ARSIVANA SAYFA
 
12 Ağustos '00
SAYI: 29
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Belediye işçileri de ortak mücadeleyi örmek zorundadırlar!
Sosyal yıkım programına "demokratikleş me" cilası ve tahkimatta yeni açılımlar
Devlet depremzede halkı ortada bıraktı
Aradan geçen bir yıl içinde depremzedelerin hiçbir sorunu çözülmedi
17 Ağustos depremi çürüyen düzen gerçeğini tüm çıplaklığıyla gosterdi
Deprem yıkımının sorumlularından hesap soralım!
Belediye işçilerinden grev kararlılığı
Sendikal bürokrasinin belediye işçilerine ördüğü kıskaç
Amerika'da onbinlerce haberleşme işçisi grevde!.
Hacıbektaş'ta Hızır Pasalardan hesap soralım!
"Enflasyona karşı mücadele" masalı
Adana TİS Bülteni ve dönemin sorumlulukları
Programda tarım ve köylü sorunu/4
Adalet Bakanlığı'nın F tipi kampanyası
F (hücre) tipine karşı mücadele ve sermayenin tuzakları
Sendikalardan hücre sistemine karşı eylem
Hücre saldırısını püskürtmenin sorunları ve sorumlulukları
Parti programı ışığında çevre ve kapitalizm
Çevre sorunu ve küçük-burjuva muhalefeti
Moğolistan seçimlerinin gösterdikleri
Ekim Gençliği'nden
Saygon zindanlarında mücadele
Sınıfı ve devrimi örgütlemede parti kadrosunun tayin edici rolü
Yazılı materyallerin etkisi üzerine fabrika gözlemleri
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Metal işçileri TİS sürecinde “enflasyona karşı mücadele” yalanlarına kanmamalı ve “istikrar” programı dayatmalarına boyun eğmemelidir

“Enflasyona karşı mücadele” masalı


Yoksulluk sınırının 500 milyon lirayı aştığı bir dönemde, “enflasyona karşı mücadele” kılıfı içinde, metal işçilerine de yoksulluk sınırının altındaki sefalet ücretleri dayatılıyor. Sendikalı metal işçileri bugün aylık ortalama 250 milyon lira ücret alıyorlar. Ücret artışlarının enflasyon oranında sabitlenmesi, metal işçileri de dahil olmak üzere milyonlarca işçi ve emekçinin bugünkü sefaletinin yarın da sürmesi demektir. Bunun haklı gösterilebilir ve kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Yanısıra hükümetin açıkladığı enflasyon oranları ile işçinin, emekçinin mutfağındaki gerçek enflasyon arasındaki fark nedeniyle, gerçekte bugünkü sefalet sabit kalmamakta, daha da derinleştirilmektedir.

“Enflasyona karşı mücadele” yalanlarıyla metal işçisinin kafası karıştırılmaya, mücadele iradesi kırılmaya çalışılıyor. Bu yüzden bu konu üzerinde aydınlanmak gerekiyor.

Onlarca yıldır “ekonomi krizde, hepimiz aynı gemideyiz, milli fedakarlık, ülke çıkarları için son kez kemer sıkalım, sonra düze çıkacağız” diyerek dayattıkları saldırı programını, şimdi de “enflasyona karşı mücadele” sosuna batırarak dayatıyorlar.

Bu kaçıncı “istikrar” paketi? Hangisi sorunlarımıza çözüm getirdi? Hangisi çalışma ve yaşam koşullarımızı iyileştirdi? Tersine her seferinde koşullarımız daha da kötüleşti. Ama bu arada sermaye tekellerinin serveti daha da büyüdü. Dünya liginde üst sıralara tırmandılar. Uygulanan “istikrar” programların gerçek amacı da zaten buydu.

