15 Aralık '01
Sayı: 39


  Kızıl Bayrak'tan
  Direniş, katliam ve düşen maskeler
  İlk etapta yüzbin kamu emekçisini sokağa atmaya hazırlanıyorlar... Kamu işçisi bu oyunu bozmalıdır!
  "Genel grev genel direniş"i tabandan örgütleyelim!..
  DGM'lerin kapsamına ilişkin yasa ikinci kez kabul edildi... Hortumcular, çete-mafya ve kontr-gerilla elemanları kapsam dışı
  Üniversitelerde faşist terör dalgası
  Filistin halkıyla dayanışmaya!..
  ABD ve İsrail'in sinsi planı
  Gece çalışması üzerine
  Aymasan işçilerinden direniş değerlendirmesi: Direniş mücadele eden işçiler lehine bitmiştir
  Devrimci irade teslim alınamaz
  19 Aralık'ta: Katliamcılar yenildi
  19 Aralık'ta: Bir kez daha biz kazandık!
  "Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya için, işçilerin birliği halkların kardeşliği!
  Devrim yürüyüşümüz sürüyor!..
  Şan olsun Yeni Ekimler'in partisine!
  Yaşasın devrimci dayanışma!
  Gelecek umudunu Türkiye işçi sınıfına bağlayanlara...
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Filistin üzerinde emperyalist-siyonist abluka arttırılıyor...

Filistin halkıyla dayanışmaya!..

ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin Filistin’e yönelik saldırıları her geçen gün boyutlanarak sürüyor. Filistin sorununu emperyalizmin ve siyonizmin öngördüğü çözüme mahkum etmeye dayalı kuşatma daraltılıyor. 11 Eylül’ü izleyen “terörle mücadele” eksenli demagojik propaganda ve politika, bu kuşatmada önemli bir rol oynuyor.

ABD emperyalizmi, Arafat destek istiyorsa “terörle mücadelede daha kararlı davrandığını kanıtlaması gerekir”, biçimindeki söylemlerine devam ediyor. Bunun ne anlama geldiği çok açık. Filistin halkını mücadele etmekten ve karşı gelmekten alıkoy, İntifada’yı bastır ve mücadele yanlısı Filistin örgütlerini tasfiye et.

AB emperyalizmi de benzer biçimde Filistin yönetimine İntifadayı durdurma çağrısı yaptı, ve Hamas ve İslami Cihad’ı terör örgütü listesine aldığını ilan etti. Arafat’a tüm şüphelileri gözaltına alma ve terörle mücadelede kararlılık gösterme telkininde bulunarak, Filistin sorunu konusunda ABD-İsrail çizgisine daha net biçimde gelip dayandı.

Katar’da toplanan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısından da, benzer şekilde, ABD’ye çözüme “yardım etme”si için çağrı çıktı. Verili durumda ABD hangi koşullarda “yardım edeceği”ni çok açık biçimde ortaya koyduğuna ve bu yardımın ne anlama geldiği de belli olduğuna göre; böyle bir çağrı, İKÖ’nün de, ABD’nin çözümüne destek olacağını dolaylı bir biçimde ilan etmesinden başka bir anlama gelmiyor.

Öte taraftan bu Uluslararası gelişmelerden de güç alan İsrail, Filistinli örgütlerin ateşkes çağrısını redderek kentleri bombalamaya devam ediyor, taş atan çocukları katlediliyor, yerleşim bölgelerini askeri kuşatma altında tutuyor vb.

Filistin’de yaşananlar İsrail ve Amerika’nın kontrollü biçimde İntifada’yı boğma senaryosunu uygulamaya soktuğunu gösteriyor. Öyle ki İsrail 11 Eylül’den sonra sistematik biçimde terörünü yoğunlaştırdı. Yalnızca 11 Eylül’den bu yana 63 Filistinli üst düzey yönetici katledildi. Ve bunların çoğu geçen haftalarda yaşanan bombalı intihar saldırıların hemen öncesinde gerçekleşen cinayetlerdir. Son bombalı intihar saldırıları siyonizmin bu politikaya hız vermek için bir vesile ve bahane oluşturuyor yalnızca.
Kuşkusuz saldırıları karşılıksız kalmıyor. Filistin halkı büyük bir öfke ve kararlılıkla saldırılara karşı direniyor. Her gün yeni kayıplar veriyor. Bu kuşatma ve saldırılar halkın mücadele kararlılığını daha çok artırıyor. Halkın yüzde yetmişi, aktif direnişlerin geliştirilmesini istiyor, direnişlere katılıyor. Canlı bomba olmak için başvuranların sayısı bu son dönemde yüzde 300 artış gösteriyor. vb.

