ARSIVANA SAYFA
 
12 Ağustos '00
SAYI: 29
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Belediye işçileri de ortak mücadeleyi örmek zorundadırlar!
Sosyal yıkım programına "demokratikleş me" cilası ve tahkimatta yeni açılımlar
Devlet depremzede halkı ortada bıraktı
Aradan geçen bir yıl içinde depremzedelerin hiçbir sorunu çözülmedi
17 Ağustos depremi çürüyen düzen gerçeğini tüm çıplaklığıyla gosterdi
Deprem yıkımının sorumlularından hesap soralım!
Belediye işçilerinden grev kararlılığı
Sendikal bürokrasinin belediye işçilerine ördüğü kıskaç
Amerika'da onbinlerce haberleşme işçisi grevde!.
Hacıbektaş'ta Hızır Pasalardan hesap soralım!
"Enflasyona karşı mücadele" masalı
Adana TİS Bülteni ve dönemin sorumlulukları
Programda tarım ve köylü sorunu/4
Adalet Bakanlığı'nın F tipi kampanyası
F (hücre) tipine karşı mücadele ve sermayenin tuzakları
Sendikalardan hücre sistemine karşı eylem
Hücre saldırısını püskürtmenin sorunları ve sorumlulukları
Parti programı ışığında çevre ve kapitalizm
Çevre sorunu ve küçük-burjuva muhalefeti
Moğolistan seçimlerinin gösterdikleri
Ekim Gençliği'nden
Saygon zindanlarında mücadele
Sınıfı ve devrimi örgütlemede parti kadrosunun tayin edici rolü
Yazılı materyallerin etkisi üzerine fabrika gözlemleri
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
“Eski komünistler” 76 sandalyenin 72’sini aldılar...

Moğolistan seçimlerinin gösterdikleri


C. Kaynak


Moğolistan uluslararası aktüalitede fazlaca gündeme gelen bir ülke değil. Nüfusu 2,5 milyonu bulmayan bu ülkede 2 Temmuz günü yapılan genel seçimlerin sonuçları, “eski komünistler kazandı” başlığı altında, bir iki cümle ile emperyalist basın ajansları tarafından duyuruldu. Gerici burjuva basınının merak etmek istemediği ya da görmemezlikten gelmeyi tercih ettiği Moğolistan seçimlerinin sonuçları, gerçekte hassas bir konuyu gündeme taşıyor. Bu konu eski Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkeleri halklarının içinde bulundukları arayış ve çırpınıştır. Sözkonusu halklar bugüne kadar fırsat buldukça değişik biçimler altında rahatsızlıklarını ifade edip mesajlar vermeye çalıştılar. Ama Moğol halkı kadar tavırlarına net bir biçim kazandıramadılar.

Moğolistan’da iktidar partisi, Moğol Devrimci Halk Partisi (MDHP), her ne kadar Sovyetler Birliği’nin dağılışını izleyen döneme ayak uydurmaya, bu kez kapitalist yıkımın öncü gücü rolünü oynamaya çalıştıysa da, buna rağmen 1996 yılında iktidarına son verildi. Zira 1996 yılındaki milletvekili seçimlerini, Ulusal Demokrat Partisi ve Sosyal Demokrat Parti’sinin oluşturduğu ultra-liberal “Demokratik İttifak” koalisyonu kazanmıştı. Böylece, Sovyet döneminin iktidar partisi MDHP, ülkenin kapitalist ekonomiye ve demokrasiye geçişini kazasız belasız gerçekleştirmiş olmasına karşın, nankörce geri plana itildi.

Bu nedensiz de değildi. Zira tüm Doğu Avrupa ülkeleri ve eski Sovyet cumhuriyetlerinde olduğu gibi Moğolistan’da da, uluslararası sermaye geçmiş mirası kökten silmeyi, yeni süreç için bir ihtiyaç ve teminat sayıyordu. Demokratik İttifak’ın iktidara taşınması ile Moğolistan’ın uluslararası sermaye sistemine entegrasyonu sonuçlandırılmış, eskiyi çağrıştıran tüm kamburlardan sıyrılmış sayılıyordu. Demokratik İttifak iktidarının ülkede demokrasiyi pekiştireceği, iktisadi ve sosyal kalkınmayı daha ileri bir düzeye taşıyacağı ve emekçi kitlelerin ise bu zenginliği kardeş kardeş paylaşmaktan başka bir meşguliyetlerinin kalmayacağı vaad edilmişti. Başka ülkelerde olduğu gibi Moğol halkı da bu sihirli reçeteye inandı ve % 90 oranında rekor bir katılımla sandık başına giderek, Demokratik İttifak’ı iktidara taşıdı. Onun için 1996 yılı, gericiler tarafından Moğolistan tarihinde bir kilometre taşı, ‘demokrasinin’ doğduğu bir dönüm noktası olarak anılmaktadır. Sorun en azından yakın bir geçmişe kadar öyle algılanıyordu.

