ARSIVANA SAYFA
 
12 Ağustos '00
SAYI: 29
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Belediye işçileri de ortak mücadeleyi örmek zorundadırlar!
Sosyal yıkım programına "demokratikleş me" cilası ve tahkimatta yeni açılımlar
Devlet depremzede halkı ortada bıraktı
Aradan geçen bir yıl içinde depremzedelerin hiçbir sorunu çözülmedi
17 Ağustos depremi çürüyen düzen gerçeğini tüm çıplaklığıyla gosterdi
Deprem yıkımının sorumlularından hesap soralım!
Belediye işçilerinden grev kararlılığı
Sendikal bürokrasinin belediye işçilerine ördüğü kıskaç
Amerika'da onbinlerce haberleşme işçisi grevde!.
Hacıbektaş'ta Hızır Pasalardan hesap soralım!
"Enflasyona karşı mücadele" masalı
Adana TİS Bülteni ve dönemin sorumlulukları
Programda tarım ve köylü sorunu/4
Adalet Bakanlığı'nın F tipi kampanyası
F (hücre) tipine karşı mücadele ve sermayenin tuzakları
Sendikalardan hücre sistemine karşı eylem
Hücre saldırısını püskürtmenin sorunları ve sorumlulukları
Parti programı ışığında çevre ve kapitalizm
Çevre sorunu ve küçük-burjuva muhalefeti
Moğolistan seçimlerinin gösterdikleri
Ekim Gençliği'nden
Saygon zindanlarında mücadele
Sınıfı ve devrimi örgütlemede parti kadrosunun tayin edici rolü
Yazılı materyallerin etkisi üzerine fabrika gözlemleri
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Deneyimlerimizden öğreniyoruz!..


20 işçinin çalıştığı, metal işkolunda üretim yapan bir fabrikada çalışıyordum. İşçilerin tümü gençlerden oluşuyordu. İki işçi 90 milyon, geriye kalan 18 işçi asgari ücretle çalışıyorduk.

Her zam dönemi patron bir bahane (iş yetişmiyor, çok fire çıkıyor vb.) bulup toplantı yapıp, işçilerin asgari ücretten fazla zam istemelerinin önünü kesiyordu. Zam isteyen olursa, bu ücreti beğenmiyorsan kapı açık derdi. Temmuz ayının başından beri biz işçiler olarak kendi aramızda zam konusunu konuşuyorduk. Asgari ücret 86 küsur milyon olarak açıklandıktan sonra, işçilere aylığımız en çok 87 milyon olacak dedim. Ancak bu ücreti kabul etmememizi ve eğer birlik olursak belki ek zam alma şansımız olabileceğini dile getirdim. Bu amaçla toplantı yapmayı önerdim. Öneriyi pek ciddiye almadılar. Ama kulisler devam etti. İkili, üçlü bir araya gelip konuşuyorduk. Böylece Temmuz ayının sonuna geldik.

Siparişler çok yoğun, hergün akşam saat 20.00’ye kadar ve cumartesileri de çalışıyorduk. Patron ise zamdan hiç söz etmiyordu. Böyle devam ederse zam alamayacaktık. Dolayısıyla kendi aramızda anlaşıp patronu konuşmaya çağırdık. Bir iki gün oyaladı. Sonunda toplantı yaptı. Toplantıda asgari ücretten fazla aylık veremeyeceğini söyledi. Gerçi bu aylık çok azmış, ama elinden başka şey de gelemezmiş. Bunun nedeni devletin bu ücreti belirlemiş olmasıymış.

Biz de enflasyonun yıllık %70 olduğunu ve devletin belirlediği yıllık %25 zamma bağlı kalmak zorunda olmadığımızı söyledik. Buna karşı patron, 86 milyondan fazla ücret veremeyeceğini, bu ücreti beğenmeyen varsa kapının açık olduğunu yineledi. Biz işçiler olarak kendi aramızda anlaşıp zam yapmazsa çıkmaya karar vermiştik. (Zira yapacak başka bir şey yoktu). Kısa bir sessizlik oldu. Ben bu ücreti beğenmediğimi ve işten çıkacağımı söyledim. Patronun beklemediği oldu. Benden başka 10 işçi de çıkacağını söyledi. Temel işleri yapan işçilerin tümü çıkmak isteyenler arasındaydı. Patron ilk darbeyi yemişti. Bizden 10 gün süre istedi. 10 gün sonra paramızı alıp gidebileceğimizi söyledi.

