29 Haziran'02
Sayı: 25 (65)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin artan saldırıları ve devrimci görevler
  Sınıfa yeni saldırıda sendika ağalarının açık suç ortaklığı
  İşçi sınıfının tarihsel mücadele sorumluluğu
  Asgari ücrette sadaka artışı
  Banka operasyonlarının tüm faturası da emekçilere ödetiliyor
  Siyonist İsrail Filistin'i işgal planlarını hayata geçiriyor...
  Bush'un yeni "Filistin Planı" Filistin halkına teslimiyeti ve köleliği dayatıyor...
  MGK ve sonrası
  MHP usulü düzen siyaseti
  Eğitim-Sen Tüzük Kurultayı'na giderken...
  Öncü-devrimci kamu emekçilerine çağrı!
  AB sorunu üzerinden yaşanan çatışmanın anlamı ve sınırları
  İşbirlikçi düzen cephesinde iç dalaşma
   Katliamcı sermaye düzeninden hesabı işçi ve emekçiler soracak!
   "Sermayenin ve savaşın Avrupası"na karşı geniş çaplı kitle gösterileri
   Gençlik
   Esenyurt İşçi Bülteni'nin Haziran sayısından...
   Anadolu Yakası Öncü İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'ninden...
   Kavgamızda bir buzkıran, geleneğimizde bir kilometre taşı: Nazım Hikmet!
   Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi coşkulu bir etkinlikle açıldı!
   Fransız işçilerinin görkemli Haziran ayaklanması...
   15-16 Haziran ve "çağdaş sendikacılık"
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Liseli gençlik çalışmamız...

Bir yıl boyunca yaygın, etkin ve
sistemli bir çalışma yürüttük!

Uzun bir aradan sonra genç komünistler yılın başında liseli çalışmasını başlattılar. Hayli dağınık ve örgütlülüğün son derece zayıf olduğu bu alan kendine özgü bir dizi sorunu içinde barındırıyordu.

Bu alanın kendi sorunları bir yana, bizim için en temel sorun bu alandaki deneyimsizliğimizdi. Bizim dışımızda bu alanda çalışma yürüten örgütlülüklerin çalışmalarından da kendi cephemizden önümüzü açacak bir deneyim edinemedik. Zira bu alana ve alanın sorunlarına bakış temelden farklıydı. Farklılıkların en belirgin olarak ortaya çıktığı nokta, sorunların çözümü için liselere dönük politikaların, öncülük edenlerin mi yoksa hedef kitlenin mi ihtiyaçlarına göre şekilleneceğiydi. Bu noktada sözü edilebilecek tek çalışma İDLB’nin çalışmasıydı. İDLB ve çalışmalarına karşı bakışımız başından beri netti. Bu örgütlülükler kendi dar ihtiyaçlarını liseli kitlesinin ihtiyaçları gibi algılıyor, sonuçta darlıktan kurtulamıyorlardı. Bu yönüyle liseli gençli&currn;in öz örgütlülüğü olmaktan da bir hayli uzaktılar. İDLB 5. Kongresi öncesi yaşanan ayrışma da bu bakışımızı destekler nitelikteydi. Yeni Demokrat Gençlik (YDG), 7 LÖB ve bir LÖS girişimiyle birlikte, İDLB’de dar grup çıkarlarının hakim olduğunu, bu haliyle çalışma yürütme imkanı kalmadığını söyleyerek, İDLB’den ayrıldıklarını ilan ettiler.

Biz genç komünistler ise, geleneksel yapıların yaşadıkları bu darlığı ve dar grup çıkarlarını kitlenin çıkarlarının önüne koyma bakışını çoktan mahkum etmiştik. Kendi varlık koşullarımızın ve hedeflerimizin başına da dar grupçu anlayışı kırma ve liselilerin kendi bağımsız öz örgütlülüklerini yaratma hedefini koyduk ve bu bakışla hareket ettik.

