8 Şubat '03
Sayı: 06 (96)


  Kızıl Bayrak'tan
  Savaş hükümeti iş başında!
  MGK savaş için gerekli son hazırlıkların tamamlanması emrini verdi...
  MGK toplantısından yalan ve ihanet çıktı!
  Türk devleti ve medyası dört elle sarıldı...
  Amerikancı medya saldırının ön saflarında koşuyor...
  Kıbrıs’ta görüşmeler neden tıkandı?
  Küçükçekmece’de emperyalist savaş karşıtı eylem...
  Kamu işçilerinin TİS süreci başladı...
  Özelleştirmede son perde
  AKP hükümeti kamuda saldırı hazırlıklarını tamamlıyor...
  Kirli savaşa ve sendikal ihanete karşı savaşalım!
  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve görevlerimiz
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/7
  Irak saldırısı, TC ve KADEK...
  Yapı Yol Sen Genel Başkanı Cengiz Faydalı ile konuştuk...
  Esenyurt Savaş Karşıtı Platform’un bildirisi...
  Emperyalizm gençliğe saldırıyor!
  ‘68’de denize döktük...
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı
  “Derin devlet”in savcısı SİP-TKP’nin “ılımlı sol” kimliğini tescil etti
  ABD’nin savaş arabasına bağlanma kararı çoktan verilmişti...
  Irak kolay lokma olmayacak
  Kirli savaşları da, bölgemizdeki ABD üslerini de istemiyoruz!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kıbrıs’ta görüşmeler neden tıkandı?

Son haftalarda emperyalist savaş gündemi nedeniyle bir parça geri planda kalsa da Kıbrıs sorunuyla ilgili önemli gelişmeler yaşandığı görülüyor.

Bilindiği gibi Kopenhag Zirvesi’nden sonra iki taraf arasında BM’nin sunduğu plan üzerinden görüşmelere başlanmıştı. Bu plan üzerinden adada bir çözüme varılması, her biri farklı gerekçeyle olsa da, hem ABD’nin hem de AB’nin istediği bir şeydi.

Görüşmeler yeniden tıkandı

Kopenhag Zirvesi’nde alınan kararlardan biri de Rum tarafıyla 14 Nisan’da tam üyelik sözleşmesinin imzalanmasıydı. Bu nedenle Rum tarafı çözüm görüşmelerinde daha rahat davranma imkanı elde etmişti. Türkiye ise hem ABD’nin hem de AB’nin baskısı altında eski Kıbrıs politikasını esnetmeye zorlanmış, emperyalistlerle ilişkilerini bozmamak için görüşme masasına oturmaya razı olmuştu. Bu yeni durumun bir gereği olarak Denktaş, Annan Planı üzerinden bir çözüm bulmak üzere pazarlık masasına oturtulmuştu.

Gelinen yerde Klerides ile Denktaş arasında sürdürülen pazarlık görüşmeleri yeniden tıkanmış bulunuyor. Bir önceki görüşmede Denktaş Türk tarafının “olmazsa olmaz”larını 7 maddelik bir plan halinde masaya koydu ve Annan Planı’nın bunlar doğrultusunda elden geçirilmesini önerdi. 5 Şubat’ta yapılan son görüşmede Rum tarafı temsilcisi Klerides, Denktaş’ın masaya koyduğu değişiklik önerilerinin tümünü reddetti ve Annan Planı’nı hiçbir değişiklik yapılmaksızın imzalamaya hazır olduğunu bildirdi. Denktaş ise bu aşamada görüşmeleri sürdürmenin hiçbir anlamı kalmadığını söyleyerek, KKTC meclisini konuyu görüşmek üzere toplantıya çağırdı.

Tıkanmanın gerisinde farklı hesaplar var

Tıkanmanın arkasında her iki tarafla ilgili nedenler var. Rum tarafı açısından durum açık. Kopenhag Zirvesi öncesinde AB, Türk ve Rum taraflarının bir bütün olarak AB üyeliğine alınması konusunda daha ısrarcıydı. Şimdi AB bu ısrarından büyük ölçüde vazgeçmiş bulunuyor. Yani sadece Rum tarafının AB’ye tam üyeliğine yeşil ışık yakıyor. Dolayısıyla Rum tarafı 14 Nisan’da AB’ye tam üye olacak. Bu nedenle Rum tarafı görüşmelerde esnek davranmaktan kaçınıyor.

