ARSIVANA SAYFA
 
26 Ağustos '00
SAYI: 31
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Saldırı bir kez daha tüm sınıfadır
"Bu grev sokakta bitirilecek"
"Hakkımızı alıncaya kadar mücadele edeceğiz"
Kimya Teknik grevi üzerine
EXSA işçisi patronun ayak oyunlarını boşa çıkarıyor
Hacıbektaş Şenlikleri’ne yönelik saldırı ve direniş
Hacıbektaş Şenlikleri’nde başarılı çalışma
KESK yönetimi KHK saldırısı karşısında tam bir acz içinde
Tarımda yıkım sürüyor, tepkiler büyüyor!
Depremin yıldönümünde medyanın timsah gözyaşları
Hücre saldırısına karşı emekçilere sesleniş!
İstanbul Tabib Odası’nın F tipi üzerine...
Bu tutumlarla siz burjuva demokratları bile olamazsınız!
Esnek üretim saldırısı ve işçi sınıfının görevleri
F tipi (hücre) karşıtı mücadelemizin dayandığı eşik
Fehriye Erdal koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır!
Sermayenin kölelik zincirlerini ve hücre duvarlarını parçalayalım!
Katiller sürekli karşılarında yeni Habipler ve Ümitler görecekler
EXSA işçilerine mektup ve çağrı
Özünde gerici olan bir kampanya üzerine
Onu vururlarken insan soyunun yüreğini hedeflemişlerdi
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Tarımda yıkım sürüyor, tepkiler büyüyor!


B. Musa


Sermayenin tarımda yıkım politikaları “reform/iyileştirme” gibi ikiyüzlü söylemlerle sürüyor. Fındık alım fiyatlarının açıklanması, sermayenin pervasızlığına yalnızca son bir örnek sayılır. Sadullah Usumi ekte sunulan yazısında, burjuva-demokrat bir yaklaşımla da olsa fındık sorununun iktisadi tablosunu resmetmeye çalışıyor.

Tarım ve köylü sorunu, Kızıl Bayrak sayfalarında sürekli işlenir. Fındıkta görülen tabloyu biraz daha zenginleştirirsek sorunun kapsamını daha net göreceğiz:

Kasım 1997’de yapılan 1. Tarım Şurası sonrası, WTO’nun (Dünya Ticaret Örgütü), GATT’ın (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması), İMF’nin ve kardeş kuruluşu DB’nın (Dünya Bankası) emperyalist yıkım politikaları, sermaye tarafından resmen yasalaştırıldı. Zira emperyalist tarım ve su politikaları uzun yıllardan beri Türkiye’de uygulanmaktaydı. En bilinen örnekleri olarak, tütün kotalarını, bugünkü sigara tekellerini, ‘70’lerdeki afyon krizini, GAP’ın yağmalanmasını, hayvancılığın yıkımını, Kürdistan’daki kirli savaşa da paralel, tarımın ve köylülüğün yıkımını sayabiliriz.

Şura sonrası yasalaşan Doğrudan Gelir Destekleme (DGD) politikasıyla, sorun katlanarak bugüne gelmiştir.


Tarımda yıkım, toplumu açlığa ve sefalete götürüyor!

Buğdayda 122 bin TL maliyete karşılık 102 bin TL fiyat verildi. Yaş ipek böceği üretiminde dünyada stratejik bir yer tutan Türkiye’de, GATT sonrası durum, diğer alanlarda düşülecek durumu öncelemektedir. 1981’de 2005 ton olan üretim, 1990’da 2171 tona çıkmış, geçen yıl ise 135 tona düşmüştür. Bu alanda tekel olan Kozabirlik’in alımı ise 50 ton olup yılsonu beklentisi 90-100 tondur!

Türkiye’de çiftçi mazotu dünya fiyatlarının 3 katına, traktörü 2,6 katına almaktadır. Gübrede, tohumda, ilaç ve yemde de durum benzerdir.