Bu yöndeki gelişmelerin hiçbiri yeni değil kuşkusuz. İsrail devleti kurulduğundan beri çatışmalar, kuşatmalar, katliamlar eksik olmadı bölgede. Yeni olan ise Filistin’in bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin “terörle mücadele” konsepti ve bunun sonucu olan kirli bir politikaya tabi kılınarak boğulmaya çalışılmasıdır. Bu çerçevede artan emperyalist baskı ve kuşatmadır. Asıl saldırganların, yıllardır Filistin halkı üzerinde terör estiren, onu katliamdan geçiren gerçek teröristlerin, halkın artan baskılara karşı haklı isyanını terör olarak nitelemesidir. Yıllardır mücadelesi verilen bağımsız ve özgür Filistin davasını zayıflatmaya ve gündemden düşürmeye dayalı kirli hesaplardır, vb...

AB’sinden ABD’ye, gerici Arap rejimlerinden Türkiye gibi bölgedeki öteki işbirlikçi sermaye iktidarlarına kadar bir dizi ülke, bugün Filistin halkına karşı uygulanan bu kirli siyasal ablukada rol alarak, İsrail siyonizmine büyük bir tarihi hizmeti yerine getirmektedir. Bunların toplamı İntifadalara dayalı devrimci çözümün önünü tıkama politikasına hizmet etmektedir.

İşin bu cephesinde, bu saldırıları bertaraf edecek, emperyalist kuşatmayı yaracak politikaların üretilmesi can alıcı bir öneme sahiptir. Buna bağlı olarak, direnen Filistin halkına uluslararası bir destek örgütlemek, yakıcı öneme sahip bir görev ve sorumluluk olarak duruyor karşımızda.

Halihazırda direnen Filistin halkının en temel sorunlarının başında devrimci bir politik çizgi ve devrimci bir önderlik etrafında kenetlenememek gelmektedir. Bu başarılamazsa eğer, ilkin; emperyalistlerin terör demagojisine dayalı yeni saldırılarının önünü kesmek gitgide daha zorlaşacaktır. İkinci olarak; farklı türden eğilimlerin temsilcisi olan grup ve örgütlerin bir iç kargaşa-iç savaş senaryosuna dayalı hesap ve tuzaklara daha erken ve daha kolay kapılması riskinin artma olasılığı güçlenecektir. Üçüncüsü ise; İsrail siyonizminin terör ve baskıyla kıramadığı halkın mücadele isteği ve kararlılığının, bu tablo karşısında giderek kırılmaya uğrama tehlikesidir.

Bugünkü Filistin yönetimi ile Filistin halkını, yanısıra siyonizme karşı mücadele eden ve çoğunluğu islami ideolojiye sahip öteki direnişçi örgütleri karşı karşıya getirme planı artık ayan beyan ortadır. Emperyalizmin ve siyonizmin bu sinsi planının bir parçası olarak Arafat üzerindeki baskılar artırılmakta ve bu, her geçen gün daha fazla sonuç vermektedir. Bu gidişin ürkütücü başka boyutlara kavuşması, Filistin’i bir içsavaşa sürüklemesi kuvvetle muhtemeldir. Son gelişmeler buna ayrıca yeterli bir açıklık getiriyor.