İş çıkışı kararsız kalan arkadaşlarımızı ikna etmeye çalıştık, eğer çalışmaya devam ederlerse çıkan işçileri satmış olacaklarını söyledik. Ben ayrıca patronun birliğimizi bozmak için çaba harcayacağını ve buna karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini arakadaşlara hatırlattım.

Ertesi sabah ortama fırtına öncesi sessizlik hakimdi. İşe başlayalı yarım saat olmuştu. Patron beni çağırtıp, mesailer dahil paramı ödedi ve gidebileceğimi söyledi. Ben de işçilerin yanına gidip arkadaşlar üretim stop! dedim. Hemen herkes işi bıraksın, patron çıkmak isteyenleri çıkartıyor. Ayrıca kararsızlara dönüp, “86 milyon aylıkla çalışacak mısınız? diye sordum. Bir yılını dolduran arkadaşları kıdem tazminatlarını istemeleri için uyardım.

Fabrikada cümbüş başlamıştı artık. İşçilerle konuşmamdan rahatsız olan ustabaşının müdahalesini ciddiye almadan konuşmaya devam ettim. Artık kimse ciddi bir şekilde çalışmıyordu. Patron gelip, işçilerle konuşamayacağımı ve orada bulunmamın “haneye tecavüz” anlamına geldiğini söyledi. Ben de istediğim kişiyle konuşacağımı ve buna karışamayacağını söyleyerek, fabrikadan çıkıp dışarıda beklemeye başladım. Hemen ardımdan iki arkadaş daha geldi. Patronun planı açığa çıkmıştı. Biz öne çıkan üç işçiyi atıp diğerlerini bir şekilde ikna edip ya da aylıklarına zam yapacağı vaadinde bulunarak işe devam etmelerini sağlamaktı. Ama baltayı taşa vurmuştu. Hiçbir işçiyi ikna edemiyordu. Çay molasında sayımız beşe çıkmıştı. Pres bölümündeki arkadaşlara pencereden seslenip üretimi durdurmalarını söyledik.

Çay molasında bütün işçiler dışarı çıktı. Hemen toplanıp patronun bizi bölmeye çalıştığını, bu oyuna gelmemek gerektiğini anlattık. Geri kalan arkadaşların toplu olarak patrona gidip çıkışlarını istemelerini sağladık. Kararsız kalanlar da bize katıldı. İşe yeni giren iki genç ve ustabaşı dışında herkes çıktı ve patron ikinci darbeyi yemiş oldu. Bize çocuk muamelesi yapan, rahatlıkla birliğimizi bozacağını sanan patronun hali görülmeye değerdi.

Toplu olarak sahile gezmeye gittik. Yemek yediğimiz yerde çalışan bir genç, topluluk olduğumuzu görünce nerden geldiğimizi sordu. 5 milyon zammı kabul etmeyip toplu olarak işten ayrıldığımızı anlatınca bize ilgisi arttı. “Keşke Türkiye’deki bütün işçiler sizin gibi birlik olabilse” diyerek bu özlemini dile getirdi. Yemekten sonra bugünün hatırına bize çay demleyip ikram etti.

Bütün arkadaşlar coşkuluydular. İşten atılsak bile bu birliği sağlamanın çok güzel olduğu ve ileriki işçilik yaşamında hep bu şekilde hareket etmemiz gerektiği konusunda herkes hemfikirdi. Çünkü başta bu birliği sağlayacağımıza inanmıyorlardı. Ama baktılar olabiliyormuş. Zira patronun kandırmaya çalıştığı işçilerin tepkisi, “biz arkadaşlarımızı satmayız, onlara kalleşlik yapmayız” şeklinde oldu. Coşkunun yanında hafif bir burukluk da vardı. İşçiler olarak öyle kaynaşmıştık ki, birbirimizden ayrılmak zor geliyordu.