DPT’nin verilerine göre tarımda kullanılan kredinin, Adana’da %45’i, Samsun Bafra’da %47’si, Denizli’de %45’i, Ankara’da %60’ı organize olmayan kaynaklardan (tefecilerden) alınmaktadır! Organize kredi kaynakları ise ülkemizde 3 tanedir: 1-Ziraat Bankası, 2-Tarım Kredi Kooperatifleri, 3-Tarım Satış Kooperatifleri. Ziraat Bankası, yoksul ve orta-köylülere bilinçli olarak kredide zorluk çıkartmaktadır. Üstelik özelleştirilmek üzeredir. Tarım satış kooperatifleri ise çoktan yıkıma maruz kalmıştır. Bugün Çukobirlik ve Fiskobirlik bitirilmektedir.

Özelleştirmenin tarımda ve tarım ürünlerinde, hayvancılıkta nasıl bir yıkıma yol açtığına kısaca değinmeliyiz:

Şeker Fabrikaları AŞ’nin günlük satışı 6000 tondan 2000’e düşmüştür. Özelleştirme öncesi yıllık 33 560 ton üreten Et ve Balık Kurumu’nun (EBK) bugünkü üretimi 1319 tondur. EBK’da 867 işçi çalışırken, tensikatlar sonrası 176’ya düşmüştür sayı. Ve Koç Holding’e yağmalattırılan SEK’in, 32 işletmesinden 19’u kapanmıştır. 62 776 ton olan üretim, 25 650’ye düşmüştür. 442 işçi çalışırken, sayı 144’e düşmüştür. ORÜS (Orman Sanayi Ürünleri), özelleştirmeden sonra 19 işletmeden 1’e inmiştir! %30 kapasiteyle çalışan tek işletmede 133 işçi çalışmaktadır, ORÜS’ten 1854 işçi atılmıştır…


Büyüyen tepkiler ve devrimci perspektif

Toplumu açlığa ve sefalete mahkum eden tarımda yıkım politikalarına tepkiler, özelleştirme karşıtı eylemliliklerde bulunan işçi ve emekçilerden sonra, köylülükte de yaygınlaşmaktadır. Sanayi atıkları ve çevre kirliliğini de işleyen eylemler, politik gündemde kendine bir yer açmaktadır.

Bergama’da eylemler çeşitli biçimlerde sürmektedir. Lüleburgaz’ın Kırıkköy beldesinde Anıl Protein Fabrikası’na karşı köylüler protesto eylemi gerçekleştirdiler. Greenpeace’in protesto eylemleriyle “bazlar”a karşı eylemle birleşme eğilimi gösteren bu eylemlere ek olarak, Malatya’da köylülerin İMF’ye, özelleştirmeye ve talana karşı gösterilerini de eklemeliyiz. Bu, sadece son 1 haftanın bilançosudur ve yaygınlaşma eğilimi, “Köylü Kurultayı Girişimi”, “TZOB” gibi reformist, düzeniçi platformlara akmaktadır.

Ne ki bugünden de görüldüğü gibi, burjuva reformistleri ve sol reformizm, tarım ve köylü sorununa bilimsel bir yaklaşım sergileyememekte, sonuç alıcı bir önderlik yapamamaktadır. Zira sorunun çözüm platformu, kapitalizme karşı sosyalizm savaşımındadır. Tarım ve köylü sorununun tek çözüm programı Parti Programı olup tek kazanım yolu ise kapitalizme karşı proleter devrim mücadelesidir. Yoksul ve orta-köylülük kaderini, kır burjuvazisi ya da şehir orta-burjuvazisiyle değil, işçi ve emekçi sınıflarla ortaklaştırmak zorundadır!


Fındığa verilen fiyat mafyayı sevindirdi...

İMF'den daha acımasız çıkan Türk hükümeti


2000 yılı ürünü fındık alım fiyatları açıklandı. Tam bir fiyasko. Maliyeti 1 milyon 272 bin lira olan fındığa hükümetin verdiği alım fiyatı 1 milyon 100 bin lira. Bu duruma göre, üretici kilo başına 172 bin lira zarar edecek... Eğer kredi faizlerini ve emeğini de hesap edersek zarar belki de 500 bin lirayı bulacak...

