8 Şubat '03
Sayı: 06 (96)


  Kızıl Bayrak'tan
  Savaş hükümeti iş başında!
  MGK savaş için gerekli son hazırlıkların tamamlanması emrini verdi...
  MGK toplantısından yalan ve ihanet çıktı!
  Türk devleti ve medyası dört elle sarıldı...
  Amerikancı medya saldırının ön saflarında koşuyor...
  Kıbrıs’ta görüşmeler neden tıkandı?
  Küçükçekmece’de emperyalist savaş karşıtı eylem...
  Kamu işçilerinin TİS süreci başladı...
  Özelleştirmede son perde
  AKP hükümeti kamuda saldırı hazırlıklarını tamamlıyor...
  Kirli savaşa ve sendikal ihanete karşı savaşalım!
  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve görevlerimiz
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/7
  Irak saldırısı, TC ve KADEK...
  Yapı Yol Sen Genel Başkanı Cengiz Faydalı ile konuştuk...
  Esenyurt Savaş Karşıtı Platform’un bildirisi...
  Emperyalizm gençliğe saldırıyor!
  ‘68’de denize döktük...
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı
  “Derin devlet”in savcısı SİP-TKP’nin “ılımlı sol” kimliğini tescil etti
  ABD’nin savaş arabasına bağlanma kararı çoktan verilmişti...
  Irak kolay lokma olmayacak
  Kirli savaşları da, bölgemizdeki ABD üslerini de istemiyoruz!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalizm gençliğe saldırıyor!

Haçlı seferleri ve gençlik

Emperyalist-kapitalist sistem derinleşen krizin faturasını ezilen halklara ödetmek için yeni bir Haçlı seferine çıktı. Bu gerçekten bir haçlı seferidir; nitekim 11 Eylül’ü takibeden günlerde bu açıklama yapılmış ve hemen ardından geri çekilmişti. Mafya babalarından farkı olmayan İtalyan Başbakanı Berlusconi’nin sözleri gerçeğin ta kendisidir. Haçlı seferleri de, resmi tarihçilerin anlattıklarının aksine din savaşları değil, Ortadoğu ve Anadolu’nun zenginliklerini yağmalama amaçlı savaşlardır. Bugün için söz konusu olan da, Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle bunalan Avrupa’nın o dönem yaptıklarını güncel kriz yüzünden tekrarlama gayretidir. Hem taraflar ve hem de savaşçılar bu bakımdan pek de değişmemiştir.

Zaten emperyalizmin açık anlamı da budur. Emperyalizm tüm tarihi boyunca dünya egemenliği için dünyanın şu ya da bu coğrafyasını kana bulamış, gittiği her yere daha fazla baskı, zulüm, açlık ve boyunduruk götürmüştür. ‘53’te yerleştiği Güney Kore’den hala çıkmayan ABD emperyalizmi burada iki kardeş halkın birleşme özlemlerinin karşısında bugün bile hala askeri ve siyasi gücü ile dikilmektedir. Girdiği yerlerde sadece toprakları işgal etmiyor, ama aynı zamanda geleceği, yaşanılır bir dünya umudunu işgal ediyor. Onun saldırısı ne tek başına bir ülkeye, ne de belirli yöneticileredir; onun saldırısı umudadır, geleceğedir.

Hazırlıkları yapılan Irak seferinin sonuçları en kaba bir bakışla ele alındığında, bu saldırının hedefine en çok gençliğin çıkarıldığı görülecektir. Gençlik, hem bu savaşta cepheye sürülerek kirli hesaplar için ölen ve öldüren olacaktır ve hem de savaşın ardından elindekileri de yitirecektir. Haçlı seferlerinin veya emperyalist savaşların ardından ülkelerine geri dönenler, vaadedilen imkanları ve zenginlikleri bulamadıkları gibi, savaştan önce ellerinde olanı da yitirdiklerini görmüşlerdir. Bu savaşta da gençlik cepheye sürülecek ve kardeş bir halkın katili olması istenecektir. Dahası savaşın ardından emperyalistler bu coğrafyaya yerleştiklerinde, hükümranlıklarını pekiştirdiklerinde, kendi gelecekleri için mücadele etme, haklarını alma imkanları da bastırılacaktır. Bugün Irak’a girenler, yarın farklı topraklara girmek i&ccedi;in üs kazanacaklardır. Bugün geleceğimizi karartan yasalar emperyalistler eliyle hazırlanmakta ve bizlere dayatılmaktadır. Yeni YÖK yasası, esnek çalışma yasası, SSK’nın ve diğer kuruluşların özelleştirilmeleri emperyalistler tarafından dayatılan düzenlemelerdir. Bunlara karşı çıkıldığında karşımıza çıkarılan gaz bombaları, coplar, eğitimli köpekler, derin örgütlenmeler yine emperyalist merkezlerden ithal edilmişlrdir.