“Enflasyona karşı mücadele”, yoksulları daha fazla yoksullaştırmanın, zenginleri ise daha fazla zenginleştirmenin kılıfıdır. On milyonların sefaleti pahasına ülkenin tüm zenginliklerinin bir avuç asalak tarafından mülk edinilmeye, yağmalanmaya devam edilmesinin adıdır.


Emekçilere fatura,
asalaklara vurgun üstüne vurgun

Aşağıdakiler, İMF-TÜSİAD uşağı hükümetin gerçekte ne için mücadele ettiğini gösteriyor.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, bütçenin yarısından çoğunu iç ve dış borç faizleri olarak yabancı ve yerli tekellerin, rantiyeci asalakların kasalarına akıtmaya devam ediyor.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, hisse senedi, borsa, tahvil yoluyla vurgun vuranlardan, parayla para kazananlardan tek kuruş vergi almamaya devam ediyor. Bunlardan değil hesap, isim bile sorulmuyor.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, sermaye tekellerinin fahiş kâr oranlarına rağmen vergi vermemesine ya da üç kuruşluk göstermelik vergiler vermelerine göz yummaya devam ediyor. Türkiye, sermaye için vergi kaçırmanın cennet vatanı oluyor.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, emperyalist tarım tekellerinin çıkarları doğrultusunda tarımda yıkım programını hayata geçiriyor. Bu yıkım, bugün küçük üreticiyi, yoksul köylüyü, yarın ise yiyeceği kuru ekmek bile emperyalistlerin pençesine düşen işçi sınıfı ve emekçileri vuracaktır.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, ekonominin en temel işletmelerini özelleştirme yoluyla satmaya ve tasfiye etmeye devam ediyor.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, bölgede ABD emperyalizminin bekçiliğine soyunan orduya ve emperyalist silah tekellerine milyarlarca dolarlık tank, helikopter, silah ihaleleriyle paranın musluğunu sonuna kadar açmaya devam ediyor. Bu silahlanmanın faturası sadece cebimizi boşaltmıyor. Emperyalistlere kanımızı satıyorlar. Canımız emperyalist pazara sürülüyor.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, eşlerine dostlarına içini boşalttırdığı bankaların zararını karşılamak için emekçilerin cebinden çaldığı trilyonlarca lira kaynağı hibe etmekten geri durmuyor. Meclisteki değişik partilerden tüm hırsızlar işbirliği yapıp, “istikrar” adına birbirlerinin pisliklerini aklıyorlar.

Sözde enflasyona karşı mücadele eden sermaye hükümeti, işçi sınıfı ve emekçileri baskı altında tutmak ve mücadelesini ezmek için hiçbir masraftan geri durmuyor. İşçi sınıfı ve ezilenlerin kurtuluş bayrağını taşıyan devrimci tutsakları imha etmek ve toplumdaki tüm muhalif güçlere gözdağı vermek amacıyla, F tipi hücre cezaevlerinin yapımı için yüzlerce trilyon para harcanıyor.

65 milyon içinde hepsi birkaç milyon çapulcu eden burjuva asalakların ithal lüks tüketim harcamaları, sefahatları, savurganlıkları ise, bu süre zarfında azalmıyor, görülmemiş biçimde artıyor. İşçilerin kanı emilerek ucuz işgücü sayesinde gerçekleştirilen ihracat ile elde edilen kısıtlı dövizler, dış borç adı altında emperyalist haramilere peşkeş çekiliyor. Arta kalanı da burjuvazinin lüks tüketim harcamaları ve savurganlıkları için kullanılıyor. İthalatın ihracata fazlalığının ifadesi olan dış ticaret açığı rekor üzerine rekor kırıyor.

Ama tüm bunlardan “enflasyonla mücadele programına” nedense hiçbir zarar ziyan gelmiyor!