AB’nin, Kıbrıs’ı bir bütün olarak tam üyeliğe alma politikasının neden yumuşadığı sorusunun yanıtı ise basit. AB, Irak sorununda son derece kritik bir aşamaya girildiği şu dönemde Türkiye ile ilişkilerine daha dikkatli yaklaşıyor. Türkiye’nin Kopenhag Zirvesi’nde yaşadığı hayal kırıklığını bir ölçüde gidermek, AB üyeliği umutlarını canlı tutmak için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Türkiye ile ilişkileri germekten mümkün olduğunca kaçınmaya çalışıyor. Bütün bunları, Irak’ta bir savaşın gündemde olduğu bir evrede Türkiye’yi tümüyle ABD’nin kucağına itmemek hesabıyla yapıyor.

Görüşmelerin tıkanması Türkiye’nin de işine geliyor. Çünkü Türkiye görüşme masasına emperyalistlerin baskısı sonucu oturmuştu. Kopenhag Zirvesi yapıldığı sıralarda Türkiye, AB’ye girmek için hemen her konuda tavizler vermeye hazır bir konumdaydı. Kopenhag Zirvesi geride kaldı, Türkiye’nin AB hayallerinin kısa vadede gerçekleşmeyeceği kesinleşti. Üstelik Irak konusunda tuttuğu yer nedeniyle Türkiye’nin AB karşısında eli bir parça güçlendi.

Öte yandan ABD’nin Irak’a dönük saldırganlık politikası içinde tuttuğu yer bugün Türkiye’yi hayli önemli bir ülke konumuna getirdi. Yürütülen kan pazarlığında Türkiye, savaşta vereceği desteğe karşılık ABD’den bazı konularda istemlerde bulundu. Bu istemlerden biri de Kıbrıs sorunun çözümünde ABD’nin Türkiye’nin yanında tutum alması, Annan Planı’nın Türkiye’nin istekleri doğrultusunda elden geçirilmesiydi.

Şimdi Türkiye, ABD ve AB ile ilişkilerinde elde ettiği bu avantajlı durumu Kıbrıs sorununu kendi istediği şekilde çözmek için kullanmak istiyor. Tam da görüşmelerin tıkandığı 5 Şubat günü Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklama bu niyeti bütün açıklığıyla gösteriyor.

Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yusuf Buluç, 5 Şubat tarihli açıklamasında şunları söyledi: “Stratejik ortak saydığımız ABD ile onların kendi stratejik meselelerini nasıl ele alıyorsak bizimkileri de almamız doğaldır. ... Türkiye’nin karşısındaki gelişmeler bağlamında bir yandan Irak’la ilgili gelişmelere ulusal çıkarlarımıza uygun karşılıklar verirken, diğer yandan Kıbrıs konusunda beklemediğimiz bazı sonuçlarla karşılaşmamaya önem verdiğimizi de açıklaya gelmişizdir. Bu bakımdan ABD’nin desteğini sağlayabilmemiz önemlidir ve doğaldır.”

Savaş kapıda, Kıbrıs sorunu beklemede

Görünen o ki Kıbrıs sorununun asıl muhatapları (Türkiye, AB ve ABD) şu an emperyalist savaş gündemine kilitlenmiş durumdalar. Bu da meselenin belli bir süreliğine gündemin alt sıralarına itilmesi demek. Savaş sonrasında ABD, AB ve Türkiye arasında oluşacak yeni dengeler Kıbrıs sorununun emperyalist çözümünün biçimini de tayin edecek.

Emperyalistler ve Türkiye kartların yeniden dağıtılmasını bekleyebilir. Ama Kıbrıs halklarının böyle bir zorunluluğu yok. Aksine adadaki Türk ve Rum toplumlarının, emperyalist çözüm dayatmalarının nispeten zayıfladığı bu evreyi iyi değerlendirmeleri, Kıbrıs’ta birleşik anti-emperyalist mücadeleyi örmek ve kendi kaderlerine el koymak için mücadeleyi yükseltmeleri gerekiyor.



YBH (Yurtsever Birlik Hareketi) Yürütme Kurulu Üyesi
Murat Kanatlı ile konuştuk...

“Türk-Yunan-Kıbrıs solu bir araya gelebilseydi
çözüm olanaklı olurdu!”

- Kıbrıs’ı ve Denktaş’ı değerlendirir misiniz? Denktaş karşıtı gösterilerin nedenleri nelerdir. Neden son zamanlarda yoğunlaştı?