Kardeş halkların kırımı sonrası halklar arasında oluşacak düşmanlıklar yıllarca sürer ve bu en çok iki halkın gençlerinin sorunudur. Yıllarca bize Ermenilerden, Rumlardan nefret etmemiz gerektiğini öğretenler şimdi de Arapları milli düşman ilan ederek bilinç bulanıklığı yaratacaklar, dünyayı değiştirme kavgasında omuz omuza savaşmamız gereken dost bir halkla aramızı açacaklardır. Savaşın faturasının öğrenci gençliğe paralı eğitim, işçi gençliğe hak gaspları olarak döneceğini de biliyoruz.

Tüm bunlar gösteriyor ki; bu saldırı geleceğe, gençliğin geleceğinedir. Geleceğin ve gençliğin teslim alınması için var gücüyle savaşanların karşısına gençlik ortak bir irade ile çıkmadığı koşullarda, tutsak alınmayı, köleleştirilmeyi kabul etmiş demektir.

Köleleştirilmiş bilim ve satılmış akademisyenler

Haçlı seferleri sırasında askerleri kutsayan rahipler, orduların yenilip askerlerin ölmesini engelleyememişler, fakat ölen askerlerin karılarıyla evlenerek topraklarını kendi mülkiyetlerine almışlardır. Vietnam’da beklenmeyen bir biçimde hezimete uğrayan ABD, oradaki savaşı sürdürürken, kendi ülkesinde üniversiteleri satın almış ve farklı üniversitelerin akademisyenlerine ne olduğunu bilmedikleri araştırmalar yaptırmıştır. Bu araştırmaların sonunda ortaya çıkan ürünler birleştirilerek napalm bombası yapılmış ve Vietnam halkına yönelik kitlesel katliamların kapısı aralanmıştır.

O gün napalm bombasının şu ya da bu bölümünü yapan akademisyenler eğer insanlıklarını yitirmemişlerse, acıyla çırpınan o kız çocuğunun fotoğrafına bakamazlardı. Ancak böyle “bilim adamları”nın derisi kalındır. Yeni katliam silahları böyleleri tarafından geliştirilmektedir. Savaşın kapımıza dayandığı bir dönemde insanlığın aydınlık geleceği için çalışması gerekenlerin savaşı meşrulaştırmak amacıyla ardı ardına açıklamalar yapmaları da bunu kanıtlıyor. Birkaç ay önce ağızlarından kan damlayarak açıklamalar yapan rektörler gerçekten bilimin ve üniversitelerin temsilcileri midir? Bu sorunun olumsuz yanıtı ortada. Onlar kendi sonuna yaklaştıkça bilimi de, tüm diğer insani değerleri de yok eden burjuvazinin temsilcileridirler. Onlar bilimsel idealleri değil, sermayenin uluslararası çıkarlarını düşünektedirler. Onları yetiştiren kanlı sermaye askeri YÖK’tür. Onları kanda yıkanmış paralarıyla besleyen emperyalist efendileridir. Onlar bilimin ışığını değil, sömürünün karanlığını temsil etmektedirler.

Geçtiğimiz günlerde ABD’nin bölgedeki medya kuruluşları için ayırdığı 200 milyon dolarlık bir fonun varlığından haberdar olduk. Zaten burjuva medyanın kimin hizmetinde olduğunu biliyorduk, bu haberle kimin çöplüğünde eşindiği de ortaya çıkmış oldu. Peki medyaya böyle bir fon ayıran emperyalist efendiler, taşıdıkları ünvanlar sayesinde toplumda belli bir saygınlığa sahip olan akademisyenlere, laboratuvarlarında askeri malzeme üretilen üniversiteye kaynak ayırmamışlar mıdır? Son günlerde üniversite rektörlerinin ve bir kısmı profesör ünvanı taşıyan uşakların savaş için böylesine seferber olmalarının gerisinde acaba ne var?

Üniversitelerin konferans salonlarında rütbeli akademisyenlerce yapılan toplantı ve konferanslar, hararetle gündemleştirilen “Kürt devleti” endişeleri, öğrencilere arka arkaya açılan soruşturmalar ve verilen cezalar (hem de demokrasi havariliğine soyunulan böyle bir dönemde) bir takım merkezlerden tetiğe basıldığını düşündürüyor. Bunların olağan olduğunu söyleyenler olacaktır; üniversitenin sermayeye hizmet etmesinin olağan olmayan bir yanı olabilir mi? Sorun yapılanların rutin görüntüsü değil, yoğunlaşarak sürdürülen çabalarla kime hizmet ettikleri ve kimi kandırmaya çalıştıklarıdır.

Emperyalizme karşı geleceğimiz için savaşmalıyız!

Gençliğin, özelde öğrenci gençliğin eylemlere anlamlı bir katılım sunduğu açık. Ancak bu katılım bir türlü yerellerdeki çalışma ile beslenememekte ve yerellerde yoğun bir biçimde sürdürülen çalışmalara rağmen eylemlere katılanlar yine bu çalışmayı yürüten ileri unsurlar olmaktadır. Bu aşılması gereken temel bir zayıflıktır. Yerellerde etki altına alınan gençleri merkezi eylemlere katmak için daha etkin bir çaba harcamalıyız.

Saldırı geleceğe, geleceğimizedir. Saldırıya ve emperyalizme karşı geleceğimiz için savaşmalıyız.

Emperyalizme geçit vermeyeceğiz!
Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

Genç komünistler