15 Aralık '01
Sayı: 39


  Kızıl Bayrak'tan
  Direniş, katliam ve düşen maskeler
  İlk etapta yüzbin kamu emekçisini sokağa atmaya hazırlanıyorlar... Kamu işçisi bu oyunu bozmalıdır!
  "Genel grev genel direniş"i tabandan örgütleyelim!..
  DGM'lerin kapsamına ilişkin yasa ikinci kez kabul edildi... Hortumcular, çete-mafya ve kontr-gerilla elemanları kapsam dışı
  Üniversitelerde faşist terör dalgası
  Filistin halkıyla dayanışmaya!..
  ABD ve İsrail'in sinsi planı
  Gece çalışması üzerine
  Aymasan işçilerinden direniş değerlendirmesi: Direniş mücadele eden işçiler lehine bitmiştir
  Devrimci irade teslim alınamaz
  19 Aralık'ta: Katliamcılar yenildi
  19 Aralık'ta: Bir kez daha biz kazandık!
  "Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya için, işçilerin birliği halkların kardeşliği!
  Devrim yürüyüşümüz sürüyor!..
  Şan olsun Yeni Ekimler'in partisine!
  Yaşasın devrimci dayanışma!
  Gelecek umudunu Türkiye işçi sınıfına bağlayanlara...
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
TKİP’nin kuruluşunun üçüncü yıldönümü etkinliğine binbeşyüzü aşkın emekçi katıldı...

“Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya için, işçilerin birliği halkların kardeşliği!”

“Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya için, işçilerin birliği halkların kardeşliği gecesi” Almanya’nın Wuppertal kentinde gerçekleştirildi. Partimizin kuruluşunun üçüncü yıldönümü vesilesiyle düzenlediğimiz bu politik etkinliğe binbeşyüzü aşkın işçi, emekçi ve genç katıldı.

Gecemizi, emperyalist saldırganlığın dizginlerinden boşaldığı, dünya halkları üzerine ölüm ve yıkım kusan bir emperyalist savaşın cereyan ettiği ve ilerici, devrimci güçlerin tasfiye edilmek amacıyla hedef tahtasına oturtulduğu bir dönemde gerçekleştirdik.

İçinden geçtiğimiz süreç, yalnızca işçi ve emekçiler arasında değil, ilerici, devrimci güçler içinde de bir güçsüzlük ruh haline yol açıyor. Emperyalist gericiliğin geleceğe dönük umut ve özlemlerimizi kırmak amaçlı bu saldırısına karşı direnmek; koşulların dünya ölçüsünde devrim ve sosyalizm için önemli imkanlar biriktirdiğini görerek savaşa karşı devrimi, kapitalizme karşı sosyalizmi savunmak; sosyalizme dönük umutları büyütmek yaşamsal önem taşıyor.

Öte yandan, bir devrim toprağı olan Türkiye ve Kürdistan emperyalist saldırganlığın ve savaşın üssü haline getirilmiş bulunuyor. Türkiye’nin işbirlikçi uşak takımı, emperyalist saldırganlığı ve savaşı da arkasına alarak, tüm toplumu teslim almak istiyor. Bir yılı aşkın bir süreye yayarak gerçekleştirdiği cezaevlerindeki katliamları bunun içindir. Faşist sermaye devleti devrimci ve komünistleri yokederek Türkiye ve Kürdistan’ı bir devrim toprağı olmaktan çıkartmak amacında. Savaşı bahane edip bölgemizdeki kardeş halklara dönük düşmanca bir saldırganlığı tam bir uşak sadakatiyle kabul etmesi de bunun içindir. Tam da bu nedenle emperyalist saldırganlığa, savaşa ve faşist sermaye devletine devrim ve sosyalizmi dayatmak herkesten önce Türkiye’nin komünist ve devrimci güçlerine düşüyor.

Fakat ne yazık ki, Türkiye devrimci hareketi bu yönde bir güç ve irade ortaya koyamıyor. Gözle görülür bir dağılmayı, içten içe bir tasfiyeyi yaşıyor. Politik faaliyet alanındaki zayıflığın yanısıra, özellikle bir yılı aşkın süredir süren ÖO Direnişi sürecinde sergilediği (direnişi sürdüren devrimci tutsaklar bunun dışındadır) olumsuz pratik bunda önemli bir rol oynadı. Devrimci hareket özellikle son bir yıllık süreçte oldukça yıprandı. Yurtdışında kitlelerle ilişkilerinde yaşadığı güven bunalımının yanısıra, kendi taraftar kitlesi içinde de aynı durum başgösterdi. Çağrılarının karşılık bulmaması, bunun toplantılar, yürüyüş ve mitingler, gece türü etkinliklere yansıması, bu zayıflığın popüler şahsiyetlerin çağrıldığı etkinliklerle giderilmesi çabaları bunun bir ifadesi.