Hatırlatmakta yarar var. Moğol halkının bu şatafatlı geleceği, İMF ve Dünya Bankası gibi sermayenin uluslararası kurumlarının hazırladıkları reçetelerin uygulanması ile güya mümkün olacaktı. Yerel iktidarın yapacağı tek şey, salık verilen özelleştirme programlarını hızlandırmak ve Sovyet döneminden kalan irili ufaklı ne kadar kazanım ve değer varsa, tereddüt etmeden hepsini tahrip edip silmekten ibaretti. Ne de olsa ülkeye bundan sonra oluk oluk yatırımcı yabancı sermaye akacak, yeni istihdam kaynakları açılacak, ülkenin tüm potansiyel zenginlikleri işletilecekti.

Aradan geçen kısa süre, geçmişin lanetlenmesi ve tarihsel kazanımların tahrip edilmesi üzerine bina edilen Demokratik İttifak iktidarının iflasını belgeliyor. Sözü verilen yatırımcı yabancı sermaye nedense gelip bir türlü istihdam kaynağı açmadı. Üstelik, sözkonusu sermayenin gelişini kolaylaştırmak ve angajmanlarını teminat altına almak için alınan önlemler, 2,4 milyon nüfusun üçte birini mutlak sefalet koşullarında yaşamaya, ayda ortalama 20 dolarla idare etmeye mahkum etmesine rağmen. Gerçeği ne kadar yansıttığı ayrı bir sorun olan resmi verilere göre, başkent Ulan Batur’da 45 bin kişi sokakta yaşıyor. Bu insanlar soğuktan donmamak için geceleri lağım kanallarının boşluklarına doluyorlar. Eğer bulurlarsa, çalışır durumda olan kalorifer borularına sarılarak ısınmaya çalışıyor ve öyle sabahlıyorlar.

ABD Cumhuriyetçi Partisi’ni kendisine ideolojik örnek alan Demokratik İttifak iktidarı, ülke nüfusunun (resmi rakamlara göre) % 36’sını sefalete sürüklemekle ve % 30’unu ise işsiz bırakmakla yetinmedi. 80’li yılların sonlarında kişi başına düşen GSMH 1000 doları aşarken, bugün bu rakam 400 doları bile bulmuyor.

Sovyetler Birliğini ve dolayısıyla sosyalizmi çağrıştırıyor diye tahrip edilen iktisadi altyapı tesisleri, toplumun başlıca gelir ve geçim kaynağını oluşturan hayvancılığın ağır darbeler almasına yol açtı. Geçen kışın şiddetli geçmesinden dolayı, ülkenin sahip olduğu
Moğolistan


Devlet: Üniter Cumhuriyet
Rejim: Başkanlık sistemi
Devlet başkanı: Natsagin Bagabandi (18/7/1997’den buyana)
Başkent: Ulan Batur
Yüzölçümü: 1 565 000 km2
Nüfus: 2,4 milyon
Kentleşme oranı: % 59,7 (1993)
İşlenen toprak oranı: % 1

Başlıca gelir kaynakları:
Bakır, Kömür, Linyit, Petrol, Demir, Flüor, Molibden, Volfram, Tungsten, Nikel, Kalay, Altın, Gümüş, Zümrüt, Alüminyum
Buğday, Arpa, Küçük baş hayvan (Dünya sıralamasında 19.)

Gayri safi iç hasılanın (GSİH) birleşimi:
Tarım: % 37
Madencilik: % 1
Sanayi: % 23
Hizmet: % 39

Yıllık toplam GSMH: 1 milyar $ (1998)
Kişi başına düşen yıllık ortalama GSMH: 390 $
Yıllık ihracat: 439 milyon $
Yıllık ithalat: 548 milyon $

Çalışan nüfusun sektörlere göre dağılımı:
Tarım: % 29
Maden ocakları: % 10
Sanayi: % 26
Hizmet sektörü: % 35

32 milyon hayvanın % 10’u, yani 2,5 milyonu soğuktan donarak öldü. Birleşmiş Milletler Örgütü Moğolistan Koordinatörü Douglas Gardner, bu yıkımı “gerçek bir insan trajedisi” olarak nitelemektedir. Zira, ülkede hayvancılık GSİH’nın % 30 oranındaki payını karşılamakta, dolayısıyla nüfusun üçte birinin başlıca geçim kaynağını oluşturmaktadır. Üstelik soğuğun yol açtığı bu yıkım, yeni bir felaketin başlangıcı olma risklerini de taşıyor. Hayvan leşlerinin, havaların ısınması ile birlikte, bir çevre kirliliğine dönüşmesine ve salgın hastalıkların belirmesine neden olmasından endişe ediliyor.

