştur. Eğitimin bir meta haline getirilmesi, eğitim kurumunu ticarethaneye, öğrenciyi ise ödediği haraçlarla diploma alan bir müşteriye dönüştürmektedir.

Bilimsel bilginin üretilerek toplum yararına kullanılmasını sağlaması gereken üniversiteler, bugün artık bu işlevinden tamamen soyundurulup, tümüyle sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirilmektedir. Üniversiteler sermayenin araştırma-geliştirme laboratuvarları olarak kullanılmaktadırlar. Yanısıra YÖK sayesinde üniversite üzerinde denetimini kurumsallaştıran MGK, kendi siyasal hedefleri doğrultusunda da üniversiteleri kullanmaktadır.

Gelinen yerde YÖK’ün işlevi ve üniversitelerdeki faşist, anti-bilimsel kimliği yeterince teşhir olmuş durumdadır. Öğrenciler, öğretim görevlileri ve toplumun duyarlı kesimi bu kurumun kaldırılması yönündeki istemlerini sürekli olarak dile getirmektedirler. Bunun bilincinde olan gerici-faşist partiler bile bu muhalefeti yedekleyebilmek için YÖK’ün kaldırılmasını dillendirebilmektedirler. Fakat tüm çürümüşlüğüne rağmen, sermaye düzeni için taşıdığı önemden dolayı, bu kurum olduğu gibi korunmaktadır.

Üniversiteleri ticarethaneye çeviren, öğrencileri ve öğretim görevlilerini zor yoluyla denetim altında tutmaya çalışan, üniversiteyi MGK çizgisine sokan, işçi-emekçi çocuklarına üniversite kapılarını kapatan, topladığı haraçlarla eğitimi metalaştıran YÖK ortadan kaldırılmalıdır.

Üniversite gençliği özerk, bilimsel ve parasız bir eğitim için YÖK’ü ortadan kaldırmak zorundadır. Bu sorun toplumun diğer sorunlarından bağımsız olmadığı ölçüde, ancak onlarla birlikte çözüme ulaşabilir. Bunun için bizler bu istemi kendi içerisinde amaçlaştırmamalı, onu işçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesiyle, emeğin özgürleşmesi mücadelesiyle birleştirebilmeliyiz. Unutmamalıyız ki YÖK kapitalizmdir. Üniversiteleri özgürleştirme mücadelesi kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltmekten geçer.
YÖK’e ve YÖK düzenine hayır demek için 6 Kasım’da alanlara, özgürleşmeye!
Herkese parasız, bilimsel, anadilde, demokratik eğitim!
Okulların kapıları işçi emekçi çocuklarına kapatılamaz!
Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

(Ekim Gençliği’nin Kasım ‘00 tarihli 42. sayısından alınmıştır...)





Düzen’in YÖK tartışması:

Ormanı saklamak için ağacı gösteriyorlar


Sermaye sınıfı çürümeye yüz tutan kurumlarının yarattığı kriz nedeniyle çıkmazdadır. Yaşanan bu kriz sisteme muhalif kesimlerin her geçen gün genişlemesine yol açmaktadır. Ayrıca bu durum sistem dışı çözüm arayışlarının gündeme gelmesi anlamına da gelmektedir.

Bujuvazi çürüyen kurumlarına karşı yükselen muhalif sesleri bir şekilde bastırmak zorundadır. Muhalefeti bugüne kadar baskı ve terörle ezmeye, fiziki olarak yok etmeye çalıştığı gibi, çözümün sistem içinde mümkün olduğu yanılsamasını da yaratmaya çalışmaktadır.

Eğitim ve öğretim alanında son dönemde düzen cephesinde yapılan tartışmalar dikkate değerdir. Yıllardır YÖK’e karşı birikmiş olan öfkeyi düzen içine kanalize etmek için çaba göstermektedirler. Bu nedenle YÖK’e karşı muhalifmiş gibi görünmekte, eleştirmektedirler. Eğitim sisteminin çarpıklığına değinilmekte, sorumlu olarak YÖK ilan edilmektedir.