Gecemize hazırlandığımız süreçte, partimizin yurtdışındaki güçleri olarak bugünkü olumsuz atmosferden bir ölçüde etkilenmek, daha çok da çeperimizdeki zayıf öğeler şahsında belli bir yıpranma yaşamakla birlikte, devrimci hareketle kıyaslanmaz imkan ve avantajlara sahiptik. Herşeyden önce partimizin bize sağladığı tarihsel iyimserliğe, ideolojik- politik açıklıklara sahiptik. Daha önemlisi, partimiz, hala sürmekte olan Ölüm Orucu direnişine büyük anlam ve önem atfetmiş olmasına, direnişin zaferi için büyük bir ciddiyetle hareket etmesine rağmen, kendisini yalnızca bununla sınırlamadı; devrimci politik faaliyetin yaşamsal önemde diğer alanlarında da var olmaya, gelişip güçlenmeye önem verdi. Bu bakışaçısının ve bunun ifadesi çabalarının sonucundadır ki, partimiz bugün dünden daha güvenli adımlarla ilerliyor. Bu bizler için ek bir moral ve motivasyon kaynağıydı.

YDK olarak, içinden geçtiğimiz sürece ilişkin bilinç açıklığıyla ve partimizden aldığımız güçle etkinliğe hazırlandık.

Etkin ve yoğun bir hazırlık süreci

Etkinliğimize, emperyalist saldırganlığın azgınlaştığı koşullarda, işçilerin birliği ve halkların kardeşliğine duyulan şiddetli ihtiyaçtan ve sömürüsüz, savaşsız bir dünyaya duyulan büyük özlemden hareketle, “Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya için işçilerin birliği, halkların kardeşliği” adını verdik. Devrim ve sosyalizmi propagandamızın merkezine oturttuk. “Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!” başlıklı çağrı bildirimiz ile afişimiz de devrim ve sosyalizm içerikliydi. Kimileri gibi “popüler sanatçılar”dan oluşan bir program yapmadık. Etkinliğimize devrim ve sosyalizmi savunan sanatçı ve misafirleri çağırdık. Gecemizin bileti de, Nazım’ın “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” vecz dizeleriyle dile gelen aynı temaya sahipti.

Öncelikle, çalışmayı planlamak, çalışma tarzımızın ne olması gerektiğini ortaya koymak ve hedeflerimizi belirlemek üzere tüm bölgelerde toplatılar yaptık. Yaygın bir seslenme ve etkinliği duyurma amacıyla özellikle Türkiyeli ve Kürdistanlı işçi ve emekçilerin yoğun olarak oturduğu semtlere afiş yaptık. Bunu savaşa karşı tutumumuzu anlatan pullama çalışmasıyla birleştirdik. Hazırladığımız 30 binin üzerindeki geceye çağrı bildirisini belli bölgelerde yaygın bir biçimde dağıttık. Başta belli fabrikaların önünde olmak üzere, Türkiyeliler’in alış-veriş yaptığı pazarlar, düğünler ve geceler, yürüyüş ve mitingler, posta kutuları, Türkiyeli ve Kürdistanlılar’ın işyerlerinin olduğu sokak ve caddeler ve kitle örgütleri dağıtım yaptığımız alanlar oldular. Kısacası gecemiz duyurmak için her imkanı değerlendirdik. Geçmişe göre hayli yaygın bir seslenme ve duyuru çalışması ortaya koyduk.

Başından itibaren ekip çalışmasının başarılı bir etkinlik için yaşamsal öneme sahip olduğunu vurguladık. Birçok yerde bunu başardık. Kimi yerlerde kazanmak istediğimiz yeni güçleri bu çalışmaya dahil edip, sahiplenmelerini sağladık. Ekipler halinde çalışmanın başarısı katılıma somut olarak yansıdı.

Hedef kitlemizi işçiler ve emekçiler olarak belirledik. Geçmişteki gece hazırlıklarımızdan farklı olarak daha geniş bir çevreye yönelişi örgütlemeye çalıştık. Belirlediğimiz hedefe tam ulaşamadık, ama geçmişteki merkezi etkinlikleri aşan bir katılımı sağlamayı başardık.

Tümüyle politik içerikli ve coşkulu bir
etkinlik gerçekleştirdik

Yaklaşık bir ay boyunca ortaya koyduğumuz çabaların az-çok tatmin edici bir sonuç vereceğini biliyorduk. Nitekim öyle oldu.

Gecenin yapıldığı salonun görünümü, başta sahneye asılan ana pankartımız olmak üzere, görsel açıdan heyecan vericiydi ve kitlenin beğenisini kazandı. Salonun ön bölümünde ve sahnenin her iki yanında yoldaşlarımızın dalgalandırdığı kızıl bayraklar da oldukça etkileyiciydi.