Çalışmamızda ilk adımı eldeki güçlerimizin toparlanmasıyla attık. Bu ilk toparlanmadan sonra önümüze hedeflerimizi koyduk ve belli bir planlama yaptık. İlk hedefimiz ilişki ağını genişletmek ve yoğun bir ajitasyon-propaganda faaliyetine başlamaktı. Bunun için ilk aracımız ise, liselilere dönük bir bülten çıkarmak, bunun aracılığıyla liselilerin kendi sorunlarını kavramalarını sağlamaktı. Bu sürece denk gelen kamu emekçilerinin 1 Aralık eylemini de gündemimize aldık ve ilk kez bu eylemde kendimizi ifade ettik. Gene 1 Aralık eylemi vesilesiyle çıkardığımız bildiriyi dar da olsa dağıttık.

Bu süreçten sonra liselilerin har(a)çlandırılması ve yeni YÖK yasa tasarısı gündeme geldi. Bu iki saldırı bütün bir yıl boyunca iki temel gündemimiz oldu. Yanı sıra ÖSS, AOÖSP, staj sömürüsü ve zindan direnişi işlediğimiz diğer gündemlerimizdi. İlk çalışmalarımızdan aldığımız olumlu sonuçlardan sonra daha uzun vadeli hedef ve planlama yaptık. Yeni güçlerin de katılımıyla esnek bir örgütlenme aracı olan yaklaşık 8 liseden katılımın olduğu Liseli Platformu kuruldu. Platformun kurulmasıyla birlikte çalışmalara platform bileşenleri yön vermeye başladılar. Platform, çalışmanın genişletilmesi ve yaygınlaşmasında etkili bir araç oldu. Mücadele eğilimi taşıyan liselilerin kendilerini varedebilecekleri ve üretebilecekleri bir alan açılmış oldu.

Yapılan uzun vadeli planlamada şu araçlar belirlenmişti: Takvimsel eylemlere katılımın örgütlenmesi, paneller, film gösterimleri, şenlikler, piknikler, bildiri, afiş, kuşlama, imza kampanyası, okul toplantıları vb. Bu araçların birçoğunun bu alanda denenmemiş olması ve bizim deneyimsizliğimiz işimizi bir hayli zorlaştırıyordu. Bir bakıma düşe kalka da olsa bu işi başaracak ve deneyim kazanacaktık. Çıkardığımız bültenlerin dağıtımı, ilk dağıtım olmasına rağmen belli bir genişlikte yapıldı. Bu pratik, olanakların genişliğini gösterdi. İlk dönemi yaptığımız bir şenlikle kapattık.

İkinci dönemin başlamasıyla çalışmalarımız da belli bir tempo kazandı. Bahar sürecine yaklaşıyor olmak da ayrı bir motivasyon kaynağıydı bizim için. Dönemin başında liselerin har(a)çlandırılmasına ve paralı eğitime karşı bir imza kampanyası başlattık. İlk başlarda istediğimiz gibi gitmese de ortalarına doğru iyi bir tempo tutturduk. Bu çalışma sırasında okul idaresine yakalanan arkadaşlarımızın bir kısmı gerilerken, çalışmayı savunan ve idarecilerin bu sürece dair ne yaptıklarını sorgulayan arkadaşlarımız çalışmayı daha da ivmelendirdiler. İmza çalışması kendi darlığımızı aşan bir tarzda yapıldı. Yaklaşık 1500 imza toplandı. Bu çalışmanın akabinde bahar eylemlilikleri 8, 12, 16 ve 21 Mart’a da girmiş olduk. Okullarda düzenlenen toplantılar ve yer yer sınıf konuşmaları eşliğinde yürütülen yoğun bir faaliyetle 8 Mart’a kitlesel bir katılım sağladık.

8 Mart’ın ardından ise liselerin har(a)çlandırılmasına karşı okullarda dağıtılmak üzere bir bildiri çıkardık. Bu bildirileri bir öncekini aşan yoğunlukta ve genişlikte dağıttık. Liselerde çok alışıldık olmayan bu bildiriler ciddi bir etki yarattı. Yer yer saldırılara uğradık. Bir arkadaşımız TMŞ ekiplerince gözaltına alındı. Başka bazı yerlerde ise okul bekçileri ve faşist öğrenciler dağıtımımızı engellemeye çalıştılarsa da başaramadılar.

