09 Mart '02
Sayı: 09 (49)


  Kızıl Bayrak'tan
  8 Mart'ın tarihsel anlamı ve güncel çağrısı
  Amerika Ortadoğu'dan defol!
  Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
  İşsizliğe çözüm sermayeden beklenemez
  Kürt halkını manevi yönden tümüyle bitirmek istiyorlar
  ABD tekellerine taşeronluk, sömürüde serbestlik!
  Sendikal ihaneti boşa çıkaralım!
  Eğitim-Sen Genel Kurulu ...
  "Emeğin korunması" uğruna mücadelenin anlamı ve önemi
  Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü coşkuyla kutladık
  Lenin'le kadın sorunu üzerine
  "Kadının asıl amacı sosyalizmi kurmak olmalıdır"
  Pişmanlık yasası!..
  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün düşündürdükleri...
  Afganistan'da başsız dolaşan gövdeler!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün düşündürdükleri...

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!

8 Mart, bir mücadele günüdür... Mayasında uzun soluklu bir direniş var...

Kuşkusuz kadın sorunu, kadın özgürlük ve kurtuluş mücadelesi, salt bir güne hapsedilemez, tek bir günle sınırlandırılamaz. 8 Mart, sürekli bir mücadeleyi ve özgürlüğe akışı anlatmaktadır. Her günü 8 Martlaştırmak önemli ve hedeflenmesi gereken budur!..

8 Martı ehlileştirme, düzen sınırları içine çekme ve içini boşaltma çabaları her zaman olageldi; günümüzde bu, daha yoğun ve derin bir biçimde sürdürülüyor... Ama 8 Mart’ın devrimci direnişçi, düzen sınırları içine sığmayan özünü koruma, geliştirme ve yarına taşıma çabaları da sürekli bir akış biçiminde devam ediyor...

Kadın özgürlük istemi, özünde devrimcidir, sürekli bir mücadeleyi, uzun soluklu bir kavgayı zorunlu kılmaktadır...

Bu noktada Kürt kadını, Kürdistan özgür kadın hareketi nerede duruyor sorusunu sorgulamamız, mevcut durumdan sonuçlar çıkararak yeni açılımlar yapmamız kaçınılmaz olmaktadır...

Kadın sorunu, bir devrim ve iktidar sorunudur!

Ama kendi başına bir devrim, başka devrimlere indirgenecek bir devrim sorunu da değildir. Kadın sorunu, özünde, bütün egemenlik sistemlerinden radikal bir kopuşu içeren ve toplumsal ilişkileri yeniden kurmada yeni bir tarzda ele alınması gereken bir sorundur. Bu nedenle yeni toplum projesi içinde merkezi bir rol oynamaktadır. Bu konuda geliştirilen teorik ve pratik mücadelede epey bir mesafe kaydedilmesine rağmen hala alınması gereken uzunca bir yolun olduğu da kesindir...

Kürdistan devriminin başına getirilenler, Kürdistan kadınlarının başına da getirildi, hatta daha tahripkar boyutlarda... Kürt kadınları özgürlük talepleriyle mücadeleye aktılar. Mücadeleye akışları geleneksel ölçüleri, değer yargılarını da yıktı, geleneksel bağımlıkları yerle bir etti. Bu, özgürleşmede önemli bir adımdı. Ama ne yazık, özgürleşme istemleri ve hareketi bu ilk adımda çakılıp kalmış, hatta kimi noktalarda daha da geriletilmiş, akıl almaz bir çarpıtma ve manipülasyonla yeni türden bağımlılık, kulluk ilişkileri içine çekilmiştir.

