ARSIVANA SAYFA
 
12 Ağustos '00
SAYI: 29
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Belediye işçileri de ortak mücadeleyi örmek zorundadırlar!
Sosyal yıkım programına "demokratikleş me" cilası ve tahkimatta yeni açılımlar
Devlet depremzede halkı ortada bıraktı
Aradan geçen bir yıl içinde depremzedelerin hiçbir sorunu çözülmedi
17 Ağustos depremi çürüyen düzen gerçeğini tüm çıplaklığıyla gosterdi
Deprem yıkımının sorumlularından hesap soralım!
Belediye işçilerinden grev kararlılığı
Sendikal bürokrasinin belediye işçilerine ördüğü kıskaç
Amerika'da onbinlerce haberleşme işçisi grevde!.
Hacıbektaş'ta Hızır Pasalardan hesap soralım!
"Enflasyona karşı mücadele" masalı
Adana TİS Bülteni ve dönemin sorumlulukları
Programda tarım ve köylü sorunu/4
Adalet Bakanlığı'nın F tipi kampanyası
F (hücre) tipine karşı mücadele ve sermayenin tuzakları
Sendikalardan hücre sistemine karşı eylem
Hücre saldırısını püskürtmenin sorunları ve sorumlulukları
Parti programı ışığında çevre ve kapitalizm
Çevre sorunu ve küçük-burjuva muhalefeti
Moğolistan seçimlerinin gösterdikleri
Ekim Gençliği'nden
Saygon zindanlarında mücadele
Sınıfı ve devrimi örgütlemede parti kadrosunun tayin edici rolü
Yazılı materyallerin etkisi üzerine fabrika gözlemleri
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Direnme Savaşı/Nguyen Duc Thuan
Saygon zindanlarında mücadele


Direnme Savaşı’ında Vietnam halkının ABD emperyalizmi ve onun yerli uşaklarına karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde faşizmin eline geçen devrimci tutsakların direnişi anlatılır.

Romanın kahramanı Nguyen Due Thuan, Kuzey Vietnam’ın bağımsızlık mücadelesine katılmış, etkin görevler almış devrimcilerden biridir. Artık Kuzey bağımsızlığına kavuşmuştur. Şimdi yoldaşlarıyla Güney Vietnam’ın bağımsızlığı ve Vietnam’ın bütünlüğünü sağlamak için mücadele etmektedirler.

Bu amaçla Thuan 1956’da bir seminere katılmak için Saygon’a gelir (Saygon aynı zamanda ABD emperyalizminin Güney Vietnam’daki üssüdür.) Seminere katılmasını sağlayacak kişiyle Saygon hayvanat bahçesinde buluşacaklardır. Ama buluşma gerçekleşmeden üzerindeki sahte belgeler ile gözaltına alınır.

Thuan yakalandığı Haziran 1956’dan 1964 yılına kadar geçen süre içinde yaşadığı işkenceleri, tanık olduğu olayları, tutsakların direnişi sürdürmek için verdiği olağanüstü çabaları, egemenlerin uyguladığı yöntemleri anlatır.
Anlatılanlar ABD emperyalizminin vahşi, insanlık dışı kararkterinin sergilenmesi bakımından da çok öğreticidir.

Thuan yakalandığı ilk andan itibaren bizzat yaşayarak tanık olmuştur ağır işkencelere. Ayakta kalamayacak, işkenceyi hissedemeyecek hale gelene kadar günlerce işkence görür. Kendisine gelir gelmez tekrar başlar işkence seansları. P. 42 adı verilen bu işkence merkezinde yeni yakalanmış devrimciler tutulur. Burada bile tutsaklar fırsat yaratıp birbirlerine destek olmaya çalışırlar. Aynı hücreye düşenler, işkenceden yeni çıkmış yoldaşlarına, sakat kalmaması için idrarı ile masaj yaparlar. Havalandırmaya çıkamayacak durumda olanları sırtlarında taşıyarak dolaştırırlar.

Thuan bir ay kadar işkence gördükten sonra iki yıl kadar P. 42’de tutulur. Sonra bir süre için GİA DİNH Cezaevine nakledilir. Ardından Thuan ve diğer devrimci tutsaklar bir adada bulunan POULO CONDOR Cezaevine gönderilirler.

Adaya taşınırken yapılan yolculuk başlı başına bir işkencedir. Adaya ulaşıldığında tutsaklar sıraya dizilirken, askerler ve gardiyanlar sopa ve joplarla saldırırlar. Amaçları ilk günden tutsakların moralini bozmaktır.

POULO CONDOR Cezaevi’nde devrimci tutsakların partiyle ve mücadeleyle fiziki bağlarının koparılması hedeflenir. Denizin ortasında olmaları nedeniyle bu hiç de zor değildir. Tutsaklar buna rağmen partinin perspektifleri doğrultusunda direnişlerini sürdürmeye çalışırlar.

