29 Haziran'02
Sayı: 25 (65)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin artan saldırıları ve devrimci görevler
  Sınıfa yeni saldırıda sendika ağalarının açık suç ortaklığı
  İşçi sınıfının tarihsel mücadele sorumluluğu
  Asgari ücrette sadaka artışı
  Banka operasyonlarının tüm faturası da emekçilere ödetiliyor
  Siyonist İsrail Filistin'i işgal planlarını hayata geçiriyor...
  Bush'un yeni "Filistin Planı" Filistin halkına teslimiyeti ve köleliği dayatıyor...
  MGK ve sonrası
  MHP usulü düzen siyaseti
  Eğitim-Sen Tüzük Kurultayı'na giderken...
  Öncü-devrimci kamu emekçilerine çağrı!
  AB sorunu üzerinden yaşanan çatışmanın anlamı ve sınırları
  İşbirlikçi düzen cephesinde iç dalaşma
   Katliamcı sermaye düzeninden hesabı işçi ve emekçiler soracak!
   "Sermayenin ve savaşın Avrupası"na karşı geniş çaplı kitle gösterileri
   Gençlik
   Esenyurt İşçi Bülteni'nin Haziran sayısından...
   Anadolu Yakası Öncü İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'ninden...
   Kavgamızda bir buzkıran, geleneğimizde bir kilometre taşı: Nazım Hikmet!
   Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi coşkulu bir etkinlikle açıldı!
   Fransız işçilerinin görkemli Haziran ayaklanması...
   15-16 Haziran ve "çağdaş sendikacılık"
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Anadolu Yakası Öncü İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni’nin Haziran sayısından...

Zorluklar ancak örgütlü güçle aşılır!

Tekstil fabrikalarında çalışan milyonlarca işçiden biriyim. Bir çok ortak sorunları birlikte yaşamaktayız. Bugün 10-14 saatlik günlük çalışma 18. yüzyılın koşullarından hiç de farklı değil. İşçi ücretlerini bölgelere göre de farklılaştırmışlar. Avrupa ve Anadolu yakasında farklı ücretler alınıyor. Anadolu Yakası’nda çalışan tekstil işçisi arkadaşların maaşları ortalama 200 milyon ve asgari ücretin altındadır. Binlerce sigortasız işçi her türlü hakları gasp edilmiş olarak çalışıyor. Esnek üretim, sağlıksız çalışma koşulları en ilkel biçimiyle uygulanıyor. Sendikalı olan fabrikalar ise sürekli işçi çıkartıyor, sendikacıların bu durumu seyretmekten başka bir şey yaptığı yok.

Binbir sorunu birlikte yaşadığımıza göre, sorunları çözmek için ortak bir çaba içinde olabilmeliyiz. Sorunlarımıza ilgisiz kalmamız örgütsüzlüğümüzü daha da pekiştirir. Şimdiye kadar bir türlü bir araya gelme çabasını gösteremedik. Yapılan girişimlere de "buradan bir şey çıkmaz" düşüncesiyle ya uzaktan gözlemledik ya da ilgisiz kaldık. Tekstil işçisi arkadaşlardan sürekli duymuşumdur: "Bu işçilerle bir adım bile yol alınmaz, cahildir." Peki cahilliği nasıl aşacağız? Buna kafa yoruyor muyuz? Bana kalırsa hayır!

Bu sitemim, daha çok kendini bir parça duyarlı olarak gören, fakat kılını bile kıpırdatmayanlaradır. Ama bakın bu düşünceden sıyrılan sendikal örgütlenmeyi başaran işçi arkadaşlarımız da var. Belki hemen yanı başımızdaki fabrikadadır. Bize düşen görev arkadaşların açtığı yoldan gitmektir. Birleşip çoğalmak zorundayız. Hepimiz biliyoruz ki, bir bölgede sendikalı fabrikanın olması çevre fabrikaların patronlarını oldukça rahatsız eder. Sendikayı bitirmek için elbirliği yaparlar. Buna bir de sendikacıların ihanetleri eklenince, ne kadar çok kenetlenmeye ihtiyacımız olduğu ortaya çıkıyor.

İstanbul’da Cemtaş Tekstil, Cengiz Tekstil, Sun Tekstil, Ten Tekstil, Beybi Çuval ve bunun gibi birçok fabrikada sendikal örgütlenmeler bitirildi. Var olanlar ise -Reha Tekstil, Modital ve Ünsa- direnme çabası içindeler. Her sendikal çalışma bizler için doğrusuyla yanlışıyla birer deneyimdir. Bunlardan öğrenmesini, ileriye dönük dersler çıkarmasını bilelim. Bir de yılmayalım, örgütlenmek kolay değildir. Sendikalaşma yüzünden işten atılan arkadaşlar "bir daha kesinlikle sendika çalışmasına katılmam" diyebiliyorlar. Onları böyle öfkelendiren, ya sendikalcıların ihanetçi tutumları ya da fabrikadaki arkadaşların dayanışma ve sahiplenme bilincinin yeterince olmaması. Her iki durumda da örgütlenmedeki zayıflığımız, işyeri komitelerinin inisiyatif koymakta yetersiz kalmasıdır. Dönüp, bir de kendi yetersizliğimizi düşünelim. Dedim ya örgütlenme kolay değil, sabır ve cesaret gerekli.