Arafat bir taraftan İKO’ne “direnmek yasal hakkımızdır” mesajı verirken -ki bu mesajın İslam ülkeleri tarafından karşılıksız bırakılacağı açıktır; öbür taraftan, emperyalistlerin “terörle mücadele et” baskısından kurtulmak için muhalif gruplara karşı aldığı önlemleri sertleştirmiş ve kapsamını artırmış bulunuyor. 8 kişinin öldüğü son bombalı intihar eylemlerinden sorumlu tutulan İslami Cihad’ın ve Hamas’ın bürolarını kapatması ise gerginlikleri iyice tırmandıracaktır. Bu, bugünkü yönetimle islami örgütleri daha açıktan karşı karşıya getirecek önemde bir gelişmedir. Öbür taraftan bu türden saldırılar halkla ilişkilerde de büyük gerginliklere yolaçacaktır. Filistin polisinin bugün namluyu tutuklamaları ve gözaltıları protesto eden halka doğrultması ne tesadüftür, ne de böyle giderse bunlar teki örnekler olarak kalacaktır.

İki ateş arasında denge politikası izlemeye çalışan Filistin yönetiminin iki tercihten birinden yana ağırlık koyması giderek kaçınılmaz hale gelmektedir. Arafat ya halkın alttan gelen baskı, tepki ve beklentilerinden, ya da emperyalist ve siyonist haydutların baskı ve beklentilerinden yana ağırlık koyan bir tercihte bulunacaktır. Halktan iyice kopmamak, onunla daha açıktan karşı tarşıya gelememek kaygısıyla, Filistin yönetimi şimdiye kadar çizmeyi fazla aşmadı. Ama emperyalistler ve siyonistler artık bunu yeterli görmüyor ve daha açık, daha kapsamlı önlemler istiyor. Buna cepheden ve tok bir yanıtla hayır diyemeyen Arafat giderek, istemese de, bu konuma doğru hızla sürüklenmektedir. Son kamuoyu yoklamaları ve gözlemler, halkın FKÖ’ye verdiği desteğinin giderek azaldığı (yüzde 20’lere gerilemiş bulunuyor), tersinden radikal örgütlerin ise daha fazla destek sa¤ladığı yönündedir. Bu da halkın Filistin Yönetiminin ihanet çizgisine iyice batması karşısında nasıl bir tutum takınacağının güçlü ve sağlıklı bir göstergesidir.

Kuşkusuz ihanetçi çizgi ve yönetimlere gösterilen bu tepkinin bugünkü islami örgütlere akması, orada ifade edilmesi gerçek bir çözümü getirmeyecek, önderlik ihtiyacını ortadan kaldırmayacaktır. Fakat imkan ve koşulları sağlandığında, bu aynı birikimin devrimci bir kanala akabileceğinin de yeterince verileri var. Böyle bir önderlik ihtiyacını karşılamak muhakkak ki Filistinli devrimcilerin altına girmesi gereken yakıcı bir sorumluluktur. Böyle bir girişimin karşılıksız kalmayacağı, en kısa zamanda gerçek bir alternatif olarak kendisini ortaya koyabileceği koşullar mevcuttur. Yeter ki bunun özneleri bu bilinçle davranabilsin.

Öte taraftan uluslararası devrimci harekete ve işçi sınıfına da bu tablodan aktif dayanışmayı örgütleme, Filistin’e yönelik abluka ve kuşatmayı zayıflatma görev ve sorumluluğu düşüyor. Böyle bir destek oradaki yakıcı sorunların çözümü için de anlamlı bir dayanak oluşturacaktır. Bundan bağımsız olarak, yiğit Filistin halkı zaten fazlasıyla böyle bir desteği haketmektedir ve bunun ihtiyacını duymaktadır. Böyle bir desteğin olmamasının acısını ve sonuçlarını Filistin halkı fazlasıyla pahalıya ödemektedir.

Öyleyse, böyle bir dayanışmayı örgütlemeyi, bunu çalışmamızın bir parçası yapmayı güncel bir görev olarak önümüze koyabilmeliyiz. “İşçilerin birliği halkların kardeşliği” şiarının hakkını vermek için Filistin halkıyla dayanışmayı yükseltmeliyiz.

Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm!

İşgalciler defolsun, Filistin’e özgürlük!

Yaşasın Ortadoğu halklarının devrimci birliği!