Cezaevinde iki bölüm vardır. Pişmanlık gösterenlerin kaldığı 2. Hapisane ve pişmanlık göstermeyenlerin kaldığı 1. Hapisane. Yeni gelenler bilinçli bir şekilde pişmanlık gösterenlerin arasına alınır önce. Burada yeni gelenlere “pişmanlık göstermeyi” kabul ettirenlere erken salıverilme vaadedilerek, yeniler etkilenmeye çalışılır. Yeni gelenler ise bu fırsatı pişmanlık gösterenleri mücadeleye yeniden kazanmak için kullanırlar. Bundan korkan cezaevi yönetimi o yüzden yeni gelenleri burada fazla tutmak istemez. “Pişmanlık göstermeyen” tutsakları 1. Hapisaneye yerleştirirler.

Bu sadece pişmanlık gösterenler ile göstermeyenleri ayrı tutmak için değil, aynı zamanda pişmanlık göstermeyenlere daha ağır koşullar dayatmak için yapılır.

1. Hapisanedeki tutuklulara yemek olarak kuru pirinç ve az miktarda su verilir. Banyo ve temizlik ihtiyaçlarını karşılayacak su ise aylarca verilmez. Yetersiz beslenme ve temizlik ihtiyaçları karşılanmadığı için hapisanede bulaşıcı hastalıklar yaygındır. Bunlara askerlerin öldüresiye saldırıları da eklenince, birçok devrimci tutsağın durumu daha da ağırlaşır. Bu, cezaevinin direnen tutsakları ölüme terk etme yöntemidir. Devrimci tutsaklar buna karşı da mücadele verirler. Su ihtiyaçlarını karşılamak için tavandaki çatlaklardan sızan suları yalarlar. Enerji elde etmek için gördükleri otları, yakaladıkları böcekleri yerler. Kıyıda köşedeki taşların altında yeni doğmuş fare yavrularını pişirme fırsatları olmadan çiğ çiğ yerler. Bunları özellikle zayıf düşmüş yoldaşlarına güç kazanmaları için yedirirler. Bu zor koşullarda devrimcilerin birbirlerine destek olmaları iradelerini daha da güçlendirir. Birbirlerini eğitmek için birikim ve yetenekleri ölçüsünde etkinlikler düzenlerler. Kendilerini geliştirmeye çalışırlar.

Cezaevi yönetimi ise cezaevine kapatıp dışarı ile bağlantısını kestiği bu insanların iradesini kırmak için her türlü yolu denemektedir. 2. Hapisanede uyguladığı, ABD uşağı Vietnam devlet başkanı Ngo Dinh Diem’e saygı gösterme, üç şeritli bayrağı selamlama, subayları selamlama dayatmasını 1. Hapisane’ye de uygulatmaya çalışır. Devrimci tutsaklar aralarında tartışıp bunu kabul etmemek gerektiği şeklinde karar alıp ölüm pahasına boyun eğmezler.

Dönem dönem düşman ölüm provalarına başvurur. Tutsakları tek tek kayığa bindirip denize açıldıktan sonra, ayaklarına ağırlık bağlayıp denize atarlar. Boğulmalarına yakın denizin yüzeyine çıkartıp “pişmanlık gösterip, göstermediklerini” sorarlar. Sonra tekrar suya batırıp ölüme ramak kala çıkartırlar.

Düşman teslim alma yöntemi olarak sadece saldırı ve kısıtlamayı kullanmaz. Yanısıra uzman “eğitmen”ler gönderip ilişki kurarak ikna etmeye çalışırlar. Başarılı olamayınca kızıp, “ne haliniz varsa görün, bu şekilde burada ölün” diyerek çekip giderler. Ama genellikle başarısız olsalar da, bıkıp usanmadan pişmanlık göstermeyi dayatmaya devam ederler.

Adaya sürekli yeni ekipler gelirler; tutsak devrimcilerin direnişinin nasıl zayıflatılacağının, iradelerinin nasıl kırılacağının yollarını araştırırlar.

Aslan kafesleri bu yöntemlerden bir tanesidir. Kafes biçiminde birkaç metrekarelik hücrelere seçilmiş tutsaklar iki ya da bir kişi olarak konulurlar. Hücrenin tepesine nöbetçi askerler yerleştirilip tutsaklar sürekli gözetlenirler. Bu şekilde her an saldırıya maruz kalabilirler. Yemek ve su verilirken sürekli dayak yerler. Sürekli tepelerinden su dökülerek bitkin düşmeleri, üşütüp hastalanmaları amaçlanır. Uyumalarına engel olunarak psikolojik dengeleri bozulmaya çalışılır. Tam bir irade savaşı verilir burada.

Suyun ve yemeğin yetersizliği, askerlerin saldırıları, uykusuzluk yüzünden sağlık dengeleri bozulanlar, delirenler olur. O ana kadar direnenlerden pişmanlık gösterenler çıkar. Düşman iradede en küçük bir delik bulup oradan sızmaya çalışır. Tutsaklar arasında saygın bir yeri olan, o ana kadarki mücadelede öne çıkanlardan bir tutsağın ölümünden 1-2 saat önce “pişmanlık göstermesi”, her direnişin yeni bir sınav olduğu, öncekileri başarı ile atlatmanın sonrakilerin başarıyla atlatılmasının garantisi olmadığını göstermesi bakımından çarpıcıdır.