- Kıbrıs’ın tarihinden bahsetmek gerekiyor biraz. 1820’li yıllara kadar Kıbrıs’ta ortadokslarla müslümanlar birlikte yaşadı. Bu yıllarda Osmanlı’nın geleneksel etkileriyle ortadokslar ticaret ile uğraşıyordu. Türkler ise yine Osmanlı’nın etkisiyle memurluk gibi yönetim işleriyle ilgileniyorlardı. Böyle bir toplumsal yapı var Kıbrıs’ta. 1908’de Kıbrıs Komünist Partisi kuruluyor ve hızla gelişiyor. Bu gelişimden korkan İngiltere Kıbrıs’ı bölmeye, böylelikle zayıflatmaya çalışıyor. 1940 yılına kadar bu böyle devam ediyor. Kıbrıs iki millet temelinde parçalanıyor. Bu nedenle Kıbrıs’daki milliyetçilik diğer milliyetçilik türlerinden farklıdır. Kıbrıs’daki milliyetçiliği “dışa bağımlı milliyetçilik” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanım Niyazi Kızılyürek’e ait. Kıbrıs sorunuyla ilgili kitabı İletişim yayınlarından çıktı.

- Türkiye sürece nasıl dahil oluyor?

- Türkiye Demokrat Parti döneminde ABD’nin isteğiyle sürece dahil oluyor. Kıbrıs’ta hak iddia etmeye başlıyor. Kıbrıs halkına dışarıdan NATO çerçevesinde bir anayasa dayatılıyor. 1963’de dışarıdan müdahaleler sonucu çatışmalar başlıyor. Türkiye’de Özel Harp Dairesi tarafından Denktaş’ın başını çektiği faşist örgütlenme oluşturuluyor.

1974’de Yunan cuntası Kıbrıs’da darbe yapıyor. Türkiye’de beş gün gibi kısa bir sürede hazırlıklarını yapıp Kıbrıs’a giriyor. Böylece adayı bölüp çıkarlarına uygun biçimlendiriyorlar.

- Kimler bu çıkar çevreleri?

- Rum milliyetçileri ve Türk milliyetçilerinin çıkarı var Kıbrıs’ta.

- Türkiye’nin ekonomik olarak Kıbrıs üzerindeki etkisi nedir?

- 1986’da Özal’ın paketiyle Kıbrıs ekonomisi çökertildi. ‘82’lerde Türkiye’den Kıbrıs’a yoğun bir nüfus akımı başlatıldı. Böylece Kıbrıs’ın kültürel yapısı değiştiriliyor. Mesela Karadeniz’de bir köy olduğu gibi Kıbrıs’a taşındı. Yeni gelenler köy isimlerini filan değiştirdiler. Gelenlerden devletin görüşlerine karşı çıkanlar tekrar Türkiye’ye gönderiliyorlar. Gönderilme korkusuyla baskı altında tutuluyorlar. Türkiye’den gelenler ucuz işgücü olarak kulllanılıyorlar, bu da bizi rahatsız ediyor. Bunlara karşın Türkiye solunun sesi duyulmuyor.

- AB bu sorunu çözecek mi?

- Kıbrıs’ta muhalefet bastırıldı. AB bir araç, askeri rejime karşı başka bir yol da yok. Demokratik bir çözüm yok, kanallar, seçim gibi, tıkalı. Askerler tarafından kontrol edilen bir alanda silahlı mücadele yürütmek zor. Koşulların zorlaması, yoksa AB’nin gül bahçesi olmadığını biliyoruz. Sol ortak bir mücadele platformu oluşturabilseydi çok farklı bir tablo ortaya çıkardı. Türk-Yunan-Kıbrıs solu bir araya gelebilseydi çözüm olanaklı olurdu.

- Kıbrıs’da savaş karşıtı muhalefetin durumu nedir. Neler yapılıyor?

- Güney Kıbrıs’da oluşturulan bir Savaş Karşıtı Platform var, 15 Şubat’ta İngiliz üslerine yürünecek. Biz de bu oluşuma katılmayı düşünüyoruz. Kuzey’de bildiri dağıtımı yapıldı.

- Türkiye’deki savaş karşıtı muhalefeti nasıl buluyorsunuz?

Irak’taki savaşa hayır, ama Kıbrıs işgaline karşı çıkmıyor. Irak’ın toprak bütünlüğünden bahsediliyor, ama Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünden bahsedilmiyor.

- Tüm sol bu biçimde değerlendirilemez herhalde...

- Kıbrıs’tan sesini duyabildiğimiz sol için söylüyorum bunları. Kıbrıs Türkiye’nin arka bahçesi olarak görülüyor. Kumarhane, uyuşturucu kaçakçılığı yapılıyor. Tüm bunlar sessizce geçiştiriliyor. Türkiye’den karşı çıkış sesleri gelmiyor.

SY Kızıl Bayrak/Ankara