İşçinin memurun üç kuruşluk ücreti, zorunlu tasarruf birikimleri, nemaları, yoksul köylünün sefalet taban fiyatı, emekçinin sağlık, eğitim harcamaları vb. ise, enflasyon canavarının bizzat kendisi ilan edilip hedef tahtasına çakılıyor. Dün özelleştirme saldırısının önünü açmak için KİT’leri “kara delik” ilan ederken de aynı şeyi yapıyorlardı.

İşte bu masala, yani gerçek mücadelenin enflasyona karşı olduğu masalına inanmamızı istiyorlar.

Sermaye hükümeti “enflasyonla mücadele” kılıfı altında yumruğunu hep işçi ve emekçilerin, yoksul köylülerin suratına patlatıyor. Gerçek olan budur.


Bu ülkede çalışanlar aç,
asalaklar ise tok geziyor

Bu ülkede on milyonlarca işçi, emekçi, yoksul köylü alınteri döküyor, çalışıyor, üretiyor. Karşılığında ise sefalet içinde sürünüyor, en yaşamsal ihtiyaçlarını bile asgari düzeyde karşılayamıyor. Bir avuç asalak ise çalışmadan, üretmeden, alınteri dökmeden, oturduğu yerden servet üzerine servet biriktiriyor. Ekonomi bunlara çalışıyor. İşçiler kendi ürettikleri malları tükemiyorlar. Bir avuç asalak, on milyonların sırtından geçinip, har vurup harman savuruyor.

Milli gelirin %60’ına nüfusun %20’si el koyuyor. Geri kalan %40’ını ise nufusun %80’i paylaşıyor. Her geçen yıl zenginler daha da zenginleşiyor, yoksullar daha da yoksullaşıyor. Bu ülkede çalışanlar aç, asalaklar ise tok geziyor.

Türkiye’nin dış ve iç borcu 150 milyar dolara yaklaşıyor. Ülkenin geleceği ipotek altında ve emperyalistler bu borçlar sayesinde her türlü köleliği dayatıyorlar. Her yıl milyarlarca dolar dış borç ve faiz ödemesi yapılıyor. Alınan dış borçlar ise üretim ve yatırım için değil, küçük bir azınlığın lüks tüketim harcamaları için kullanılıyor. Borçların geri ödenmesinin faturası ise, elinde efendilerinin “istikrar” kırbacını tutan uşaklar sayesinde, işçi sınıfı ve emekçilerin sırtına yükleniyor.


Metal işçisi “enflasyona karşı mücadele”
yalanlarına kanmamalıdır

İşte hedeflenen “istikrar” programı, bu bir avuç yabancı ve yerli eşkiyanın sınıf saltanatının istikrarını devletin zoruyla korumanın adıdır. “Enflasyonla mücadele” programı işçi ve emekçilerin sefaleti ve ülkenin yıkımı pahasına tekellerin, burjuvaların servetini daha da arttırmanın programıdır.

İşte metal işçisine de bu yüzden “hedeflenen enflasyon oranında zam” dayatıyorlar. Yoksa uygulanan ekonomik “istikrar” programı bozulur, diyorlar. Bu programın istikrarını elbette bozmamız gerekiyor.

Metal işçisi, Koçlara, Sabancılara ve bunların etekleri altında yaşayan bir avuç asalağa bu sefahatı hak görüyor mu? Kimin sayesinde birikiyor bunların dağlar kadar serveti? Bunların zenginlikleri kimin emeğinin hakkından çalınıyor? Kim çalışıyor, kim üretiyor, kim alınteri döküyor? Ve karşılığında ne elde ediyor?

Tüm bunlar, metal işçisinin “enflasyona karşı mücadele” yalanlarına kanmaması, insanca yaşam için gerekli ücret talebinden geri adım atmaması gerektiğini gösteriyor.