Aslan kafeslerinden, onurluca ölenlerin ve pişmanlık gösterenlerin arasından 4 kişi 1. Hapisanede yaşanan tarihi direnişin temsilcileri olarak özgürlüklerine kavuşurlar. Vietnam halkının ABD emperyalizmine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde tekrar yerlerini alırlar.


***

Direnme Savaşı’nda anlatılan direniş, Vietnam halkının ABD emperyalizmine karşı destansı direnişinin cezaevi ayağıdır. Gücünü ve perspektifini oradan alır. Kitabı okurken ilginç gelen noktalardan birisi, devrimcilerin ölümüne direniş sergilemelerine rağmen, 1. Hapisaneyi başka yere taşımalarına, sonra gruplara bölmelerine karşı tepki geliştirilmemesi. Aslan kafeslerine konulanlar için üzülme dışında bir hareketlilik yaşanmıyor olması. Sadece aslan kafesine konanlardan 2-3 kişi buna tepki olarak açlık grevine başlıyor. Daha önce açlık greviyle taleplerini düşmana kabul ettirmişler, ama bu kritik anda tepki geliştirmiyorlar.

Askerlerin saldırılarına ve işkencelerine karşı devrimci düşüncelerinden taviz vermiyorlar. Partiye bağlılıklarını ortaya koyuyorlar. Ama insan neden saldırılara, aslan kafesine konmalarına karşı bir şey hayata geçirmiyorlar diye düşünüyor.

İsyan ve aktif savunma şeklinde direnememelerinin akla gelebilecek iki nedeni olabilir.

Birincisi, dışarıda gerilla mücadelesinin gelişmesi. Yani iki tarafın da sürekli birbirlerinin üslerine, yerleşim yerlerine saldırması. ABD yönetimi bunun acısını elindeki tutsaklardan çıkarmak için fırsat kolluyor olabilir. Bunun için içeride bir şeyler örgütleyip cezaevinde hayata geçirmeye çalışmak düşüncesinden, dışarıyla bağlantının kopuk olması nedeniyle kötü bir zamanda katliamla sonuçlanabilir kaygısı alıkoymuş olabilir.

Akla gelen ikinci gerekçe ise, o ana kadar cezaevlerinde düşmana karşı koyuş düşüncesinin henüz gelişmemiş olmasıdır.


***

Direnme Savaşı’nda geçen bütün işkence, zulüm ve ikna etme seanslarının asıl hedefinin “pişmanlık gösterme” yani boyun eğdirme olduğu göze çarpıyor.

Dayatılan hep şu olmuştur. Devrimci düşüncelerinden vazgeç, mücadeleyi bırak, düzenin değerlerini, sembollerini selamla, önünde eğil.

Vietnam’da POULO CONDOR Cezaevi’nde bu, üç şeritli bayrağı (ABD emperyalizmine bağlılığı gösteren) selamlatma, ABD uşağı kukla devlet başkanı Ngo Dinh Diem’e saygı gösterme, subayları selamlama şeklinde...

Türkiye’de 12 Eylül döneminde cezaevlerinde saçları kestirme, tek tip elbise giydirme, istiklal marşı söyletip, subaylara tekmil verme şeklinde... Nazi kamplarında başka... Latin Amerika’da başka şekilde uygulanmaya çalışılmıştır.

Egemenler, devrimcilere boyun eğdirmek, mücadele isteklerini yok etmek için geçmişte kullandığı araçları, yöntemleri ve edindiği bilgileri biriktirip geliştirmiştir. Vietnam’ın “aslan kafesleri” hücre tipi cezaevlerinin ilkel şeklidir.

Aynı şekilde devrimciler ve komünistler de geçmişte yaşanan direnişlerden öğreniyorlar. Deneyimlerinden öğrendiklerini bilince çıkartıyorlar. Hücre tipi cezaevlerinin ne demek olduğunun bilinmesi bunun kanıtı. Hücre tipinin ne demek olduğu Vietnam’daki “aslan kafesleri”nden biliniyor, uygulanan diğer yerlerden biliniyor.

Şu bir gerçektir ki sermaye cezaevlerinde hangi yöntemleri kullanırsa kullansın, devrimcilere ve komünistlere boyun eğdiremez, sömürü düzeninin yıkılmasını engelleyemez.

Ne aslan kafesleri bunu sağlayabildi, ne de hücre tipi cezaevleri bunu başarabilecek. Aslan kafesleri bir sürü devrimcinin ölümüne neden olmuştu, hücre tipi de ölümlere neden olacaktır.

Egemenlerin işçi sınıfı ve emekçi halkların önderleri olan komünistler ve devrimcilere karşı uyguladığı bütün teslim alma girişimlerine olduğu gibi cezaevlerindeki hücre sistemine de karşı koymak, kendisine insanım diyen ve sermaye düzeninin yıkılmasını isteyen herkesin görevidir.

D. Ateş