Bildiri dağıtımının bitimiyle birlikte çalışmalarımızı 1 Mayıs’a kilitledik. 1 Mayıs’ı önceleyen bir aylık süreç boyunca yoğun bir faaliyet örgütledik. Okul toplantıları, film gösterimleri 3-4 okulda devreye sokuldu. Diğer alanlarda ise bunun olanaklarını bulamadık. Bir diğer etkinliğimiz piknik gezisi oldu. Belirlediğimiz tarihte yağmur yağması nedeniyle bir hafta sonrasına erteledik. Bir hafta sonrasına yağmur yağmasına rağmen pikniğimizi gerçekleştirdik. İçerik olarak anlamlı olmasına rağmen düşündüğümüz kitlesellikte geçmedi. Başka bir çalışmamız ise afişti. Platform imzasıyla hazırladığımız afişleri E-5’e yoğun bir şekilde yaptık. 1 Mayıs’a dönük ilk politik-pratik çalışma olması ayrıca ilgi topladı. Bu yoğun çalışmaya rağmen 1 Mayıs alanına d&uum;şündüğümüz kitlesellikte katılamadık. Bunda pikniğin zayıf geçmesinin önemli bir payı oldu.

1 Mayıs’taki tablomuz eksik ve zaaflı kalan yönlerimizi de ortaya çıkardı bir bakıma. Bu eksiklik ve zaaflarımıza yüklenerek, “Parasız eğitim, sınavsız üniversite!” şiarıyla bir kampanya başlattık. ÖSS ve AOÖBP eşitsizliklerini hedefe koyan, bunlarla birlikte liselerin har(a)çlandırılması, yeni YÖK yasası, staj sömürüsü, emperyalist savaş, Filistin halkının direnişiyle dayanışma ve F tipi tecrit terörünü de içeren bir kampanya yürüttük.

Kampanyamız hedeflenenler bakımından sonuçlarına ulaşmış bulunuyor. Birinci olarak yoğun bir ajitasyon-propaganda ve teşhir faaliyeti örgütlendi. İkinci hedefimiz, kampanya vesilesiyle yeni ilişkiler yakalamak, yeni diyaloglar geliştirmekti. Çıkardığımız afiş, kuş, bildiri gibi materyallerle son derece yoğun bir propaganda-ajitasyon çalışması yürütüldü. Dağıtılan bildiriler ve afişler bir öncekini aşan bir yoğunluk ve yaygınlıkta yapıldı. Kuşlamalar ile bildirilerin girmediği okullara girildi. Liselerde oldukça anlamlı bir ilgiyle karşılandı. Bu kampanyanın bir parçası olarak düzenlediğimiz piknikte de çalışmanın olumlu sonuçlarını aldık.

Çalışmamız devlet tarafından da yoğun ilgiyle karşılandı. Afiş yapan iki arkadaşımız gözaltına alındı. Bildiri ve kuşlamaların girdiği bütün okullara ardından polis de girdi. Bazı okullar neredeyse basıldı.

Hedefimiz, yürüttüğümüz çalışmanın bir sonucu olarak genel liseli kitlesi üzerinde politik bir etki yaratabilmek, liselilerin öz örgütlülüğü olabilmek, başlarını kaldırdıklarında bizi görmelerini sağlayabilmekti. Bu noktada ciddi bir mesafe katettiğimizi düşünüyoruz. Zira başladığımız günden bu yana büyük bir yol almış bulunuyoruz.

Bunların yanı sıra çalışmamızın elbette eksiklikleri de var. Bunların başında çalışmanın içinde olan ve diyaloğumuz bulunan ilişkilerde sürekli bir sirkülasyonun yaşanmasıdır. Yıl boyunca önüne geçemediğimiz bu sorunu mutlaka çözmek durumundayız. Bunu ise ancak, ilişkilerimizi ve diyalog içinde olduğumuz gençleri yapabilecekleri kadar bir işin parçası yaparak, bu işe kendi üretimlerini katmalarına yardımcı olarak aşabiliriz. İnsanlar emek harcarlarsa eğer o işi sahiplenir, ileriye taşıma kaygısı duyarlar. Bunu mutlaka başarmak zorundayız.