Öcalan, en çok kadını vurdu. En çok kadından söz etti, ama en çok vurduğu da kadın oldu. Bu vuruş çok yönlüdür. Kişiliğini parçaladı, mücadeleye adım atmasıyla kazandığı cesareti de kırdı ve kendi sisteminin çok önemli bir unsuru haline getirdi. İşin ilginç yanı bütün bunları özgürlük, kurtuluş adına yapmasıdır. Bu konuda geliştirdiği "teoriler", kurduğu "örgütler" incelendiğinde görülecektir ki, çok önemli bir devrim gücü, süreç içinde etkisizleştirilmiş ve kendi sisteminin çok önemli bir denge unsuru haline getirilmiştir. Bugün bile tasfiye süreci kadın gücü ve enerjisiyle götürülmeye çalışılmaktadır. (Bu konunun ayrıntıları, Bir Yanılsamanın Sonu adlı kitapta var. Biz burada sadece bir iki hatırlatma yapmakla yetiniyoruz.) Bunoktada devrimci yurtsever kadınların kendi durumlarına dönüp bir bakmalarında yarar var. Sormaları gereken soru şu: İdealleri, hayalleri neydi; bugün bunlardan geriye bir şey bırakılmış mıdır, bugün getirildikleri gelişme düzeyi nedir? Nereye gidiyorlar, hangi çizginin ve stratejinin uygulayıcısıdırlar?

Kadını bilinç, örgüt ve güç sahibi yapma iddiasıyla kadın sorununa el atan Öcalan, "yarattığı" kadın, gerçekten bilinç ve güç sahibi mi? "Partisi" de olduğu söyleniyor. Peki kadınların bu "örgüt" üzerinde en sıradan bir söz hakları ve etkileri var mı? Ya ne kadar kendi ve sorunlarının bilincindedirler? Ne kadar güçlüdürler? Kendisinde bırakalım devrimci anlamda siyaset gücü, yaşam gücü bırakılmış mıdır? Zaman zaman ortaya çıkan "sözcü" kadınlar, klişeleşmiş bir yığın laftan başka elle tutulur bir iki söz edebilmekte midirler? Bu 8 Mart vesilesiyle yine bol bol laf edecekler, ama kendi sorunları ve kurtuluş perspektifleri hakkında dişe dokunur bir laf kırıntısını bile etmeyecekler, edemeyeceklerdir... Onlar papağan gibi bazı içerikten yoksun laflara şartlandırılmışlardır çünk&uul;!

Kürt kadınının önünde çok yönlü bir özgürleşme sorunu var.

Kürdistan sorunu da bir özgürlük ve bağımsızlık sorunudur; aynı zamanda emekçi yaklaşımıyla ele alınması gereken bir özgürleşme sorunu...

Kürt sorunu ile kadın sorunu, emekçilerin toplumsal kurtuluş sorunu ile kadın kurtuluş sorunu arasında sayısız bağ vardır.

Kürdistan’da bu üç temel sorunun çözüm yolu üzerinde birincil engel olarak duran İmralı çizgisi ve partisidir. Bütün değerleri ve devrimci olanakları, mevzileri ve enerjiyi yok etmek için sabırsızlıkla davranan İmralı çizgisine tavır almadan özgürlük iddiasında samimi olmak mümkün değildir. Yapılması gerekenler açıktır. Bunları henüz bütün canlılığı ile geçerliliğini koruyan geçen yıl yayınladığımız 8 Mart bildirimizdeki sözlerimizle özetlemek istiyoruz.

"Kadın sorununun en çok tartışıldığı bir dönemde, özgürleşeme tutkusuyla mücadeleye katılan ve bu alanda sayısız bedel ödeyen Kürt kadını, gerçek anlamda özgürleşmek istiyorsa en genel anlamda düzeni, erkek egemen sistemi, sömürgeci ve emperyalist sistemi hedeflemek zorundadır. Yani devrimci bir ideolojik ve politik duruşa sahip olmak durumundadır. İmralı her açıdan devrimin reddi ve mahkumiyetidir; düzen ve devletle bütünleştirme çizgisi ve pratiğidir. Dolayısıyla İmralı çizgisine karşı durmak devrimci kalmanın, devrimci olmanın, kadın özgürlüğünden yana olmanın mihenk taşıdır. İmralı’yı sahiplenme anlayışı ile 8 Mart’ın militan devrimci özünü birleştirmek, bağdaştırmak mümkün değildir!

Açık ki, Kürdün kaderi ile kadının kaderi aynı noktada, ulusal ve toplumsal kurtuluş sorununda düğümlenmiştir. 8 Mart ile 21 Mart arasındaki kopmaz bağlar, bu kader ortaklığının somut ifadesinden başkası değildir. (...)