Kendi çapında mütevazi bir eylem olmasına ve bizim işten atılmamızla sonuçlanmasına rağmen, patrona yenilgiyi tattırmak ve kayda değer bir fire vermeden eylemimizi sonuçlandırmamız, gelecek açısından olumlu bir deneyim oldu.

Kızıl Bayrak okuru bir işçi/İstanbul




Fason üretim yapan işyerleri
çalışma kampı gibi



Bir tekstil firmasında çalışıyorum. Elimden geldiği kadar sorunları dile getirmeye çalışacağım.

Tekstil firmasında sorunların başında fazla mesai geliyor. Arkadaşlarımız bu mesailerden bıkıyorlar. Ama ne yazık ki mecburen kalıyorlar. Çünkü kalmazlarsa işten çıkarılmakla tehdit ediliyorlar. İstediğimizi, yani hakkımız olanı alamıyoruz. Verdiğimiz emeğe karşılık da yine sömürülüyor ve baskı altında çalışıyoruz. Bunun karşısında hiçbir söz hakkımız yok. Ama bizim bunlar karşısında hiçbir şey yapmamamız, sanki biz onlara mecburmuşuz gibi bir görüntü veriyor. Bu ise daha çok baskı altına girmemize neden oluyor.

Fason adındaki küçük işyerlerini de gözardı edemeyiz. Fason adı altına girmiş bu işyerleri adete birer çalışma kampı. Çalıştığım birkaç fasonda görüp ve yaşadığım şeyler anlatılır gibi değil. Çalışma kampı diyorum, çünkü buralarda işçiler günlerce evine gitmeden çalışıyorlar. Bu, buraların birer çalışma kampı olduğunun en büyük kanıtı. Bu işyerlerinde 15-16 yaşında çalışan arkadaşlarımız var. Bunların sigortasız çalışmaları, daha çok sömürülmeleri, daha çok baskı altında olmaları ve daha az bir maaşla çalışmaları, ne yazık ki gözardı ediliyor.

Bütün bu sorunlara çözüm bulmaksa bizim elimizde. İşçi arkadaşlarımızla elele olursak ve gereken çalışmaları yaparsak, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Fakat aramızda güvenimizi sarsan patron yanlısı işçiler de yok değil. Yine de herşeye rağmen çözüm aramalıyız ve bir yolunu bulup bu sorunları aşmalıyız.

Lütfen hiçbir zaman duyarsız kalmayalım!

İzmir’den bir tekstil işçisi




Amerika’da onbinlerce
haberleşme işçisi grevde


Amerika’nın 12 eyaletinde Pazar günü başlayan 85 bin Verizon Telekomünikasyon işçisinin grevi sürüyor.

Verizon tekeli Haziran ayında iki şirketin birleşmesiyle oluşmuştu. Telekomünikasyon alanında Amerika’nın ikinci büyük, mobil telefon alanında ise 25 milyon abonesiyle ülkenin en büyük tekeli. 26 Haziran tarihinden beri TİS görüşmeleri sürüyordu.

Verizon patronları Cuma günü tüm işçileri için 5 yıllık iş sözleşmesi ve yıllık %3.5 ücret artışı önermişti. Sendika ise işverenin önerisini yeterli bulmuyor. Ülke çapında yarım milyon işçiyi temsil eden Amerika Komünikasyon İşçileri Sendikası CWA’nın ana talebi, mobil telefon alanına sendikanın girmesi. Çünkü burada çalışan 32 bin işçiden sadece 50’si sendikalı.

İşçiler sendikalaşma talebinin kabul edilmemesi üzerine işi bıraktılar. Ama grev şu an aboneler tarafından pek hissedilmiyor, çünkü grevdeki işçilerin işlerini 30 bin menajer yapıyor.

İşçiler ise grevlerine destek sağlamak için eylemlerine devam ediyorlar. Pazartesi günü 14 bin Verizon çalışanı işyerlerinin önünde barikat kurarak grev kırıcılarının işyerine girmesini engellediler. Haberleşme işçilerinin grevi günlerdir kararlılıkla sürüyor.