Bir diğer eksikliğimiz üniversite çalışmasıyla kurulan bağın zayıflığıdır. Her iki alanı da kesen YÖK yasası gibi temel bir sorun üzerinden pekala pratik planda da ortaklaşılabilirdi. Aşmamız gereken sorunlardan biri de, ülkenin diğer gündemlerine karşı da belli çalışmalar yapmak, bu gündemler aracılığıyla farklı öğrenci kesimleriyle ilişki kurmak olacaktır.

Sonuç olarak, yıl boyunca yürüttüğümüz çalışmalarımız uzun vadede yürüteceğimiz liseli gençlik çalışmasının köşe taşları olacaktır. Başta sözünü ettiğimiz deneyimsizlik bizim için artık büyük ölçüde geride kalmıştır. Toplam faaliyetin bir ürünü olarak belli bir güç birikimimiz ve ileriye çıkma potansiyeli taşıyan geniş bir ilişki ağımız bulunuyor. Bunun yanı sıra küçümsenmeyecek genişlikte (içerden ve dışardan) bir dağıtım ağı oluşturduk. Sayıları bini aşan iki ayrı afiş çalışması yürüttük. Yine üç ayrı gündemli binlerce bildiri dağıttık. 4 sayı bülten çıkarmayı başardık. Hem de kendi gücümüze dayanarak. Her sayıyı en az 250 adet çıkararak geniş dağıtımını yaptık.

Bu saydıklarımız bizim için asla bir övünme konusu değildir. Tersine, bu aynı zamanda bizim sınırlarımızı da anlatıyor. Bu faaliyetleri kendi öz birikimimize dayanarak yürüttük. 6-7 yıldır liseli gençlik içinde çalışma yürüten anlayışlarla karşılaştırdığımızda, fazlasıyla ilerde olduğumuzu rahatlıkla ifade edebiliriz. Kafa sayısı bizim için hiçbir biçimde ölçü değildir. Dayandığımız taban, ileriye dönük perspektif ve iradi tutumdur asıl belirleyici olan. Biz hiçbir biçimde yürüttüğümüz faaliyette sergilediğimiz performansı abartmadık, abartmayacağız da. Ama emeğimizin ürünlerini de küçümsemeyeceğiz. Yönümüz hep ileriye dönük olacak.

Çalışmamızın bundan sonraki temel hedefi, yürütülen güçlü propaganda-ajitasyon ve kitle çalışmasının bir sonucu olarak eylemsel bir hattın tutturabilmesidir. Eylemle bütünleşmeyen bir çalışma kalıcı sonuçlar üretemez. İkinci temel hedefimiz ise kurumsallaşabilmektir. Bundan ilk anlaşılması gereken iç örgütlülüğün kurumsallaşabilmesidir. Yani güçlerin kalıcılaştırılması ve süreklileştirilebilmesi ve liseli gençliğin, işçi gençliğin, emekçi semt gençliğinin ortak mücadele çerçevesinde buluşturulabilmesidir. Bunların bir araya gelmesini, sosyal, kültürel etkinlikler içinde yer almasını sağlayabilecek kurum ve örgütlülüklerin yaratılabilmesidir. Bu adımları atmak için ilk fırsat önümüzdeki yaz sürecidir. Bu yaz sürecini hedeflerimize ulşmak için en iyi bir şekilde kullanmalıyız. Bunun imkanlarına sahibiz. Yeter ki kullanmasını başarabilelim.

Anadolu Yakası’ndan genç komünistler



İşçi sınıfının partisi olma iddiası onun genç ve en dinamik kesimini kazanma iddiasıdır da...

Yaz dönemi çalışması ve işçi gençlik

Yeni bir yaz dönemine girerken yaz dönemi gençlik çalışmasına ilişkin bir perspektif belirlemiş bulunmaktayız. Bu perspektif çerçevesinde, seçilmiş alanlara yönelik politikalar belirlemek ve bu politikaları hayata geçirecek yol, yöntem ve araçları oluşturup kullanmak sorumluluğu ile yüzyüzeyiz. Bunun için de öncelikle geçmiş yılların yaz dönemi gençlik çalışmasının deneyimlerinden faydalanmalıyız.