Kısacası Kürtler bu düzene sığmaz!

Kadın, bu düzene sığmaz!

Kürtler ve kadın, İmralı tasfiyeciliğine sığmaz!

Topyekün teslimiyet ve tasfiyecilikten başka bir şey olmayan ‘Barış ve Demokratik Cumhuriyet’ çizgisinde kadına ve Kürtlere, emekçilere ait hiçbir şey yoktur!

O nedenle kendisine ait olmayan, tersine kendisine ait ne varsa silip süpüren İmralı çizgisine karşı ulusal kurtuluş ve kadın devrimlerinin bayrağının yeniden yükseltileceğinden kuşku duyulmamalıdır. Devrim içinde ve devrimci ideoloji ile çok şey kazanan Kürt kadını ve Kürt halkı, özgürlük ve kurtuluş davasına sahip çıkarak 8 Mart’tan 21 Mart’a uzanan ateşten köprüyü yıkılmaz kılacaktır.

Bunun yolu ise İmralı tasfiyeciliğini tasfiye etmekten, İmralı Partisi’ni teşhir ve tecrit etmekten geçer!"

Binlerce kadın şehidimize bağlılığın anlamı da budur!

Bu duygu ve düşüncelerle, somut devrimci çağrılarımızla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz!

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
Kahrolsun teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik!

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları



Gazi direnişi 6. yılında...

Emekçilerin militan direnişi yol gösteriyor!..

Tarih 12 Mart 1995... 30 ölü, yüzlerce yaralı, yüzlerce gözaltı...

Devlet sefalet ve yoksulluktan bunalan emekçi kitlelerin patlama noktasındaki büyüyen tepkilerini provokasyonla engelleyebileceğini planlamıştı. Bunun için Gazi Mahallesi hedef olarak seçilmişti. Alevi ve Kürt emekçiler ile devrimcilerin yoğun olduğu bu bölgede kahvehane baskınının yolaçacağı infialin bir Alevi-Sünni çatışmasını alevlendireceğini umuyorlardı. Amaç emekçiyi emekçiye kırdırarak mücadeleyi zaafa uğratmak, böylece duruma hakim olmaktı.

Ama beklenen olmadı, hesaplar tutmadı. Provokasyon amacıyla açılan ateş geri tepti. Yoksulların düzene karşı beslediği kin ve nefreti isyana dönüştürdü. Barikatlar kuruldu. Düşmanın yaratmaya çalıştığı tüm yapay ayrımlara inat Alevi-Sünni, Kürt-Türk emekçiler, üzerlerine açılan ateşe karşı gövdelerini birlikte siper ettiler.

Binlerce kişiyle başlayan protesto gösterileri, diğer emekçi semtlerde de karşılık bularak onbinlerin sokağa dökülmesine neden olmuştu. Ankara ve İzmir gibi diğer kentlerde de katliama sessiz kalınmadı. Emekçi semtler sokağa aktı. ‘Katil devlet!’, ‘Katil polis!’, ‘Faşizme karşı omuz omuza!’ sloganları, sivil ve resmi faşistler tarafından gerçekleştirilen provokasyonun gerçek adresini gösteriyordu.

Gazi direnişi, devletin karşıya alındığı, korkunun egemenliğinin silinip süpürüldüğü 12 Eylül sonrasının militan bir halk direnişiydi. Direniş özünde, kesintisiz olarak sürdürülen baskı, terör ve katliamlara, ağır sömürüye ve sefalete karşı, kent emekçilerinin militan bir tepkisiydi. Kontrgerilla devletinin katliam, işkence, gözaltında kaybetmelerle tırmandırdığı "Bin operasyon"larına karşı emekçi halkın patlayan öfkesiydi.

Bugün yaşamımızı çekilmez hale getiren sermayenin saldırılarının geri püskürtülmesinin yolu, Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi emekçilerinin gösterdiği yoldur.

Kahrolsun faşist sermaye iktidarı !
Yaşasın Gazi Direnişi!