İşte Moğolistan’da birkaç veri ile özetlenebilecek olan kapitalist ekonomiye geçişin bilançosu, ortaya böyle bir tablo çıkarmaktadır.

Moğol halkı bu baştan çıkarılmışlığın ve dolandırıcılığın bilançosunu yapmak ve sorumlulardan hesabını sormak istiyor. Geçenlerde yapılan genel seçimlerde ifade edilen tavır da, bu arayışın dışında başka bir anlam taşımamaktadır. Göçebe insanlar bazen 100 km yol yürüyerek oy kullandılar ve eski iktidar partisi MDHP’yi desteklediler. MDHP’nin yeniden işbaşına getirilmesi bir süpriz olmadı. Çünkü, kamuoyu araştırma kurumları seçimlerin arifesinde MDHP’ye % 51 oranında bir şans tanıyor ve seçimleri kazanacağına kesin bir gözle bakıyorlardı. Fakat, seçim sonuçları ortaya çok farklı bir tablo çıkardı. Mecliste toplam sayısı 76 olan sandalyenin 72’sini MDHP aldı. Bu sonuç salt seçim yasası kombinezonları ile izah edilebilecek bir durum değildir. Burada MDHP’nin yeniden iktidara getirilmiş olmasının en ufak bir kıymeti harbiyesi yoktur. Önemli olan toplumun ruhhalinin içerdiği eğilimdir; halkın geçmişe, Sovyet dönemine duyduğu özlemdir.

Moğol halkının bu tavrı net bir reddin, açık bir arayışın ve aynı zamanda da bir çaresizliğin somut göstergesi olmaktadır. Seçmenler uluslararası sermayenin kendilerine binbir hile ile dayattığı kaderi sandıkta mahkum ettiler. Bunu eski iktidar partisi MDHP’yi destekleyerek yaptılar. Çünkü, MDHP, kapitalist yıkımın ilk mimarı olmasına, 1991 ile 1994 yılları arasında binlerce kamu işletmesini özelleştirme adı altında yakın dostları arasında paylaştırmış olmasına karşın, kitlelerin gözünde halen Sovyetler Birliği’ni, sosyalizmin kazanımlarını çağrıştırmaktadır.

Burada MDHP’nin Tony Blair’ci oluşu, uluslararası sermayenin politikasını uygulamayı büyük bir sadakatla sürdüreceğini açıkça ilan etmiş olması bir çelişki gibi görünüyorsa da işin özünde sorun öyle değildir. Moğol halkı çaresizlikten, alternatifsizlikten bu seçeneği yapmak zorunda kalmıştır. Kitleler 1920 yıllarının başlarından bu yana ülke tarihine damgasını vurmuş, yığınla kazanımın elde edilmesine önderlik etmiş olan bu partide hala bir umut arıyorlar. Burada önemli olan elbette MDHP’de bir umudun olup olmadığı değil. Sorun bu yönü ile çok açıktır. Önemli olan faktör, Moğolistan’da emekçi kitlelerin bir arayış içinde oluşları ve bunu, yanlış bir seçenek üzerinden de olsa, dile getirmeleridir.

Daha da önemlisi, Moğolistan örneğinin kesinlikle bir istisna teşkil etmediğidir. Bu kadar yalın olmayan birçok örneğe geçmiş yıllarda da tanık olundu ve olunmaya devam ediyor. Örneğin, birkaç ay sonra, sonbaharda, Romanya’da benzer bir senaryonun yaşanmasından, İlieşcu’nun partisinin seçimleri kazanmasından şüphe etmemek gerekiyor. Çünkü, uluslararası sermaye, Romanya’da da Çavuşescu dönemini aratır hale getirmiştir. Bu ve Moğolistan’dakine benzer nedenlerden ötürü kitleler, salt bir zamanlar Çavuşescu’nun manevi evladı, halefi olduğu için, İlieşcu’yu desteklemek seçeneği ile başbaşa kalacaklardır.