Emekçilerin yıkımı derinleştikçe
asalakların kârları katlanıyor

Diyorlar ki; “ülke ekonomisi darboğazdan geçiyor, fedakarlık yapmamız gerekiyor, bu ekonomi yüksek ücret zamlarını kaldıramaz, sonuç işçiler açısından da felaket olur, enflasyona karşı mücadele programının sonuç vermesinin yolu hedeflenen enflasyon oranında ücret zamlarını aşmamaktan geçiyor

Ekonomi dar boğazdaysa, boğazı sıkılan hep işçi sınıfı ve emekçiler olmaktadır. Sermaye tekelleri için ise ekonomik bunalım palazlanmanın dayanağı olmaktadır. 1994’de kriz yaygarası kopartan sermaye tekelleri, en fahiş kâr oranlarını tam da aynı dönemde gerçekleştirmişlerdir. Darboğazda olan sermayenin kârları değil, işçi sınıfı ve emekçilerin bugünü ve geleceğidir. Kurtarılması gereken budur. Ama kriz yaygarasıyla, fedekarlık demagojisiyle amaçlanan işçi sınıfı ve emekçilerin boğazının daha da sıkılması, sermayenin kârlarının daha da katlanmasıdır.

Ekonomi darboğazdaysa, bunun sebeplerinden biri emperyalist haramilerin borç kıskacıdır. Ama hiçbirinin darboğazdan kurtulmak adına bu borçların iptal edilmesi yönünde bir talepleri yoktur. Ekonomi dar boğazdaysa, bunun temel sebebi kapitalist ekonominin yapısal sorunları ve kâr amacına dayalı plansız, anarşik niteliğidir. Ama tekellerin hepsi bu dar boğazdan beslenmektedir. Ekonominin darboğazı, sermaye tekelleri için nefes borusu, kâr kapısıdır. Sermaye iktidarı ve kapitalizm hüküm sürdükçe, ülke ekonomisi bu dar boğazdan kurtulamayacaktır. Ve sermaye tekellerinin daha fazla palazlanmak için fedakarlık dayatmalarının da sonu gelmeyecektir.

Onlar işçi sınıfına hak gasplarını dayatırken, demagojsiini yaptıkları ülke ekonomisinin sorunlarını zerre kadar düşündükleri yok. Tek düşündükleri daha fazla palazlanmak, servetlerini daha fazla büyütmektir. İşçi sınıfı ve emekçilerin haklarının gaspedilmesi ise ülke ekonomisini darboğazdan kurtarmıyor. Tersine, batak ekonomisini perçinliyor. Ama bu tekelci leş kargaları zaten kapitalist batak ekonomisinden besleniyorlar. İşçi sınıfı ve emekçilerin yıkımı derinleştikçe bunların kârları katlanıyor.

Ekonominin darboğazdan kurtulması ne demektir? İşçi sınıfı ve emekçiler için işsizliğin yok edilmesi demektir. Çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi demektir. Nüfusun emekçi çoğunluğunun sağlık, eğitim, konut, beslenme, dinlenme imkanlarının geliştirilmesi demektir. Onların istikrar programları sayesinde ise tam tersine işsizlerin sayısı artıyor, çalışma ve yaşam koşulları kötüleşiyor, sağlık, eğitim vb. alanlardaki sosyal hak ve kazanımlar tasfiye ediliyor.

Görülüyor ki işçi sınıfı ve emekçiler ile sermaye tekelleri için darboğazın anlamı ve darboğazdan kurtuluş yolları birbirinden sadece farklı değil, birbirinin tam karşıtıdır.

Ülke ekonomisinin darboğazdan kurtuluşu emperyalizm ve işbirlikçisi tekelci sermaye iktidarının yıkılması ile mümkün olacaktır.

Sermaye tekellerinin “fedakarlık” adına dayattığı yıkımın önüne geçmenin yolu ise haklarımızdan vazgeçmek değil, tam tersine, onları korumak ve geliştirmek için mücadeleyi yükseltmektir.

Metal işçileri TİS sürecinde “enflasyona karşı mücadele” yalanlarına kanmamalı ve “istikrar” programı dayatmalarına boyun eğmemelidir.