Yaz dönemi gençlik çalışmamızın başlıca mekanları genç işçilerin yoğun olarak çalıştığı sanayi sitesi vb. alanlar ile gençliğin sosyal yaşam alanı olan semtler olmalıdır. Örneğin, biz bir sanayi sitesini hedefliyorsak, daha önce burada bir hareketlilik yaşanmış mı, bizim dışımızda faaliyet yürüten başkaları var mı, burada çalışan işçiler hangi semtlerde oturuyorlar? Ya da hedefimiz bir semt ise, gençlerin yoğun olarak gittiği yerler nereler? Semtteki DKÖ’leri, yöre dernekleri bu açıdan ne ifade ediyor? Bu ve benzeri konularda alanın asgari bilgisine hakim olmak durumundayız.

Bugün genç işçilerin yoğun olarak çalıştığı yerlerin başında gelen sanayi siteleri aynı zamanda meslek lisesi öğrencilerinin staj gördüğü yerlerdir. İçerisinde çıraklık eğitim merkezlerinin de bulunduğu sanayi siteleri, staj ve çırak sömürüsünün en yoğun yaşandığı alanlardır. Metal, plastik, tekstil başta olmak üzere çeşitli sektörlerden genelde 5 ile 30 kişinin çalıştığı atölyelerden oluşan sanayi siteleri tam bir sömürü cehennemidir. İşçilerin çoğu sendikasız, sigortasız, günde 10-14 saat çalışmaktadır. Sağlıksız çalışma koşullarının yanında iş kazaları buralarda her gün yaşanan olağan şeylerdir. Tüm bunlar faaliyetimiz açısından fazlasıyla malzeme sunmaktadır.

Çalışmamızın temel güçleri dışındaki çevre ve çeper güçlerimizi, ilişkilerimizi, marjinal sektörlerdense bu tür yerlerde çalışmaya yönlendirmeliyiz. Yaz dönemi gençlik çalışması aynı zamanda toplamında sınıfı daha yakından tanıyacağımız ve sınıf çalışmasında deneyim kazanacağımız bir alan olacaktır.

Semtler kendi güçlerimizle beraber genel olarak işçi, işşiz, öğrenci gençliğin ortak sosyal alanlarıdır. Gençliği kazanmak, onu her alanda kuşatmayı gerektirir. Okullarda yeni insanlarla kurduğumuz ilişkilerimizi sürdürmek ve geliştirmek aynı zamanda o insanların sosyal çevresiyle yeni ilişkiler kurmanın önünü bize açar. İKE ve DKÖ’ler, semtlerde, bizim için büyük bir imkandır. Bunu en iyi şekilde değerlendirebilmeliyiz. Buralarda panel, seminer dinleti vb. etkinlikler düzenlemeli, düzenlenen etkinliklere katılabilmeliyiz. Yine bu kurumlar içerisinde gençlik komisyonlarına katılmalı, halihazırda yoksa bunları bizzat oluşturmalıyız. Farklı işletmelerde çalışan genç işçilerle ilişki kurmanın bir ayağı da semtlerdir.

Bu tarz kurulan ilişkiler yalnız semtlerle sınırlı kalmamalı, bu insanların çalıştığı işyerlerine taşınmalıdır. Yine fabrikalarda kurduğumuz ilişkiler üzerinden bu insanların semtlerine gidebilmeliyiz. Tabii çalışmayı dağıtmayacak bir şekilde. Toplamda çalışmayı bütünlüklü bir kampanya olarak örgütlemeli, birbirini besleyecek tarzda planlamalıyız. Sürekli bir ajitasyon ve propagandanın yanında anket çalışmaları, imza kampanyaları ve çeşitli araçlarla çalışmalarımızı yürütebilmeliyiz. Birebir ilişkileri yakalamak için hayli işlevli olduklarını geçmiş deneyimlerden bilmekteyiz. Anket ve imza kampanyası çalışmalarında önemli olan kaç tane yapacağımız değil, bunlar aracılığıyla kaç ilişki yakalayacağımızdır. Günde yüz tane yapar hiç ilişki kuramazsınız, diğer yandan 5 tane yapar iki ilişki kurarsınız. Terih ikincisi olmalıdır.