Doğu Karadeniz Bölgesi'nde dün sabahtan beri tam bir matem havası esiyor. Geçimini fındıktan sağlayan 8 milyona yakın insanımız, fiyat ilan edildiği anda “şok”a girdi.

Hükümet, Cottarelli 'den daha acımasız çıktı. IMF, tarım ürünlerine yüzde 25 ile yüzde 30 arasında zam yapılmasını önermişti. Türk hükümeti ise yüzde 8 zam yapmakla yetindi. Geçen yıl 1 milyon 20 bin lira olan alım fiyatı, bu yıl 1 milyon 100 bin lira olarak belirlendi.

Fiyatı bu yıl Fiskobirlik Genel Müdürü Cevat Aydın açıkladı. Ama karar, hükümetin katkısı, hatta önerisi ile alındı. Eğer iyi bir fiyat verilecek olsaydı, her yıl olduğu gibi gene hükümet açıklayacaktı. Ancak, tepki göreceği bilindiği için açıklama Fiskobirlik’e bırakıldı.

İşin en acı yanı, Fiskobirlik tarafından yapılan açıklamada peşin para garantisi verilmedi. Eğer Fiskobirlik ürün bedellerini peşin olarak ödemezse veya peşin ödeme garantisi veremezse, üreticiler gene tüccar kapılarına dayanacak... Peşin paraya ihtiyacı olduğu için, fiyat 1 milyon 100 bin lira olduğu halde, fındığını 600 bin, hatta 550 bin liradan satmak zorunda kalacak...

Böylece, hükümetin ve Fiskobirlik'in uygulamaları, üreticiler yerine fındığın mafyasını ve alivreci tüccarı sevindirmiş olacak. Nitekim, geçen yıl da hükümet 1 milyon 20 bin lira fiyat verdiği halde, Fiskobirlik peşin ödeme yapmadığı için, üreticiler fındığını tüccara 600 ile 650 bin liradan satmıştı. Üretici bu yüzden emeğinin ve masrafının karşılığını alamamıştı. Bankalara ve esnafa olan borçlarını ödeyememişti. Daha da kötüsü, kredi borçlarının faizleri ikiye katlanmıştı.

***

Milyonlarca üretici henüz geçen yıl yediği darbenin yaralarını sarmaya vakit bulamadan yeni yıla da kötü haberlerle başladı. Zira, aşırı sıcaklar, fındık ağaçlarının kurumasına neden olmuş, tanelerin de beklendiği gibi gelişmesini engellemişti. (...)

Milyonlarca fındık üreticisi bu yıl tam bir doğa faciası yaşıyor. Haklı olarak bu durum karşısında hükümetin desteklemesini ve normalden fazla fiyat vermesini ve hatta, prim sistemi uygulamasına geçilmesini bekliyorlardı. Ama, beklentilerinin tersine bir de hükümetten darbe yediler. Alacakları yüzde 8 zam da yüzde 9'u bulan stopaj ve diğer kesintilerle geri alınacak...

***

Ordu Ziraat Odası Başkanı Cemal Cengiz barut fıçısı gibi: “Şok geçiriyoruz şok... Üretici dışlandı. Mafya ve alivrecilerin istediği oldu. Karadeniz bitmiştir. Ekonomisi de bitmiştir. Zira, fındık 8 milyon insanın tek geçim kaynağıdır. Bu insanların başka bir tek kuruş geliri yoktur. Sıcaklar vurdu. Şimdi bir de hükümet vurdu. Eğer ödemeler de peşin yapılmazsa 8 milyon insan aç kalacaktır. Geçinebilmek için göç etmek zorunda kalacaktır.” (...)

Kısacası, IMF'den daha acımasız çıkan Türk hükümetinin aldığı karar, 8 milyon fındık üreticisini bir kez daha yaktı...

(Sadullah Usumi/Cumhuriyet, 16 Ağustos ‘00)