Eğitim sisteminin çarpıklığı düzen cephesinde Nisan ayından itibaren gündeme getirilmeye başlandı. Önce rektörler, “Üniversite Öğrencilerinin Sorunları” adlı raporda, bu konuyu vurguladılar. Ezberci eğitim ve diplomalı işsizlerin çokluğundan şikayetçi olan rektörler, çözümsüz kalan gençliğin sisteme muhalif olan hareketlere sempati duymaya başladığını vurgulayarak, “ortama uyum projeleri” geliştirmeye çalıştılar. Eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte, bu kez Mesut Yılmaz YÖK’ü eleştirmiş, YÖK’ün çarpık eğitimine dur demek için çaba göstereceğine başka işlerle uğraştığını belirtmişti.

Ve nihayet Cumhurbaşkanı Sezer, eğitim sisteminin eleştirisine son noktayı koydu, YÖK’ü yerden yere vurdu. Ankara Ünivesitesi’nin açılış töreninde YÖK’e ve siyasilere ağır eleştiriler yöneltti. YÖK’e, üniversite rektörleri ve diğer akademik kadroların atanmasında yetki verilmesinin “özelde ünivesite özerkliğini, genelde de demokratikleşmeyi yaraladığını”, ayrıca “oy uğruna kurulan ve sayısı her geçen gün artan üniversitelerin de, eğitimli işsiz yetiştirmekten öteye gidemediğini” belirtti. Dahası, öğrencilerin ve öğretim elemanlarının örgütlenme ve siyasetle uğraşma engelinden kurtarılması gerektiğini vurguladı.

Sistemin sözcülerinin ve temsilcilerinin yaptığı bu bir dizi açıklamanın ardından hemen şu soru akla gelmektedir. Burjuvazinin öğrenci gençliğin sorularına bu “aşırı” ilgisi nereden gelmektedir? Neden YÖK’ü eleştiren düzen temsilcileri sorunun sözde çözümü için bile adım atmamaktadırlar?
Çünkü öğrenci gençliğin yaşadığı sorunlar ve çözümleri burjuvaziyi ilgilendirmemektedir. Zira yaşanan sorunlar kapitalizmin yarattığı sorunlardır ve kapitalizmin varlığı koşullarında kalıcı bir çözüm getirilmesi imkansızdır. YÖK topa tutulmakta, çağdışı bulunmakta, fakat ardından söylenen sözler sistemin YÖK vb. kurumlara ne kadar ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.

Sezer’in Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte “demokratikleşme” havası estirilmeye çalışılmış, işçi-emekçiler beklenti içerisine sokulmuştur. Aynı şekilde, YÖK ve eğitim sistemi de tartışılıp eleştirilerek, öğrenci gençlik beklenti içerisine sokulmak istenmektedir.

Öfkenin hedefine YÖK oturtularak, yaşanan sorunlardan burjuvazinin ne kadar rahatsız olduğu dillendirilmektedir. YÖK ve çarpık eğitimi düzenden soyutmuş gibi gösterilmektedir. Böylece YÖK’ü eleştiren, eğitimin çarpıklığına karşı çıkan gençlik kapitalist düzene öfke beslemeyecektir.

Düzen sözcülerinin yaptığı bu açıklamalar, gençlikte biriken öfkeden duyulan korkunun ürünüdür. Öfkenin ve tepkinin bilinçli bir kanala akmasından, okların sisteme yönelmesinden korku duyulmaktadır. Bu yüzden birkaç kurum sözde eleştirilerek sorunun çözüleceği görüntüsü verilmek istenmektedir. Öğrenci gençlik düzenin sorunlarının çözümüne bir çare aradığını düşünmeli ve beklemelidir. Yapılmak istenen budur.

Sistemden hesap soran, bilinçli öfkesiyle düzene yönelten bir gençlik hareketinin gelişmesinin önüne geçilmek istenmektedir. Fakat hiçbir manevra, eğitimde özelleştirme, har(a)çlar, barınma, gerici eğitim gibi bir yığın sorununun kaynağının bu düzen olduğunu gizlemeyi başaramayacaktır. Öğrenci gençlik düzene karşı kavgada çok geçmeden yerini alacaktır.
Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

(Ekim Gençliği’nin Kasım ‘00 tarihli 42. sayısından alınmıştır...)