Bu faaliyetler esnek örgütlenmelerle ete kemiğe büründürülmelidir. 2-3 aylık bir zamanda bu çok zor da olsa çalışmanın düzeyiyle bağlantılı olarak gündeme alınmalıdır. Çalışma ilk zamanlar bir zorluk taşıyabilir. Moral bozukluğu yaratabilir. Zira, öğrenci gençlik çalışmasına oranla daha uzun soluklu bir faaliyettir. Ve karşımızda, romanlarda okuduğumuz sınıf bilinçli işçiler yoktur. Fakat çok yönlü bir kuşatma, planlı ve sistemli bir çalışma zamanla meyvelerini verecektir.

Gelecek dönem güçlü bir çıkış yaratmak, aynı zamanda gençlik çalışmasına yeni alanlar kazanmak, yaz dönemini en iyi şekilde değerlendirmekten geçiyor. Yaz dönemi başkaları için dağılma ve rehavet dönemi olabilir. Ama genç komünistler için daha ilerden bir toparlanma, yeni güçler kazanma ve bir atılım dönemi olmalıdır.

B. Ekin



ODTÜ gece bekçileri çalışma koşullarının
düzeltilmesini istiyor!..

ODTÜ’de çalışan gece bekçileri çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle 1 Temmuz Pazartesi günü Genel Sekreterliğe dilekçe verecekler. 16 saat çalışan gece bekçilerinin sosyal yaşamları alt üst olmuş durumda. Koca bir arazi üstüne kurulu ODTÜ’de herşeyin sorumluluğu bekçilerdedir. Bölümlerdeki tuvaletlerin kırılan sabunluğu için dahi kendilerinden savunma istenmektedir.

Bunlar yetmezmiş gibi gece vardiyasındaki bekçiler semt servislerinden yararlanamamaktadırlar. İşe gelebilmek için ceplerinden yol parası vermek zorunda kalıyorlar. Aldıkları üç kuruş maaş, yola verdikleri parayla daha da azalıyor.

Gece bekçileri yemekhaneden de faydalanamıyorlar. 16 saat çalıştıkları düşünülürse bekçiler gününün 2/3’ünü ya aç geçirecekler, ya da maaşlarının bir kısmını yemeğe ayıracaklar. ODTÜ’de yemek fiyatları göz önünde bulundurulursa maaşın büyük bir kısmının yemeğe gideceği görülecektir.

Dinlenme yerleri olmayan bekçiler, oturmak için merdiven başlarını, temizlik için tuvaletleri kullanmak zorunda bırakılıyorlar. Dinlenebilecekleri özel bir mekanları dahi yok.

Zorunlu olarak kaldıkları mesailerin ücretleri hem düşük hem de aylardır ödenmiyor.

Bu kadar kötü çalışma koşulları yetmezmiş gibi senelik izin haklarını da kullanamıyorlar. İşveren “ben ne zaman istersem o zaman izin kullanabilirsin” diyor. 40-50 gün birikmiş izni olan bekçiler var.

Yönetimle işbirliği yapan üç-beş kendini bilmez dışında gece bekçileri, İMF politikalarının sadık uygulayıcısı ODTÜ yönetimi tarafından bunalıma, hatta ölüme sürükleniyor. Bundan 2 ay önce intihar eden gece bekçisi, şef ve amir baskısı, yaşam koşullarının ağırlığı sonucu bu yolu seçti. Böyle giderse birçok bekçiyi aynı akıbet beklemektedir.

Bugüne kadar defalarca sorunlarını dile getiren bekçiler, hep boş vaadlerle avutulmaya çalışılmaktadır. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Gece bekçileri kendilerine dayatılan çalışma koşullarına karşı duracaktır. Örgütlü güçlerini kullanarak haklarını kazanacaktır. Başka çıkar yolları da kalmamıştır.

Zorunlu gece çalışmasında 4 saatlik iş günü ve artı ödeme!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Zafer direnen emekçinin olacak!

Bir ODTÜ çalışanı/Ankara