Gecemiz, partimizin üçüncü kuruluş yıldönümüne dönük anlamlı vurgular yapan, partimizin özü ve özeti olan Habip, Ümit ve Hatice yoldaşlara derin saygı ve bağlılığımızı bir kez daha dile getiren ve onların şahsında zindan direnişinde ölümsüzlüğe ulaşan devrimcileri saygıyla anan ve nihayet devrim ve sosyalizm kavgasında şehit düşenler için herkesi saygı duruşuna davet eden kısa bir konuşma ile açıldı. Saygı duruşu sırasında, gecemize katılan dostumuz Erdoğan Egemenoğlu’nun okuduğu Nazım’ın “Güneşi içenlerin türküsü” şiiri salonda yükselen bir heyecan yarattı.

Ardından Paris Gençlik Korosu’nun çocuk grubu sahnede yerini aldı. Koro izleyiciler tarafından beğeniyle karşılandı.

Onları Ekim Devrimi’nden günümüze uzanan sınıf mücadeleleri, devrimler ve karşı-devrimleri konu edinen sinevizyon gösterimi izledi.

Gece partimiz adına bir yoldaşın yaptığı konuşmayla devam etti. Gecenin politik atmosferini yoğunlaştıran bu konuşmanın ardından, enternasyonalizme duyulan şiddetli ihtiyaç ve özlemi dile getiren İranlı misafir bir kadın sanatçı sahneye çıktı. Dost sanatçının piyano eşliğinde Azerice, Farsça ve Afgan dilinde söylediği halk türküleri, beğeniyle ve “Yaşasın enternasyonal dayanışma!” sloganıyla karşılandı.

Paris Gençlik Korosu bir kez daha sahnedeki yerini aldı. Her geçen gün biraz daha gelişen ve olgunlaşan, gelecek açısından yeni umutlar vaadeden Gençlik Korosu, devrimci türkü ve marşlarla kitleyi coşturdu.

Gecenin ilk bölümünün sonunda Erdoğan Egemenoğlu sahnedeki yerini aldı. Tok sesiyle ve yüreğini katarak bir kez daha Nazım’ın şiirlerini, bu şiirlere yaraşır bir biçimde okudu. Hemen her şiirini okurken, sahnedeki ana pankartı ve bu pankartın üzerindeki slogan ve amblemi işaretlemesi, büyük bir coşku yarattı.

Etkinliğimizin yarım saatlik bir aradan sonraki ikinci bölümü, değerli aydın ve devrimci dostu hocamız Haluk Gerger’in konuşmasıyla başladı. Haluk hoca; emperyalist kapitalizmin barbarlığını teşhir eden, sert bir biçimde eleştiren, buna karşın devrimin ve sosyalizmin tok bir savunusunu yapan, devrime ve sosyalizme dönük umut ve özlemleri canlandıran, dünya işçileri, emekçileri ve devrimcilerini devrime ve sosyalizme sımsıkı sarılmaya çağıran son derece anlamlı bir konuşma yaptı. Gerçek bir aydın olmanın ancak, emekçilerden ve ezilenlerden yana olmakla, dolayısıyla devrim ve sosyalizm davasına taraf olmakla olanaklı olduğunun sade ve anlamlı bir örneğini sergiledi Haluk Gerger hoca.

Ardından, gecemize misafir olarak gelen devrimci dostu Kürt sanatçı Fırat Başkale sahneye davet edildi. Başkale devrimcilere, özellikle devrim ve sosyalizm kavgasında şehit düşenlere saygısını dile getirdi. Genç kitleyi coşturan ve halaya kaldıran Kürtçe ve Zazaca türkülerle gecemize ayrı bir renk kattı.

Tarihin tanığı değil aynı zamanda tarafı olduğunu her vesileyle dile getiren devrimci dostu, dostumuz Suavi ile grubu salona canlılık taşıdı. Suavi yürekten okuduğu türkü ve marşlarla kitleyi coşturdu. Yine tok sesiyle yürekli konuşmalar yaptı. Gelinen yerde Türkiye topraklarının kana ve zulme doyduğunu, karamsarlığa yer olmadığını, umudu canlı tutup büyütme zamanı olduğunu vurgulayan konuşmaları gecemizin platformuyla örtüşüyordu. Suavi ve grubunu içten devrimci duygular ve alkışlarla uğurladık.

Gecemizin kapanışını Grup Munzur’la yaptık. Gecenin geç vaktine ve kitlenin yorgunluğuna rağmen Grup Munzur kitleye hareketli ve coşkulu anlar yaşattı. Siper yoldaşlığının gereğine uygun mesajlarıyla salondaki emekçilere ve devrimcilere umut aşıladı. Gecemiz Grup Munzur’un söylediği türküler eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.

Ön çalışması, görselliği, katılımı ve en önemlisi de geceye rengini veren devrim ve sosyalizm vurgusu ile asgari bir başarının ifadesi bir etkinlik gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz. Partinin yurtdışındaki güçleri olarak bugün daha inançlı, daha moralliyiz. Partimize her zamankinden daha çok güveniyoruz. Bu inaç, bu moral ve motivasyonla, partimizin bize dönük beklentilerine yanıt vermek için daha çok çalışacağız.

TKİP Yurtdışı Örgütü