Anadolu Yakası’nda sendikalaşan fabrikalardan örnekler vermek istiyorum. Beybi Çuval büyük güçlüklerle örgütlendi. Öncü işçiler tarafından sendikalaşmanın önemi üzerinden yürütülen çalışma başarıya ulaşmış. Sendikacılara duyulan öfkenin sonucunda 2000 yılında işçiler sendikadan istifa ettiler. İşçi arkadaşların doğru davranmadıkları ortada. Burada örgütlenme açısından öncü müdahale ne kadar da önem kazanıyor. Sendikacılara öfke duyuyoruz ve istifa ediyoruz, harcanan emeği boşa çıkarmış oluyoruz. Patronun, yeniden fabrikayı dikensiz gül bahçesine dönüştürmesine izin veriyoruz. Şimdi fabrika birçok taşerona bölünmüş, yoğun mesailer ve asgari ücret dayatılmış durumda.

Bir diğer tekstil fabrikası Ümraniye’de kurulu Reha Tekstil. Fabrika örgütlendiği dönemde 350 işçi çalışıyordu. Sendikanın toplu sözleşme yetkisini kazanmasıyla birlikte patron 200 işçiyi bir anda kapının önüne koydu. Sendika ise "patron tazminatlarınızı veriyor, sizin için yapacak bir şey yok" diyor. İşçiler, arkadaşlarının tekrar geri işe alınması için yeterince inisiyatif ortaya koyamamışlardır. Geriye kalan yaklaşık 150 civarı işçinin büyük çoğunluğu sendikaya üyedir. Toplu sözleşme imzalanmış, ama sözleşme hükümlerini patron yerine getirmiyor. Sendikayı tasfiye etmek için bin bir türlü oyun tezgahlıyor.

Sendika konusunda şüphesiz hepimiz deneyimli ve bu işleri çok iyi biliyor değiliz. Kendimizi bu alanda eğitmemiz, ancak mücadele içinde mümkün olabilir. Asalak sendika ağalarının karşısına dürüst, işçi sınıfının mücadelesine inanan işçi arkadaşlarımızı seçelim. Sendikalardaki genel kurullara ilgi gösterelim. Seçimlerde ayak oyunlarına izin vermeyelim. Örgütlü fabrikalardan başlayarak tabandan tavana sendikalara demokratik bir işleyiş kazandırdığımız koşullarda sınıfın içindeki bu ihanetçileri de saf dışı etmiş oluruz.

Bülten okuru bir tekstil işçisi




Saldırılara karşı
taban örgütlülüklerinde birleşelim!..

Sermayenin saldırıları gün geçtikçe artıyor. Tahkim, “mezarda emeklilik” derken şimdi de “esnek üretim”i yasallaştırmaya çalışıyorlar. Saldırılar bununla da bitmiyor. İşçi sınıfı için yaşamsal bir önemi olan kıdem tazminatı hakkını da gaspetmeye hazırlanıyorlar.

Sermaye sahiplerinin daha çok kazanmak için işçi ve emekçilerin cebini boşaltmaya çalışmaları kuşkusuz ki bu döneme özgü ve yeni bir durum değil. Bugüne kadar dişe diş mücadeleler ile kazanmış olduğumuz kırıntı haklarımızı da elimizden almaya çalışıyorlar. Bir hakkı kazanmış olmak, o hakkı kullanabiliyor olmak anlamına gelmiyor. En yakın örneğini ise lastik işçilerinin grevlerinin yasaklanması ile yaşadık. İşçi sınıfının mücadelesi zayıfladığı zaman burjuvazi, kazanılmış haklarımıza da gözünü diker.

Sermayenin işçi ve emekçilere yönelik saldırılarının bu denli pervasızlaşmasının ardında işçi ve emekçilerin örgütsüz olması yatmaktadır. Sermayenin saldırılarını gün geçtikçe artırmasında ve pervasızlaştırmasında bu tablonun payı büyüktür. Patronlar işçi sınıfının örgütsüzlüğünden güç almakta, karşısında mücadele eden, direnen bir sınıf görmediği koşullarda kazanılmış haklara da saldırmaktadır.

Sendikalar işçi sınıfının örgütleridir. İşçiler kazanılmış haklarına yenilerini eklemek ve kazandıklarını korumak için sendikalarda örgütlenirler. Ancak sendikalarımızın bugünkü durumu bu misyonu yerine getirmekten uzaktır. Çünkü sendikalarımızın başına çöreklenmiş sendika ağaları sermaye ile işbirliği içinde çalışmakta, düzenin nimetlerinden yararlanmak için işçi sınıfına ihanet etmektedirler. Sermayeyle kol kola toplantılar yapmakta ve bu toplantılarda işçi sınıfının çıkarlarını değil sermayenin çıkarlarını savunmaktadırlar. Bu durumda sendika bürokrasisinden hak alıcı bir mücadele çizgisi beklemek saflık olur.

Sermayenin saldırıları ve sendika ağalarının ihanetine karşı yapılması gereken, hem saldırılara karşı koyacak hem de sendikaların tepesine çöreklenmiş ihanetçi asalak takımını buralardan defedecek taban inisiyatifi ve örgütlülüklerini yaratmak olmalıdır. Mevcut tabloyu değiştirmenin yolu fabrika fabrika, sektör sektör, bölge bölge yaratılacak platformlarda biraraya gelmekten geçmektedir. Saldırılar karşışında umutsuzca söylenmek yerine taban örgütlülüklerini oluşturmak, varolanlara destek vermek öncü işçilerin ertelenemez bir görevidir. Değişik sektörlerden işçi ve emekçilerin biraraya gelerek oluşturduğu “Anadolu Yakası İşçi ve Emekçi Platformu Girişimi”, tüm sınıf kardeşlerini platforma güç vermeye ve taban örgütlülüklerini yaratmaya çağırmaktadır.

Sendikacılar ya görev başına ya kapı dışarı!
Bürokratlar defolsun sendikalar bizimdir!

AYİEP Girişimi